Emniyetteki operasyon hazırlıkları devam ederken, Asena ve Ömer bir kenarda kalabalığı izliyorlardı. Herkes heyecanlıydı, kalp atışları hızlanıyordu. Asena, doktorluk görevi dışında hiç bu kadar tecrübe etmemişti. Ama yine de güçlüydü. Korkusu, nefreti ve acısı bir kenara itmişti. O an yalnızca bir şey vardı kafasında: Faruk’u durdurmak.
Emrah, Asena’yı ve Ömer’i bir kenara çekti.
— "Asena, Ömer, bu operasyon çok kritik. Her şeyin yolunda gitmesi için dikkatli olmalısınız."
Ömer, Asena'nın ellerini sıkıca tutuyordu. Birlikte her şeye karşı duracaklardı.
— “Ömer, ben buradayım. Hadi yapalım.” Asena, cesurca gülümsedi. Ama içindeki fırtına çok güçlüydü.
Ömer, elini Asena’nın elinden çekmek istemedi. Ne kadar da korumak istese de, bunu bir kez daha düşünmeye fırsat bile bulamadı.
Bir anda, operasyon alanında bir huzursuzluk başladı.
Sesler, insanlar arasında hızla yayıldı.
Ve Asena bir an için başını kaldırıp etrafına bakındığında…
Faruk’un silahını çıkardığını gördü.
"Hayır!" diye bağırdı Asena, ama o an her şey çok geç olmuştu.
Faruk, silahını ateşlediği anda kalabalık bir anda panik içinde birbirine girdi.
Ömer, Asena’nın elini tutuyordu ama o anda Emrah bir adım geriye çekildi.
— "Ömer! Çekil! Tüfek geliyor!"
Ömer ne olduğunu anlamadan, bir anda Faruk’un silahından çıkan mermi hızla Asena'ya yöneldi.
BANG!
Bir silah sesi, her şeyin değiştiği anı simgeliyordu.
Asena, aniden yere yığıldı.
Gözlerinde korku, acı ve şaşkınlık vardı.
Bir yandan kan, yavaşça vücudunu terk ederken, öte yandan...
Ömer, Asena’yı kucaklayarak yere düşmesini engelledi.
— "Asena! N’oldu? Asena!"
Ama Asena, acı içinde titreyerek yavaşça gözlerini Ömer’e çevirdi.
— "Ö-Ömer... ben nefes alamıyorum…"
Asena'nın sesindeki titreme, Ömer'in kalbini paramparça etti.
O an, dünyası durdu.
Sadece Asena vardı.
Sadece ona dokunarak, her şeyin yoluna girmesini bekliyordu.
Ama gözleri yavaşça kapanmaya başladı.
Her şey birdenbire karanlıkla örtüldü.
Ömer’in kalbi, bir adım daha öne atılmadan önce bir tek şey hissetti: Kaybetmek.
Asena, gözlerini kapatırken, bedenindeki her şeyin bir an önce durduğunu hissedebiliyordu.
Ama bir umut vardı—Ömer’in ellerinde, kalbindeydi.
Onunlaydı, son nefeste bile.