İçeriğe geç

Son Ders Zili

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Son Ders Zili

Bölüm 4

Söylenmeyenler

Mert o gün eve giderken tek bir şeyi düşünüyordu.

Lina’nın son cümlesini.

“Benden nefret etmen, bana âşık olmandan çok daha kolay olur.”

İnsan, hiç tanımadığı birine böyle bir cümle kurar mıydı?

Mert bunun bir şaka olmadığını biliyordu.

Lina’nın gözlerinde gördüğü korku gerçekti.

Ama korktuğu şey neydi?

Arda mı?

Geçmişi mi?

Yoksa Mert’in henüz bilmediği başka biri mi?

Telefonunu çıkarıp Lina’nın numarasını bulmaya çalıştı. Yoktu.

Bir an önceki günkü konuşmalarını düşündü.

Yağmur.

Şemsiye.

Kısa cümleler.

Lina’nın “Bazen insanın görünmez olması güzel.” demesi.

O zaman bunun yalnızca garip bir cümle olduğunu düşünmüştü.

Şimdi ise her kelime başka bir anlam taşıyordu.

Ertesi gün Lina okula geldiğinde hiçbir şey olmamış gibi davrandı.

Mert’in yanındaki sandalye yine onundu.

Çantasını bıraktı, defterini çıkardı ve derse hazırlandı.

Mert ise ona bakıyordu.

Lina sonunda fark etti.

“Ne?”

Mert birkaç saniye sustu.

“Dün söylediklerin…”

Lina gözlerini defterine indirdi.

“Unut.”

“Nasıl unutayım?”

“Unutman gerekiyor.”

Mert cevap vermedi.

Lina kalemini elinde çevirdi.

“Bazen bazı şeyleri bilmemek daha iyidir.”

Mert’in canı sıkıldı.

“Buna sen mi karar vereceksin?”

Lina ilk kez doğrudan gözlerinin içine baktı.

“Evet.”

Bu kadar kesin konuşması Mert’i şaşırttı.

Sonra Lina’nın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Çünkü seni korumaya çalışıyorum.”

Mert’in verecek cevabı kalmadı.

Günler böyle geçmeye başladı.

Lina artık her sabah Mert’in yanındaki sandalyeye oturuyordu.

Aralarında yavaş yavaş görünmez bir bağ oluşuyordu.

Bazen ders sırasında birbirlerine küçük notlar bırakıyorlardı.

Bazen teneffüste okulun arka bahçesinde oturuyorlardı.

Bazen de hiçbir şey söylemeden aynı müziği dinliyorlardı.

Mert, Lina’nın gülüşünü tanımaya başlamıştı.

Gerçekten güldüğünde gözlerinin kenarında oluşan küçük çizgileri…

Sinirlendiğinde kaleminin kapağıyla oynadığını…

Üzüldüğünde herkese iyi olduğunu söylemesini…

Lina da Mert’in sessizliğini öğrenmişti.

Mert’in üzgün olduğunda daha çok sustuğunu, mutlu olduğunda ise farkında olmadan ayağıyla yere ritim tuttuğunu biliyordu.

Aralarında henüz adı konmamış bir şey vardı.

İkisi de bunun farkındaydı.

Ama ikisi de söylemiyordu.

Çünkü bazı duygular söylenince gerçek olurdu.

Ve Lina, gerçeklerden korkuyordu.

Bir cuma günü okul çıkışında yağmur yeniden başladı.

Mert şemsiyesini açtı.

Lina yanına geldi.

Bu kez hiçbir şey söylemeden şemsiyenin altına girdi.

Mert gülümsedi.

“Yine mi yağmur?”

Lina başını kaldırdı.

“Belki de yağmur bizi seviyor.”

Mert’in yüzündeki gülümseme büyüdü.

Yol boyunca konuşmadılar.

Fakat eve yaklaşırken Lina durdu.

“Mert.”

“Efendim?”

“Bir gün sana her şeyi anlatacağım.”

Mert ona baktı.

“Ne zaman?”

Lina gözlerini kaçırdı.

“14 Ekim’den önce.”

Mert’in yüzü değişti.

“14 Ekim’de ne olacak?”

Lina cevap vermedi.

Sadece yürümeye devam etti.

Mert peşinden gitti.

“Lina.”

Kız durmadı.

“Lina!”

Bu kez durdu.

Arkasını döndüğünde gözleri doluydu.

“Ne olursa olsun o gün benimle olma.”

Mert’in içi sıkıştı.

“Niye?”

Lina’nın dudakları titredi.

“Çünkü o gün…”

Cümlesini tamamlayamadı.

Telefonu çaldı.

Ekrana baktığında yüzü bembeyaz oldu.

Arayan kişinin kim olduğunu Mert göremedi.

Lina telefonu açmadı.

Arama birkaç saniye sonra sona erdi.

Sonra telefonuna bir mesaj geldi.

Lina mesajı okudu.

Mert onun yüzündeki korkuyu gördü.

“Kim?”

Lina telefonu kapattı.

“Kimse.”

Ama bu kez Mert ona inanmadı.

O gece Mert, odasında eski okul fotoğraflarını araştırmaya başladı.

Arda’nın adını okulun eski sosyal medya hesabında buldu.

Fotoğrafları tek tek inceledi.

Sonra geçen seneden kalma bir sınıf fotoğrafına denk geldi.

12-B.

Mert fotoğrafı büyüttü.

Arda en arka sıradaydı.

Lina ise hemen yanında.

Fakat fotoğrafın en dikkat çekici kısmı bu değildi.

İkisinin arasında duran üçüncü kişi vardı.

Mert fotoğrafı büyüttü.

Kalbi hızlandı.

Çünkü o kişiyi tanıyordu.

Okulda her gün gördüğü biriydi.

Ege.

Mert uzun süre ekrana baktı.

Bunun bir açıklaması olmalıydı.

Ege’nin Arda’yla ne ilgisi vardı?

Lina neden bunu saklıyordu?

Ve neden üçü aynı fotoğraftaydı?

Telefonuna bir mesaj geldi.

Mert ekrana baktı.

Numara yine bilinmiyordu.

Bu kez yalnızca üç kelime vardı:

“Ege’ye güvenme.”

Mert’in gözleri fotoğrafa döndü.

Sonra kapının dışından Ege’nin sesi duyuldu.

“Mert?”

Mert telefonu hızla kapattı.

Ege kapıyı açtı.

“Uyumadın mı hâlâ?”

Mert ona baktı.

İlk kez en yakın arkadaşının yüzünde tanımadığı bir ifade arıyordu.

Ege yatağın kenarına oturdu.

“Ne oldu?”

Mert birkaç saniye sustu.

Sonra telefonunu cebine koydu.

“Hiç.”

Ege gülümsedi.

Ama o gece ikisi de birbirine yalan söylüyordu.

Ve Mert henüz bilmiyordu…

Bazen bir sırrı çözmek için doğru kişiye güvenmek yetmezdi.

Çünkü bazen sır, en güvendiğin kişinin gözlerinin önünde saklanırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.