Çantamdaki hançeri çıkararak kısa koridorun sonundaki ana odaya doğru gittiğimde yerdə Chloe'nin çantası ve kanlı ceketi vardı. Korkudan kalp atışlarımı kulaklarımda hissede biliyordum. Chloe'nin kapısında da kan izleri vardı. Hançeri elimde sıkıca tutarak kapısına doğru gittim. Kapıyı aralayıp içeri bakacaktım ama kapının aniden açılmasıyla ciyaklayarak geri atıldım. Kahkaha attı.
"Niye korkuyorsun? Benim işte." dedi neşeli bir sesle. Sarı saçlarının bir kısmı ıslaktı. Gözleri hançerime takılınca, "Vampir saldırısına uğradığımı falan mı sandın?" diye sordu.
"Ne oldu böyle?" şaşkın sesle sordum.
"Sonunda bir vampirden kan ala bildim" dedi bana doğru adımlayarak.
"Ne karşılığında?"
"Yiyecek" dedi ama göz temasından kaçınıyordu. Yalan söylüyordu. "Ortalık niye kan içinde?"
"Ah, küçük bir saldırıya uğradım, boş ver." dedi elini savurarak, laboratuvar odasına geçti. Hançeri tuttuğum elimi aşağı indirdim.
"Ortalığın haline baksana!" diye bağırdım peşinden.
"Sorun değil, temizlersin"
"Chloe!" diyince bir kaç saniye sonra elinde küçük bir şişe kanla yanıma geldi. 20 yaşında olmasına rağmen küçük bir çocuk gibi hevesliydi.
"Hiç bu kadar koyu renkli bir kan gördün mü? Çok güzel, şuna baksana!"
Kusmamak kendimi zor tutuyordum. "Evdeki kanı temizlemeden başka bir şey yapmayacaksın" dedim elinden şişeyi alarak.
"Annem gibi davranıyorsun" derken kaşlarını çatmıştı. Altı üstü 3 yaş büyüktüm ondan, ablası gibi davranmaya hakkım vardı.
Chloe ortalığı temizlerken biraz yemek hazırlayıp kendi laboratuvar odama geçtim. Artık portalı tamir etmeye devam eder bilirdim. 500 yıl kadar önce portalın bozulması sonucu vampirler bizim dünyamızda mahsur kalmıştılar. Neden geldikleri de belli değildi ama o zamanlar Vira Vormir diye bir vampir büyük bir katliam çıkarmıştı. Ve 500 yıldır kimse portalı tamir edememişti. Vampirler de her ne kadar insanları yem olarak görseler de, biz onları her ne kadar düşman olarak görsek de onların da yaşamaya hakkı vardı. Sırf bu fikrim yüzünden projem defalarca kurumlar tarafından reddedilmişti. Tek başına bunu yapmak zordu.
Çantandam telefonumu çıkarırken kolyeye gözüm takıldı, fazla tanıdık geliyordu. Ucunda yırtıcı bir hayvan dışı figürü vardı. Sanki... vampir kolyesi gibi. Aceleyle kitaplarda birini açıp benzer kolye resimleri gördüm.
"Ezra'nın vampir kolyesiyle ne işi vardı ki?"
Bir kaç saniye kolyeyle bakıştıktan sonra kolyeyi büyüteçin altına koydum. Üzerinde kayda değer bir şey yoktu. Ama içinde ola bilirdi. Diş figürünü kolyenin ipinden ayırıp küçük bir çekiç aldım.
"Artık kanı ala bilir miyim, anneciğim?" diye dalga geçti Chloe. Odaya aniden girmesi dikkatimi dağıtmıştı ve çekiçi istemsizce dişin üzerine indirmiştim, sonucunda da figür ikiye bölünmüștü.
"Al git" dedim sert bir sesle.
"Çok öfkelisin bugün." dedi çıkarken.
Kolyenin içinden hiçbir şey çıkmaması beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Belki de gerçek bir vampirin kolyesi değildi, sadece benzer bir aksesuardı. Ezra'nın da böyle bir kolye taşıması normal oluyor. Kolyeyi çöp kovasına fırlatıp işime koyuldum.







