İçeriğe geç

SON KURT

Bölüm 6 · 8 dk okuma

SON KURT

Bölüm 6

TELETTALARIN İSTİLASI

Hiç vakit kaybedemeyiz her geçen salise vakit aleyhimize işliyordu.

Ablam vaktinin çoğunu ders çalışarak geçiriyor yada babannem ile geçiriyordu ve aynı zamanda babaannem zaten olayları bildiği için bana hiç karışmıyordu.

Çiftliğin dışında kurda dönüşerek acilen lider kurtun yanına gidip onlara da olan tüm terslikleri anlattım.

Panikleyerek "tüm kurt kabilelerini toplamalıyız dedi.

Lider kurt dünya üzerinde'ki tüm kurt kabilelerini tanıyordu fakat benim tam olarak ne olduğumu bilmeyen kabileler var olduğu için hep birlikte kabilelere haber vermeye başlamıtık orta Doğu'daki kabileler bizimle irtibatlıydı zaten onları toplayarak başladık işe.

Dünya üzerinde yaklaşık beş ila altı kabile vardı.

Rusya ve Afrika ya gitmek için tekrar yola koyulduk ve önümüzde sadece yaklaşık iki hafta vardı bu iki haftalık kısa süre içinde tüm kabilelere birleşmemiz gerekiyordu.

İstersem yüksek bir hızla ilerleyip tüm dünyayı kısa bir sürede gezebilirdim fakat tek başıma ilerlersem bana inanmazlardı bunun için kurtların bana eşlik etmeleri gerekiyordu'ki buda nerdeyse bir haftaya yakın zamanımızı alıyordu.

Kurtların lideri, etrafa soğuk bir bakış ile hareket ediyor, sanki paniklediği şeyler vardı bunu fark edebiliyordum.

Kurtlar çok asil hayvanlardı kendi canları pahasına Talettalar ile yüzleşeceklerdi bana cesaret veren herşeyden önce asıl buydu.

Oldukça hızlı ilerliyorduk önümüzde Avrupa, Afrika, Rusya, ve Amerika kıtaları vardı. Rusya'ya doğru ilerlerken bir zaman sonra Talettaların nerde olduklarını anlayamıyordum. Son hız ilerliyorduk ama yine de zaman gittikçe geç oluyordu.

O zamandan bu yana beş gün geçmişti bile zaten geri dönme gibi bir lüksümüz de yoktu.

Gündüzleri ilerliyorduk fakat kurtlar her gün dört beş saat uyumaları gerekiyordu'ki buda onların doğasına vardı.

Ben ölümsüzdüm kurta dönüşme özelliğimi fark ettiğimde bu yana uyuma hissiyatını anlamıyordum ve bu da benim artık uyuyamayacağımı gösteriyordu. Ailemden ayrıldığımdan beri hiç insana dönüşmedim çünkü bunu yapma gibi bir fırsatımızda olmadı.

Ölüm her geçen vakit daha da ensemize dokunacakmışcasına yaklaşıyordu.

Elimizden geldiğince hızlı ilerliyorduk ve böyle de olması gerekiyordu fakat kurtların dinlenmesi mecburiydi çünkü savaş gününe kadar bitkin olmamaları gerekiyordu ama yinede vakit geçiyordu. Bu beni hem sürekli kararsız hemde savaş yaklaştığı için endişelendiriyordu.

Ne yapacağımıza dair her hangi bir fikrim yokken Emin olduğum tek şey herkes toparlanıp birlik olmalıydık.

Lider kurt yetkiyi bana bırakmış halde devam ediyorduk. Geçtiğimiz yerlerde bize haber verebilmeleri için her kabileden kurt elçileri bırakıyorduk fakat bazı bölgelerden hiç haber gelmiyordu ve bu bizi çok tedirgin ediyordu.

İnsanlara kendimizi belli etmemek için sürekli olarak ya orman üzerinden yada ıssız yerlerden ilerliyorduk.

