Sabah alarmı çaldığında Lalin, yorganın altından kolunu çıkarıp telefonu susturdu. Gözlerini açmadan birkaç saniye tavana baktı.
Bugün okulun son günüydü. Ara tatil başlıyordu.
Normalde buna çok sevinirdi ama bugün içindeki his biraz farklıydı. Dün yaşananlar zihninin bir köşesinde sessizce duruyordu. Net değildi ama etkisi vardı.
Yatağından kalkıp perdeyi araladı. Sabah güneşi odasına yumuşak bir şekilde doluyordu. Serin ama aydınlık bir hava vardı.
“Son gün,” diye mırıldandı.
Hazırlanıp okul yoluna çıktı.
⸻
Okul koridoru her zamankinden daha gürültülüydü. Dolap kapakları çarpıyor, kahkahalar havada uçuşuyordu.
Lalin dolabının yanından geçerken Miray yanına geldi.
“İnanamıyorum, iki hafta yokuz!” dedi heyecanla.
Lalin gülümsedi. “Evet… garip.”
“Garip mi? Harika!”
Tam o sırada Arda’nın sesi duyuldu. Yanında Berk vardı. Arda bir şeyler anlatıyor, Berk yarım dinliyordu.
Lalin’in gözleri istemsizce onlara kaydı. Berk bir an başını kaldırıp ona baktı. Göz göze geldiler. Bu kez bakış kaçmadı.
Miray bunu fark etti ve sessizce “Hmm,” dedi. Arda da Lalin’i görünce dirseğiyle Berk’e hafifçe vurdu. Berk başını çevirip ona baksa da gülümsemesini saklayamadı.
Zil çaldı ve sınıfa dağıldılar.
⸻
Dersler fazla ciddiye alınmadı. Öğretmen kısa bir süre konuştuktan sonra “Son gün, fazla sıkmayacağım,” diyerek sınıfı serbest bıraktı.
Arka sıralardan birileri müzik açtı, ön tarafta fotoğraf çekilmeye başlandı. Tatil enerjisi sınıfa yayılmıştı.
Lalin ile Miray yan yana durdu. Arka planda Arda ve Berk de yerlerini almıştı. Küçük bir gruptular, sınıftaki kalabalığın içinde ama kendi küçük dünyalarını yaratmış gibiydiler.
Arda telefonu kaldırdı: “Hazır mısınız? Son gün pozu!”
Herkes birbirine yakın durdu, biraz gülüştüler. Berk’in kolu istemsizce Lalin’in koluna değdi. Küçük bir temas, ama fark edilir bir sıcaklık vardı.
“Tamam, çekiyoruz!” dedi Arda.“1… 2… 3!”
Fotoğraf çekildi, kahkahalar yükseldi. Arda sonucu gösterdi, herkes ekrana üşüştü.
“Bu iyi çıkmış,” dedi Miray gururla.
Lalin, fotoğrafa bakarken yanındaki varlığı hissetti. Söylenmeyen bir şey vardı aralarında, küçük ama yoğun.
⸻
Teneffüste bahçeye çıktıklarında dördü birlikte yürüyordu. Arda basket potasına doğru ilerledi ve sordu:
“İki hafta boyunca evde oturup çürüyecek miyiz gerçekten?”
Miray hemen atladı: “Ben ilk üç gün uyuyacağım, sonra bakarız.”
Arda başını salladı: “Yok ya, ciddi söylüyorum. Bir şey yapalım.”
Berk kaşını kaldırdı: “Ne gibi?”
Arda hafifçe sırıtıp konuştu: “Bizim diğer ev var ya… Şehirden uzak, deniz tarafındaki. Bayadır gitmiyoruz.”
Miray heyecanla döndü: “Cidden mi?”
“Evet,” dedi Arda. “Kalabalık değil, sessiz, bahçesi var, küçük ama rahat. Dördümüz gideriz. Kafa dinleriz, sahil, yürüyüş, akşam oturup muhabbet ederiz.”
