İçeriğe geç

Son krallık

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Son krallık

Bölüm 6

Bölüm 5

(NASTYA’NIN ANLATIMIYLA)

Hemşireler sakinleştirici iğneyi vuralı iki saat olmuştu. Sakinleşmiş gözüküyor olmama rağmen içimde fırtınalar kopuyordu. Kapı çaldı. Gelenin Karya olduğunu anlayınca rahatladım. Karya’ya aramızda geçen konuşmayı anlattım. Şok olmuştu. “Biliyor musun Karya? Onun değiştiğini sanmıştım. Yalan yok, harbi kanmıştım.* Ama ne kadar da aptalca düşünmüşüm.” Karya kelimelerini dikkatlice seçmekte zorlandı. Aslında kelime bulamadı. Çünkü kelimeler kifayetsiz kalırdı. Kelimelerin hiçbir anlamı kalmamıştı. O yüzden sadece sarıldı bana.

(Blok3-Vur*)

Sonra bir anda telaşlandı. Saraydakiler eğer onun benle olduğunu öğrenirse işler kötüleşebilirdi. Ancak bunu düşünemezdik.

On beş dakika sonra kapımız çaldı. Gelen Victory Handerson’dı. Yeni kahyamız. Benimle yaşıttı. Ancak oldukça zeki bir çocuktu. Boyu benim boyumdan uzundu, omuzları genişti. Kısa, düz altın sarısı saçlarının uzun kahkülleri, ela gözlerini kapatıyordu saçlarını geriye attı. “Amcanız sizi bekliyor. Acil bir konuşma yapılacak. Araba sizi bekliyor efendim.” dedi ve çıktı.

Karya ayağa kalkmama yardım etti. Hastaneden çıkıp arabaya bindik. Yaklaşık beş dakika içinde saray meydanındaydık. Ancak bir gariplik vardı. Arsilya ve Kanteya halkı gülüşüp şakalaşıyor, iki amca şakalaşıyordu. En sonunda bende geldiğimde Aryaz konuşmaya başladı. “Sevgili Kanteya ve Arsilya Krallığı, bugün burada toplanma gayemiz en sonunda ortak bir paydaya varıp barış anlaşması sağlamak. Eğer saygı değer Nastya Arsilya’nın da imzasını alırsak “Son Krallık” olacağız. Dargınlar, küsler barışacak. Dünya’da tek bir krallık olacak. O da “Son Krallık” olacak. Bunu söyledikten sonra büyük bir alkış koptu. Fikir güzeldi ve her şey gayet açık ve netti. İmzamı attım. Halk alkışlamaya başladı. Kutlama yapılacaktı.

Akşam olmuştu ve kutlama vakti gelip çatmıştı. Karya elbisemi giymeme yardım etti. Sonrasında sarayın dışarısına meydana çıktım. Büyük bir alkış koptu. Bu, bugünkü kaçıncı alkış tufanıydı acaba? Tam halkı selamlayacaktım ki aklıma o korkunç taç giyme töreni geldi. ,

Başım dönmeye başladı. Her şeyi bulanık görüyordum ve bir anda yere yığılıverdim.

Gözlerimi açtığımda elbiselerle hastanedeydim. Çok komik bir durumdaydım. Aryaz yanı başımdaki bordo kanepedeydi. “Uyanmışsın. Daha ne kadar bayılıp beni korkutmayı düşünüyorsun acaba?” İster istemez sırıttım. Ama sonra ciddi bir tavır takındım. ”Konuşmamız lazım.” Tek kelime etmedi. Hastaneden çıktık. Her iki meydan da kalabalıktı. “Gel benimle.” Aryaz beni ormana doğru götürdü. “Evet, nedir konu?” dedi. “Aryaz, bak amcalarımızın bir anda kavgalara son verip dost olması bir tek bana mı saçma geliyor? Belki psikopatın teki olduğumu düşünebilirsin ama onlar bizi öldürmeye çalışıyor. Kendi askerinin seni vurması, taç giyme töreninde beni zehirlemeye çalışmaları… Bence bunlar tesadüf değil Aryaz. Tesadüf olamazlar. Bize komplo düzenliyorlar.” Aryaz biraz durdu ve düşündü. Dehşete düşmüştü. “Nastya, benim sana anlatmam gereken çok önemli bir konu var. Geçen gece sahil yürüyüşü yaparken iki şişenin kıyıya vurduğunu gördüm. İçlerinde kağıtlar vardı ve…” Kağıtları gösterdi. Bunlar anne ve babamızın imzalarıydı…

“B- bu çok saçma. Ama… Aryaz! Demek ki onlar yaşıyor ve bize ulaşmaya çalışıyorlar. Hemen yola çıkmamız gerek hemde çabuk.”

