Baran, emniyetten ayrıldıktan sonra gaza sonuna kadar bastı. Karadağ malikanesine giden yol, sanki her zamankinden daha uzun geliyordu. Zihninde, laboratuvarın o şok edici sonucu yankılanıyordu. Eşleşme bulunamadı. Bu, onun için bir yenilgi değildi, aksine bu takıntılı oyunun kurallarının ne kadar karmaşık ve tehlikeli olduğunu gösteriyordu. Alya Karadağ, onun sadece peşinde olduğu bir suçlu değildi; onun için bir meydan okuma, bir bilmece, belki de kendi adalet anlayışının bir aynasıydı.
Malikanenin yüksek, dövme demir kapısının önüne geldiğinde, aracı ani bir frenle durdurdu. Kapıda, Selim’in talimatıyla tam teçhizatlı, babasının dönemindeki gibi sert ve disiplinli bir şekilde bekleyen korumalar, Baran’ın aracını görünce hemen harekete geçtiler. En öndeki, yapılı ve yüzünde derin bir yara izi olan koruma, Baran’a doğru yaklaşıp elini kaldırdı.
“Başkomiser Tekin,” dedi koruma, sesi soğuk ve otoriter bir tonda. “Burası özel mülk. İçeri girme yetkiniz yok.”
Baran, araçtan inip korumanın karşısına dikildi. Gözleri, korumanın gözlerinin içine kilitlenmişti. “Alya Karadağ’la görüşmem gerekiyor,” dedi, sesi sakin ama kararlıydı.
“Cihan Bey’in vefatından dolayı malikâne yas tutuyor,” dedi koruma, ses tonunu bozmadan. “Alya Hanım, kimseyi kabul etmiyor.”
Baran, bir adım daha yaklaştı. Korumanın yüzündeki yara izine odaklandı. “Benim, yasla bir işim yok. Bir cinayet soruşturması yürütüyorum ve Alya Karadağ’ın, bu soruşturmanın merkezinde yer aldığına dair elimde güçlü kanıtlar var.”
Koruma, hafifçe gülümsedi. “Kanıtlarınızın ne olduğunu bilmiyorum ama Alya Hanım’ın, babasının ölümünün ardından başsağlığı dileklerini kabul etmekten başka bir şey yapmadığını söyleyebilirim.”
Baran, dişlerini sıktı. Bu korumanın, bu oyunun bir parçası olduğunu biliyordu. “Bana, kanıtlarımı gösterme fırsatı vermiyor musunuz?”
“Arama izniniz var mı?” diye sordu koruma, sesinde hafif bir alay vardı.
Baran, durakladı. Arama izni yoktu. DNA testinin sonucu, bir arama izni için yeterli değildi. “Hayır,” dedi.
“O zaman, size yardımcı olamayacağım,” dedi koruma. “Lütfen malikâneyi terk edin.”
Baran, bir an için korumanın üzerine yürümeyi düşündü. Bu korumayı aşabilir, malikaneye girebilirdi. Ama o zaman, kuralları kendisi çiğnemek zorunda kalacaktı. Ve o, kurallara uyan bir polisti.
Geriye doğru bir adım attı. Gözlerini, malikanenin pencerelerine dikti. Belki, Alya onu izliyordu. Belki, onun bu yenilgisini kutluyordu.
Aracına binip, malikaneyi arkasında bıraktı. Ama bu, bir yenilgi değildi. Bu, sadece bir ertelemeydi. Baran, bu oyunun henüz bitmediğini biliyordu. Ve o, bu oyunu, kendi kurallarıyla, kanunla kazanacaktı.
