Yıllar önce...
Korku. Hissettiğim tek şey korkuydu. Küçük vücudum bu korkuyu kaldıramayacak kadar güçsüzdü. Ama bunu umursamadım. Çünkü tek yapmam gereken kaçmaktı. Arkama bile bakmadan yağmur altında kaçıyordum. Ayaklarım çıplak olduğu için ıslak toprakta donmak üzerelerdi. En sonunda pazar yerine ulaştım. Üstüm başım berbat durumdaydı. Bazıları beni dilenci sanıp yüzüme bile bakmıyordu.
"Yardım edin!" diye haykırdım pazarın ortasında ama kimse yüzüme bile bakmamıştı. Çünkü herkes yağmurdan kaçma derdindeydi. Tüccarlar malları ıslanmasın diye hızlıca onları topluyorlardı.
"Lütfen yardım edin," dedim son kez ama kimse beni kâle bile almadı. Arkama baktığımda gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. O geliyordu. Arkama dahi bakmadan son hız koşmaya başladım. Amacım artık kurtulmak değil ölmekti. Adımlarımı bildiğim tek uçuruma yönelttim. Kararlıydım. Ölecektim. Çünkü o adamdan kurtulmamın tek yolu buydu. Koşuyorumdum. Ayağıma bir çakıl taşı değdi ama umursamadım. Bir ormanlığa girdim. Kurtuluşum oradaydı.
Benim kurtuluşum ölmekti.
Tam bir kaç adım orada olacağım derken bir adam hızla beni kollarının arasına aldı ve son hız koşmaya başladı. Çığlık attım ama bu hiç fayda etmedi. Kolları çok ama çok güçlüydü. Hayır bu kaçtığım adam değildi. Çünkü onun bizim döndüğümüz yere girdiğini gördüm.
Peki kimdi bu? Beni kurtarmış mıydı yoksa kaçırmış mıydı? En sonunda ormanın içinde bir kulübe de buldum kendimi.
"Sevgili Nora..."
İsmimi uzatarak söylemişti. Ayağımı bir ateşte ısıtıyordum. Ve çorba içiyordum. İnanılmaz!
Çorbadan başımı kaldırdım ve yüzüne baktım. Yemyeşil gözleri vardı ve uzun beyaz saçları. Kolları, omuzları çok güçlüydü bir boz ayı bile karşısında duramazdı.
"Şimdi seninle küçük bir anlaşma yapacağız," dediğinde merakla ona bakmaya devam ediyordum.
"Sen benimle kalacaksın hep, ben seni babandan koruyacağım. Sen bana çalışacaksın hep bende sana yemek ve kalacak bir yer vereceğim. Ne dersin?"
İsteği çok cazip geliyordu çünkü eğer kabul etmeyip babamın yanına gidersem yine binbir türlü işkence çektirecekti bana. Tekrar ayaklarımın kızgın ateşte olmasını istemiyordum, ve sırtımın da cam parçası ile kesilmesini daha fazla kaldıramayacaktım. Hem adam beni babamdan korur. Sanırım.
"Anlaştık ama bir şartım var." Tek kaşı havaya kalktı.
"İstediğim kadar yemek yiyebileceğim," dediğimde güldü ve saçlarımı okaşadı.
"Elbette, istediğin kadar." O zaman anladım ki artık bana babalık edecek o adam değil bu adamdı. Gülümseyerek ateşin karşısında sıcak çorbamı içmeye devam ettim.
Günümüz...
Okumu nehirden su içen ceylana doğru döndürdüm ve ona isabet ederek oku fırlattım. Ok ceylanın tam karnına denk geldi ve çığlık atarak yere yığıldı.
"Üzgünüm dostum ama bugün aç kalamazdım." Vurduğum ceylanı omuzlarıma alarak kulübeye doğru yol aldım. Ulaştığımda ise Richard odun kırmakla meşguldü. Beni gördü ve gülümsedi.
"Bugün ziyafet var desene," dedi elinde ki baltayla.
Gülümsedim.
"Ziyafeti hazırlayacak olan sensin." Kırdığı odunları odunluğa yerleştirmeye başladı.
"Yine köle olduk desene," dediğinde ceylanı yere attım ve omuzlarımı açtım.
"Alt tarafı yiyecek bir şeyler hazırlayacaksın Richard," dediğimde odunları dizip bitirmişti. Yıllar ondan gücünü almamıştı. Sadece yüzüne bir kaç kırışıklık eklemişti.
