İçeriğe geç

Son Hedef

Bölüm 26 · 2 dk okuma

Son Hedef

Bölüm 26

BÖLÜM 26

Fabrikanın arka yangın merdiveninden inip Meltem’in uzaktan kilitlerini açtığı sivil pikaba bindiklerinde, şehrin ışıkları çoktan geride kalmıştı. Meltem’in telsizden fısıldadığı koordinatlar, kentin kuzeyindeki sık ormanların arasına gizlenmiş, hiçbir tapu kaydında görünmeyen ahşap bir dağ evini işaret ediyordu.

Evin içine girdiklerinde sadece şöminenin önündeki eski gaz lambasının sarı ışığı odayı aydınlatıyordu. Alya, sırtındaki kompozit yayı ve sadağı masanın üzerine bıraktı. Üzerindeki deri ceketi çıkarırken sol kolundaki sızlama yüzünü buruşturmasına neden oldu; fabrikadaki çatışmada seken bir merminin şarapneli omzunun hemen altını sıyırıp geçmiş, koyu renk kumaşı kana bulamıştı.

Baran, kapıyı arkalarından sürgüleyip montunu bir kenara fırlattı. Alya’nın kolundaki kanı fark ettiği anda adımları hızlandı. Meltem’in mutfak tezgâhına bıraktığı ilk yardım çantasını alıp kızın yanına, deri kanepenin önüne diz çöktü.

"Otur şuraya," dedi Baran. Sesi emreder gibiydi ama gözlerinde gizleyemediği bir telaş vardı.

Alya kanepeye ilişti, ağzına yeni bir vişneli lolipop atıp alaycı bir gülümsemeyle adama baktı. "Bir başkomiserin kanun kaçağı bir intikamcının yaralarını sarması hangi polis mevzuatında yazıyor, Komiser?"

"Mevzuatı bu gece o fabrikanın çatısında bıraktık, hatırlatırım," diye homurdandı Baran. Sargı bezini ve antiseptik solüsyonu çıkardı. Parmakları, kızın yırtılan tişörtünün kenarını yavaşça sıyırırken teninin sıcaklığıyla irkildi. Pamuğu yaraya bastırdığında Alya hafifçe dişlerini sıktı ama gözlerini bir an bile Baran’ın yüzünden ayırmadı.

Aralarındaki mesafe yeniden birkaç santime inmişti. Gaz lambasının titrek alevi, Baran’ın çenesindeki kirli sakalları ve gözlerindeki derin yorgunluğu Alya’nın yüzüne yansıtıyordu. Baran, yaranın etrafını temizlerken parmak uçlarının Alya’nın çıplak tenine her temasında nefesini tutuyordu. Bir suçluyu değil, ruhunun sınırlarını altüst eden bir kadını tutuyordu ellerinde.

"Sana bir şey olsaydı..." dedi Baran, fısıltıyla. Cümlesini tamamlamadı; gözleri yaradan kalkıp Alya’nın dudaklarına ve ardından o meydan okuyan koyu gözlerine kilitlendi.

Alya elini kaldırıp Baran’ın yanağına dokundu. Parmak uçları, adamın gergin çene hattında usulca gezindi. "Bana bir şey olmaz Baran. Ama sen... sen benim dünyama her adım attığında biraz daha kanunun dışına çıkıyorsun. Pişman mısın?"

Baran başını hafifçe yana eğip Alya’nın avucunun içine yasladı; gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Havada sargı bezinin alkol kokusu ve Alya’nın vişne aroması birbirine karışıyordu.

"Pişman olmam gerekirdi," dedi Baran, sesindeki tüm kalkanları indirerek. Gözlerini açtığında aralarındaki çekim artık inkâr edilemez bir noktadaydı. Eğilip alnını Alya’nın omzuna, az önce sardığı temiz sargının hemen yanına yasladı. "Ama değilim Karadağ. Hayatımda ilk kez neyin doğru neyin yanlış olduğunu umursamıyorum."

Alya diğer elini adamın ensesindeki saçlara daldırdı; iki yaralı avcı, gecenin ayazında ve dışarıdaki dünyanın tüm tehlikelerine inat, o ahşap evin sessizliğinde birbirlerinin sığınağı olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.