etrafımdaki kurtların hepsi şaşkınlık içinde elimdeki âsaya bakıyorlardı.
Aslında benimde şuan olduğumuz duruma bakılırsa bir fikrim yoktu. âsa: aşağıdan yukarıya doğru yükselen ucunda mavi enerji vardı. Bir bu asa'nın ne tür özelikleri olduğuna dair denemeler yapıyordum. Taşın üzerinde duruyordum. Âsayı denemek için yukarıya doğru yöneltim ve âsadan göğe doğru bir enerji akımı olmaya başladı ve âsayı üzerinde durduğum taşa sert bir şekilde vurdum ve vurmam ile birlikte taş ikiye bölündü.
Elbette bu âsayı çok deniyeceğim. Bir taraftanda o kiliseden getirdiğim kitabı okudum ve yabancı dillerden yazılmıştı içinde âsadan, ve iki düşmandan bahsediyordu ve ilk önce âsadan biraz okuyacağım.
Âsa, karanlık işler ile uğraşan insan büyücüler tarafından yapıldı. Âsanın üzerine sihirli sözler söylenerek okutulup üfleyerek sözler söylendi. Bu âsa sadece sahibine itaat edebilecek şekilde tasarlandı. Ateş, su, toprak ve büyü içine konularak yapıldı.
Ormanda tekrar tekrar denedim. Peki bu kitap neyin nesi olduğuna dair baya okudum. İki zıt düşman karşı karşıya gelecek ve daha önce hiç görülmemiş şeyler olacak diye yazıyordu. Onca işin arasında kabileyle pek ilgilenemiyordum. Ben yokken yönetebilecek bir genç kurdu görevlendirdim. Bu genç kurt öldürülen eski lider kurdun oğluydu nerdeyse aynı onun gibi kararlar verip onun gibi hareket ederdi. Bende o sıra daha önce insanken gitiğim gizli patika yolu olan o boş yere giderek oturdum.
Kitabı kurcalareken öylece yemyeşil sarmaşık otlar üzerinde ve düşünceler arasında dalıp gitmiştim.
Kitapta başka bir bölümde şunlar yazılıydı: üç önemli kitap var biri talleta dilinde ve tamamen büyü barındırarak yazılmış bir kitap olup ölümsüz olan kişinin soyundan gelenlere verildi. Diye devam ediyordu.
Aslında bunu pek düşünmeye gerek yok çünkü bu bahsedilen kitap, dedemden bana kalmış olan efsanevi kitaptı.
İkinci kitap ise insan dilinde yazılmış eski bir kitaptı ve buda benim geçen hafta yaşlı bir adamdan aldığım kitaptı. Üzeri yumuşak kağıttan yapılmış bir insan elinden biraz daha büyük olup diğerinden daha çok sayfası vardı.
Üçüncü ve son kitap tamamen kan kullanırlarak yazılan fakat dünyada olmadığı kesin ama nerede olduğu bilinmeyen bir yerde saklıydı. Nasıl ve nerden bulabileceğime dair hiç bir fikrim yoktu. Ama bulmuş olduğum o her iki kitabın son boş sayfasında anlayamadığım karmaşık bulmacaya benzer şeyler yazıyordu.
Dedemin vermiş olduğu ve şuan nahsettiğim kitapta'ki o işaret, düz yazılmış yazının tamamına bakıldığında bambaşka cümlelere dönüşüyordu. Bu bulduğum kitapta'ki o yazı ise tersine yazılmış ve buda bambaşka bir cümle oluşuyordu tek bulabildiğim işaret bunlardı ama tamamen çözene kadar durmayacağım orası kesin. bir taraftanda kurt halindeyken âsayı kullanamıyor yanımda taşıyamıyordum. O yüzden insan hâline benzeyen bedenimle geziyordum.
Saat epey geç olmuştu ve kabileye dönüyordum. Ama âsa gitmeme izin vermiyordu bu yüce mekânda bir şey yapmam için beni zorluyordu her 100 metrede tekrar beni buraya geri getiriyordu fakat nasıl geri gelindiğimi hiç fark etmedim bille.
Bu âsada çok şey keşfetim'ki bununda yapmam gerekiyordu. Bildiğim herşeyi denedim ve son olarak âsânın ucunu gözlerim kapalı şekilde zemine vurdum. Gözlerimi açtığımda hayal ettiğim yerlere götürüyordu yada karşıma çıkarıyordu.
