İçeriğe geç

Son nota🪼

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Son nota🪼

Bölüm 4

Saçlar

Gecenin o karanlık ve fırtınalı havası, yerini sabahın loş ve gri aydınlığına bırakmıştı. Bulutların arasından sızan zayıf gün ışığı, Minho’nun küçük salonunun pencerelerinden içeri süzülüyor, koltukta iki büklüm olmuş Han Jisung’un üzerine vuruyordu. Jisung, üzerine örtülen o kalın battaniyeye iyice sarınmış, gecenin tüm yorgunluğunu ve acısını geride bırakmak ister gibi derin bir uykunun kollarındaydı.

Minho, odasının kapısını sessizce aralayıp salona adım attı. Üzerinde çoktan jilet gibi ütülenmiş okul üniforması vardı; gömleğinin düğmeleri iliklenmiş, kravatı nizami bir şekilde bağlanmıştı. Dışarıdan bakıldığında yine o sarsılmaz Lee Know’du.

Adımları refleks olarak koltuğun yanına yöneldi. Jisung’un hemen baş ucunda durdu ve sessizce aşağıya, uyuyan çocuğa baktı. Gündüzleri okulda her şeye gülen, etrafa enerji saçan o haylaz çocuk, şu an savunmasız bir kedi gibi ufacık kalmıştı. Göz altlarındaki o hafif morluklar ve yüzündeki o yorgun ifade, Minho’nun içini garip bir sızıyla kapladı.

Minho, ne yaptığını tam olarak bilmeden yavaşça diz çöktü. Eli, tamamen kendi iradesinin dışında, Jisung’un alnına düşen darmadağın, hafif nemli saç tutamlarına gitti. Parmak uçlarıyla o yumuşak saçları çok nazikçe, sanki dokunsa kırılacak bir cam parçasıymış gibi geriye doğru taradı. Dokunuşu o kadar hafifti ki, Jisung uykusunda sadece hafifçe kıpırdandı ama uyanmadı. Minho, onun saç telleri parmaklarının arasından kayıp giderken, göğsünün üzerindeki o görünmez ağırlığın bir anlığına hafiflediğini hissetti.

Sonra, bir anda donakaldı.

Parmakları Jisung’un saçlarının arasında asılı kaldı. Gözleri irileşti, kalbinin hızla çarptığını hissetti. Kendine, o her zaman gurur duyduğu soğukkanlılığına tamamen aykırı bir şey yapıyordu. "Ne yapıyorum ben?" diye geçirdi içinden, dehşetle. Aralarındaki o çelik duvarları korumak zorundaydı; o köprüde açılan gediğin büyümesine izin veremezdi.

Hızla elini geri çekti ve sanki canı yanmış gibi ayağa kalktı. Yüz ifadesi anında o eski, ciddi ve mesafeli haline büründü. Kendine olan öfkesini gizlemek istercesine derin bir nefes aldı ve Jisung'u uyandırmamak için parmak uçlarında mutfağa doğru yürüdü.

Tezgaha geçtiğinde, içindeki o garip suçluluk duygusunu bastırmak için hızla işe koyuldu. Buzdolabını açtı, birkaç parça bir şey çıkardı. Fazla ses çıkarmamaya dikkat ederek ekmekleri kızarttı, ocağa kahve koydu. O asabi ve sert uyarısından sonra, Jisung’un okula tamamen aç ve perişan bir halde gitmesine gönlü elvermiyordu. Masanın üzerine iki tabak yerleştirdi, kızarmış ekmekleri, peyniri ve sıcak kahveleri koydu.

Mutfaktan yükselen o taze kahve ve kızarmış ekmek kokusu yavaş yavaş salona yayılırken, Minho tezgahın kenarına yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu ve Jisung’un uyanmasını beklemeye başladı. O sert ve ulaşılamaz disiplin kurulu üyesi maskesini yüzüne iyice sabitlemişti; az önce yaşanan o naif andan geriye tek bir iz bile bırakmamaya kararlıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.