İkisinin de ailesi yoktu fakat onlar birbirlerinin aileleriydi. Aile sadece kan bağı demek değildi ki! Aile, sevgi demekti, güven demekti... Dostluk, kardeşlik, arkadaşlık, aşk... Sevdiğin kişiydi aslında ailen. Sevdiğin kişiydi yuvan. En lüks ev bile sevgi olmadan içi boş bir kutu, en harabe ev bile sevgi ile en lüks evden daha güzeldi. İnsanın yuvası, Sevdiği kişiydi. Tıpkı, Elzem ve Rüzgar gibi. Onların bir ailesi yoktu evet fakat onların aileleri birbirleriydi. Onların yuvası, gene onlardı. Birisine bir şey olsa diğeri evsiz, yuvasız kalırdı...
♪♪♪♪♪♪♪♪♪
Boş, soğuk yatakta gözlerini açtı Elzem. "Rüzgar, ben uyuyunca gitmiş olmalı diye düşündü içinden." Yatakta oturur vaziyete gelirken içinden bir "ah" çekti. Dün gerçekten ama gerçekten çok zor geçmişti. Ağrıyan başını ovaladı ve ayağa kalktı. İlk önce boynunu, sonra belini, ellerini ve ayaklarını neredeyse tüm her yerini teker teker kıtlattıktan sonra şimdi çok daha iyi hissediyordu. Komidinden telefonunu alıp saate baktı.
"Şu zamana kadar çoktan araması gerekmez miydi? Ya da mesaj atması felan? Garip..." Diye mırıldandı kendisinin bile zor duyacağı bir sesle. "Gerçi arasa bile ulaşamazdı ki bana. Şuna bak, telefon hiç çekmiyor ki!" Rüzgar'dan bahsediyordu şimdi. Eğer onu biraz olsun tanıyorsa şimdiden birkaç kere aramış olması lazımdı. Telefonu yukarı doğru kaldırarak salladı. Fakat sonuç gene hüsrandı.
"Yok, içim rahat etmeyecek benim." Gülerek başını salladı. "Sözünü çiğnediğim için özür dilerim abi ama şu anda içim hiç rahat değil..."
Hızlı hareketlerle elini yüzünü yıkadı, suyun alnına değmesiyle birlikte hızlıca geçen ağrıyla gülümsedi.
"Sevmiyorum mevmiyorum felan diyorum ama gerçekten işe yaradığı zamanlar da oluyor bu gücün."
Ve hiçbir şeyden habersiz ağzına bir parça ekmek sıkıştırıp dışarı çıktı.
"Sadece birkaç dakikalık bir yürüme mesafesinden de bir şeycik olmaz herhalde." Başını iki yana salladı. "Kendimi kötü hissediyorum ya. Bir an önce gitsem iyi olur."
Kalbi sıkışıyordu Elzem'in. Garip bir his tüm vücudunu kaplamış neredeyse nefes almasını bile zorlar hale gelmişti. Gücü ise... O ayrı bir garipti. Dışarı çıktığı andan itibaren gücü bozuk bir telefon sinyali gibi gidip geliyor, karnını ağrıtıyordu. Adımlarını daha da hızlandırdı. Aklına gelen şey olmaması için içten içte kendisini yiyordu. Avcılar... Olabilir miydi? Rüzgar gerçekten de haklı olabilir miydi?
Ardından gelen adım sesleriyle afalladı. "Kendine gel Elzem, kendine gel!" Dedi ellerini sıkarak. "Şu anda gerçekten saçmalıyorsun!"
*"O zaman gel seninle bir iddiaya girelim"* dedi içindeki ses. *"Önümüzdeki sokağı aştıktan sonra bir anda koşmaya başla. Eğer arkandakiler de koşarsa işte o zaman yandın demektir"*
"Tamam" diyerekten mırıldandı. "En azından bunu yapabilirim." Sakince yürürken daha doğrusu yürümeye çalışırken kalbi güm güm atıyor, ellerinde oluşturduğu güç topu soluk bir şekilde gidip geliyordu.
Sokağı geçince bir anda koşmaya başladı. Aynı zamanda arkasındaki adım sesleri hızlanıp da birileri "yakalayın onu!" Diye bağırmaya başlayınca daha da hızlandı Elzem. "Hay ben bu işi..." Dedi, devamını getiremedi. O sokaktan girdi bu sokaktan çıktı derken bir türlü atlatamadı peşindekileri. Ve hâliyle yorulmaya da başlamıştı Elzem. En sonunda, gündüz olmasına rağmen kapkara gözüken bir caddeye attı adımlarını.
Yıllar önce çıkan büyük bir yangın tüm caddeyi etkisi altına almış, evlerin büyük bir çoğunluğu harap olmuştu. Ev sahipleri ise bırakın evlerini yaptırmayı, tek bir eşya dahi almadan terk etmişlerdi evlerini.
