İçeriğe geç

Son bakış

Bölüm 5 · 13 dk okuma

Son bakış

Bölüm 5

Kırılma noktası

Lalin gözlerini kırpıştırdı. “Sen. Berk… hatırlamıyor musun?”

Berk ciddi bir ifade takındı.“Berk kim?”

Lalin’in yüzü bembeyaz oldu. Bir anda panikle ayağa kalktı, nefesi hızlandı.“B-Berk… ben Lalin. Hatırlamıyor musun? Berksin sen!”

Berk önce birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.

“Şaka yaptım.”

Lalin önce anlamadı, sonra Berk’in gülümsemesini fark edip nefesini bıraktı. Elindeki korku sinire ve şaşkınlığa karıştı. “Senin… aklını— ben şimdi…” diye söylenirken Berk hafifçe güldü.

“Yüzündeki ifadeyi görmeliydin,” dedi yorgun ama eğlenceli bir sesle.

Lalin suratını buruşturup kollarını göğsüne kapattı, ama gülümsememek için kendini zor tutarak.“Gerçekten… çok komik. Bayılınca daha da komik oluyorsun demek.”

Berk gözlerini kapatıp hafifçe güldü. “Sen meraklanınca daha tatlı oluyorsun demek.”

Lalin ne diyeceğini bilemedi. Yanağındaki sıcaklık saklanamayacak kadar belirgindi.

Kapının kolu aniden çevrildi. Lalin tam cevap verecekken kapı açıldı ve içeri aceleyle Selin girdi. Saçları dağılmış, nefesi hızlıydı; belli ki koşarak gelmişti.

“Berk! Aşkım, iyi misin?!”Sesindeki panik aynı anda hem gerçek hem de abartılı duruyordu.

Lalin sandalyesinden usulca geriye çekildi. Selin hemen Berk’in yanına eğildi, elini tuttu. Berk, “İyiyim. Merak edilecek bir şey yok.”

Selin dramatik bir nefes verdi. “Nasıl merak etmeyeyim? Bana haber bile vermemişler!”Ardından sanki Lalin orada yokmuş gibi boynunu uzatıp Berk’i öpmeye çalıştı.

Berk başını azıcık geri çekti.

Selin, Berk’in bu hareketini fark etse de çaktırmamaya çalıştı. Göz ucuyla Lalin’e baktı, kıskançlığı saklanamayacak kadar belirgindi.Lalin, sessizce ayağa kalktı. “Ben çıkayım,” dedi sakin bir sesle.

Berk gözlerini Lalin’e çevirdi, bakışında belirsiz bir şey vardı—teşekkür gibi, kal demek gibi, suçluluk gibi. Ama hiçbir şey söylemedi.

Lalin kapıya yönelirken arkasından Selin’in sesi geldi:

“Buraya kadar gelmene gerek yoktu ama sağ ol.”

Selin’in sözleri kibar görünse de içinde iğne saklıydı. Lalin durmadı, arkasına bile bakmadan kapıyı açıp çıktı.

Berk kaşlarını çattı.“Selin. Gerek yoktu.”

Selin hemen savunmaya geçti. “Ne? Teşekkür ettim sadece.”

Berk bakışlarını kapıya doğru çevirdi—Lalin’in gittiği yere.“Teşekkür etmedin.”Sesi yorgundu ama kesin.

Lalin hastaneden çıkıp gider.

Arda, Miray ve Efe kapının önünde kısa bir an durduktan sonra Berk’in odasına girerler.

Selin, Berk’in yatağının kenarında oturmuş, yüzünde abartılı bir endişe ifadesiyle konuşuyordu.“Canım ya, çok korkuttun beni… hâlâ çok kötü görünüyorsun, bu halde bırakmam seni!”

Berk gözlerini devirdi.“Selin, sadece kolumu incittim. Abartma.”

Tam o sırada kapı açıldı.“BROOO yaa, iyi misin?!” diye bağırarak içeri giren Arda, sessizliği dağıttı.

Berk hafif gülerek,“Ölmüyorum lan, sakin olun.” dedi.

Miray, rahatlayıp hemen Berk’in diğer tarafına geçti.“Korkuttun bizi, haberin olsun,” deyip elini tutmaya çalıştı ama Selin hemen çekip sakladı.

“Doktor dinlenmesi gerektiğini söyledi, elini falan rahatsız etmeyin,” dedi Selin sertçe.

Efe’nin gözleri kısıldı.“Rahat ol Selin, dokunmayız,” dedi düz ve soğuk bir sesle.

Berk kaşlarını kaldırdı, ortamın gerildiğini fark etti.Sonra Efe’ye bakıp sırıttı.“Kanka… ben biraz hatırlamıyorum da… sen Lalin’le sevgili falan mı oldun?”