İnsan teknolojisi onları durduramazdı çünkü hiçbirinin ruhu yoktu. Artık tüm kabilelere haber vermiştik ve kendi bölgemize babannemin olduğu yere dönüyorduk, ilk önce orta Doğu'dan başlayıp Avrupa'dan devam edip Afrika dan geri dönmüştük. Ailemi çok özlemişim. Geri geldiğimizde tüm kabileler bizim bölgeye toplanmış ordu halinde bwkliyorlardı zaten.

Benden ve lider kurtdan gelecek haberi bekliyordular.

Şimdiye kadar dokuz gün geçirmiştik savaşa üç gün kaldı. Amaçları başta ben olmak üzere tüm yaşam tarihini silmekti. Biraz durup neler yapmamız gerektiğini düşündüm ve o sıra aklıma çok iyi bir şey takıldı.

Madem tüm yaşamı silecekler neden biz de tüm canlılarımızla karşılık vermeyelim ki?

O gece tazılar, aslanlar, çitalar ve ayıları kendimiz ile beraber yanımızda yardıma getirmiştik.

etrafımda devasa bir ordu vardı adeta, lider kurt bunca canlı yanında hala tedirgin ediyor ise acaba düşmanlarımız ne kadar güçlü olabilir'ki aklım almıyordu bile.

Son bir kez babannemi ve ablamı görmeye gittim. Ninem zaten amacımı, nereye gittiğimi ve neden gitiğimi biliyordu.

Ablam beni gördüğünde başı hafif önüne eğik ağlaya ağlaya boynuma sarıldı ama yüzüme baktığında korkarak hızlı adımlarla babaannemin yanına gitti.

Neden benden uzaklaştığını biliyordum çünkü gözlerim koyu mavi olmuş, dişlerim uzamış kalınlaşmış ve yüzün biraz kurt halini almıştı.

Artık eski Arman değildim ve gün geçtikçe dahada kurt halini alıyordum.

O akşam onlardan ayrıldıktan sonra tüm gece etrafı kolaçan edip sürekli olarak kurtlarla iletişime geçiyordum.

Artık Talettaların hissiyatını almaya başladım ve o gece hiç beklemediğimiz bir şekilde şok olmuştum.

Talettalar tahmin ettiğimizden daha hızlı ilerlemiş ve ilerlemeye devam ediyorlardı Biz iki gün sonra karşılaşacağımızı zannederken son dört-beş saatimiz kalmıştı

.Ormanda acil bir şey olduğuna dair bağırarak tüm kurtları bir araya topladım, bir taraftan baktığımızda Talettalların sayısı çok fazlaydı, sayımız sayılarının neredeyse yarısıydı Talettaların sayısı bir milyar kadardı bizim sayımız ise yedi yüz milyona yakın.....

Savaşı kaybetme endişesiyle diğer yırtıcı hayvanlarada görevler verdim bu hayvanların insanlar ve Kurtlar gibi düşünme özellikleri yoktu. Onları yardıma çağırdığımda beni bir tanrı zannediyorlardı ,onun için peşimden gelinmiş ve sözümden hiç dışarı çıkmıyor birbirlerine zarar vermiyordular.

Ya ölecek ya da öldürücektik. Sayımız epey artmıştı hatta düşmanlarımızın sayısından bile daha fazlaydı. Sabah saatlerinde dört orduya ayrılmış düşmanlarımızı bekliyorduk. En önde ben ve çitalar vardık çitaların görevi düşmanlarımızın ordularını bölmekti talettalar bir arada saldırdıklarında müthiş bir kalkan oluyordular. Çitalar çok hızlıydı içlerine girerek onları dağıtmalıydılar görevleri buydu.

Bizim arkamızda tazılar vardı onlarında görevi çitalarınki ile aynıydı. Onların arkasında aslanlar vardı onlar ise çok güçlü kollara sahiptiler talettalar aslanlara saldırdığında onları yıkabilmeleri ve ordan geçmeleri çok zordu.