"Tamam tamam kabul ediyorum, ben bunu hallederken sende diğer yemekleri hazırla." Diğer yemek dediği salataydı. Çünkü evde sadece onun malzemeleri vardı.
"Pekâlâ," dedim ve içeriye geçip duş aldım. Üzerime savaşçı tulumumu giydim. Ne olursa olsun bu tulumu giymeden içim rahat etmezdi. Bu tulum diğerlerinden biraz daha rahattı sadece.
En sonunda akşam her şey hazır olup oturmuştuk sofraya. Richard eti eliyle yemeği tercih ederken ben çatalla yiyordum. Ellerimin yağlanmasından nefret ederdim çünkü.
"Seni ne kadar eğitirsem eğiteyim içinde illa ki bir prenses kalıyor," dedi elinde ki but ile tuttuğum çatalı işaret ederek.
Prenses denilince içime bir öküz oturmuştu. İyi ki kaçmıştım oradan. Richard'ın yanına gelince anladım ki o kraliyet işleri hiç bana göre değildi.
"Kraliyete dair bana bir şey deme Richard," dedim sinirle tabağımda ki eti bölerek.
"Hazır kraliyet demişken," dediğinde yüzüne 'alay mı ediyorsun benimle ' der gibi bakmıştım.
"Dur hemen öfkelenme."
Elinde ki yemeği bıraktı, demek ki gerçekten ciddi bir şey konuşacaktık.
"Biliyorsun seni yanıma aldığımdan beri bir sürü iş yaptık. Bir sürü grup çökerttik. Ama bu sefer ki iş zor ve büyük."
Çatalı mı bıraktım ve kaşlarımı çattım. İki elimi çenemin altında birleştirdim.
"Devam et."
Derin bir nefes aldı.
"Sırada ki hedefimiz, Asburg Krallığı," dediğinde gözlerimi kocaman açtım. Bu adam koca bir krallığı çökertmemi mi istiyordu?
"Sen delirmişsin Richard, koca krallığı nasıl çökertebilirim?" Söylediği krallık diyarın en büyük krallığıydı.
"Hemen kendini küçümseme, birden çökertmeyeceksin. Yavaş yavaş... Bir fare gibi."
Arkama yaslanıp kollarımı birbirine bağladım.
"Bilemiyorum Richard."
"Sana güveniyor benim deli kızım, sende kendine güven biraz."
Koca krallık! Hangi birini bir fare gibi kemireyim. Hem yakalanırsam direkt idam edilirim.
"Neden bu krallığı çökertmek istiyoruz?"
Gözleri uzaklara daldı.
"Çünkü aldıkları canları, canları ile ödemlerinin vakti geldi."
O gün ilk defa Richard'ın gözlerinde ki kini görebildim.
"Ne canı?" diye sorduğumda yumruk yaptığı elini hızla masaya vurdu.
"O krallık benim ailemi çaldı hepsini teker teker orada gözlerimin önünde yaktılar!"
"Neden?!"
"Çünkü," dedi, hâlâ bağırıyordu.
"Sadece bahçelerinden bir elma aldım diye beni ailem ile cezalandırdılar! 'Bizim olanı alırsan bizde senin olanı alırız, ' dediler! Ve ailemi orada kül ettiler..." Duyduklarım karşısında nefesim tutulmuştu. Sadece bir elma için çok fazlaydı bu.
Bana döndü. Gözleri hâlâ öfkeliydi.
"Bu sadece benim intikamım değil Nora, bu seninde intikamın. Baban oranın kralı."
Nefesimin kesildiğini hissettim. Ellerim sinirle kendi kendine yumruk olmuşlardı bile.
"Ne?" dedi dişlerimi sıktığım yerde.
"İkimz için, Nora. O krallığı çökertmen gerek. "
Beni kaybettikten sonra aramaya bile tenezzül etmemişti. Üstelik ben onu bulamayayım diye krallığın adını değiştirmişti.
"Seni lanet adam," dedim yumruk yaptığım ellerimle masay vurarak sinirle kalktım. Sandalyeyide devirmiştim. Sinirle odanın içinde döndüm. O krallığı çökertecektim. Ya fare gibi ya da aslan gibi. O çocuğun intikamını alacaktım. Richard'a döndüm.
"Ne zaman yola çıkıyoruz?" diye sordum.
Kararlı sesi ile,
"Yarın," dedi. Başımı salladım ve yarın için hazırlık yapmaya odama yöneldim. En keskin bıçaklarımı, kılıçlarımı, okumu, bu krallık için özel olarak kullanacaktım.