Oda bir anda sessizleşti.Miray boğazını temizledi, Arda şaşkınlıkla Efe’ye baktı.Selin’in yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.

Efe gülmedi, kaçmadı, saklanmadı.Sadece kısa ve net konuştu:

“Evet. Öyle bir şey var gibi. Neden?”

Berk’in yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.Arkasını yastığa yasladı.

“Hiç… merak ettim sadece.”

Ama gülüşündeki tuhaflık kimsenin gözünden kaçmadı.Miray, Berk’e dikkatle baktı.Selin, Berk’in bu gülümsemesini anlamlandıramadı.

Sadece Berk biliyordu.Uyanır uyanmaz adını söylediği kişiyi…

Ve şimdi o kişinin başka biriyle olduğunu duyan kalbini.

Ama dışarıdan sadece gülüyordu.

Bir süre sonra hastane sakinleşmişti. Berk hâlâ odasında yatıyor, nefesi düzenli ama yorgun görünüyordu. Doktorun uyarısıyla birkaç gün dinlenmesi gerekiyordu.

Odadaki kalabalık yavaş yavaş azaldı. Efe, Miray, Arda ve Selin ayrıldılar; herkes, Berk’in yanında yalnızca ailesinin kalmasını sağlamıştı. Lalin zaten birkaç saat önce hastaneden çıkmıştı ve evine dönmüştü.

Berk’in annesi endişeli gözlerle oğluna bakıyor, babası ise sessizce oğlunu izliyordu. Odada sessizlik hâkimdi; Berk hafifçe gülümsedi ve “İyiyim, merak etmeyin,” dedi.

⸻

O sırada Lalin mutfakta ailesiyle birlikte sofraya oturdu ama bir türlü tabağındaki yemeğe dokunamadı. Anne ve babası keyifle sohbet ederken, Lalin’in aklı hâlâ Berk’in hastanedeki yüzünde, o kazadan sonraki hâlinde takılıydı. Her çatal kaldırışında gözlerinin önüne o anlar geliyordu; Berk’in dizlerinin üzerine çökmüş, ellerini titreyerek omuzlarına koyduğu o çaresiz hali, göz kapaklarının yavaşça aralanması… Tüm bu görüntüler Lalin’in zihninde sürekli tekrar ediyordu.

Annesi neşeyle bir şeyler anlatıyor, babası hafifçe gülüyordu ama Lalin onları tam olarak duyamıyordu. Kalbi hızlı atıyor, içi hem endişe hem de bir sıcaklık hissiyle doluydu. Her lokmayı ağzına götürmekte zorlanıyor, gözleri bir an bile Berk’in o yumuşak bakışlarından ayrılamıyordu.

Bir süre sonra Lalin, derin bir nefes aldı ve kendini toparlamaya çalıştı; ama içindeki huzursuzluk ve Berk’e dair düşünceler, sofradaki kahkahaların arasında bile kaybolmuyordu.

Lalin odasına çıktı, kapıyı sessizce kapattı veTelefonunu eline aldı, ekranı açtı ve Berk’in adını aradı. Parmağı mesaj kutusuna dokunurken bir an duraksadı; ne yazacağını tam olarak bilemiyordu. Kalbi hızla çarpıyor, elleri hafifçe titriyordu.

“Nasıl oldun? Daha iyi misin?”

Mesajı gönderdi, telefonu kenara koydu. Gözlerini tavana dikti, bir yandan içindeki endişe, bir yandan Berk’e karşı hissettiği duygularla baş başa kaldı.Bir süre sonra telefon titredi,

Berk:“Evet, iyiyim. Merak etme.”

Lalin:“Aileni korkuttun.”

Birkaç saniye sonra cevap geldi:

Berk:“Onlardan önce sen korktun gibi?”

Lalin derin bir nefes aldı. İçinde garip bir ağırlık ve sıcaklık aynı anda vardı.Ne cevap vereceğini bilemedi, bu yüzden mesajı kısa tuttu:

Lalin:“Dinlen. İyi ol.”

Berk üç nokta yazdı… durdu… sonra cevap geldi:

Berk:“Sen yazınca daha iyi oluyorum.”

Lalin telefona baktı, gözleri büyüdü. Kalbi, sanki hala koşuyormuş gibi atıyordu. Parmakları titredi ama cevap yazamadı.Sadece ekrana gülümsedi.

Uzun süre telefona bakmaya devam etti.Berk:“Vayy… Görüldü yedik ”

Lalin:“Ayy dalmışım ya”

Berk:“Öyle mi oldu? Hahahahaaha”

Lalin:“Evet… gerçekten dalmışım.”

Berk: “İyi bakalım, öyle olsun.”Berk: “Efe’yle sevgili olmuşsunuz, sevindim adınıza.”

