İçeriğe geç

SON FECİ ANKARA (YARI TEXTİNG)

Bölüm 6 · 5 dk okuma

SON FECİ ANKARA (YARI TEXTİNG)

Bölüm 6

YILAN DÖVMESİ

"Ağzına sıçmamam için tek bir sebep söyle!" Günaydın. Nasılsınız? Eğer Tuna karşımda beni delirtmeye çalışmasaydı ben de iyi olacaktım. "Abla valla açıklayabilirim." Tunanın korkuyla kendini açıklamaya çalışması beni daha da gıcık ederken gözlerimi sıkıca yumdum ve odada volta atmaya başladım. "Açıkla!" Tuna ona açıklaması için fırsat vermeme sevinip hızlıca anlatıma geçti. "Bak şimdi biz bizim çocuklarla sahada futbol oynuyorduk, sonra bi baktım senin Pelin orda." "Lan Pelinsunun orada ne işi var? Ne dedi sana?" "Ya dinle bir! Beni yanına falan çağırdı gittim ben de oturdum yanına, bana seni sordu." "Ne sordu tam olarak ne dedi?" "Ela gözlü bir esmer çocuk varmış adı Azer miydi neydi işte ablanı onunla gördün mü hiç dedi." Ne? Pelin benim kardeşimin yanına gidip ben ve Azeri mi sormuştu? Benim kardeşime? "Sen ne dedin?" sinirimi yatıştırmaya çalışıyordum fakat bu mümkün değildi. Pelinin benim kardeşimle ne işi vardı be? "Bilmiyorum dedim ne diyeceğim başka. Sonra da tamam deyip gitti zaten. Bir görsen yüz kilo makyaj vardı yüzünde ıy çirkef!" "Ben biliyorum onu kırmızı ruj sürmüştü dimi?" Ne ara dedikodu yapmaya başlamıştık? "Evet löp löp sürmüştü valla!" "O markete giderken bile kırmızı ruj sürüyor kokoş!" "Çirkin bir şey bir de sen bin basarsın kız!" Tunanın söylediklerine göz devirip ona inanamıyormuş gibi baktım. Ona kızmayayım diye Pelini gömüyordu şu anda. "Hakkını yeme lan güzel kız, makyajsız da maşallah!" Ciddi ciddi Pelinsuyu mu övüyordum ben şu an? Hayır yalnızca gerçekleri söylüyordum. "Sana da yaranamıyoruz he." Tunanın bıkkın bir ifadeyle söylediklerine gülüp odadan çıktım. Mutfağa girdiğimde annemin bizim için kahvaltı hazırlamış olduğunu gördüm, dudaklarımda çarpık bir gülümseme ile tavada yumurta pişiren anneme yaklaşık ona sarıldım. Annem ani bir refleksle bana dönünce onu korkuttuğumu anladım, "Kız, ödümü kopardın!" "Pardon kız!" Onu taklit ederek söylediklerime güldü ve bana yaklaşıp yanağıma bir öpücük kondurdu. "Uzun zamandır anne kız oturup konuşamıyoruz, şansa bu akşam da nöbetim var. Haftasonu birlikte gezmeye çıkalım sınavın yoksa, olur mu?" Annemin dediklerine karşılık tebessüm ederken keyfim yerine gelmişti. Çok şanslıydım. "Tamam annecim, sen nasıl istersen." Annem bana gülümserken kahvaltı masasına oturdum. Platoniğim: Günaydın Platoniğim: Sana da günaydın Platoniğim: Uyuya mı kaldın Platoniğim: Sen hiç geç kalkmazsın ki Rana: güno Platoniğim: Güno ne? Rana: günaydın yani salak Platoniğim: Sensin salak Rana: eyw Platoniğim: Eyvallah* Rana: sanane be tdk mısın sen istediğim gibi yazarım Platoniğim: Seni sinir etmek için yapıyorum takma Rana: eyw Platoniğim: Kahvaltı mı yapıyorsun? Rana: nerden biliyosun Platoniğim: Annen evde ondan Rana: yuh nerden biliyosun sapık Platoniğim: Araba evin önünde malak nereden bilicem Rana: anneme mi aşıksın Platoniğim: Tövbe de Platoniğim: Kaynanam sayılır kendileri Rana: hoşt Platoniğim: Bu arada Platoniğim: Sorsana annene çikolataların tadını sevmiş mi Rana: ne Rana: annemin hastası mısın Rana: yani öyle değil hastanede Rana: annem kadın doğum uzmanı olduğuna göre Rana: hamile misin Platoniğim: Hayır Platoniğim: Ablam annenin hastası Platoniğim: Yani hastanede işte Rana: bir şey dicem Rana: her an kim olduğunu öğrenebilirim biliyorsun değil mi? Rana: çok fazla ipucu verdin Platoniğim: Ben istemediğim sürece bulamazsın Rana: allah allah Rana: öyle mi Platoniğim: Aynen öyle Platoniğim: Okulda görüşürüz. Platoniğim ile konuştuktan sonra anneme çikolata meselesini sormuştum, ama o çok hastası olduğu için bilmediğini söylemişti. Ben de en sonunda boşverip utana sıkıla evden çıkmıştım. Ve şu an ise müdürün, yani Pelinsucuğumun babasının yanındaydık. Evet, ben ve pelin sucuk. "Bakın kızlar, burası fazlasıyla büyük bir okul. Şehrimizde çok tanınıyoruz biliyorsunuz." Kendini mi övüyordu ne yapıyordu