Şehrin neon ışıkları nehrin siyah sularına karışırken, gece yarısı soğuğu insanın kemiklerine işliyordu. Han Jisung, köprünün paslanmaz demir parmaklıklarına tutunmuş, aşağıda çılgınca akan o karanlığa bakıyordu. Sırtındaki gitar çantası ona her zamankinden daha ağır gelmiş, ders kitaplarının arasına karaladığı o tüm melankolik şiirler, "Gözlerimde birikti kurumuş hayallerim..." diye başlayan o satırlar anlamını yitirmişti. İçindeki o yalnızlık hissi artık taşınamayacak kadar büyüktü. Gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ve ayaklarını yerden kesmek için ilk hamlesini yaptı.
Tam o salisede, arkasından gelen güçlü bir el, montunun yakasını kavradığı gibi onu geriye doğru savurdu.
Jisung ne olduğunu anlamadan sertçe beton zemine düştü. Sırtı yere çarptığında acıyla inledi ve hızla gözlerini açtı. Başının ucunda, nefes nefese kalmış, darmadağın saçları alnına yapışmış Lee Minho duruyordu. Okulun o her zaman mesafeli, ulaşılamaz ve buz gibi soğuk görünen çocuğu, şu an titreyen elleriyle Jisung’un göğsüne çökmüş, resmen soluk almaya çalışıyordu.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun ulan?!" diye bağırdı Minho. Sesi köprünün altından geçen rüzgara karıştı, o her zamanki kontrollü tonundan eser kalmamıştı. Sesi çiğdi, öfke ve korku doluydu. "Ne yapıyordun sen orada?!"
Jisung, yerden kalkmaya bile yeltenmeden, gözlerinde biriken o yaşların yanaklarından süzülmesine izin verdi. Dudakları titreyerek fısıldadı: "Gelsen ne farkeder, gelmesen ne Lee Know... Niye geldin bıraksaydın ya? Bitmişti işte."
Minho, Jisung’un o darmadağın, kırılmış halini gördüğünde üstündeki o öfke duvarı bir anda çöktü. Yavaşça yere, Jisung’un hemen yanına çömeldi. Parmakları hala titriyordu. Bakışları Jisung’un yüzünde gezinirken sesi bu sefer fısıltıya dönüştü, içindeki o kimseye göstermediği kırgınlık ortaya çıktı:
"Öyle kolay değil o işler, Han. O yazdığın darmadağın sözleri okulda tek okuyan sen değilsin. O yüzden... gelsen de fark eder, gelmesen de. Bir daha sakın bunu deneme."
Köprüde zaman durmuş gibiydi. Yağmur ikisinin de üzerine yağarken, aralarında kelimesiz, çok derin ve sarsıcı bir bağ ilk kez o betonun üzerinde mühürlendi.