(ARYAZ’IN ANLATIMIYLA)
Nastya’yı saraydaki kliniğe getireli çok olmamıştı. Serum bitince ona bakması için Jennifer’ı göndermiştim çünkü Nastya gibi inatçı bir keçiyle sadece o ilgilenebilirdi. Yaklaşık iki buçuk saat sonra Jennifer, Nastya’nın kan tahlillarini almNaya gitti ama çok geçmeden Nastya’nın bağırma sesleri gelmeye başladı. Benim onun yanına gitmem yasaktı. Çok kez denedim hatta bu yüzden en son gardiyanlar kapının başında nöbet tutuyorlardı. Bağırma sesleri gelince koridordan geçerken kapıya baktım. Gardiyanlar gitmişti. Kapının önünde durdum ve sessizce neler olduğunu duymaya çalıştım. Nastya, onu saraya getirdiğimin farkında değildi ve birisiyle görüşmek istiyordu. Deli cesaretiyle kapıyı açtım ve “Ancak kraliçem, siz Kanteya Krallığı’nın sarayındaki en uzman doktor ve hemşirelerin bulunduğu klinikte tedavi oluyorsunuz.” dedim. Nastya ve Jennifer’ın şaşkın bakışları altında tekli koltuğa oturdum ve Jennifer’a çıkabileceğini söyledim. Jennifer çıktıktan sonra perdelere doğru yöneldim.
“Bizi mi dinledin sen?”
“Evet. Şimdi aklında bir sürü soru olduğunun farkındayım ama soruların beklemeli çünkü odana hava ve güneş girmeli.”
Perdeleri ve camları açtıktan sonra ona döndüm.
“Kahve ister misin? Arthur’un kahvelerinden iyisini bulamazsın bu hastanede.”
Kafasını olur anlamında salladı. Anlaşılan o ki ya bağırmaktan yoruldu. Hasta yatağının başındaki telefonu aldım ve Arthur’dan 756 numaralı odaya kahve getirmesini söyledim. Tekli koltuğa geri oturdum. Nastya’ya bakınca bir şeyin canını sıktığını farkın vardım. Tam soracakken beni susturdu.
“Özür dilerim.”
“Ne için?”
“Ben farkında değildim. Burada olduğumun farkında değildim sanki benim krallığım gibi konuştum. Hemşireye durduk yere bağırdım. Özür dilemek hayatım boyunca alışmadığım bir şey. İnsanlardan özür dilemek tuhaf geliyor ve asiller normal bir insandan özür dileyemez. Anlıyorsun değil mi? Özür dilemem gereken yerde özür dileyemiyorum ve ben çok utanıyorum.”
Uzun zaman sonra ilk defa bana içini dökmüştü. Biraz sonra Jennifer geldi. Nastya’nın yanakları kıpkırmızıydı. Cidden utanıyor olmalıydı. Boğazını temizledi.
“Jennifer, ben çok hadsiz bir şekilde sana hiçbir sebep olmadan sana bağırdığım için büyük pişmanlık içerisindeyim. Bunu dile getirme ihtiyacı hissettim.”
Allah’ım bu kız gerçekten özür dileyemiyordu. Onun her zaman dobra bir kız olduğunu düşünmüştüm. Öyleydi de ancak içinde iyilik her zaman vardı fakat amcası o iyiliği bastırmıştı. Tıpkı amcamın bana yaptığı gibi. Onu anlıyordum.
“Efendim, özür dilemenize gerek yoktu, o anki bilinciniz iyi değildi. Bu tür hastalarda gördüğü en iyi niyetli hasta sizsiniz.”
Jennifer elinde kan tüpleriyle odadan çıktı.
“Seni anlıyorum Nastya.”
“Keşke herkes birbirini anlayabilse Aryaz.”