ayol. Utana sıkıla arka arkaya zırvaladıklarını dinlerken Peline asla dönüp bakmıyordum ama onun bana baktığına emindim."Bu konuyu burada kapatmanızı istiyorum. İster arkadaş olun ister düşman, ama sorununuzu çözün ve okulumda problem çıkarmayın." Müdür Peline dönüp başını iki yana sallayarak konuşmasına devam etti. "Ve sen Pelin, arkadaşından özür dilemelisin." "Ama baba-" Pelinin sözünü kesen ben olmuştum. "Pelin özür dilerse ben de dilerim. Her ne olursa olsun herkesin içinde hemcinsimi küçük düşürmemeliydim, her ne kadar o bunu yapsa da." Sözlerim bir ok gibi ağzımdan çıkıp Pelinin babasının gözünde ki itibarını zedelese de bu umurumda olmadı. Müdürümüz adaletli biriydi. Bir öğrenci bir hata yaptığı zaman cezasını çekmeliydi, bu öğrenci kendi öz kızı olsa bile. Pelin suçlu bir şekilde ellerini bacaklarının üzerine koyup başını öne eğdiğinde babası gergin bir şekilde eliyle başını ovuyordu. Kızının yaptıklarını ona yakıştırmamıştı. En sonunda Pelin başını kaldırdığında Müdür 'Hadi' der gibi başıyla beni işatet etti. "Özür dilerim." Pelinin kısa ve öz özürü kulaklarıma ulaştığı an beynim bunu reddetmişti, ama tam tersi olmuş gibi yapmak benim için bir sorun teşkil etmiyordu. Konuyu en hızlı şekilde kapatmak en iyisi olacaktı. "Ben de özür dilerim." Gözlerimiz hala birbirimize kenetlenmişken o kadar dalmıştık ki bir an öpüşeceğimizi düşünmüştüm. İşte tam şurda- Kendime gelip ayağa kalktığımda müdüre gülümsemiş, Peline bir kez olsun bakmayıp odadan çıkmıştım. Platoniğim: Rana Platoniğim: Sınıfa girer misin Platoniğim: Duvarın arkasında yaklaşık 15 dakiladır seni izleyen biri var Platoniğim: Ben halledeceğim lütfen içeri gir Rana: nasıl Rana: hangi duvar Rana: siktir Rana: bir arkadaşıma haber vermeliyim Çabucak mesaj bölümünden çıktım ve telefonumu cebime koyup hızla sınıfa yürümeye başladım. Müdürün odasında çıktığımdan beridir derse girmiyordum, yani iki dersi asmıştım. Okuldan içeri girer girmez merdivenlerin başında nefes nefese kalmış olan Azer'i gördüm, koşmuş muydu? "Sen iyi misin?" "Evet çok iyiyim sen?" ne saçmalıyor bu? "Dışarda yaklaşık 15 dakikadır beni izleyen yılan dövmeli bir adam olmasaydı evet ben de çok iyi olurdum." Heyecanlı ve tek solukta söylediğim şeyler Azer'i şaşırmamıştı, ona tip tip bakarken bir cevap bekliyordum. "Biliyorum, camdan gördüm o yüzden buradayım." "Ne yapacağız, gidip konuşsak mı?" Ne yani, ona bizden ne istediğini sorabilirdik. Evet kanka adama gidip neden sana musallat olduğunu sor belki bu sefer de seni bıçaklar falan. "Sen sınıfa çık ben hallederim." "Ne demek ben hallederim? Birlikte halledelim?" Neydi bu öz güven falan mı? Bu ikimizin meselesiydi. "Sadece seni korumaya çalışıyorum," dedi kollarını önünde bağlayarak. Yeşil gözleri kaşlarını çatılması ile kısılmıştı. Aklıma gelen şey ile duraksadım. Platoniğim bana yılan dövmeli adamın beni izlediğini söylemişti, o nereden biliyordu? Bu konu hakkında bir şey bilmiyordu, söylememiştim. Demek ki bahçedeydi ve dövmeli adamı görmüştü. Azer. Azer'in nefes nefese kapının önünde soluklanması ve ona adamın bahçede olduğunu söylediğimde ki sakinliği. Ayrıca sınıfta ki camdan onu gördüğünü söylemişti, o halde neden sırtı bahçe kapısına doğru dönüktü? Ve neden yeni silinmiş yerlerde onun ayak izleri vardı. Ayak izleri bahçeden koridora doğru uzanıyordu ve bu izler Azer'e aitti. Kafam oldukça karışırken Azer'e doğru döndüm ve anladım. O da anladığımı anladı ve kendini toparlayıp duruşunu düzeltti. "Sorun ne?" Salağa mı yatacaktı? O halde benim de salağa yatmam da bir sakınca yoktu. "Yok. Sen hallet ben kantindeyim." Azer başını hızla sallarken gözleri endişeliydi. Anladığımı anlamıştı, ama bunu kabul etmek istemiyordu. Azerin yanından bir hışımla geçerken onu arkamda bırakarak kantine doğru yürüdüm, gidip rastgele bir masaya oturduğumda nefesimi düzenli tutmakla uğraşıyordum. Bunu nasıl fark etmemiştim, aklıma bile gelmemişti. Platoniğim, Azer miydi?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.