İçeriğe geç

Son Emir

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Son Emir

Bölüm 3

Disiplin

Askeriyede zamanın bir önemi yoktu.

Saat kaç olursa olsun, görev saati geldiğinde uyku diye bir şey kalmazdı.

Sabahın dördünü on sekiz geçiyordu.

Koğuşun tavanına dalmış, gözlerim açık şekilde yatıyordum.

Henüz siren çalmamıştı.

Yan ranzadan gelen düzenli nefes sesleri dışında içerisi tamamen sessizdi.

Uyuyamıyordum.

Belki de yeni birliğe alışmaya çalıştığım içindi.

Belki de dün yaşananlar...

Yüzbaşı Oğuzhan Akay'ın tek bir bakışı bile zihnimden çıkmıyordu.

İnsan bazen hiçbir şey yapmayan birinden bile rahatsız olabilirmiş.

O konuşmuyordu.

Bağırmıyordu.

Kimseyle gereksiz iletişim kurmuyordu.

Ama bulunduğu ortamın havasını tamamen değiştiriyordu.

Bir komutanın böyle bir ağırlığı nasıl olabilirdi?

Tam bunları düşünürken...

"Uyan!"

Koğuş nöbetçisinin sesi bütün binada yankılandı.

Ardından siren çaldı.

Bir anda herkes yataklarından fırladı.

Saniyeler içinde sessizlik yerini telaşa bıraktı.

Dolap kapakları açılıyor, bot sesleri zeminde yankılanıyor, bir yandan da herkes aynı hızla hazırlanıyordu.

Askeriyede kimsenin kimseyi bekleme lüksü yoktu.

Yatağımı kusursuz şekilde topladıktan sonra üniformamı giydim.

Saçlarımı sıkıca toplarken aynadaki yansımama baktım.

Yüzüm yorgundu.

Ama gözlerimde hâlâ aynı kararlılık vardı.

"Kendine gel Asena."

Fısıltıyla söyledim.

"Daha ikinci gün."

Botlarımı bağlayıp dışarı çıktığımda hava dün olduğundan da soğuktu.

Sabah sisi bütün eğitim alanını kaplamıştı.

Nefes verdiğimde ağzımdan çıkan buhar önümde dağılıyordu.

Avluya vardığımda Elif çoktan sıradaki yerini almıştı.

Beni görünce hafifçe gülümsedi.

"Günaydın."

"Günaydın."

"Uyuyabildin mi?"

"Hayır."

"Ben de."

İkimiz de kısa bir kahkaha attık.

Tam o sırada arkamızdan bir ses geldi.

"Demek enerjiniz konuşmaya yetiyor."

Bir anda ikimiz de sustuk.

Arkamı döndüğümde Oğuzhan Akay tam arkamızda duruyordu.

Ne zaman geldiğini fark etmemiştim.

Bakışları önce Elif'e, sonra bana kaydı.

"İçtima başlamadan önce konuşmak yerine hazırlığınızı kontrol etmeniz daha faydalı olur."

"Emredersiniz komutanım."

Hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.

Elif iç çekti.

"Bu adam gerçekten sessiz sessiz ortaya çıkıyor."

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Gerçekten öyleydi.

Sanki ayak sesleri bile çıkmıyordu.

---

Beş dakika sonra bütün birlik nizami şekilde dizilmişti.

Sabah güneşi henüz doğmamıştı.

Gökyüzü koyu lacivertti.

Sessizlik hâkimdi.

Oğuzhan sıranın önüne geçti.

Elleri her zamanki gibi arkasında birleşikti.

Bugün ilk kez biraz daha dikkatli baktım.

Üniformasında tek bir kırışıklık bile yoktu.

Botları ayna gibi parlıyordu.

Yüzünde yine hiçbir ifade yoktu.

"Bugünkü eğitiminiz diğerlerinden farklı olacak."

Kimse kıpırdamadı.

"Fiziksel dayanıklılık."

Kısa bir duraksama.

"Ve atış."

Yanımdaki birkaç kişi istemsizce nefes verdi.

Atış eğitimleri kolay değildi.

Özellikle yeni komutan eşliğinde...

Oğuzhan devam etti.

"Burada attığınız her kurşun, görevde yaşayacağınız her saniyenin provasıdır."

Bakışlarını hepimizin üzerinde gezdirdi.

"Yanlış yapabilirsiniz."

Bir an durdu.

