Minho’nun o ani itirafından sonra odada saniyelerce sadece yağmurun sesi yankılandı. Jisung duyduklarının ağırlığıyla donakalmışken, Minho bir anlığına sınırlarını fazlasıyla aştığını fark edip hızla toparlandı. Bakışlarını kaçırarak çizgili defteri Jisung’un kucağından geri aldı ve sakin ama mesafeli bir hareketle masanın çekmecesine koydu.
O savunmasız an bitmiş, Minho yeniden o bildiğimiz ciddi ve duvarları olan Lee Know’a dönmüştü. Ancak bu kez öfkeli değil, fazlasıyla net ve kararlıydı.
"Bu defteri hiç görmedin, az önce söylediklerimi de duymadın," dedi Minho. Sesi pürüzsüz, düz ve emir kipi taşımayan bir ciddiyetteydi.
Jisung koltukta biraz dikleşti. "Minho, ama az önce—"
"Az önce sadece durumun ciddiyetini anlaman için konuştum, Jisung," diyerek sözünü kesti Minho. Dönüp tamamen ona baktığında, gözlerinde o sarsılmaz disiplin kurulunun ağırlığı vardı. "Sana kapımı açtım, seni dinledim çünkü o köprüde kalmana gönlüm elvermedi. Ama yarın o okula döndüğümüzde hiçbir şey değişmeyecek. Yine kurallara uymak zorundasın ve ben yine o kuralları uygulamakla görevliyim. Benimle aranda bir 'ortaklık' veya 'yakınlık' başladığını sanma."
Minho, mutfaktan temiz bir battaniye alıp Jisung’un oturduğu koltuğun kenarına bıraktı. Üstten bakan ama tamamen korumacı bir tavırla Jisung’a doğru eğildi.
"Hayatın darmadağın olabilir, canın yanıyor olabilir. Bunu yazdığın o hüzünlü sözlerden de anlıyorum zaten," dedi, sesi bu kez biraz daha tok ve sarsıcıydı. "Ama kaçmak bir çözüm değil. Kendine acımayı bırakacaksın. Yarın sabah o formayı düzgünce giyecek, okula gidecek ve o çok sevdiğin gitarı sadece zamanı geldiğinde çalacaksın. Eğer bir daha seni o köprüde, ya da hayatını tehlikeye atacak herhangi bir yerde görürsem... Bu sefer seni kurulun önüne bizzat ben çıkarırım ve okul hayatını bitiririm. Beni anladın mı?"
Jisung, Minho’nun bu sert ama aslında tamamen kendisini hayatta tutmaya çalışan tehdidini dinlerken yutkundu. Minho ona bağırmıyordu, ona zarar vermek istemiyordu; sadece o aşılmaz mesafesini koruyarak Jisung’un daha fazla kırılmasını engellemeye çalışıyordu.
"Şimdi bu çayı bitir ve zıbar uyu," dedi Minho, kapıya doğru yürürken. "Sabaha kadar tek bir ses duymak istemiyorum."
Odasının kapısını sessizce kapatıp çıktığında, salonda kalan Jisung, Minho'nun o soğuk ve mesafeli görünen kabuğunun arkasında aslında ne kadar büyük bir sorumluluk gizlediğini ilk kez net bir şekilde fark etmişti.