Bu kısa bilgilendirme bir yana, Elzem ise hiç dinlenmeden çıkmaz sokağın sonlarına doğru ilerledi. Kömür karası müstakil evler her iki yanından geçip giderken diğerlerinden daha az hasar almış bir evin önünde durdu. Evin tahta kapısı ufak bir dokunuşla anında açılırken hızla içeri attı kendini.
O zaman, hazır Elzem de yarı güvenli bir yere girip nefesini düzeltmeye çalışırken iki dakikalığına zamanı durduralım ve ben de size bu caddeyi anlatayım. Ne dersiniz?
Uzun uzun yıllar önce, henüz burası oldukça güzel, kelebeklerin uçtuğu, çocukların güle oynaya oyunlar oynadığı güzel bir caddeymiş. Tahta müstakil evler sıra sıra dizilmiş, her birisinin bahçesinde güzel ağaçlar bitermiş. Komşular birbirlerini sever sayar, bu caddede yaşayan hiç kimsenin üzgün olduğu gözükmezmiş bile. Öyle, bir masaldan çıkma bir caddeymiş burası.
Bir gün, 14-15 yaşlarında bir kız çocuğu, ailesinin de evde olmamasından yararlanarak çıkmış odasına. Kesmiş ellerini, dizmiş mumları ve bir "cin çağırma" eylemi yapmış. O anda kızın içine cin girmiş. Dağıtmış her yeri, aşağı inip almış ellerine mazotu, dökmüş evin her yerine. Sonra da atmış çakmağı yere. İlk önce kendi evi ile birlikte tüm cadde anında alevler içerisinde kalmış. Kız orada, evinin önünde yanarak can vermiş. Can vermiş vermesine ama, İtfaiyeler bir türlü çıkan yangını söndürememiş. Sanki bir cehennem ateşiymiş gibi yanan alevlere karşı tüm güçler etkisiz kalmış. Daha sonrasında ise, yanmış, yanmış, yanmış ve kendi kendine de sönmüş tüm ateş.
İnanıp inanmamak size kalmış... Bu hikaye, insanların dilinde dolaşan, ağızlarına almaya bile korktukları bir efsaneye dönüşmüş. Gerçek olup olmadığı bir muamma ama gene de yangının ne kadar büyük olduğu da gün gibi ortada olan bir gerçek...
Hikaye bitti, gerçek dünyaya dönüldü... Elzem, kalbi güm güm atarken içinden kendisine hakaretler yağdırıyor, düştüğü duruma inanamıyordu. "Kahretsin!" Dedi sinirle tırnaklarını kemirirken.
"Nasıl düştün sen bu hale Elzem? Resmen bile bile tuzağa yürüdün! Şimdi nasıl çıkacağım ben buradan?.."
Sokağın başından gelen gürültülerle biraz daha tedirgin oldu Elzem. "Belki..." diye düşündü. "Belki evin arka tarafına gidersem oradan bir cam bulup çıkabilirim. Allah'ım lütfen..."
Etrafına bakına bakına gidecek bir yer aradı. Her adımında yer gıcırdarken yanlış bir hamlesinde ev başına çökebilirdi de. En sonunda, sessizce evin arka odalarından bir tanesine girebildi. Fakat camı görünce en kötüsünden bir küfür savurdu şansına. Yere çömeldi, kafasını isli duvara yasladı. Demirlikli camla göz göze gelirken sessiz bir gülme krizine girdi.
"Hah... Hahah.. HAHAHAHAHAHAHA"
Delireceğim... Ne yani? Sonum bu mu benim?
Ellerine aldığı anda çalmaya başlayan telefonunu düğmesine basarak susturdu ve sessize aldı.
Az kalsın sonum oluyordu...
Canımın içi: 97 cevapsız arama, 55 mesaj.
Sıraç Abi : 23 cevapsız aram, 19 mesaj
Eda : 7 cevapsız arama, 13 mesaj
Sanırım... Şu anda tam manasıyla faka bastım?..
Evin dışında onu arayan onlarca insan varken o, isli duvara yaslanmış düşünüyordu.
Rüzgar'ın beni bu kadar aramasının sebebi de ne ki? Bir şey mi oldu ki? Abim, Sıraç abi, Eda... Haha... Komik. Kendi halim ayan beyan ortadayken bir de "bir şey mi oldu?" Diyorum. Ben aptalın tekiyim.
Anlıyorum... Sinyal kesici değil mi bu? Yerimi saptamak için mi iptal ettiler?
O anda, bir başka arama daha düştü ekrana.
Sıraç abi arıyor...
Sıraç abi arıyor...
Sıraç abi arıyor...
Hemen açtı telefonu. Sesini kısıp kulağına yasladı. "Sıraç abi?" Dedi endişeli bir sesle. "Rüzgar, siz iyi misiniz?" Sıraç'ın sesi kesik kesik geliyordu telefondan. "Elzem" dedi garip bir sesle. "Neredesin şu an?"