Kısacası artık kolaylıkla ışınlanma yapabiliyordum. Her istediğimi istediğim şeyi istediğim şekile çevirebiliyordum. Suyu havada hareket etirebilir, istediğim taşı toprağı istediğim şekilde parçalayıp, istediğim zaman istediğim yönden havayı kontröl edip rüzgar çıkarabiliyordum.
Savaştan kalan ölü bedenleri , toprağın kilometrelerce toğrağın derin yerlerini açıp tüm kemikleri toprağın derinliklerine gömdüm ve birdaha açılmaması için tonlarca kayalar kullanarak üzerlerini kapatık bu varlıklar büyüden oluşturulduğu için belki tekrar büyücülerin eline geçebilir ve yeni varlıklar üretmemeleri için karanlık toprak tüm büyüyü çözer ve her zaman güçsüz bırakma ihtimali vardır. Sürekli bu kurtların yüce makamını benden başka kimse hadda bilmemesi gerekiyordu. Bunun için âsayı kullanarak bu bölgenin etrafını âsanın ucunda sonsuz bulunan parlak gücü biraz dökerek görünmez bir yer yaptım.
Burası çok bilgiyle doluydu ve çok tarihi bir yerdi insanların burayı görmemesi gerekiyor. insanoğlunun bile idrak edemeyeceği hadda bizim bile belki hala bilemediğimiz şeyler olabilirdi. Benim bile daha çözemediğim şeyler vardı insanlar buraya zarar verebilirler.
Ordan ayrılıp iki haftalık bir uzun süreli bir aramaya çıktım, üçüncü kitabı bulabilmek için Yunanistan da bulunan kilise rahibi'nin tekrar yanına gittim. Nerde olabilir nasıl bulabilirim diye sordum sormasına'da o rahip konuşurken bilipte söylemediği bir şey vardı ve bunuda şuana dek fark etmemiş değilim.
Bu adamdan bana ve hiçbirimize bir yararı olmayacaktı.
Oradanda ayrılarak geçmişten günümüze kalan önemli yerlere uğruyordum. Ama savaş dünyanın çoğu yerini kötü etkilemiş, insanların yapmış olduğu eserler veya evleri binaları hep talan olmuştu herhangi bir iz bulmak çok zor olucaktı. gece gündüzü birbirine katım dağ çayır demeden dünyanın bir çok bölgesini araştırdım. Ama aradığım şeye dair hiçbir bilgi bulamadım. Bu konuyu bir kenara koyarsam, hep kafama takılan bir soru vardı
Neden ben?
Neden o âsa beni kabul etti?
İçimde kötü bir his var hemde çok kötü bir his elbett bir gün eryada geç çıkacaktır kokusu.
Ama şurası kesinki, bilmediğim birisi bana kaeşı planlar var gibi sezgilerim vardı.
Mesela bu âsa şans eseri olarak karşıma çıkmadığını düşünüyorum. O rahip bana anlatmadığı yada anlatmaya cesaret edemediği birşeyler vardı bir taraftanda bu yüzden içimde kötü bir his var bundan sonra temkinli olacağım. Geri dönüşte o rahibin yanına da gidip benden kimseye söz etmesini ve bu konuşma hiç olmadığını gibi anlamasını söyleyerek ordan ayrıldım.
O talletaların çıkıp kilometrelerece yol gelmiş olmaları ile bu adamın bir bağlantısı olabilir miydi? bunun ile birlikte o yerede uğradım.
İnsan tarafından şimdiye kadar keşfedilmemiş tamamen mide bulandırıcı boyutta büyü kokan küçük bir adacıktı talettaların geldiği mekan.
Elimdeki âsayı yukarı doğrultarak adeta bir vücudun içine dağılan bir ilaç gibi havaya doğrultup ordaki büyüleri hepsini âsanın içine çekerek hapsettim ve artık büyü yapmayı yaşam adına yasakladım. Kurtlara eğer insanlar kulanırsa gidip orayı talan etmeleri emrini vermiştim ilk olarak ve kendileri kulanması da yasaktı.
Dünyanın çoğu yerinden kurtlar çağırıp toplantılar yapıyor istişarelerde bulunuyor kararlar alıp netleştiriyorduk böylece hala bile yaparak yeni kurallar koyduk hayvan yasası, vb kurallar koyduk eski dünya yok artık onlarca canlı talletalar yüzünden telef oldu her şey sınırlı olup sıkı yönetim ilan edildi.