"Ama dikkatsizlik affedilmez."

Sesinde bağırmaya gerek bırakmayan bir sertlik vardı.

Komut verildi.

"Koş!"

Bir anda bütün birlik hareket etti.

İlk etap beş kilometrelik tempolu koşuydu.

İlk kilometre kolay geçti.

İkinci kilometrede nefesler ağırlaşmaya başladı.

Üçüncü kilometrede bacaklarım yanıyordu.

Ama duramazdım.

Duran herkes yeniden başlayacaktı.

Elif yanımda koşuyordu.

"İyi misin?"

"Nefes..."

"Devam."

Başımı salladım.

Tam virajı dönerken önümdeki asker aniden ayağını burktu.

Dengesini kaybedip yere düştü.

Refleksle kolundan tuttum.

Yere çarpmasını engelledim.

Sadece iki saniye kaybetmiştim.

Ama askeriyede iki saniye bile önemliydi.

Koşuyu bitirdiğimizde hepimiz nefes nefeseydik.

Oğuzhan kronometresine baktı.

Sonra doğrudan bana döndü.

"Asena Kara."

Bir adım öne çıktım.

"Emredersiniz komutanım."

"Koşu süren hedefin üzerinde."

"Emredersiniz."

"Sebep?"

Bir an durdum.

"Öndeki personel düştü. Yardım ettim."

Sessizlik oldu.

Bütün gözler üzerimize çevrilmişti.

Oğuzhan birkaç saniye bana baktı.

"Doğru olanı yaptın."

İçimden hafifçe rahatladım.

Ama cümlesi henüz bitmemişti.

"Fakat önce çevre güvenliğini almalı, ardından yardım etmeliydin."

Yeniden sessizlik.

"Bir gün gerçek görevde aynı refleks seni de tehlikeye atabilir."

Başımı eğmeden cevap verdim.

"Anlaşıldı komutanım."

Bakışlarını birkaç saniye daha üzerimde tuttu.

İlk kez...

İlk kez gözlerinde sadece sertlik değil...

Sanki tecrübenin getirdiği bir uyarı vardı.

O an fark ettim.

Belki de bu adam insanları kırmaya çalışmıyordu.

Belki...

Onları hayatta tutmaya çalışıyordu.

Koşunun ardından kimsenin konuşacak hâli kalmamıştı.

Hepimiz derin derin nefes alırken eğitim alanının yanındaki çeşmelere yöneldik. Avuçlarıma aldığım buz gibi suyu yüzüme çarptığım an bütün yorgunluğum bir anlığına kayboldu.

Tam doğrulacakken tanıdık bir ses duyuldu.

"Beş dakika."

Başımı çevirdim.

Yüzbaşı Oğuzhan Akay, elindeki dosyaya bakıyordu.

"Beş dakika sonra poligondasınız. Geç kalan eğitime katılmaz."

Kimse tek kelime etmedi.

Askeriyede zaman, affedilmeyen tek şeydi.

---

Poligon kışlanın en sessiz yerlerinden biriydi.

Beton duvarlarla çevrili geniş alanın sonunda farklı mesafelerde hedef tahtaları dizilmişti.

Barut kokusu daha girişte hissediliyordu.

İlk kez bu kadar büyük bir atış eğitimine katılacaktım.

Silahımı teslim alırken avuçlarım istemsizce terledi.

Heyecandan değil...

Sorumluluktan.

Babamın bana söylediği bir söz yine aklıma geldi.

"Silah hiçbir zaman güç değildir. Güç, onu ne zaman kullanacağını bilmektir."

Şarjörü kontrol ettim.

Emniyeti...

Namluyu...

Her şey olması gerektiği gibiydi.

"Çiftler oluşturun."

Komutla birlikte herkes yan yana dizildi.

Elif yanıma geldi.

"Bugün iyi geçecek."

"Buna gerçekten inanıyor musun?"

"İnanmak zorundayım."

İkimiz de gülümsedik.

O an Oğuzhan'ın sesi yeniden duyuldu.

"İlk grup öne."

Kalbim biraz daha hızlandı.

İlk gruptaydım.

Hedefin karşısına geçtiğimde dünya sessizleşmiş gibiydi.

Ne kuş sesi...

Ne insanların nefesi...

Sadece önümde duran siyah hedef.

Silahımı kaldırdım.

Derin bir nefes aldım.

Tetiğe dokunmadan önce nefesimi tuttum.

