Tarihi Olmayan Gün
Gözlerimi açtığımda odam karanlıktı.
İlk fark ettiğim şey buydu.
İkinci fark ettiğim şey ise kapının çalıyor olmasıydı.
Bir süre hareket etmeden tavana baktım.
Kalbim göğsümün içinde düzensiz atıyordu.
Telefonumu aradım.
Komodinin üzerinde değildi.
Yere baktım.
Yoktu.
Odanın kapısını açıp koridora çıktım.
Saatin ışığı yanıyordu.
03.16.
Bir dakika sonra tekrar çalacaktı.
Bunu biliyordum.
Nasıl bildiğimi bilmiyordum.
Salona geçtim.
Masanın üzerinde kahverengi defter duruyordu.
Açık değildi.
Ama kapağının üzerinde bu kez bir yazı vardı.
Daha önce orada olmadığına emindim.
Şöyle yazıyordu:
“Bu kez kapıyı aç.”
Kapı yeniden çaldı.
Bir kez.
Ben kapıya doğru yürüdüm.
İkinci zil.
Elimi kapı koluna koydum.
Üçüncü zil.
Ve kapıyı açtım.
Karşımda kimse yoktu.
Koridor boştu.
Fakat merdivenlerin başında bir adam duruyordu.
Aynı siyah palto.
Aynı kahverengi defter.
Bu kez yüzünü görebiliyordum.
Ve onu gördüğüm anda dizlerimin bağı çözüldü.
Çünkü adamın yüzü bana yabancı değildi.
Adam bendim.
Ama daha yaşlı hâlim.
Yaklaşık on beş yıl daha yaşlı.
Saçlarının arasında beyazlar vardı. Sağ kaşının üzerinde ince bir yara izi bulunuyordu.
Ve gözlerinde, insanın kendisinde görmek istemeyeceği türden bir yorgunluk vardı.
Bana baktı.
Sonra defteri kaldırdı.
“Bunu sakın bitirme,” dedi.
“Ne?”
“Kitabı.”
“Sen kimsin?”
Adam cevap vermedi.
Merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Arkasından bağırdım:
“Beni nereden tanıyorsun?”
Durdu.
Başını çevirmeden konuştu.
“Çünkü seni ben yazdım.”
Sonra aşağı indi.
Ben kapının önünde kaldım.
Defter elimdeydi.
İlk kez o zaman kapağını tamamen açtım.
İlk sayfada bir başlık vardı.
SON SAYFADAKİ ADAM
Altında ise ismim yazıyordu.
Mert Aras.
Ve kitabın ilk cümlesi şuydu:
«İnsan bazı geceler uyumaz.»
Kendi cümlemdi.
Ama ben onu hiç yazmamıştım.