Lalin: “Henüz değil…”

Berk: “Bende sizi öyle görünce olmuşsunuzdur diye düşündüm.”

Lalin: “Olsak bile, seni niye ilgilendiriyor ki?”

Berk: “Bilmem neyse.”

Lalin: “Peki ya sen… senin Selin’le aranız nasıl?”

Berk: “Kötü… Artık devam etmek istemiyorum ama Selin peşimi bırakmıyor. Bundan çok sıkıldım.”

Lalin: “Ama dışarıdan hiç öyle görünmüyorsunuz ki… Sürekli sarmaş dolaş geziyorsunuz.”

Berk: “Selin öyle yansıtıyor. Kaç defa ayrılmak istediğimi söyledim ama dinlemiyor. Hastaneden çıkınca ilk işim buna son vermek olacak.”

Lalin: “Peki… neden ayrılmak istiyorsun Selin’den?”

Berk: “Sanırım… başkasından hoşlanıyorum.”

Lalin bir an duraksadı, kalbi hızla çarpmaya başladı. Gözleri açıldı, nefesi hafifçe kesildi. “Ba… başkasından mı?” diye fısıldadı, sesi hem heyecanlı hem de biraz titrek. İçinde tarifsiz bir kıpırtı hissetti; bir yandan şaşırmış, bir yandan da umutla dolmuştu.

Lalin merakla yazdı:“Kimmiş peki?”

Berk cevapladı:“Çok yakından tanıdığın birisi.”

Lalin heyecanla yazdı:“Hmmm…”

Berk kısa bir süre sonra cevapladı:“Hmmm…”

Lalin utanarak:“Neyseee… hadi biraz dinlen artık, zor bir gün geçirdin.”

Berk:“Tamam… sen de dinlen, tamam mı?”

Lalin:“Tamamm… iyi geceler.”

Berk:“İyi gecelerrrrrr🫶🏻”

Lalin telefonu elinde hafifçe gülümseyerek yatağına uzandı. Berk’in son mesajını bir kez daha okudu, dudaklarının kenarında hafif bir tebessüm oluştu. İçinde bir sıcaklık ve huzur hissiyle, günün yorgunluğunu unutarak gözlerini kapadı. Berk’in sözlerini düşünerek, kalbinin hızla attığını hissederken yavaşça uykuya daldı.

Sabah ışıkları yavaşça Lalin’in odasına süzüldü. Perdelerden içeri dolan güneş ışığı, odasını altın sarısı bir renge boyuyordu. Lalin gözlerini hafifçe araladı, bir an önceki akşam yaşadıklarını, Berk’le yazışmalarını hatırladı. Dudaklarında hâlâ hafif bir gülümseme vardı. Derin bir nefes aldı, güne başlamak için hazırlandı.

Lalin yavaşça yataktan kalktı, pijamalarını değiştirdi ve mutfağa yöneldi. Ailesi çoktan kahvaltı masasında oturmuş, sıcak çayın ve taze ekmeklerin kokusu evi dolduruyordu. Lalin yanlarına oturdu, ama bu sabah pek iştahı yoktu; aklı hâlâ Berk’teydi. Ailesi onu fark etti, ama sessizce sofrayı paylaştılar; kahkahalar ve sohbet yerine daha sakin, huzurlu bir sabah vardı.

Kahvaltının ardından Lalin çantasını aldı ve Miray ile Arda’yı aradı. “Hazır mısınız? Berk’in yanına gidiyoruz,” dedi. Kısa süre sonra üçü birlikte yola çıktı, Berk’in yanında olmak için sabırsızlanıyorlardı.

Lalin ve diğerleri yolda ilerlerken telefonuna bir bildirim geldi. Ekranda Efe’nin mesajını gördü:

Efe: “Neden okula gelmedin? Bir sorun mu var?”

Lalin kısa bir süre düşündü, sonra cevap yazdı:Lalin: “Hayır, sadece Berk’in yanına gidiyoruz. Onun için okula gelmedim.”

Efe: “Anladım, peki.”

Lalin, Efe’nin kısa mesajına baktığında onun bozulduğunu hissetti ama bir şey yazmadan telefonu cebine koydu.

Yolda yürürken Lalin Miray’a dedi ki:“Dün gece Berk’le konuştum… Selin’den ayrılmak istiyormuş. Başkasından hoşlandığını söyledi.”

Miray bir an durdu, sonra gözleri parladı. “Gerçekten mi?”

Lalin hafifçe gülümsedi. “Henüz kim olduğunu söylemedi, ama çok yakından tanıdığın biriymiş.”

Miray bir an durdu, gözleri parladı, sonra hafifçe kıkırdadı.“Kızım, resmen sana açılmış!” dedi neşeyle.

