"Anlıyorum..." Elbetteki anlıyordum. Sadece bu cümleyle bile onun bu karanlıkta buz tutan yüzünü görebiliyordum... Avcılar... Abimin günlerce kabuslarını süsleyen, en büyük korkusu olan insanlar... Element ya da herhangi bir güce sahip olanları avlayan normal insanlar... Açıkçası ben onlarla hiç karşılaşmadım ama abimin onlarla bir geçmişi vardı. Şimdi anlıyordum işte bazı şeyleri. Eğer gerçekten de bizi bulmuşlarsa, bundan sonraki hayatımız gerçekten de çok zor geçecekti...
♪♪♪♪♪
Son konuşmaları bu olmuştu Elzem ile Rüzgar'ın. Büyük bir sessizlik içerisinde evlerine geldiler. Biraz daha sakindi artık Rüzgar. Sessizliği bozdu ve söyledi cümlelerini Elzem'e.
"Bana söz ver Elzem. En azından şu birkaç gün hatta şu bir hafta boyunca evden çıkma. Zaten öyle pek de dışarıya çıkan birisi değilsin senin için çok da zor olmaz umarım."
Elzem abisinin endişelerini elbette ki anlıyordu fakat abisinin Elzem'i güvene almaya çalışıp da kendi güvenliğini göz ardı etmesine gerçekten dayanamıyordu.
"Abi kafede daha yeni işe başladım farkında mısın? Hem sen ne olacaksın acaba? Burada tek korunması gereken ben değilim."
Derin bir nefes verdi Rüzgar. İşi gerçekten de zordu. Bir yandan Elzem de haklıydı aslında. Ama gene de bunu görmezden geldi.
"Bir şey olmaz ben Sıraç ile konuşurum takma sen bunu kafana." Dedi asıl sorunu görmezden gelerek Rüzgar. Biricik kardeşinin bakışlarını görünce ise yeniden bir lanet savurdu kendine.
O kadar yıl sonra nasıl bulunmuş olabilirlerdi ki? Yanlış yaptığı şey neydi? Nerede yanlış yapmıştı da şimdi böyle bir bataklığın içerisindeydi? Elzem'i ikna etmesi gerekiyordu ama biliyordu ki Elzem kendisine sağlam bir gerekçe sunmadığı takdirde onu dinlemeyecek, kafasına göre davranacaktı. Olmazdı... Eğer şüphelerinde haklıysa... İşte bu düşünceyle büyükçe yutkundu Rüzgar. Hâlâ daha kendisini izleyen kardeşine baktı. Hayır, olmazdı... Kendisi onca işkenceyi zar zor taşırken Elzem hiç taşıyamazdı. Onu, kardeşini o canilerden uzak tutmalıydı...
"Elzem..." Dedi zayıf bir sesle. Cümlesinin devamını getiremedi bile. Derin bir nefes aldı, kendine gelmeye çalıştı. "Sadece bir hafta be meleğim. Olmaz mı? Bazı şüphelerim var sadece bu şüphelerimden kurtulmak için bir haftaya ihtiyacım var. İtiraz etmesen, bir kere olsun sorgulamadan beni dinlesen olmaz mı meleğim?"
Gözleri doldu Elzem'in bu sözlerle. Bugün pek çok kez gözleri dolmuştu zaten. Rüzgar ne kadar Elzem hakkında endişeleniyorsa Elzem de bir o kadar Rüzgar hakkında endişeleniyordu. Hiç bir şekilde Rüzgar'ı ikna edemeyeceğini anladı Elzem. Gözlerinden birer damla yaş aktı, "Seni kaybetmek istemiyorum abi" dedi kısık bir sesle.
İçi gitti Rüzgar'ın. Birkaç adımda kardeşine yaklaştı, ilk önce her iki gözlerinden de öptü sonrasında ise alnından öptü. Göğsüne sakladı Elzem'i, sıkı sıkı sarıldı kardeşine.
"Bana hiç bir şey olmayacak kardeşim. Ama eğer senin saçının teline dahi bir zarar gelirse işte ben tam o zaman mahvolurum. Benim iyi olmam için ilk önce senin iyi olman lazım. İşte o yüzden bu birkaç gün senin iyi olmaz lazım ki ben güçlü olayım. Anlaştık mı?"
Onaylarcasına kısık bir mırıltı çıkardı sadece Elzem. Şimdiden mayışmıştı bile. 'Endişelenmeme gerek yok' diye düşündü bir anlığına. 'O güçlü birisi...'
"Anlaşılan uykusu gelmiş birilerinin" diyerek daldığı düşüncelerden Elzem'i uzaklaştırdı Rüzgar. Gel dedi hafif bir tebessümle. "Saat geç oldu uyuyalım artık."
"Ben uyuyana kadar... Yanımda kalabilir misin abi?" Bugün gerçekten zor geçmişti Elzem için. Sadece biraz eskiye gitmek, eskisi gibi abisinin başını okşamasıyla uyumak istiyordu şu anda.
"Sen böyle masum masum bakarken nasıl hayır diyebilirim ki?" Dedi Rüzgar gülerek. Sanki az önce hiç bir şey olmamışçasına beraber odaya gittiler. Elzem Rüzgar'ın dizine yattı, anne babasından hiç görmediği aile sıcaklığıyla birlikte huzurla uykuya daldı. Rüzgar, uyuyan kardeşini izlerken, daha önce hiç hissetmediği aile sıcaklığını hissetti. Bir babanın kızına olan sevgisini, bir abinin kardeşine olan sevgisini...
İkisinin de ailesi yoktu fakat onlar birbirlerinin aileleriydi. Aile sadece kan bağı demek değildi ki! Aile, sevgi demekti, güven demekti... Dostluk, kardeşlik, arkadaşlık, aşk... Sevdiğin kişiydi aslında ailen. Sevdiğin kişiydi yuvan. En lüks ev bile sevgi olmadan içi boş bir kutu, en harabe ev bile sevgi ile en lüks evden daha güzeldi. İnsanın yuvası, Sevdiği kişiydi. Tıpkı, Elzem ve Rüzgar gibi. Onların bir ailesi yoktu evet fakat onların aileleri birbirleriydi. Onların yuvası, gene onlardı. Birisine bir şey olsa diğeri evsiz, yuvasız kalırdı...


