(KARYA’NIN ANLATIMIYLA)
Önümde uzun pir patika vardı. Patikadan ilerlemek çok da zor olmamıştı. Hayatım boyunca yaşadığım en heyecanlı an olabilirdi ancak ne kadar kabullenmek istemesem de büyük bir korku içimi kemirip duruyordu.
Çalılıklardan gelen her hışırtıya korkuyordum resmen. Çok aptalım, nasıl olur da Arsilya kanından geldiğime inanırdım!
O an aklıma krallık geldi. Kraliçelerinin gitmesi ve üstelik benimde olmamam…
Hemde aynı zamanda Aryaz’ın da kaybolması…
Krallığa döndüğümüzde büyük bir kaos bizi bekliyor olacaktı.
Dayanıklı değildim biraz daha yürüdüm ve daha sonra dinlenme ihtiyacı hissettim. Bir meşe ağacına kafanı yasladım. Tam uyuyacakken bir el gözüme bir bandaj doladı. Tam bağıracakken ağzıma bant benzeri bir şey yapıştırdı.
Hiç bir şey göremiyordum ve söyleyemiyordum ve beni taşıyan kişi de çıtını çıkarmıyordu ancak çok hızlı hareket ediyordu. Adeta birinden kaçıyordu. Az sonra şelaleden akan suların sesi geldi ve bende ıslandım. Üstüm başım sırılsıklam olmuştum. Berbat haldeydim ve sonra beni ahşaptan yapılmış sandalye benzeri bir şeye oturttu. Kaçmaya çalıştım ama bir kaç kişi daha gelip ellerimi ve bacaklarımı tuttu ve bir halatla bağlamaya başladılar. Gözümü açtığımda ise manzara şok ediciydi.