Âsayı ilk elime aldığım andan itibaren kırılmaz ve hiç bir şekilde zarar görmez bir şekle bürünerek çok güçlü bir hal almıştı. Aslında bir taraftan bakıldığında bu yasalar canlılar, insanlar başta olmak üzere şuan olarak çok iydi.
Tüm hayvanlar barış içinde hiç biri birbirinden korkmadan ve ani hareket etmeden yaşıyorlardı bizden habersiz kimse kimseye zarar vermiyordu çünkü emir büyük yerden gelmişti, hayvanlarda tüm kurallara uyuyordu.
Savaş çoğu insan yapımı binaları ve yerleşim yerlerini talan etmişti küçük kasabalar kurarak tekrardan giderlerini telafi edip yerleşim yerleri kuruyordular. Gördükleri zarar baya büyüktü. Bir kaç asır sonra insan oğlu tekrar eski ekonomi, enerji, ihtiyacını giderebileceği günlere ve gücüne geri dönecek ve tekrar bölge savaşları olacaktır. Bunu gayet kesin ve net bir şekilde tahmin ediyorum.
Benim yapmam gereken, sadece benim yapabileceğim araştırmam gereken milyonlarca sır ve bulmam gereken şeyler vardı. Lider olmak hiçbir zaman kolay değildi ve hiç bir zamanda kolay olmayacaktır. Üstün bir zekaya , keskin bir göze ,çok zeki ve ileri görüşlü bir zekâya sahibim. Böylede olması gerekiyordu. Doğup yaşadığım süre zarfınca gördüğüm hiç birşeyi unutmam. Âsayı kullanarak büyüleri insanların bulabileceği her yerden alıp kavuşamayacakları yerlere götürdüm.
Herşey benim varlığım yüzümden oluyordu. Ben hiç olmasaydım geçirmiş olduğumuz savaş hiç olmayabilirdi ve hiçbir kan dökülmezdi diye düşünürken bir yandanda, peki ya ben hiç olmasaydım ve bu savaşın olup olmayacağı belli bile değildi. Belkide ben düzen kurmasayıp, kabileleri toplamasaydım yaşam diye bir şey şuan hiç olmayabilirdi de olan oldu bunlar için kendimi suçlayamam artık. Bunları bir tarafa bıraktığımızda insanlar zaten kendi kuyusunu kazıyordu küresel ısınma, petrol doğalgaz gibi enerji kaynakları için yapılan savaşların sonucunu herkez de biliyordu ve hayvanlarda bu konuda çok kötü etkileniyor ve buna karşı hiç bir şeyde yapamazlardı taaki ben var olana kadar.
Bu âsa beni kabul etti bende her zaman iyilik amaçlı ve yaşam dengesi için kullanacağım. Canlıların çaresiz kalması benim isteyebileceğim son şey bille değildir. Ölen lider Kurt elbette kendi kabilesine birşeyler anlatmıştır nasıl'ki beni ilk gördüklerinde sanki tanıdık biriymişim gibi normal bir tepki verdikleri gibi.
Tekrardan ölen lider kurdu yakından tanıyan kabileleri bir araya topladık ve bu âsa konusunda çok tartışmalar, öneriler, karşı çıkmalar oldu. Kimi kabileler bu âsa son kurt için yapıldığını söylediler. Kimi kabilede zarar verebileceği endişesiyle yok etmemiz gerektiğini söylüyorlardı. ama bunu âsayı yok edemeye karar verselerde kırılmaz bir yapısı vardı. Ama tabi kurtların nasıl bir âsa olduğunu bilmiyordular bir taraftan yok olunmasını söyleyen impetus kabilesi diğer taraftan bunun tam bir delilik olduğunu söyleyen hard ve learned kabilesi vardı. Bir taraftada herhangi kabile mensubu olmayan kurtlarda bizi dinliyordu. Uzun bir konuşmadan sonra kabileler öfkelenerek ayaklandılar bende ayağı kalkarak konuşma yaptım.
"Kendinize gelin! bu âsayı uzun bir ara araştırıp ne yapılması gerektiği kararını ben vereceğim. Ayrıca yok edilemez birşey olduğunu sizde çok iyi biliyorsunuz.
Oy ve yorumlarınızı e
sirgemeyin lütfen. birdaha'ki bölümde görüşmek üzere kalın sağlıcakla....