Günler geçtikçe, üçlü arasındaki dinamikler yavaş yavaş değişmeye başladı. Azra, başlarda samimi ve arkadaş canlısı davransa da, zamanla Celeste'e karşı daha farklı bir ilgi göstermeye başladı. Sürekli onunla konuşmaya çalışıyor, ders notlarını bahane ederek yanında daha fazla zaman geçiriyordu. Rin, bu durumu uzaktan izlerken içinde bir huzursuzluk hissediyordu.
Azra, grup çalışmalarında sık sık Rin'i görmezden geliyor, fikirlerini önemsemiyor ve doğrudan Celeste'e sorular soruyordu. Hatta bir keresinde, Rin bir öneri sunduğunda, Azra alaycı bir gülümsemeyle "Bunu gerçekten mi düşünüyorsun? Celeste'in çok daha iyi fikirleri var," demişti. Celeste, o an kaşlarını çatarak Rin'e destek olmuştu ama bu durum Rin'in içindeki kıskançlık tohumlarının filizlenmesine engel olamamıştı.
ÜüĞÖğle yemeklerinde de benzer sahneler yaşanıyordu. Azra, sürekli Celeste'in yanına oturuyor, onu kendi arkadaş grubuyla tanıştırmaya çalışıyordu. Rin, biraz geride tek başına otururken, Celeste'in arada bir kendisine endişeyle baktığını fark ediyordu. Ama Celeste, Azra'yı kırmamak adına mesafeli durmakta zorlanıyordu.
Bir gün, okul çıkışında Azra, Celeste'i bir kafeye kahve içmeye davet etti. Celeste, Rin'e bakarak tereddüt ettiğinde, Azra araya girdi. "Senin de işin vardır şimdi Rin, biz Celeste ile biraz sohbet edelim." Rin, bu ima karşısında kalbi burkulsa da belli etmemeye çalışarak "Evet, benim de gitmem gerek," diyebildi.
Celeste, kafede Azra ile otururken huzursuzdu. Azra sürekli Rin hakkında olumsuz şeyler söylüyor, onunla neden bu kadar yakın olduğunu anlamadığını ima ediyordu. "Rin biraz içine kapanık değil mi? Senin gibi enerjik birine pek uygun bir arkadaş değil sanki," demişti bir keresinde. Celeste, bu sözlere karşı çıksa da, Azra'nın ısrarcı tavrı onu yormuştu.
Eve döndüğünde Rin, yatağına uzanmış, o gün yaşananları düşünüyordu. Azra'nın Celeste'e olan ilgisi ve onu kendisinden uzaklaştırma çabaları onu derinden üzüyordu. Acaba Celeste, Azra'nın bu tavırlarından etkileniyor muydu? Ya kendisini artık eskisi kadar yakın görmüyorsa? Bu düşünceler zihnini kemiriyordu.
Ertesi sabah, Rin okula gitmek için hazırlanırken içinde tarifsiz bir sıkıntı vardı. Okul koridorunda Celeste'i gördüğünde kalbi hızlandı. Celeste, onu fark edince yanına geldi ve elini tuttu. "Günaydın," dedi sıcak bir gülümsemeyle.
Rin'in yüzü asıktı. "Günaydın," diye mırıldandı.
Celeste, Rin'in halini anlamıştı. "Bir sorun mu var?" diye sordu endişeyle.
Rin, derin bir nefes aldı. "Azra... Onun sana olan davranışları beni rahatsız ediyor. Sürekli aramıza girmeye çalışıyor gibi hissediyorum."
Celeste'in yüzündeki gülümseme silindi. "Biliyorum," dedi üzgün bir ifadeyle. "Ben de farkındayım. Ama merak etme Rin. Onun ne yapmaya çalıştığının farkındayım ve buna izin vermeyeceğim."
Rin, Celeste'in bu sözleriyle biraz olsun rahatlamıştı. "Gerçekten mi?" diye sordu umutla.
Celeste, Rin'in elini daha sıkı tuttu. "Sen benim en yakın arkadaşımsın Rin. Kimsenin aramıza girmesine izin vermeyeceğim. Azra'nın ne düşündüğü ya da ne yapmaya çalıştığı önemli değil. Benim için önemli olan sensin. Biz birlikteyiz, unutma."
Celeste'in bu net ve kararlı sözleri, Rin'in içindeki kıskançlık ve endişe bulutlarını dağıtmıştı. Onun samimiyetine ve dostluğuna olan inancı tazelenmişti. O an, okul koridorundaki diğer öğrencilerin meraklı bakışlarına aldırmadan, Celeste'e sıkıca sarıldı. "Teşekkür ederim," diye fısıldadı. "Seninle her şey çok daha güzel."
Celeste de ona sarılarak karşılık verdi. "Her zaman," dedi. "Biz her zaman birlikte olacağız."
O günden sonra, Celeste, Azra'ya karşı daha mesafeli davranmaya başladı. Rin'i kırmamak adına onunla olan iletişimini en aza indiriyordu. Azra'nın sinsi çabalarına rağmen, Rin ve Celeste arasındaki bağ daha da güçlenmişti. Çünkü onların dostluğu, sadece sözlerle değil, birbirlerine duydukları derin güven ve sevgiyle örülmüştü. Ve hiçbir gölge, bu güçlü ışığı söndürmeye yetmeyecekti.