Pazartesi sabahının o uykulu ve kasvetli havası, okulun demir kapısından içeri girdiğim an üzerime çökmüştü. Hafta sonu sahilde yaşadığımız o anların zihnimde dönüp durmasıyla geçen gecenin ardından, gözlerimden uyku akıyordu.
Sınıfa girip yerime geçtiğimde, her şeyin kaldığı yerden devam edeceğini biliyordum.
Uğur yan sırama oturup çantasını gürültüyle fırlattı ve homurdanmaya başladı. "Sanki hafta sonu hiç olmamış gibi pazartesinin gelmesi ne kadar acımasızca, değil mi?" dedi. Başımı sallamakla yetindim çünkü aklım hemen arkamdaydı.
Sınıfın en arka köşesinde, cam kenarındaki o tekli sıra... İlker henüz gelmemişti ama onun orada olmadığını bilmek bile o masayı çekici kılıyordu. Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı açıldı ve İlker içeri girdi.
Üzerinde okul forması vardı, her zamanki gibi sessizce, kimseyle göz teması kurmadan en arkadaki yerine doğru yürüdü. Benim oturduğum sıranın hemen arkasındaki o tekli masaya yerleşti.
Yerine otururken bakışlarımız bir anlığına kesişti. Sadece yarım saniye süren o bakışta bile hafta sonu sahilde kurduğumuz o cümlelerin yankısını duyar gibi oldum. Ama hemen toparlandık; o önüne dönüp çantasından defterlerini çıkardı, ben de önüme dönüp arkadaşlık maskemi yüzüme yerleştirdim.
İlk ders yine o çekilmez matematikti. Hoca tahtada bir şeyler anlatırken, Uğur yanımda kafasını sıraya koymuş uyumaya çalışıyordu. Arkamdan gelen hafif bir tıkırtı duydum. İlker, elindeki kalemi ritmik bir şekilde masaya vuruyordu. Bu ses, sınıfın o boğucu atmosferinde tek duyduğum şey haline gelmişti.
Dayanamadım, hafifçe omzumu geriye doğru verdim ve arkama tam dönmeden, sesimi olabildiğince alçaltarak fısıldadım.
"Uyuyor musun arkada?"hissettim. Hemen ardından, oturduğu sıranın tahtasının gıcırtısı duyuldu; belli ki o da benim gibi öne doğru eğilmişti. Nefesini, tam ensemde hissettiğim o yakınlık tüylerimi diken diken etmeye yetmişti.
"Uyuyordum," diye fısıldadı, sesi kulağımın hemen ucundaydı. "Ta ki sen arkaya dönüp varlığını hatırlatana kadar."
İçimden bir yerlerin koptuğunu hissettim. Bu çocuk kelimeleriyle insanı mahvetmekte usta olmalıydı. Tam o sırada tahtadan gelen sert bir tebeşir sesiyle irkildik; hoca kafasını kaldırıp bize doğru bakmıştı.
Hızlıca önüme döndüm, kalbim göğüs kafesimi deler gibi atıyordu. Hoca önüne döner dönmez derin bir nefes aldım ama arkamdan gelen o hafif tebessümün hayalini bile hissetmek, dersin geri kalanını zehir etmeye yetmişti. Bu "arkadaşlık" maskesi üzerimizde her geçen dakika biraz daha eriyordu ve bunu durdurmak artık elimizde değildi.