Onların arkalarında çok derin görünmez hendekler vardı yaklaşık beş yüz metrelik hendeklerdi, kenarları çok sivri kazıklarla doluydu hendeklere düşmeden karşıya ulaşmaya çalışan tallettalar kazzıklara saplanıcaklardı. Ordan çıkmaları çok zordu hendeklerin başında onları karşılayan ayılar duruyordu onların görevi saldırmak değil savunmaktı. Talettların hendekten canlı çıkmaları çok zordu ama imkansız değildi. Görevleri hendekten çıkan Talettaları bir daha aşağı atmaktı.

Onların arkasında ise kurtlar vardı.

Kurtlar; ormanda yaşıyan ve çok adapte olmuş hayvanlardı o kadar uzmandılar ki ağaçların içinden geçtiklerinde adeta görünmez gibi oluyordular.

Lider kurt onları ömürleri boyunca bu gün için eğitmişti kurtların bu özelliklerini savaşta görmek için sabırsızlanıyorum. Tüm ordularımızı arkamızdan saldırmamaları için daire şekline aldım. Herkes hazır bir şekilde düşmanlarımızı bekliyorduk. Bende kurt şekline dönüşmüştüm ama normal kurtlardan çok daha büyüktüm tabi

Lider kurt da yanımda ve tüm ordularımız arkamızdaydı.

Liderimiz, hafif bir ses tonu ve soğuk bir davranış ile başını bana doğru çevirmeden konuştu.

"Aslında arman böyle bir birliği en son bir arada gördüğümde her yer kan gölüne dönmüştü insanlar kaybetmiş yaşam yok olmanın eşiğindeydi dedi.

derken tüm inancımla ayağı kalkıp,

" Bu sefer öyle olmayacak! kaybeden biz olmayacağız dedim........

Her yere sessizlik hâkimdi. düşmanlarımızın yaklaştıklarını hissediyor ve duyuyordum.

Peki insanlar birşeyler yapmadı mı? diye sorarsanız. İnsanların yarısından fazlasını öldürmüşlerdi, yaşamları heba olmuş, eski yaşayışlarından sadece talettaların arkalarında bıraktıkları izlerin yansıması kalmıştı.

Etraf birden Talettalar ile doldu ve kendileri ile birlikte ağaçları bile neredeyse yerinden kaldıran rüzgarı getirmişlerdi.

iki dev ordu karşı karşıyaydı. Bir an durup öylece bize bakıyorlardı. İçlerinden birtanesi beninle konuşmak için bana yaklaştı.

Kurt dilinden benimle konuştu. Zaten bende artık insan dilinden konuşmuyordum.

"Demek o sensin seni ve geriye kalan herkesi öldürücez, bizden kurtuluşun imkansız korkaklar sürüsü! yeni bir çağ başlıyor ve bu çağda hiç biriniz olmayacaksınız!!!....

Bu kendine güvenir itici tavırları beni zarar verebileceğim kadar sinirlendirmişti.

Onun hamlesiyle savaş başlamıştı ilk olarak o canavarı öldürerek iki ordu birbirimize girdik.

Biz kurtlar, insanlar veya başka hayvanların kendi başlarına yenebileceği bir savaş değildi ama bu beraberliğimizle Talettalara karşı çok güçlü bir düşman olmuştuk.

O hırsla öyle saldırıyordum ki üzerime gelen tüm talettaların saldırması ile yerde ölü yatmaları bir oluyordu.

Bu savaş dünya tarihimizin en büyük savaşıydı kiminin bedenini küle çeviriyor kimininde bedenini paramparça ediyordum.

Taktiklerimiz çok işe yarıyordu fakat yine de düşmanımız sayısı çok fazlaydı. Bir yandan savaşırken diğer yandanda tüm orduma içimden moral ve motivasyon veriyordum. Zaten zihin yoluyla konuşabildiğimiz için bu bir avantajdı ama tüm ordumla iletişime geçmek çok güç gerektiriyordu.

"Ordularım bu gün hem kendi hem de tüm dünyadaki yaşam için savaşıyoruz atalarımıza yaptıkları gibi bizi de katletmelerine müsaade etmeyeceğiz! Öldürmezsek hiç birimizin canlı kalamıyacağız! Bu söylediklerimi sakın unutmayın!.....

