“Ben yaşıyorum.” Ekrandaki üç kelimeye bakarken dünyadaki bütün sesler sanki bir anda kesildi. Annemin konuştuğunu, babamın yanıma geldiğini duyuyordum ama söyledikleri kelimeler anlamını kaybetmişti. Mina yaşıyordu. İki yıl boyunca herkes onun öldüğünü, kaçtığını ya da başına kötü bir şey geldiğini düşünmüştü. Ben ise geceleri onun geri döneceğini hayal etmiştim. Şimdi ise telefonumda bana gerçekten yazıyordu. “Lara?” Annem omzuma dokundu. Telefonu ona uzattım. Mesajı okuduğunda yüzü bembeyaz oldu. Babam da ekrana baktı. Uzun bir sessizlik oldu. “Demek doğruymuş...” diye fısıldadı babam. Başımı kaldırdım. “Ne doğruymuş?” Babam cevap vermedi. “Baba!” Annem gözlerini kapattı. “Lara, Mina'nın hayatta olabileceğini yıllardır düşünüyorduk.” “Ne?” “Polis soruşturması sırasında bazı şeyler ortaya çıktı.” “Bana neden söylemediniz?” “Çünkü seni korumaya çalışıyorduk.” “Beni korumak mı? İki yıl boyunca en yakın arkadaşımın ölü olup olmadığını bile bilmeden yaşadım!” Babam sustu. Telefonum tekrar titredi. Mina: “Onlara inanma.” Bir mesaj daha: “Buluşacağımız yeri kimseye söyleme.” Son mesaj: “Yarın 18.00. Eski tren istasyonu.” Ekranı kapattım. Efe'yi aramak istedim ama durdum. Mina özellikle kimseye söylemememi istemişti. Fakat Efe'ye güvenmek istiyordum. Belki de ilk kez birine gerçekten güvenmek istiyordum. O sırada telefonum tekrar titredi. Bu kez Efe'den mesaj gelmişti. “Lara, ne olursa olsun bu gece evden çıkma.” Kaşlarımı çattım. “Bunu nereden biliyorsun?” Cevap gelmedi. Bir dakika sonra: “Çünkü biri seni takip ediyor.” Ardından bir fotoğraf gönderdi. Fotoğrafta evimizin önü vardı. Fotoğrafın çekildiği yer karşı kaldırım değildi. Çok daha yakındı. Evin giriş kapısının hemen karşısından çekilmişti. “Efe, sen nereden...” Mesajım okunmadan kaldı. Telefonu aradım. Kapalıydı. İçimde kötü bir his oluştu. Duru'ya yazdım. “Efe'ye ulaşabiliyor musun?” Birkaç saniye sonra cevap geldi. “Hayır. Sen ulaşamıyor musun?” Başımı kaldırdım. Babam hâlâ pencerenin önündeydi. “Baba.” “Efendim?” “Efe nerede biliyor musun?” Babam bana baktı. Sonra yüzündeki ifade değişti. “Efe mi?” “Evet.” “Onunla görüşmeni istemiyorum.” “Niye?” “Çünkü babasıyla ilgili bazı şeyler var.” “Ne gibi?” Babam cevap vermedi. Artık bu evde herkesin benden bir şey sakladığını hissediyordum. Gece boyunca uyuyamadım. Saat 03.17 olduğunda telefonum titredi. Mina. “Uyumadığını biliyorum.” Hemen cevap yazdım. “Sen gerçekten Mina mısın?” Uzun süre cevap gelmedi. Sonunda: “Bana sorduğun ilk soru bu mu?” Gözlerim doldu. “Özledim seni.” Cevap hemen geldi. “Ben de seni.” Telefonu göğsüme bastırdım. İki yıl boyunca söyleyemediğim o kadar çok şey vardı ki... “Benden neden gittin?” “Gitmedim.” “Ne demek bu?” “Beni götürdüler.” Kalbim hızlandı. “Kim?” “Bunu yüz yüze anlatacağım.” “Efe biliyor mu?” Bu kez cevap gecikti. “Efe her şeyi bilmiyor.” “Peki ne biliyor?” “Senin için neden buraya geldiğini biliyor.” “Ne?” Mina cevap vermedi. Sonra başka bir mesaj gönderdi. “Lara, Efe'ye dikkat et.” “Bunu daha önce de söyledin.” “Bu kez farklı.” “Nasıl?” “Çünkü Efe'nin babası da o gece oradaydı.” Telefonu elimden düşürdüm. Efe'nin babası. Dosyadaki isim. Fotoğraflar. Üç yıl önce. Her şey