Rin'in bu sözleri, Celeste'in yüzünde sıcak bir gülümsemeye dönüştü. Luna'nın şaşkın bakışları arasında kol kola girip uzaklaştılar. O an, okul koridorlarındaki fısıltılar sanki bir anda kesilmiş gibiydi. Rin, Celeste'in yanında yürümenin verdiği güvenle, etraflarındaki meraklı gözleri umursamıyordu bile.
Sınıfa girdiklerinde, bazı bakışların hala üzerlerinde olduğunu hissettiler. Ancak bu sefer, önceki günkü yargılayıcı ve alaycı ifadeler yerini daha çok meraklı ve sorgulayan bakışlara bırakmıştı. Sanki insanlar, aralarındaki bu yeni yakınlaşmanın ardındaki gerçeği anlamaya çalışıyorlardı.
Ders başladıktan bir süre sonra, öğretmenleri onlara bir grup çalışması ödevi verdi. "Üçer kişilik gruplar halinde çalışacaksınız ve haftaya sunum yapacaksınız," diye duyurdu. Sınıftaki öğrenciler birbirleriyle fısıldaşmaya başlarken, Rin ve Celeste birbirlerine baktılar. Aynı anda akıllarından geçen tek bir isim vardı: Azra.
Teneffüste, Azra'yı bulmak için harekete geçtiler. Onları bir köşede tek başına otururken buldular. Yanına yaklaşıp durumu anlattılar. Azra, ilk başta biraz şaşırmış görünse de, tekliflerini memnuniyetle kabul etti. "Harika olur! Zaten kiminle çalışacağımı düşünüyordum," dedi içten bir gülümsemeyle.
Böylece, Rin, Celeste ve Azra yeni bir ekip olmuşlardı. Öğleden sonra okul çıkışında, ödev hakkında konuşmak için küçük bir kafede buluştular. Farklı karakterlere sahip olsalar da, aralarında beklenmedik bir uyum oluşmuştu. Rin'in sakin ve yapıcı yaklaşımı, Celeste'in yaratıcı fikirleri ve Azra'nın pratik zekası birleşince ortaya oldukça verimli bir çalışma ortamı çıktı.
O gün, sadece bir ödevin başlangıcını yapmamışlardı. Aynı zamanda, okul koridorlarındaki dedikodulara inat, yeni bir dostluğun temellerini de atmışlardı. Rin, Celeste'in yanında ne kadar güvende hissettiğini bir kez daha anlarken, Celeste de Rin'in varlığının hayatına getirdiği huzur ve desteğin değerini biliyordu.