Terk edilmiş dokuma fabrikasının çatı katındaki loş hava, iki nefesin birbirine karıştığı o dar alanda adeta alev aldı. Baran’ın arkasındaki çelik sütuna dayalı duran Alya, başını hafifçe yukarı kaldırıp adamın yorgun ama bir o kadar da hırslı gözlerinin içine baktı. Aralarındaki mesafe bir fısıltıdan daha yakındı; havada barut, pas ve Alya’nın vişneli lolipopundan yayılan tatlı, ekşi bir koku asılıydı.
Baran’ın parmakları yavaşça Alya’nın çenesine, oradan da ensesindeki siyah boyanın altından hafifçe seçilen saç diplerine kaydı. Dokunuşu bir polisin şüpheliyi zapt etme sertliğinden tamamen uzaktı; içindeki o bastırılamaz çekimin, kural tanımaz bir merakın yansımasıydı.
"Beni buraya çağırırken ne düşünüyordun?" diye fısıldadı Baran, sesi boğuk ve derindi. "Seni kelepçeleyip bir hücreye tıkmayacağımı mı sandın?"
Alya geri çekilmedi; aksine dudaklarının kenarındaki o alaycı, cesur tebessümle Baran’ın ceketinin yakasına elini koydu. Parmaklarının altındaki o düzensiz kalp atışını hissedebiliyordu.
"Eğer beni hücreye tıkmak isteseydin Komiser," dedi Alya, gözlerini bir an bile ayırmadan, "buraya arkanda bir ordu polisle gelirdin. Ama sen tek başına geldin. Çünkü senin adaletin o mahkeme salonlarına sığmıyor; tıpkı benimkisi gibi."
Baran bir an için gözlerini kızın dudaklarına indirdi. Yıllardır koruduğu o kuralcı duvarlar, bu kızın tek bir bakışıyla çatırdayıp yıkılmanın eşiğine gelmişti. Karşısındaki hem peşine düştüğü bir kanun kaçağı hem de hayatını kurtaran, şehrin karanlığını tek başına sırtlanan pervasız bir avcıydı. Eğilip alnını hafifçe Alya’nın alnına yasladı; gerilim, yerini tehlikeli bir kabullenişe bırakıyordu.
Tam o saniyede, fabrikanın alt katındaki kırık camlardan birinin gürültüyle parçalanma sesi geceyi yardı.
Alya’nın gözlerindeki o yumuşak ışıltı anında silindi; yerini vahşi bir avcının reflekslerine bıraktı. Baran tek hamlede silahını çekip Alya’yı arkasına alarak sütunun gölgesine yapıştı.
"Yalnız değilsin galiba," dedi Baran, fısıltıyla namluyu merdiven boşluğuna doğrulturken.
Alya sırtındaki kompozit yaya uzanıp sadaktan siyah karbon oku çekti. Dudaklarındaki vişne tadını dilinin ucuyla silip gülümsedi. "Bunlar benim misafirlerim değil Komiser. Vecdi, masasına saplanan okun sahibini bulmak için bütün lağım farelerini salmış. Hazır mısın?"
İki zıt kutup, ilk kez aynı hedefe karşı sırt sırta veriyordu.