Tozlu çatı katındaki İnfaz İni’nde, sadece Meltem’in monitörlerinden sızan mavi ışık hakimdi. Alya, kompozit yayının kirişini kontrol ederken, duvarda asılı duran, gövdesine kırmızı spiral çizilmiş o "Özel Hediye" okunu parmak uçlarıyla okşadı. Ağzındaki vişneli lolipopu yanağına kaydırdığı sırada, Meltem’in telsiz sistemi üzerinden şifreli bir çağrı düştü.
Ekranda Selim’in ismi belirdi.
“Alya Hanım,” dedi Selim, sesi her zamanki gibi sakin ama bu kez bir parça takdir içeriyordu. “Plan kusursuz işledi. Komiser malikânenin kapısına kadar geldi.”
Alya gülümsedi; şekerin çıtırtısı telsizde yankılandı. “Ve?”
“Koruma müdürümüz Ahmet onu durdurdu,” diye devam etti Selim. “Yas tuttuğunuzu, resmi arama izni olmadan kimseyi kabul etmeyeceğimizi hatırlattı. Komiser bir süre içeriyi izledi, hatta korumayı aşmayı düşündü ama kurallara olan o takıntılı bağlılığı onu durdurdu. Kapıda beklemek zorunda kaldı ve sonunda malikâneyi terk etti.”
Alya derin bir nefes verip yayını bıraktı. “Güzel. Bize tam istediğim zamanı kazandırdın, Selim.” Telsizi kapatıp Meltem’e döndü. “Oyunun ikinci aşamasına geçiyoruz, Meltem. Komiserin o kuralcı zihnini, kuralların hiç işlemediği bir yere, benim dünyama çekmeliyim.”
Lolipopunu yeniden ağzına atıp, duvarda asılı duran "Özel Hediye" okunu aldı. Okun ucundaki kırmızı kurdeleyi düzeltti. “Baran, resmi delil ararken hep bir adım gerimde kalacak. Ama bu ok...” Oku sadakına yerleştirdi. “...bu ok, resmiyetten uzak, şahsi bir yüzleşme çağrısı. Onu Karadağ malikânesinin kapısında bekletmek bir başlangıçtı. Şimdi, kendi elleriyle o kapıyı kırmak isteyeceği bir sebep vereceğim.”