Lalin’in içinde küçük bir heyecan kıpırdadı. Şehirden uzak, sessiz bir yer… ve iki hafta tatil.
“Çok ıssız mı?” diye sordu Lalin temkinli ama meraklı bir tonla.
“Yok ya korku filmi gibi değil,” dedi Arda gülerek. “Tam kafa dinlemelik.”
Miray düşünmeden karar verdi: “Ben varım.”
Berk hafifçe gülümsedi: “Ben de.”
Şimdi üç göz Lalin’e döndü.
Lalin bir an hepsine baktı. İçinde hem özgürlük hissi hem de tatlı bir tedirginlik vardı. Ama heyecan ağır basıyordu.
“Tamam… neden olmasın?” dedi sonunda.
Arda ellerini birbirine vurdu: “O zaman plan belli. İki güne çıkarız. Hazırlık yaparız, ailelere söyleriz, sıkıntı olmaz.”
Miray heyecanla zıpladı: “Aşırı iyi fikir!”
Lalin okulun son gününe son kez bakarken düşündü: sıradan bir tatil değil, yeni bir ortam, yeni bir deneyim başlıyordu.
Arda yürümeye başladı: “Hadi dağılalım, akşam gruba yazıyorum detayları.”Arda ve Miray biraz önde, kendi aralarında konuşup gülüşerek uzaklaşırken, Berk ve Lalin arkada birlikte yürümeye başladı. Sokak sessizleşmiş, günün kalabalığı yavaşça azalmıştı.
Berk derin bir nefes aldı, Lalin’e baktı ve yavaşça konuştu:“Lalin… sana bir şey söylemek istiyorum. Ben… sana çok aşığım. Seni tanıdığım günden beri her şey farklı, her şey daha güzel hissettiriyor.”
Lalin duraksadı, gözleri parladı. “Berk… bunu duymak… inanılmaz,” dedi. Hafifçe gülümsedi, kalbi hızlı atıyordu.
Berk hafifçe yaklaştı, sesi nazik ama kararlı:“O zaman… sevgilim olur musun?”
Lalin bir an şaşırdı, sonra gözleri ışıldadı. Hafif bir kahkaha karıştı nefesine:“Berk… evet. Çok isterim.”
Berk’in yüzü bir anda aydınlandı, gözleri parladı.
Berk bu cümleyi duyar duymaz dayanamadı. Bir anda heyecanla Lalin’i kucağına aldı. Lalin şaşkın bir kahkaha attı.
“Berk!”
Ama Berk onu bırakmadı, sarıldığı gibi hafifçe kendi etrafında döndü. O an tamamen içgüdüseldi; sadece mutluydu.
Lalin onun omuzlarından tutup gülüyordu. “İndir beni, biri görecek!”
Berk sonunda yavaşça onu yere bıraktı ama kolları hâlâ belindeydi.
Bir an göz göze geldiler. Bu sefer kahkaha yoktu, sadece yumuşak bir bakış vardı.
Berk hafifçe eğildi ve dudaklarına kısa, sıcak bir öpücük kondurdu.
Sonunda evin önüne gelmişlerdi. İkisi de yavaşladı, el ele tutuşmaları hâlâ devam ediyordu. Sokakta kısa bir sessizlik oldu; sadece kalp atışlarının sesi gibi bir huzur vardı aralarında.
Berk, “Görüşürüz… sevgilim.”
Lalin yüzünde hafif bir kızarma ve parlak bir gülümsemeyle karşılık verdi:“Sevgilim.”
Berk bir adım geri çekildi. Lalin kapıyı açıp içeri girerken, gözleri hâlâ Berk’e dönüktü. Berk de gülümseyerek arkasında duruyordu.
O kısa an, onların dünyasında sanki her şeyi anlatmıştı; sessizlik bile mutluluğu yansıtıyordu.