Jisung’un dudaklarından dökülen o son kelime, odadaki ağır havayı adeta buzdan bir heykele çevirdi. Minho, karşısında duran ve gözlerinin içine bakarak aşkını haykıran çocuğa bakarken, hayatında ilk kez kontrol mekanizmasının tamamen çöktüğünü hissetti. Göğsünün tam ortasında, o güne kadar kimsenin dokunamadığı o çelik zırhın arkasında, devasa bir çatlak açılmıştı.
Kalbi, Jisung’un itirafıyla öyle bir hızla çarpmaya başlamıştı ki, Minho bu duygunun yabancılığıyla sarsıldı. İçinde bir yerlerde, Jisung'un o darmadağın saçlarına yeniden dokunmak, "Ben de..." demek isteyen vahşi bir arzu uyandı. Ancak mantığı, yıllardır sığındığı o disiplinli, soğuk Lee Know kimliği anında devreye girdi. Korktu. Eğer bu hisse teslim olursa, ikisinin de tamamen darmadağın olacağını düşündü.
Minho, yüzündeki şaşkınlığı saniyeler içinde sildi ve yerini o en sarsılmaz, en acımasız maskesine bıraktı. Yavaşça ayağa kalktı. Bakışlarını Jisung’un gözlerinden çekip odanın boş bir köşesine dikti.
"Çok ileri gidiyorsun, Han," dedi. Sesi o kadar düz, o kadar mesafeliydi ki, az önce onunla aynı yatakta uyuyan adamın o olduğuna inanmak imkansızdı. "Dün gece yaşadığın o kabusun ve bana duyduğun minnet duygusunun kafanı karıştırmasına izin vermişsin. Sana evimi açtım çünkü sokağa atamazdım. Bu kadar. Aradaki çizgiyi karıştırma."
Jisung, yatağın üzerinde öylece kalakaldı. Minho’nun bu ani geri çekilişi, göğsüne sert bir darbe almış gibi canını yakmıştı. "Kafam karışmadı Minho," dedi sesi titreyerek. "Ben ne hissettiğimi gayet iyi biliyorum."
"Ama ben duymak istemiyorum," diyerek sözünü keti Minho. Sert adımlarla kapıya doğru yürüdü, elini kapı koluna koyduğunda sırtı hala Jisung’u gösteriyordu. Parmak boğumları kapı kolunu sıkmaktan bembeyaz olmuştu. "Bugün okula ayrı zamanlarda gideceğiz. Akşam da ben geç geleceğim, beni bekleme. Kuralları çiğnemeye devam edersen, bu evde kalma süren bugün biter."
Kapıyı arkasından kapatıp salona geçtiğinde, Minho sırtını kapıya yasladı ve derin, titrek bir nefes verdi. Elini sol göğsünün üzerine koydu. Kalbi sanki kaburgalarını kırıp dışarı çıkmak istiyordu.
"Lanet olsun," diye fısıldadı kendi kendine.
O da bir şeyler hissediyordu. Hem de çok uzun zamandır... Jisung okul koridorunda her tırnağını kemirdiğinde, o hüzünlü gitarını her eline aldığında Minho’nun gözü zaten ondaydı. Hele ki dün gece o titreyen bedeniyle kendisine sarıldığında, Minho hayatında ilk kez birini dünyadaki her şeyden korumak istediğini fark etmişti. Ama bunu belli edemezdi. Kendini geri çekmek, araya aşılmaz mesafeler koymak zorundaydı; çünkü o duvarlar yıkılırsa, altından çıkacak olan o yoğun duygu selinden kendisi de korkuyordu.