Meltem, klavyede birkaç tuşa sertçe vurup ana monitördeki haritayı güncelledi. "gps sinyali malikâneden ayrıldıktan sonra kayboldu. Kameraları da bypass ettim; şu an senin ve motosikletin nerede olduğu emniyet veritabanında tam bir kara delik." Başını çevirip Alya'ya baktı. "Oyunun ikinci aşaması derken neyi kastediyorsun? Komiseri malikânede bekletmek sadece zaman kazandırdı. Vecdi Sancak'ın masasına saplanan ok onu zaten panikletti. Şimdi ne yapacaksın?"
Alya, elindeki kırmızı spiral desenli oku süzmeyi bıraktı. Oku sadakına yerleştirmeden önce, ucundaki kurdeleyi bir kez daha düzeltti. Ağzındaki lolipopu yanağına kaydırıp sırıttı; gözlerinde o tehlikeli, çocuksu parıltı vardı.
"O kuralcı bir polis, Meltem. Delil istiyor, resmiyet istiyor. Ben ona resmi olmayan bir şey vereceğim," dedi Alya, sesi gecenin sessizliğinde çınlayarak. "Beni resmi yollardan bulamayacağını anladı. Şimdi, onu şahsi yollardan aramaya ikna etmeliyim. Kendi elleriyle kuralları çiğnemesini sağlayacak bir yüzleşme..."
Sadaktan, sıradan bir ok aldı. Ucuna ince, metal bir kapsül yerleştirdi. Kapsülün içine, Vecdi'nin masasına sapladığı okun fotoğrafını ve küçük bir not kâğıdı yerleştirdi. Notta sadece iki kelime yazılıydı: Adalet Beklemez.
"Bu oku emniyet binasının yakınındaki bir trafonun üzerine atacağız," dedi Alya, oku kirişe yerleştirirken. "Meltem, sen trafonun güvenlik kamerasını o anlık devre dışı bırakacaksın. Komiser bu oku bulduğunda, onun resmi delil olmadığını ama doğrudan ona bir çağrı olduğunu anlayacak. Mesajı alacak."
Lolipopunu yeniden ağzına atıp, yayını gerdi. Oku, tozlu çatı katının penceresinden geceye doğru fırlattı. Ok, karanlığın içinde kaybolurken, Alya'nın yüzünde belli belirsiz bir tebessüm belirdi.
"Oyun başladı, Baran," diye fısıldadı Alya, "Bakalım kendi kurallarının dışına çıkmak, senin için ne kadar zor olacak."