İçeriğe geç

Son İntikam

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Son İntikam

Bölüm 2

Sarı Gül

Kendimi yıllar önceki gibi yine o ıslak topraklarda buldum. O çocuk babasından kaçıyordu. Ama bu kadın babasına gidiyordu.

O çocuğun intikamını almak için gidiyordu.

Saraya nasıl gireceğimi dün Richard ile ayarlamıştık. Sarayın hizmetkârı olarak oraya gidecektim. Babamın beni tanıyacağını sanmıyorum. O beni göremeyecek kadar kördü çünkü. Bir ailenin soğukluğunu hep hissettim ama o soğuklukta çok fazla durmak istemedim. Beni ne kadar kendi içine almaya çalışsada. Hayatım da hiç bir zaman duygunun yeri olmadı. Çünkü duygular zayıflıktı. Bana göre.

Şuan da tam da onun gibi duygularımı önemsemiyorumdum.

O kraliyeti yok edecektim ve hiç biri elimden kurtulamayacaktı.

Sarayın büyük dış kapısına ulaşmıştım. Ne kadar büyük olduğuna baktım. Zor olacaktı. Dış kapının önünde iki muhafız vardı, uzun mızraklarını çapraz bir şekilde koymuşlardı. Çatlarını çatıp beni inceliyorlardı.

İlk başta baş selamı verdim.

"Ben buraya hizmetkârlık görevi için geldim," dediğimde iki muhafız birbirlerine yan gözle baktılar. Aralarında sözsüz bir konuşma geçtikten sonra muhafızlardan biri bana doğru döndü ve elimde ki içine eşyalarımı koyduğum sepeti işaret etti.

"Ne var onun için de," dedi sert sesi ile. Bunun olacağını bildiğim için keskin bıçaklarımı iç çamaşırımın içine saklanmıştım. Üzerine örttüğüm bezi çektim sepetin üstünden sonra da içini gösterdim. İçinde sadece bir kaç kıyafet olduğunu gören muhafızlar geçmem için demir kapıları araladılar. Düşen cüppemin şapkasını takıp tekrar baş selamı verip içeriye girdim. Saraya baktığım da kendimi çok küçük hissediyordum. Sarayın içine girdim düşünmeden. Tabi orada ki muhafızlarla yine kendimi açıklamak zorunda olduğumu es geçmezsek. Tanrım, kocamandı!

İçeride ki insanlar böcek gibi görünüyordu!

İçeriyi incelerken bir tane orta yaşlılarda bir kadın beni fark etti ve yanıma geldi.

"Siz yeni temizlikçisiniz sanırım," dediğinde başımı salladım gülümseyerek. Bakışları yumuşadı.

"Ah çok iyi oldu gelmeniz yarın sarayda bir balo var ve yapacak tonlarca işimiz." Derin nefes aldı.

"Bu arada kendimi tanıştırmayı unuttum ben baş yardımcı Laura. "

Yaşına göre güzel bir kadındı. Benimkiler gibi mavi gözleri ve siyah saçları vardı. Saçlarını yukarıdan topuz yapmış ve dizlerine kadar gelen lacivert bir elbise giymişti.

Gülümsedim.

"Bende Nora efendim," dedim başımı eğip. Burada masumu oynamam şarttı.

"Memnun oldum Nora, sana biraz sarayı gezdirmeme ne dersin?" Başımı olumlu anlamda salladım.

Laura gülümsedi ve sarayın içini göstermeye başladı.

Onun arkasından giderken bir taraftan da etrafı inceliyordum.

"Burası mutfak, bütün kraliyet yemekleri burada yapılır."

Ellerini birnirine vurdu ve mutfakta çalışanların dikkatini bize çekti.

"Hey millet, bu yeni çalışanımız Nora, kendisi sarayın temizliğinden sorumlu."

Yeşillikleri doğrayan beyaz önlüklü tombul bir adam gülümseyerek bana baktı.

"Merhaba genç bayan, ben sarayın aşçısı Edwin."

Gülümsedim. Artık bu suratı yapmaktan sıkılmıştım.

"Memnun oldum."

" Bende mutfaktan sorumluyum, aramıza hoşgeldin, ben Jessica."

