(NASTYA’NIN ANLATIMIYLA)
Artık kalan son 3 adaya da gitmemiz gerekiyordu. En sonunda bir adaya ulaşmıştık. Adaya elele indiğimizi gören Karya bana baktı. “Yetti ama! Sizde bir karar verin canım!” Kıkırdayarak karşılık verdim. Aryaz bu sefer bebe mavisi bir gömlek giyip (her zamanki gibi) düğmelerini iliklememişti.
Bu görüntüsü çok hoşuna gidiyordu. Ormanda yürümeye devam ederken ansızın çığlık sesleri duyduk. Koşarak sesin oraya gittiğimizde bir kızın bir kurt tarafından köşeye sıkıştırılmış halde bulduk. Aryaz kurdu kovduktan sonra kız Aryaz’a koşup sarıldı.
Bu hareketi hoşuma gitmemişti.
”Ah, size minnettarım! Benim adım Urla sizinkiler ne?”
”Ben Nastya. Bu Karya ve bu da Aryaz.”
”Tanıştığıma memnun oldum Aryaz ve tabi sizle de kızlar.”
Bu da neydi şimdi? Kız Aryaz’a yiyecekmiş gibi bakıyordu. Doğal davranmaya çalıştım. Belki de sadece çok kıskancımdır?
Kız kurttan kaçarken ayağını incittiğini söyleyip Aryaz’dan izin dahi almadan koluna girdi. Aryaz da onu ittirecek kadar cani olmadığı için katlanmak zorunda kaldı.
”Gidecek bir yerim yok. Bir uçak kazası sonucu buradayım. Sizinle gelebilir miyim acaba?”
Aryaz bana baktı, gözleriyle adeta konuşabilir miyiz diyordu. Aryaz’ı kenara çektim.
”Nastya, o yapışık kızı bende sevmedim ama en azından güvenli bir limana götürüp bırakırız sonra da devam ederiz.”
”Peki, tamam ama o yapışık bir daha sana temas ederse onu paramparça ederim.”
”Birileri müstakbel kocasını ve doğacak olan çocuklarının babasını daha evlenmeden kıskanıyor sanırım.” Yüzündeki o ifade bundan keyif aldığını gösteriyordu. Cevap vermedim. Kıza aldığımız kararı da Aryaz söyledi. Görünüşe göre bu adada da anne ve babamdan bir iz yoktu…
Rotamızda küçük bir değişiklik yapıp en yakın limana gidip kızı bırakıp geri dönecektik ve en yakın liman 1 haftalık mesafedeydi.
O yapışkanla bir hafta…
Başıma neler geleceğinden habersiz bir şekilde uyuduğumda saat 00.00’dı.
