Asena, hayatla ölüm arasında ince bir çizgideydi.
O kadar çok kan kaybetmişti ki, bir an daha fazla dayanamayacak gibi olmuştu.
Ama hep güçlüydü.
Hep dirençli.
Ve işte, o son nefesin ardından—bir mucize gibi—Asena gözlerini açtı.
“Sen… yaşıyor musun?”
Ömer, titreyen elleriyle Asena’nın elini tuttu.
Yavaşça, titrek bir sesle, Asena mırıldandı:
— "Evet… Ben… buradayım, seninle…"
Ve o an, kalbi hızla atmaya başladı.
Yaşama dönmüştü.
Ama bu dönüş, yalnızca fiziksel bir iyileşme değildi; aynı zamanda içsel bir yolculuktu.
Bir annenin yüreği, kendi ölümüne değil, bebeği için yeniden atıyordu.
Asena, hastanede birkaç gün daha kaldı.
Ama hızla toparlandı.
Fakat bu kadar kolay olmayacaktı.
Ertesi gün, hastaneden taburcu olduktan sonra Asena, biraz soluklanmak için evine döndü.
Ama tam dinlenme şansı bulamadan, emniyetten bir telefon aldı.
— "Asena, seni emniyete bekliyoruz. Büyük bir operasyon başlıyor. Ve bu sefer seninle çalışmak istiyoruz."
Yorgun, ama kararlı bir şekilde, Asena hemen giyindi ve Ömer’i aradı.
— "Ömer, sen de gel. Bir şey var… büyük bir şey."
Emniyete vardığında, Asena’yı bekleyen bir sürü insan vardı.
Ve karşında, hiç beklemediği bir figür…
Komiser Emrah.
— "Asena, tam zamanında geldin. Bir operasyon için seni çağırdık. Ama önceden bilmen gereken bir şey var…"
Komiserin yüzü ciddiydi.
— "Bu sadece bir operasyon değil, bir intikam meselesi. Faruk… onun peşine düştük. Ama bu kez sadece senin yardımına güveniyoruz."
Asena’nın yüzü bir anda sertleşti.
Faruk…
İçindeki öfke yeniden kabardı.
Her şey yeniden canlandı, eski yaralar sızladı.
Ama şimdi savaşı kaybetme lüksü yoktu.
Bebeği, Ömer’i, kendisini korumak zorundaydı.
"Beni içine çekme," diye fısıldadı kendi kendine.
"Ama başaramazsam, her şey sona erecek…"
Komiser Emrah, Asena'ya operasyonun detaylarını anlatırken, Asena’nın kafasında çok farklı bir plan vardı.
Faruk, sadece bir düşman değildi.
Asena'nın hayatındaki bir hayaletti.
Ve bu hayalet, şimdi tam karşısındaydı.
"Ya onu ya da kendimi kaybedeceğim."
Fakat kararını verirken bir şey vardı, içindeki o minik can...
O bebek…
Her şeyin ilacıydı.