İçeriğe geç

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 13 · 5 dk okuma

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 13

Krallıktaki Hayalet

🌬

Hava Krallığına ulaştığımızda görevlilere hükümdarla görüşmek istediğimiz söyledik. Kendilerini hazırladıkları için dakikalarca krallığın kapısında bekledik.

Sonunda bir görevli bizi merdivenle ya da asansörle yukarı çıkaracağını söyleyerek içeri davete etti.

Krallık oldukça büyüktü. Kuzeyde yer alıyordu. Gökyüzüne yakındı. Görmek isteyen ziyaretçiler merdivenle bulutlara kadar çıkmak zorundaydılar. Dikkat çekmemek için biz de öyle yapmıştık.

Krallığın içi çok güzel dekore edilmişti. Neşedeyse her yerde cam vardı. İnanılmaz bir manzaraya sahipti. Biz koridordan geçtiğiniz için doğru düzgün hiçbir şey gözükmüyordu. İlgiliymişim gibi yapıp etrafı inceleye başladım. Asansör dedikleri buluttu. Buluta oturduğunuzda yukarı doğru iple çekiliyordu.

Yavaşça oturup gitmesini bekledim. Çok sıkılmıştım. Görevli gidince rahatça nefes aldım. "Akay'a haber verdim. Plan için gerekli belgeleri imzaladı. Kats babamı öldürerek yerine geçti. Ona da belgeleri imzalattım."

Judas hayıflanarak "Bana hala planından bahsetmedin." dedi. Arkadan duyulan kalın tok sesle afalladım. Sesimiz duyuluyor muydu? "Ne planı?" bu repliği duymaktan bıkan Judas gözlerini devirdi. Karşımda açık sarı saçlı -neredeyse beyaza yakındı- mavi gözlü ince dudaklara sahip beyaz tenli dik duruşlu iri yapılı bir adam duruyordu. Birkaç saniye Judas'la bakıştık.

Judas'a 'bu kim?' bakışlarımdan yolladı, Judas ise bilmediğini belli edercesine salladı. "Sanrım benim için geldiniz." dediği şeyle onun Hava Hükümdarı olduğunu anladık. Konuşmayı devraldım. "Sanırım." Judas adamın suratına boş boş bakıyordu.

"Ben Su Krallığının en sadık yardımcısı Rena o ise Ateş Kralının en sadık yardımcısı Judas. Krallıklar yıkıldı. Yerlerine yeniler geçti. Daha iyi yönetebilirler mi bilmiyoruz. Umut etmekten başka şansımız yok. Belgelerimizde var. Krallıklarımız sıradaki krallığın sizinki olduğuna inanıyor. Ortada bir krallık kalmadı. Tekrar saldırmayacaklarına eminiz lakin hazırlığımızı da yaptık. Siz ise korunmasızsınız. İzin verin kralım sizi korumama."

Hava Hükümdarı bana bakıp nazikçe gülümsedi. "Toplantıya geçelim mi?" Ellerini bana doğru uzatıp tutmamı istedi. Judas tuhaf bakıyordu. "Elbette."

Gülümseyerek elini tutup beni yönelendirmesine izin verdim.

Çalışma odası gibi görünen bu yerde oldukça büyük bir masa vardı. Hava Kralı başa oturmuştu. Judas sağında ben ise solundaydım. Bugün burada onu koruması için Krallığına alacağı kişiler bir gün ölümüne sebep olacaklardı.

Gülümseyerek saatlerce elimde tutuğum dosyayı hükümdara uzatarak. "Dediklerimin üstüne belgeleriniz burada. Yine de son karar size ait."

"Kabul. Koru beni." Kendimden mi yoksa seni bekleyenlerden mi? Ona nazikçe gülümsedim.

"Size odama yakın iki oda vereceğim. Asırlardır kullanılmıyor, umarım sorun olmaz. Burada hapiste gibi hissetmenizi istemiyorum istediğiniz zaman krallığınıza ya da evrenin bir ucuna gidebilirsiniz. Siz buraya geldiğiniz ve her şeyin eski halene döneceğine dair bir parti vermek istiyorum. Bu zor günlerde hepimiz için bir neşe kaynağı olur."

Judas başını sallayarak odadan çıktı. Katherine'nin o adada söylediklerinden sonra ikimizde dağılmıştık. Kendimi toparlamaya çalışınca daha çok dağılıyordum. Önünde bir intikam varken ise bunu düşünmemeliydim.

Judas ise her geçen gün bunu daha çok kafaya takıyordu. Katherine'yi sevdiğini biliyordum. Enna'ya karşı bir şey hissetmiyordu. Sanırım. Umarım öyledir. Bence onun içini harp eden Katherine'yle olanları ve onu hatırlamamasıydı.

Odaya yerleştiğimde derin bir nefes alarak yatağa doğru adımladım. Yanımda kıyafet getirmemiştim. Saçlarım savaştan sonra dağılmış tarayamamıştım. Belki duş alırsam iyi olurdu. Hayatımda hiç yatakta yatmadığım ve çok yorgun olduğumu var sayarsak yatağa uzandığımda kendimi rüyalar aleminde buldum.