Bir süreliğine sessiz kaldı Elzem. Kafasını kaldırıp da etrafına baktı. Fakat görülecek hiç bir şey bulamadı.
"Avcılar... Onlar peşime düştü." Dedi en sonunda sesini bulup. "Evde değilim şu anda. Saklanıyorum. Siz iyi misiniz? Başınıza bir şey gelmedi değil mi? Rüzgar? O iyi mi? Sıraç abi-"
"Elzem sakin ol!" Elzem'in taramalı gibi konuşan sesini Sıraç kesti. Telefonun arkasından garip, silah sesi gibi patlama sesleri geliyor, bağırış çağırışlar yükseliyordu. Böyle bir durumda nasıl sakin kalabilirdi ki Elzem?
"Rüzgar gayet iyi. Biz de iyiyiz. Ama Elzem beni iyi dinle. Buraya sakın gelme. Sadece senin bildiğin güvenli bir yere git ve ben ya da Rüzgar seni arayana kadar sakın çıkma oradan. Anlaştık mı?"
"Sıraç abi n-"
Bir anda telefonun yüzüne kapatılmasıyla kalakaldı Elzem.
Ne yapmaya çalışıyor bunlar?
Kapanan telefonun ardından Rüzgar'ı aramaya çalıştı Elzem. Kulağı sağır değildi. En azından onun güvende olduğunu duymalıydı...
"Aradığınız kişiye ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."
Kahretsin! Delireceğim...
Tekrar aradı. Tekrar, tekrar ve tekrar... Fakat sonuç hep aynı oldu.
"Aradığınız kişiye ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz."
Telefonu kapattı, gözlerini kapatarak isli duvara yaslandı.
Ne yapacağım? Bir fare gibi... Bir fare gibi tıkılı kaldım burada.
"Elzem!"
Dışarıdan gelen sesi duydu. Tanımadığı, rahatsız edici bir sesti bu.
"Buralarda bir yerlerde olduğunu, Beni dinlediğini çok iyi biliyorum. Ben zora başvurmadan önce, hazır nazikken ortaya çıkmaya ne dersin?
Kafasını isli duvardan kaldırdı ama herhangi bir hareketlenmede bulunmadı Elzem. Koca bir sessizlik ev ile birlikte tüm caddeyi kapladı. Kalbinin güm güm atış sesleri bu sessizliği bozan tek şeydi. Ki öyle sesli atıyordu ki, sanki evin dışından bile duyulabilirmiş gibi hissediyordu.
"Biliyor musun Elzem? Rüzgar ile geçmişten gelen bir tanışıklığımız var."
Adamın sesi bir yakınlaşıyor, bir uzaklaşıyor, adam, caddeyi boylu boyunca adımlıyordu. Tırnaklarını ellerine batırdı Elzem. İçini büyük bir tiksinti ve nefret kapladı. Ama gene de olduğu yerden kalkamadı.
"O zamanlar hiç hayat ışığı olmayan diğer denekler gibiydi. Ama şimdi farkettim ki, Rüzgar hiç olmadığı kadar hayattan zevk almaya başlamış. Benim tanıdığım halinden eser bile kalmamış. Ben de onu yeni haline kavuşturan sanatçıyı gerçekten çok merak ettim ve yanına geldim. Sence nasıl yapmışım?"
"Bok gibi yapmışsın" diye mırıldandı Elzem fısıltıyla. Eline batırdığı tırnakları ellerini kanatmış, o ise sakinleşmek adına burnundan hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.
"Bu sana son uyarım Elzem. Şu anda Rüzgar'a ulaşamadığının farkındayım. O şu anda benim adamlarının yanında. Eğer ona bir zarar gelmesini istemiyorsan, çık dışarı!"
Artık bağırıyordu adam. Sesi bir canavarınki gibi hırıltılı, ta buradan bile hissettiren heyecanı ise kusma isteğini hissettirecek kadar mide bulandırıcıydı.
O bir yana, taş kesilmişti Elzem duyduğu sözlerle.
"Eğer ona bir zarar gelmesini istemiyorsan çık dışarı!"
♪♪♪♪♪♪♪♪♪
Eveeet sevgili okuyucularım... Şu anda tanıtım bölümlerinin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bu bölümler biraz kısa olsa da önümüzdeki bölümleri biraz daha uzun yazmaya çalışacağım. Şu sıralar bölümler biraz sıkıcı olabilir ama yavaş yavaş ısınıyoruz diyebilirim. Asıl olaylar ne kadar olur bilmiyorum ama birkaç bölüm sonra başlayacak. O zamana kadar bana biraz daha katlanmanızı sizden istirham edeceğim. ♡
Düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Benimle paylaşmayı unutmayın lütfen. Sizleri seviyorum 🤍



