Merdiven boşluğundaki demir basamakların gıcırtısı, yaklaşan bot sesleriyle birlikte arttı. Çatı katının kırık pencerelerinden sızan rüzgâr, makinelerin arasındaki toz bulutunu havalandırırken içerisi bir anda namlu alevleriyle aydınlandı. Vecdi’nin gönderdiği sekiz kişilik infaz timi, susturuculu otomatik silahlarla koridoru taramaya başladı; mermiler çelik kirişlerden kıvılcımlar saçarak sekti.
Baran, sırtını Alya’nın sırtına yaslayıp vücut ağırlığını dengelerken elindeki Glock ile köşe başına iki el kontrollü atış yaptı. En önde koşan tetikçi göğsünden vurulup geriye savrulurken, Baran’ın sol omzunun hemen üzerinden kulakları yırtan bir ıslık sesi duyuldu.
Alya, kirişi sonuna kadar gerip hedefine kilitlenmişti. Bıraktığı siyah karbon ok, koridorun arkasında siper almaya çalışan ikinci adamın omzunu delip arkasındaki ahşap tezgâha çiviledi. Adamın acı dolu çığlığı yankılanırken Alya ağzındaki lolipopun çubuğunu dişleriyle kıstırıp sadaktan tek bir akıcı hareketle ikinci oku çekti.
"Sol taraftaki üçlü tezgâhların arkasından dolanıyor!" dedi Alya, nefesi Baran’ın boynunu yalarken. Sesinde en ufak bir korku yoktu; aksine iki kişilik bu ölümcül danstan vahşi bir zevk alıyordu.
"Kör noktalarını ben kapatıyorum, sen yüksektekileri indir!" diye kükredi Baran.
Sırt sırta ayrılmadan bir bütün gibi hareket ettiler. İki tetikçi paslı dokuma makinelerinin arasından fırlayıp namlularını Alya’ya doğrulttuğunda, Baran anında kızın önüne kayarak gövdesini siper etti; seri üç atışla iki adamı yere serdi. O sırada yukarıdaki havalandırma borusunun üzerine tünemiş olan keskin nişancı Baran’ın şakağını hedef almıştı. Alya bunu yarım saniye önce fark etti; yayını yukarı dikip kirişi bıraktı. Kırmızı spiral desenli ok, nişancının silah tutan bileğini parçaladı; adam dengesini kaybedip beş metre yüksekten beton zemine çakıldı.
Geriye kalan son üç tetikçi, karşılarında sadece bir kaçak değil, polis refleksleriyle birleşmiş kusursuz bir suikastçı ikilisi olduğunu anlayınca geri çekilmeye çalıştı. Ancak Alya ve Baran onlara bu şansı tanımadı. Baran öne fırlayıp en yakındaki adamın silahını tek bir dövüş hamlesiyle düşürdü, kabzayı adamın çenesine indirip yere serdi. Alya ise makinenin üzerinden havalanarak diğer saldırganın göğsüne sert bir çift tekme savurdu; adam yere düşerken Alya yayının ucuyla son tetikçinin boğazına bastırdı.
Çatı katı aniden ölümcül bir sessizliğe gömüldü. Yerde yatan adamların iniltileri dışında sadece ikisinin kesik kesik nefesleri duyuluyordu.
Baran boş kovanları yere bırakıp şarjörünü yenilerken, Alya yayını indirip sırtını yeniden aynı çelik sütuna yasladı. Dudaklarındaki vişne kokusu, havaya yayılan yoğun barut dumanına karışıyordu. Baran bir adım yaklaşıp elini kızın omzuna koydu; gözlerinde hem öfke hem de inkâr edemediği derin bir hayranlık vardı.
"Fena değildin Komiser," dedi Alya, fısıltıyla gülümseyerek. "Belki de kanunun kurallarını biraz esnetmek sana iyi geliyordur."
Baran kızın gözlerine diktiği bakışlarını çekmeden başını iki yana salladı. "Bu kuralları esnetmek değil Karadağ. Bu, ikimizin de bu geceden sağ çıkması için tek çareydi. Ama bu çatışmanın gürültüsü tüm mahalleyi ayağa kaldırdı; burayı hemen terk etmemiz lazım."