Fotoğrafı elimde tutarken birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim. Üç yıl önceki yüzüme bakıyordum. Fotoğraftaki kız bendim. Bundan emindim. Ama arkasındaki cümle zihnimi paramparça ediyordu. “Bazen insan kendi yüzüne bile güvenemez.” Duru fotoğrafı elimden aldı. “Bu fotoğraf nerede çekilmiş?” “Bilmiyorum.” Efe fotoğrafın ön tarafına baktı. “Ben biliyorum.” İkimiz de ona döndük. “Nerede?” “Eski rehberlik binasında.” “Orası neden önemli?” Efe bir an sustu. “Çünkü üç yıl önce seninle oraya gitmiştik.” “Benimle mi?” “Evet.” “Niye?” “Hatırlaman gerekiyor.” “Efe, artık bunu söyleme. Her seferinde bana hatırlamam gereken bir şey olduğunu söylüyorsun ama kimse ne olduğunu anlatmıyor.” Efe gözlerini kaçırdı. “Haklısın.” Duru dosyayı tekrar açtı. “Burada başka bir şey var.” Dosyanın arka kapağında küçük bir cep vardı. İçinden eski bir kart çıktı. Kartın üzerinde okulun mührü ve bir tarih vardı. 23 Ekim. Altında ise üç isim yazıyordu: Lara. Mina. Efe. Ama dördüncü isim karalanmıştı. “Bu kişi kim?” Efe kartı eline aldı. “Bilmiyorum.” “Yine mi bilmiyorsun?” “Gerçekten bilmiyorum.” Tam o sırada telefonuma mesaj geldi. “Dördüncü ismi bulmak istiyorsan eski rehberlik odasına git.” Ardından başka bir mesaj: “Ama Efe'yi yanında götürme.” Efe yüzüme baktı. “Ne yazdı?” “Hiç.” Duru hemen araya girdi. “Yalan söyleme.” Telefonu onlara gösterdim. Efe mesajı okuduğunda yüzü değişti. “Tek başına gitmeyeceksin.” “Mesaj tam tersini söylüyor.” “Mesajı gönderen kişi ne isterse onu yaparsak bizi istediği yere götürmüş olur.” “Peki ne yapacağız?” “Üçümüz birlikte gideceğiz.” Eski rehberlik binasına indiğimizde koridor tamamen sessizdi. Kapının üzerindeki tabela yıllardır değiştirilmemişti. Efe kapıyı açtı. İçeride eski dosyalar ve kutular vardı. Masanın üzerinde bir kasetçalar duruyordu. Yanında da küçük bir not: “Lara için.” Notu açtım. “Bunu dinlediğinde üç yıl önceki konuşmayı hatırlayacaksın.” Kaseti cihazın içine yerleştirdim. Duru yanıma geldi. Efe biraz geride durdu. Kayıt başladı. Önce cızırtı duyuldu. Sonra Mina'nın sesi. “Lara, bunu gerçekten yapmak zorunda mıyız?” Ardından benim sesim geldi. “Başka seçeneğimiz yok.” Kalbim hızlandı. Mina tekrar konuştu. “Peki Efe?” Benim sesim: “Efe hiçbir şey bilmeyecek.” Efe'nin yüzü gerildi. Kayıt devam etti. Mina: “Ya ona bir şey olursa?” Ben: “O zaman onu da koruyacağız.” Sonra üçüncü bir ses duyuldu. Bir erkek sesi. “Beni korumanıza gerek yok.” Kayıt bir anda kesildi. Duru fısıldadı: “Bu kim?” Efe cihazı durdurdu. “Bilmiyorum.” “Efe...” “Gerçekten bilmiyorum.” Kasetin yanındaki küçük kâğıdı fark ettim. Üzerinde dört kelime vardı: “Sesin sahibi okulda.” Bir anda kapıya baktım. Koridordan ayak sesleri geliyordu. Bir. İki. Üç. Sonra durdu. Efe ışığı kapattı. Üçümüz sessizce bekledik. Kapı kolu hareket etti. Ama kapı açılmadı. Bir süre sonra ayak sesleri uzaklaştı. Efe ışığı tekrar açtı. “Buradan çıkmalıyız.” Tam kapıya yaklaşmıştık ki telefonum titredi. Mina'nın numarası. “Artık onun kim olduğunu biliyorsun.” Altında bir fotoğraf vardı. Fotoğraftaki kişi okulun bahçesinde duruyordu. Yüzü netti. Fotoğrafı görünce şaşkınlıktan konuşamadım. “Bu...” Duru yanıma geldi. “Kim?” “Okul müdür yardımcısı.” Efe fotoğrafa baktı. “Emin misin?” “Evet.” Yeni mesaj geldi. “Üç yıl önce dosyayı değiştiren kişi oydu.” Bir başka mesaj: “Fakat Mina'nın kaybolmasının arkasındaki kişi o değil.” “Peki kim?” Cevap hemen geldi. “Bunu öğrenmek için evine git.” Duru başını iki yana salladı. “Bu artık çok ileri gidiyor.” Efe de aynı fikirdeydi. “Onun evine izinsiz girmeyeceğiz.” “Girmeyeceğiz.” Telefonumu cebime koydum. “Önce başka bir yol bulacağız.” Tam o sırada Efe bana baktı. “Lara.” “Ne?” “Bana kızgın mısın?” “Neden?” “Çünkü üç yıldır seni tanıyordum ve sana söylemediğim şeyler var.” Bir an sustum. “Evet, kızgınım.” Efe başını eğdi. “Ama senden nefret etmiyorum.” Bana baktı. “Bunu bilmem gerekiyordu.” “Çünkü senin de benden bir şey saklamadığın gün geldiğinde, belki sana tamamen güvenebilirim.” Efe hafifçe gülümsedi. “Bekleyeceğim.” Duru ikimize bakıp iç çekti. “Gerçekten şu anda bunu mu konuşuyorsunuz?” İkimiz de sustuk. Okuldan çıktığımızda hava kararmıştı. Tam eve gidecekken telefonuma yeni bir mesaj geldi. “Lara, bu gece odanda yalnız kalma.” Ardından: “Çünkü seni üç yıldır izleyen kişi artık saklanmıyor.” Eve geldiğimde kapının kilidi açıktı. Annem ve babam salondaydı. Beni görünce ikisi de sustu. “Ne oldu?” Babam ayağa kalktı. “Lara, odana gitme.” “Niye?” Annemin gözleri doldu. “Çünkü odanda bir şey bulduk.” Kalbim hızlandı. “Ne?” Babam masanın üzerinden küçük bir zarf aldı. “Bunu yatağının üzerinde bulduk.” Zarfı açtım. İçinden eski bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta Mina vardı. Yanında ben. Ve arkamızda bir kişi daha. Fotoğrafı çevirdim. Arkasında tek bir cümle yazıyordu: “Üç yıl önce hafızanı kaybetmedin, Lara.” Bir sonraki satırı okuyunca nefesim kesildi. “Hatırladıklarını sana unutturdular.” Telefonum aynı anda titredi. Mina'dan yeni mesaj gelmişti: “Yarın sana gerçeği söyleyeceğim.” Sonra ikinci mesaj geldi: “Çünkü artık saklanmam için hiçbir neden kalmadı.” Ekrana bakarken son mesaj düştü. “Ben yaşıyorum.”
Bölüm 14
Benim imzam
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.