Aryaz, bir anda kolumdan tuttu. “Ellerin titriyor.” Farkında bile değildim. Gözlerim görme yetisini kaybederken Aryaz’ın bana seslendiğini, beni ayık tutmaya çalıştığını biliyorum. Gerisi ise sadece boş bir karanlıktan ibaret.

Gözlerim kapalıydı, insanların sesleri boğuk bir şekilde yankılanıyordu kulaklarımda. O an boşluk duygusunu keşfettim. Onlarla iletişime geçemiyordum ve aynı şekilde onlar da benimle iletişime geçemiyordu. Hiçbir yerimi kıpırdatamıyordum. Yapabildiğim tek şey düşünebilmekti.

Boşluk, kimi insanlar için anlamına uygun olarak boş bir kelime. Ancak bana göre derin anlamlar taşıyan bir kelime. Boluğu sessizliğe benzetirim. Sessizlik, insanlara verilebilecek en iyi cevaptır bazen mesela. Bazı insanlar ise bu iki kelimeyi de anlayamaz, anlatamaz.

Belki de bu yüzden anlaşmazlıklar çıkmıştır. Kimse boşluğa dönüp sessizliğe odaklanmadığı içindir bu kavgalar. Km bilebilir ki?

Her şeyin bir sebebi vardır bu evrende. Her şeyin ama her şeyin bir amacı vardır yaşamak için. Yaşam amacına ulaşıp ölmek, bir vazifeyi tamamlamaktır. Ne yazık ki insanoğlu yaşam amacını bulamadan ölmüş milyonlarca kişiye sahiptir. Şu koca evrende acı veren şeylerin en büyük üçü nedir? Yaşam amacına ulaşamadan ölmek, yolunu kaybetmek, yaşam arayışını bulamamak.

Kaybetmek, kaybolmak ve ulaşamamak. Bu kelimelere derin bir anlam yüklemeseniz bile acı kelimelerdir. Bazen bu acıyı kendi kendimize ortaya çıkarırız bazen de insanlar acımasız yönleriyle bir kazık misali saplarlar bize bu üç sözcüğü.

Yaşama amacını insan sessizlik ve boşlukta bulur. Çünkü hayat o kadar hızlı, gürültülü ve doludur ki odaklanmaya vakit bulamaz insan. Yaşam amacını bulmak, kendini keşfetmektir ve insanın kendisini keşfetmek için odaklanmaya ihtiyacı vardır ve bu eylemi de yoğun ve tempolu bir günde yapamaz.

Ben, yaşam amacımı o anda buldum.

Gözlerimi açtım, odada kimse yoktu. Bu anlık bayılma nedeni çözülemediği için çıkmama da izin yoktu. Biraz sonra bir hemşire gülümseyerek içeri girdi.

“Efendim, kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Gerekli ilaçları serum yoluyla verdik. Bazı ilaçlara başlamanız lazım. Şimdi sizde kan almam lazım” Hemşireyi göz ucuyla süzdüm. 30 yaşlarında kan kırmızısı rujunu yeni sürmüştü. Boyu oldukça kısaydı. Küt, kahverengi ve çenesine kadar kesilmiş düz saçları ona bir hostes havası katıyordu. Yaka kartına baktım. İsminin Jennifer olduğunu öğrendim. “Teşekkür ederim, Jennifer. Ancak şu an birisiyle görüşme yapmam lazım. Yaklaşık 20-25 dakika sonra kapımı çalarsan sevinirim” “Peki, efendim. Kiminle görüşecektiniz? Hemen çağırayım fakat protokoller ve de kurallar gereği görüşmenizin en fazla 10 dakika olması gerek.”

“Yemişim protokolünü, bu ülkenin kraliçesi benim. Ben ne dediysem o olacak! Anlaşıldı mı?”

“Efendim, bağışlayın size karşı çıkmak gibi bir arzum yok ancak…”

“Ancak ne!”

“Ancak kraliçem, siz Kanteya Krallığı’nın sarayındaki en uzman doktor ve hemşirelerin bulunduğu klinikte tedavi oluyorsunuz.”

Bölüm sonu

3 yorum