Onun da benim gibi sarı saçları vardı. Üzerinde tıpkı Laura'nın ki gibi lacivert bir elbise vardı.

"Bende."

Birden biri önüme tepsi uzatınca irkildim.

"Ben de sarayın getir götür insanyım, adım Davin."

Uzun bıyıkları ve takım elbiseyle komik duruyordu. Aksanı ise çok düzgündü. Fazla düzgün.

"Memnun oldum, Davin."

Laura ellerini tekrar birbirine çırptı.

"Tamam beyler ve bayanlar, işlerinize tekrar dönün," dedikten sonra bana döndü.

"İşte bu bizim ekip, tabi daha buz dağının görünen kısmı," dedi gülümseyerek.

Burası kocamandı, elbette daha bir sürü çalışan vardı. O kadar çalışanın arasında temizlik yapmak ve burayı çökertmek kolay olacaktı.

Diğer odalarda gezdik. Gerçi bu odalara oda demek bin şahit isterdi. Burası ayrı ayrı ev gibiydi. Sarayda koşuşturma vardı. Laura'nın anlattığına göre yarın balo vardı. Burada ki ikiz prenseslerin doğum günüymüş. Onları daha görememiştim.

En sonunda ise bana kalacağım odayı göstermişti. Oda diğer odalara göre biraz küçüktü ama fazlasıyla idara ederdi.

Laura'nın bana verdiği kıyafeti giydim ve saçımı tıpkı onların yaptığı gibi topuz yaptım. Kabul ediyorum elbiselere alışık değildim ama alışmak zorundaydım. Odamdan çıktım ve hazırlık yapılan yere gittim. Nedense izlendiğimi hissediyordum. Yürürken arkama baktım ama görünürde kimse yoktu. Ah, tabi ya görünürde olmaması gerekiyor değil mi?

Bir süreliğine onu es geçtim, nasıl olsa ortaya çıkacaktı.

Salona girer girmez Laura'nın beni fark ettiğini gördüm.

"Nora, buraya bakabilir misin?" Ah... Cidden bir bu kadın eksikti.

"Geliyorum efendim."

Bana koskoca bir tablonun tozunu aldırmışlardı! Tanrı aşkına bunu bu kadar büyük yapmak zorunda mıydılar? En sonunda elimin tersiyle terleyen anlımı sildim ve aşağıya indim.

"Harika iş çıkardın, Nora," dediğinde göz devirmemek için kendim ile büyük bir savaş verdim. Sahte bir şekilde gülümsedim. Ama herkesi inandırmayı başarmıştım. Bir kaç iş yaptıktan sonra akşam çökmüş ve yemekler hazırlanmaya başlanmıştı. Burası bu kadar zor muydu? Derin bir nefes almak için saraydan dışarı attım kendimi. Laura ve verdiği işler yüzünden kollarım kalkmaz olmuştu. Ava çıkarken bile bu kadar zorlanmıyordum. Gri gökyüzüne baktım. Hava hâlâ yağmur yağacağını söylüyor gibiydi. Biraz daha bahçeyi incelerken gözlerim neredeyse kan kırmızısı olan güllere takıldı. Dikkatlice incelemek için yanına yaklaştım. Güllerden nefret ederdim. Onlardan nefret etmemin sebebi küçükken dikenli güllerin arasına düşmemdi. Acısını hâlâ hissediyordum. Dikkatimi kırmızı güllerin arasında ki sarı gül çekti. En aşağıda kalmıştı ama dikenleri kocamandı. Kırmızı güllere zarar bile verebiliyordu rüzgar estikçe. Dudağımın kenarı kıvrıldı ve acısını umursamadan sarı gülü dikenlerine rağmen kopardım. Elimin kanı yapraklarına bulaşmıştı. Gülün sadece yaparak kısmını tutup incelemeye devam ederken bir sulüet arkamdan geçti. Evet kesinlikle geçmişti.

"Pekâlâ dostum, bu iş fazla uzadı," dedikten sonra arkama dönecekken birisi dönemem için iki kolumdan tuttu.

"Gülü koparman hiç iyi olmadı, artık kırmızı gülleri alt edemez," dediğinde kaşlarımı çattım. Tam arkama te

kme atacakken beni koca bir karanlığa gömdü.

Bölüm sonu

4 yorum