Lider kurdu da öldürmüşlerdi. Benim daha özel güçlerim vardı ama hepsini yenecek kadar gelişmemiştim hâla, onun için atılan her hamle savaşın sonucunu çok etkiliyordu, savaşırken birden aklıma bir şey takıldı.

Kendimi yok edemezdim peki çoğaltabilir miydim.? Gözlerimi kapatıp kendimi birden fazla bedendeymişim gibi hissettim. Gözlerimi açtığımda benim gibi yüzlercesi savaşıyorlardı. Talettalar onlarca taktiğimizden dolayı pek ilerleyemiyordular. güneş dağların kanatlarından görünmeye başlamış, turuncu bir renkle her yer aydınlanmaya başlamıştı.

Sayıları ve güçleri giderek azalıyordu artık savaşamaz haldeydiler ve sayıları çok azalmıştı. Panikler halde bizden kaçmaya başladılar. Ama bu sefer kaçmalarına ben izin vermeyecektim. Arkalarına döndüklerinde korku içinde benimle karşılaştılar, ne yapacaklarını şaşırırmışçasına öylece kala kaldılar.

Bir emrim ile hepsini bir çember içine aldık ve tüm ordumu üzerlerine saldım

şafağın parlaklığı adeta göz kamaştırıyor talettalar ise etrafı görmekte bile zorlanıyorlardı.

"Bir tane bile kamayana kadar öldürün.!

Düşmanlarımızı bozguna uğratmış ve tüm yaşamı kurtarmıştık. Düşmanlarımız buraya gelene kadar yarısından fazla insan öldürmüş ve bir o kadar da hayvana zarar vermiştiler. Ama artık dünya üzerinde öyle bir tehlike söz konusu bile değildi. Kendimi çoğaltığım kopyalarımı tekrar eski halime getirmiştim ve artık insana dönüşemiyordum.

Kurtların liderini öldürmüşlerdi, kabilelerin bir lidere ihtiyacı vardı ve bu kişi benden başka kimse olamazdı.

hendeklerin bir başında durup aşağıya bakıyordum ve onların arasında çığlıklarla yankılanan bir ses geliyordu. Ama, ama bu bu olamaz. o sesler çiftlikten geliyordu.

İnsan oğlu çok az sayıda kalmış, insan teknolojisi mağlup olmuştu. Bir yandan da korona virüs hastalığına dayanamayıp insan oğlunun nesli çok azalmıştı.

Şuan tekrar insanlık yaşamının başındayız gelecekte tekrar insanlar çoğalıcak ve dünya dengesini tekrar tekrar bozucaklar gelecekteki bu olacakları görebiliyorum .Koskoca dünyada hayvanlar ve doğa asırlardır ilk kez yine başbaşa kalmıştı. Annem babam yurt dışında öldürülmüştü.

Savaştan sonra çiftliğe döndüğümde ablam ve babaannemlerin cansız bedeni ve bir kaç tahtadan başka hiçbir şey kalmamıştı. Belki de benim gibi bir varlığın duyabileceği en büyük acı buydu........

Bir taraftan baktığımda insanlar birbirlerine heves, nefret, kıskançlık gibi veya bir başka sonucu mantıksız,sebeplerden dolayı hiç acımadan zarar verirken hayvanlar özellikle kurtlar kendi canını hiçe sayarak onlar için savaşmışlardı.

Diğer taraftan baktığımda tüm ailemi kaybetmiştim. Kısacası hangi taraftan bakmak istersem istiyim ciddi zararlar görmüştük.

Kabile merkezini ailemi kaybettiğim yere yaptım.

Belki ölümsüz olabilirim, belki sonsuza dek yaşıyacağım ama bu yaşadıklarımızı sons

uza dek unutmayacağım.....

Arkadaşlar lütfen beğendiğiniz bölümlere oy verin, kitabıma eklemek istediğiniz öneriler varsa yazmayı unutmayın

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.