İçeriğe geç

Son nota🪼

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Son nota🪼

Bölüm 2

Sessizlik

Minho’nun o döküntü, eski model arabasının içi yoğun bir nane kokusu ve sileceklerin ritmik mekanik sesiyle doluydu. Köprüden ayrılalı neredeyse yirmi dakika olmuştu ama ikisinden de tek bir kelime çıkmamıştı. Jisung, sağ koltuğa büzülmüş, kaloriferden üfleyen sıcak havaya rağmen hala titriyordu. Islak saçlarından süzülen damlalar, Minho’nun zorla sırtına geçirdiği o fazla geniş, gri kapüşonlu hırkanın üzerine düşüyordu.

Gözleri dışarıda, hızla akan loş sokak lambalarındaydı ama zihni hala o nehrin siyah sularında asılı kalmıştı. Kurtulduğu için rahatlamış mıydı, yoksa yarıda kaldığı için öfkeli miydi, kendisi bile bilmiyordu.

Minho, direksiyonu sertçe kırıp arabayı okulun yakınlarındaki iki katlı, eski bir apartmanın önünde durdurdu. Kontağı kapattığında çöken sessizlik, köprüdeki rüzgardan daha sağırdı.

"İn hadi," dedi Minho. Sesi yine o okul koridorlarındaki mesafeli, düz tonuna dönmüştü ama direksiyonu sıkan parmak boğumlarının hala bembeyaz olması, içindeki fırtınanın dinmediğini ele veriyordu.

Jisung itiraz etmedi. Gitar çantasını arka koltuktan alıp Minho’nun peşinden binaya girdi. Minho, çatı katındaki küçük dairesinin kapısını açıp kenara çekildi. İçerisi, Minho’nun okul kıyafetleri gibi aşırı düzenli ama bir o kadar da ruhsuzdu. Duvarda birkaç soyut tablo ve köşede duran eski bir plak çalar dışında evi ev yapan pek bir şey yoktu.

"Banyoya git. Kurulan. Dolapta temiz kıyafetler var, onları giy," dedi Minho, anahtarlarını masaya fırlatırken. Jisung’un yüzüne bakmıyordu. "Ben de bitki çayı yapacağım."

Jisung banyoya geçip aynaya baktığında, karşısında darmadağın bir enkaz gördü. Gözlerinin altı morarmış, dudakları patlayacak kadar kurumuştu. Üstünü değiştirip Minho’nun getirdiği bol siyah tişört ve eşofmanı giydiğinde, üzerine çöken yorgunluk dalgasıyla adımları titredi.

Salona döndüğünde Minho’yu mutfak tezgahına yaslanmış, elindeki kupayı izlerken buldu. Jisung sessizce koltuğun ucuna ilişti, gitar çantasını yine dizlerinin arasına aldı; sanki o çanta aralarındaki dünyaya karşı tek kalkanıymış gibi.

Minho gelip kupayı Jisung’un önündeki sehpaya bıraktı ve tam karşısındaki tekli koltuğa oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayıp öne doğru eğildi. Bakışları o kadar yoğundu ki, Jisung gözlerini kaçırmak zorunda kaldı.

"Neden?" diye sordu Minho. Sesinde bu sefer öfke yoktu, sadece saf ve çiğ bir merak vardı. "Okulda herkesin arkasından koştuğu, her şakaya gülen, o umursamaz Han Jisung neden bir köprü tırabzanında hayatını bırakmak üzereydi?"

Jisung acı bir tebessümle kafasını salladı. "Herkesin gördüğü şeylerin gerçek olduğunu mu sanıyorsun Lee Know? İnsanlar sadece duymak istedikleri şarkıyı dinlerler. Kimse arkadaki o detone sesle ilgilenmez." Parmaklarıyla gitar çantasının fermuarıyla oynamaya başladı. "Ben... sadece yoruldum. İçimdeki o gürültüyü susturamadığım için o nehre atlamak istedim. Sen niye oradaydın peki? Beni takip mi ettin?"

Minho derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Gözlerini tavana dikti, sanki söyleyeceği kelimeleri orada arıyor gibiydi.

"Takip etmedim," dedi dürüstçe. "Sadece... ben de geceleri uyuyamıyorum. Şehirde amaçsızca sürerken köprüde o kahverengi gitar çantasını gördüm. Okulda her gün tırnaklarını kemirerek koridorun köşesinde çaldığın o çantayı nerede görsem tanırım."

Minho ayağa kalktı, odanın köşesindeki çalışma masasına yürüdü. Çekmeceyi açıp içinden çizgili, kenarları kıvrılmış küçük bir not defteri çıkardı. Jisung’un yanına gelip defteri onun kucağına bıraktı.

"Aç bakayım," dedi.

Jisung yavaşça defterin kapağını araladı. Sayfalarda, Minho’nun o jilet gibi nizamı el yazısıyla yazılmış şiirler vardı. Ama sözler... Sözler o kadar karanlık, o kadar melankolik ve yalnızlık doluydu ki, Jisung okudukça nefesinin kesildiğini hissetti. Bir sayfada şu satırlar yazıyordu:

'Buzdan duvarlar ördüm etrafıma,

Kimse içerideki yangını görmesin diye.

Yandım, kül oldum da,

Bir rüzgar olup esemedim kendi göğümde...'

Jisung başını kaldırıp şaşkınlıkla Minho’ya baktı. Okulun o kusursuz, ulaşılamaz disiplin kurulu üyesi, meğer kendi içine devasa bir hapishane inşa etmişti.

"Gördün mü?" dedi Minho, gözlerinin içi ilk defa titrerken. Koltuğun kenarına, Jisung’un tam yanına oturdu. Aralarındaki o mesafe ilk kez bu kadar kısalmıştı. "Sen o köprüden atlasaydın Jisung, bu şehirde benim yazdığım bu karanlığı dünyada anlayabilecek tek insanı da beraberinde götürmüş olacaktın."

Minho elini uzattı, Jisung’un titreyen ellerinin üzerindeki gitar çantasının sapını yavaşça kavradı.

"Ben seni kurtarmadım," diye fısıldadı Minho, gözlerini Jisung’un gözlerine sabitleyerek. "Ben sadece... bu dünyada tamamen yalnız kalmaktan korktum."

Dışarıda yağmur şiddetini artırırken, iki zıt kutup okulun o sahte ışıklarından uzakta, birbirlerinin en karanlık odalarında ilk kez gerçek bir bağın temelini atıyorlardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.