Derin bir sessizlikten sonra Nastya, yanındaki komdine doğru uzandı. Tam ona yardım etmek için kalkacaktım ki birkaç kağıt alıp yatağa oturdu. Kağıtları katlamaya başladı. Ne yaptığını anlayamamıştım. Bir anda bana baktı ve kıkırdadı.
“Neden gülüyorsun?” dedim sertçe gülünecek bir halim yoktu.
“Elimdeki kağıda boş boş bakman oldukça gülünç.” diye karşılık verdi.
Yatağının yanına gittim. “Ne yapıyorsun?” dedim.
“Turna kuşu yapıyorum. Japon inancına göre 1000 turna kuşu yapan birisinin dilediği dilek gerçek olurmuş.”
Sözünü yarıda kestim. “Sen ne dileyeceksin peki?”
“Dilek bir başkasına söylenmez ayrıca ben öyle şeylere de inanmam. Hobi olarak yapıyorum, sende denemek ister misin?”
“Zor gözüküyor.”
“İlk başta zorlanırsın ama elin alışır merak etme. Hem boş boş oturmaktan kurtulursun.”
Beni şaşırtmaya devam ediyordu, sadece birkaç saat önce öfke dolu olan kız, şimdi cennetten gelmiş bir meleği anımsatıyordu. Yine de tedbiri elden bırakmamam lazımdı. Bana bir kağıt verdi ve kendisi de yeni bir kağıt aldı.
“Niye başımda duruyorsun?”
“Bir konuşmamız yarım kalmıştı hatırlarsan.”
Bir anda kağıdı katlamayı bıraktı, sinirli gözüküyordu. Yine ne olmuştu? Kızı çözemiyorum.
“Sen ruh hastasısın.” dedi bir anda.
“Onu sen öldürdün! İki kere bayıldığım için unutmuşum. İnsanlara neden acımıyorsun! Neden öldürdün onu söylesene! Sana kötü şeyler yapmıştı, anlıyorum ama neden yaptın bunu? O adam benim babam gibiydi, sen resmen babamın katili oldun. Seni alçak herif! Senin hakkında çok yanılmışım, biraz olsun değiştim sanmıştım. Tekrardan arkadaş olabileceğimi düşünmüştüm. İnsanlar artık kişilik bozukluğum olduğunu sanıyor. Hepsi senin yüzünden!”
Zor bir dönemden geçiyordu ve ben farkında olmadan onun canını daha çok yakıyordum. Yataktan kalktı, çantasını aldı, kapıyı açmaya çalıştı. Başaramadı.
“Aç şu kapıyı!”
Kapıyı açmadım, yere oturdu saçlarını çeke çeke ağlamaya başladı. Sinir krizi geçiriyordu. Yanına gittim, beni bile görmüyordu, saçlarını çeken ellerini saçlarından ayırdım. Beni görünce daha da sinirlendi.
“Yapmak zorundaydım.” diye bağırdım. Bağırmam onda bir etki yapmıştı, sustu. İlk defa benden korktuğunu gördüm. Gözlerinde sadece korku vardı. Aldırmadan devam ettim. “O adam senin nasıl baban gibiyse benim de katilim gibiydi. Sen söyle ya, sen bunu yaşasan o insanı yaşatır mısın? Yaşatmazsın ve hatta benden çok daha önce öldürürdün. Artık anla. Birbirimize ihtiyacımız var. Beni ister sev ister sevme. Bensiz ne anneni ne de babanı bulursun!”
Gözleri fal taşı gibi açıldı. “Senden yardım isteyip seni tekrar arkadaş olarak gördüğüm güne tüküreyim.” Kapıya hızlı bir tekme attı. Kapı açıldığı gibi koşmaya başladı. Beni arkadaş olarak görmüş. Buna inanamadım. Bensiz yola çıkacaktı. Daha doğrusu bensiz yola çıkacağını sanıyordu ama yanılıyordu, onu biraz olsun tanıyorsam hıncından bu gece yola çıkacaktı. Hazırlıklarımı yaptım şimdi kalan tek şey geceyi beklemekti.