yeniden birbirine bağlanıyordu. Sabah olduğunda Duru beni okul kapısında bekliyordu. “Hiç uyudun mu?” “Hayır.” “Mina mı yazdı?” Başımı salladım. Duru'nun gözleri büyüdü. “Gerçekten yaşıyor mu?” “Evet.” “Buluşacak mısın?” “Bu akşam.” “Ben de geliyorum.” “Hayır.” “Lara.” “Bu kez yalnız gitmem gerekiyor.” Duru birkaç saniye sustu. “Efe biliyor mu?” “Hayır.” Tam o anda arkamızdan bir ses geldi. “Ne bilmem gerekiyor?” İkimiz de döndük. Efe karşımızdaydı. Yüzü yorgundu. “Dün gece sana ulaşmaya çalıştım.” “Telefonun kapalıydı.” “Telefonumu biri aldı.” “Kim?” Efe cevap vermedi. “Bana gerçeği söyle.” “Lara...” “Beni gerçekten üç yıldır tanıyorsan, artık yalan söyleme.” Efe gözlerini benden kaçırdı. “Buluşma yerine tek başına gitme.” “Demek biliyorsun.” “Bir şeyler duydum.” “Mina'yla ilgili mi?” Efe sustu. “Efe!” “Evet.” Kalbim hızlandı. “Yaşıyor mu?” Efe uzun süre bana baktı. Sonra başını hafifçe salladı. “Evet.” Duru nefesini tuttu. “Sen bunu ne zamandır biliyorsun?” “Kesin olarak dün gece öğrendim.” “Peki neden bana söylemedin?” “Çünkü seni doğrudan tehlikeye atabilirdi.” “Zaten tehlikedeyim!” Efe bana yaklaştı. “Biliyorum.” Bir an göz göze geldik. Sesini alçalttı. “Ve bunu değiştirmek istiyorum.” İçimde garip bir sıcaklık oluştu ama hemen kendimi toparladım. “Bana yardım edeceksen, benimle geleceksin.” “Tamam.” Duru da: “Ben de geliyorum.” Efe başını salladı. “Üçümüz birlikte gideriz.” Akşam 17.45'te eski tren istasyonunun önündeydik. Bina yıllardır kullanılmıyordu. Rüzgâr boş peronun üzerinden geçiyor, paslanmış tabelayı sallıyordu. Saat 18.00 oldu. Kimse gelmedi. 18.05. 18.10. 18.15. Sonunda telefonum titredi. Mina: “İstasyona gelmedim.” Kaşlarımı çattım. “Niye?” Yeni mesaj: “Çünkü orada yalnız değilsiniz.” Başımı kaldırdım. Peronun diğer ucunda biri duruyordu. Kapüşonlu biriydi. Efe hemen önüme geçti. “Geri çekil.” Kapüşonlu kişi yavaşça yaklaşmaya başladı. Sonra durdu. Telefonuma bir fotoğraf geldi. Fotoğrafta ben, Duru ve Efe istasyonda görünüyorduk. Fotoğraf birkaç dakika önce çekilmişti. Altında: “Üçünüz de buraya geleceğinizi biliyordum.” Kapüşonlu kişi telefonunu kaldırdı. Ekranında benim fotoğrafım vardı. Sonra kapüşonunu indirdi. Yüzünü gördüğüm anda nefesim kesildi. Çünkü karşımızda okulun müdür yardımcısı duruyordu. Ve elinde tuttuğu şey... Mina'nın yıllardır kayıp olan kolyesiydi. “Lara,” dedi sakin bir sesle. “Sonunda hatırlamaya başladın.” Efe bir adım öne çıktı. “Sen.” Müdür yardımcısı ona baktı. “Babanın sana anlatmadığı çok şey var, Efe.” Sonra bana döndü. “Özellikle de üç yıl önce senin neden beni gördüğünü.” Telefonum titredi. Mina'dan son bir mesaj gelmişti: “Lara, sakın onun söylediklerine inanma.” Mesajın hemen ardından başka bir mesaj geldi. “Çünkü gerçek cevap onun değil.” Bir saniye sonra üçüncü mesaj düştü. “Gerçek cevap Efe'nin elinde.” Efe'nin yüzüne baktım. O ise cebinden eski bir anahtar çıkardı. “Lara...” “Bu ne?” Efe derin bir nefes aldı. “Üç yıl önce Mina'nın bana verdiği anahtar.” Anahtarın üzerinde tek bir numara vardı: 317. Ve o anda anladım. Mina'nın kaybolduğu gece henüz bitmemişti. Asıl hikâye şimdi başlıyordu.
Bölüm 15
Mina
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.