Pat!

İlk kurşun hedefin dış halkasına isabet etti.

Pat!

İkinci atış biraz daha yakındı.

Üçüncü...

Dördüncü...

Beşinci...

Silahı indirirken içimde garip bir huzursuzluk vardı.

Daha iyisini yapabilirdim.

Bunu biliyordum.

"Silahı bırak."

Oğuzhan yanıma gelmişti.

Hiç fark etmemiştim.

Silahımı masaya bıraktım.

Hedefe baktı.

Sonra bana döndü.

"Sence hata nerede?"

Soruyu beklemiyordum.

Bir süre düşündüm.

"İkinci atıştan sonra acele ettim."

Başını hafifçe salladı.

"Başka?"

"Duruşum bozuldu."

"Başka?"

Ses tonu sert değildi.

Sanki gerçekten cevabı bulmamı bekliyordu.

Kaşlarımı çattım.

"Nefesimi doğru ayarlayamadım."

İlk kez yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet oluştu.

"Sorun nişan almak değil."

Silahı eline aldı.

"Sabırsızlık."

Silahı tekrar masaya bıraktı.

"Kurşun, sen tetiğe bastığın için gitmez."

Bir an sustu.

"Sen hazır olduğunda gider."

Bu cümle zihnime kazındı.

"Tekrar dene."

Yerime geçtim.

Derin nefes...

Omuzlarımı gevşettim.

Hedefe baktım.

Bu kez acele etmedim.

Tetiği yavaşça çektim.

Pat!

Kurşun tam merkezin yanına saplandı.

İkinci...

Üçüncü...

Dördüncü...

Beşinci...

Hepsi birbirine çok yakındı.

Silahı indirdiğimde içimde küçük bir gurur oluşmuştu.

Oğuzhan hedefe baktı.

Hiçbir şey söylemedi.

Tam dönecekken tek cümle kurdu.

"İşte şimdi düşündün."

Ve yürüyüp gitti.

Ben ise olduğum yerde kalakaldım.

Bu adamın garip bir yanı vardı.

Ne övüyordu...

Ne aşağılıyordu...

Sadece insanın eksiğini görmesini sağlıyordu.

---

Öğle arasına girildiğinde bütün tim yemekhaneye geçti.

Bugün dünkü sessizlik yoktu.

Herkes sabah eğitimini konuşuyordu.

Ben tepsimi alıp boş bir masaya oturdum.

Bir süre sonra Elif, ardından timdeki iki asker daha geldi.

"Ben Kaan."

Esmer, uzun boylu, sürekli gülümseyen bir üsteğmendi.

Yanındaki ise daha sessizdi.

"Mert."

Tokalaştık.

Kaan kaşığını masaya bıraktı.

"Asena."

"Evet?"

"Yüzbaşının seni sevmediğini düşünüyorum."

Masadakiler aynı anda ona baktı.

"Ne?"

"Ciddiyim."

Elif kaşlarını kaldırdı.

"Neden?"

"Sürekli Asena'yla ilgileniyor."

İtiraz ettim.

"İlgilenmiyor."

"İlgileniyor."

Mert ilk kez konuştu.

"Bence tam tersi."

"Hı?"

"Komutan en çok potansiyel gördüğü kişiye daha fazla yüklenir."

Masaya kısa bir sessizlik çöktü.

Tam o sırada yemekhanenin kapısı açıldı.

İçeri Oğuzhan Akay girdi.

Konuşmalar yine kesildi.

Elindeki dosyayı kapattı.

Bakışları salonu dolaştı.

Sonra yüksek ama sakin sesi duyuldu.

"Bu akşam."

Herkes ona döndü.

"Yirmi bir sıfır sıfırda gece intikali yapılacak."

Bir uğultu yükseldi.

Gece eğitimi...

Daha üçüncü günden.

Oğuzhan devam etti.

"Harita kullanmayı bilmeyen."

Kısa bir duraksama.

"Karanlıkta yolunu kaybeder."

Bir an durdu.

"Ama asker..."

Bakışları istemsizce benim üzerimde kaldı.

"...yolunu değil, hedefini bulur."

İlk kez içimde garip bir heyecan hissettim.

Çünkü geceleri yapılan eğitimler...

Normal eğitimlerden çok daha zordu.

Ve içimde açıklayamadığım bir his vardı.

Sanki bu gece...

Her şeyi değiştirecek ilk gece olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.