🌬

Herkes bana bakıyordu. Dehşetle. Hayretle. En yanımdaki kadının gözlerinden yaşlar dökülüyordu. Odanın en kenarında yere çökmüş adam nefretle yerinden kalkıp hızlıca yanıma geldi. Olduğum yerden beni kucaklayıp hızla devasa büyüklükte olan geniş yapıda ilerleyerek beni balkona getirdi. Miniciktim. Sol elim kanıyordu. Ve adam bana nefretle bakıyordu.

Adam beni aşağıya atacakken ağlamaya başladım. Ben ağlarken bir kadın balkona gelerek adamın yanında bitti. "O karından kalan tek hatıra. Karının hatırasına böyle mi davranacaksın?" kadının dedikleriyle adam beni biraz daha kendine çekti. "Onu sirenlere ver. Onlar büyütsün. Kimseye zararı kalmaz böylelikle."

Kısa bir süre sonra adam beni aşağıya doğru götürerek zemine ulaştı. Burası ıssızdı. Krallığın en derinliklerinde kum ve suyun neden olduğunu anlamaya ve o adamdan kurtulmaya çalışırken kuyruklu yaratıklardan biri suyun içinden çıkıp karaya yaklaştı. Kollarını açarak beni işaret etti. Bu Arel'di.

Okyanusun en derinliklerine doğru yol alıyorduk. Arel ellerimi tuttu. Ona güvenebileceğimle ilgili sözler verdi. Bana büyü yaparak bana da kuyruk yarattı. Gülümsedi ve sıcacık yaklaştı.

🌬

Gözlerimi açtığımda odadadaydım. Arel ile konuşmalıydım. Yalanlarla dolu hayatımdaki tek gerçek ailemdi.

Bazen bunalıyordum ve Arel hep yanımda oluyordu. Sadece o da değil. Eyal, Livia, Max ve diğerleri. Telefonumu alıp Arel'i aradım.

"Efendim." numaralarımız ne olur olmaz kayıtlı değildi. En güvenlisi buydu. Burnumu çekerek konuşmaya başladım. "Sadece seni özledim."

"Benim güzel Rena'm." dediği şeyle göz yaşlarıma hakim olmadım. Onlar bir bir düşerlerken ben dudaklarımı büzüp birbirine bastırıyordum.

"Kim olduğumu, ne yaptığımı hatta nelerden hoşlandığını bilmiyorum. Bu yalanlarla ve bu iğrençlikle yaşayamıyorum. Evren neden bu kadar anlamsız geliyor. Yaptığım, beni bitişe yaklaştıran hiçbir şey mutlu etmiyor. Bunun için yaratıldığına emin miyiz? Ben böyle olmak istemiyorum. Ben bir şey olmak istemiyorum. Çok karışık. Çözemiyorum hiçbir şeyi."

Ağladığımdan ne dediğimi tam olarak anlamadığına emindim. Göz yaşlarımı ellerimin tersiyle ittirerek burnunu çektim. İşe yaramayınca lavaboya giderek bir peçete aldım. Darmadağın haldeydim. Saçlarım dağılmış, yüzüm kızarmış ve göz altlarım şişmişti. Aynada kendimi görünce daha çoksa plazmaya başlayarak fayansa oturdum.

"Benim güzel Rena'm. Bunlar bitince her şey anlam kazanacak yemin ederim. Eğer bu kadar bunaldıysan dört büyük büyücüyle konuşmanı öneri irim. Kelebek Orman'ının en ücra köşesinde bir ağacın içinde havada durmuş bir şeklinde uyuyorlar. İstersen seni götürmesi için birini ayarlayabilirim."

"Ben çok isterim ama-" tam konuşacakken lavabodan tıkırdılar gelmeye başlayınca temkinliye sakinliğimi korudum. "Sonra konuşuruz." dedim Ateş'e ve yüzüne kapattım.

"Korkma." diye boğuk bir ses duyunca etrafıma bakmaya başladım. Kimse yoktu. Hem ateşin hemde suyun en güçlü saldırı lanetini aynı anda oluşturarak elimde birleştirdim. Gördüğüm anda onu vuracaktım.

"Beni uğramazsın zaten ölüyüm." Karşımda havada uçan silik bir yaratık görünce irkilecek lanetimi ona doğrulttum. İçinden geçerek kolunu deldi. Hafif bir saplantıdan sonra ayağa kalkarak ona yaklaştım.

"Arel gönderdi." diye açıklamasını yaptı.

"Seni nereden tanıyordu."

"Üvey kardeşiyim. İstediğini bana anlatabilirsin. Seni dinlemek için geldim."

"Az önce konuşmaya başladım nasıl bu kadar hızlı gelebilirsin?"

"Bu planı Arel'le yıllarca düşündünüz hani? Ateş Krallığındaki savaş bitip ölümler ve yakalanmalar sona erdiğinden beri yoldayım. Evrenin diğer tarafından geldim."

"Arel'i ara. Zaten sana benden bahsetmedi mi."

"Pekala, anlatmaya başlıyorum o zaman."

"Sonsuza dek seni dinlemek amacıyla geldim evrenin diğer ucundan."

🌬

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.