Bir süre sonra Lalin, Miray ve Arda hastaneye vardılar. Kapıdan içeri neşeyle girdiklerinde Berk’in odasında hafif gergin bir sessizlik vardı ama bu enerjiyle bir anda dağıldı.

Arda kapıdan girer girmez yüksek sesle bağırdı:“Oğlum, yine ölmedin lan!”

Berk hafifçe gülümsedi, başını salladı ama gözlerinde hâlâ hafif bir acı vardı.

Miray Arda’ya bakıp gülerek dedi:“Dokuz canlı, o hiç bir şey olmaz!”

Lalin Berk’in karşısına geçti, gülümseyerek:“Ne yapıyorsun, nasıl oldun?”

Berk gülümseyerek cevap verdi:“İyiyim, merak etme.”

Arda ikinci şakasını yapmadan duramadı:“Bence okula gitmemek için kaza yapmak iyi fikirmiş, ha?”

Herkes kısa bir süre duraksadı, sonra kahkahalarla güldü. Berk de gözlerini kısarak hafifçe gülümsedi; Lalin de onun bu halini görünce rahatlayıp gülümsemeye devam etti.

Bir süre daha sohbet ettiler, kahkahalar odanın içine yayılmıştı. Sonra Miray yerinden kalktı:“Acıktım ben ya! Arda, gel bir şeyler alalım büfeden.”

Arda hemen ayağı fırladı:“Allah’ım sonunda! Ben de ölüyordum açlıktan.

İkisi birlikte odadan çıkıp kapıyı kapattılar.Oda bir anda sessizleşti.Lalin ve Berk baş başa kalmıştı.

Lalin, sandalyesinde geriye yaslanıp telefonuna baktı;Berk ise yatağında sessizce doğruldu. Aralarında konuşmadan birkaç dakika geçti.

Sonunda Berk, sessizliği bozdu:

Berk: “Ee… nasıl gidiyor Efe’yle?”

Lalin başını kaldırıp ona baktı, hafifçe kaşlarını kaldırdı.

Lalin: “Çok ilgilisin bakıyorum.”

Berk hemen toparlandı, umursamaz bir yüz ifadesi takındı.

Berk: “Yooo… sadece merak ettim.”

Lalin omuz silkti, hafifçe güldü.

Lalin: “Bilmiyorum, olmayacak sanırım.”

Berk kaşlarını çattı.

Berk: “Neden?”

Lalin gözlerini kaçırarak, alaycı bir gülümsemeyle cevap verdi:

Lalin: “Sanırım başkasından hoşlanıyorum.”

Berk bu kez o gülüşe karşılık verdi.Kısa bir duraksamadan sonra dudak kenarıyla gülümsedi.

Berk: “Hımm… öyle miymiş?”

İkisi de başka bir şey söylemedi, ama odanın havası birden değişmişti.Sessiz ama söylemedikleri cümlelerle dolu bir sessizlikti.

Lalin sandalyesinde oturmuş, sanki biraz önceki cümlesini söylememiş gibi davranıyordu.Berk ise gözünü ondan ayırmıyordu.

Derken Berk aniden yüzünü buruşturdu, elini göğsüne götürdü.Nefesi kısa kesilmiş gibi bir ses çıkardı.

Lalin: “Berk?! Ne oldu? Bir yerin mi acıyor?”Panikle yerinden kalktı, yatağın yanına eğildi.

Berk acı çekiyormuş gibi daha da abarttı, yüzünü buruşturdu.

Berk: “Off… galiba… çok kötü acıyor…”

Lalin: “Neresi? Neresi acıyor söyle!”Endişeyle elleri havada bekledi, dokunmaya bile çekindi.

Berk yavaşça başını ona çevirdi, ciddi bir ifadeyle…

Sonra parmağıyla dudaklarını gösterdi.

Berk: “Burada. Öpsen… belki geçer.”

Lalin önce dondu kaldı.Sonra yüzünde belirgin bir şaşkınlıkla nefesini verdi.

Lalin: “Ciddisin yani?”

Berk göz kırptı, sırıtışını saklayamadı.

Berk: “Ne bileyim… denenebilir.”

Lalin bir an gözlerini devirdi, ama yanakları kızarmıştı.Kendini toparlayıp geri çekildi.

Lalin: “Acının geçtiğine eminim. Hatta iyileşmişsin bence.”

Berk gülerek başını yastığa geri bıraktı.Berk, gülümsemesi yavaşça kayarak daha ciddi bir ifadeye dönüştü.Sesini biraz kısarak konuştu:

Berk: “Su verir misin? Boğazım kurudu.”

Lalin hemen başıyla onayladı.Masadaki plastik bardaktan su doldurup ona uzattı.Berk bardağı aldı, küçük bir yudum içti, sonra bardağı elinde tutarak Lalin’e baktı.

Berk: “Teşekkür ederim.”

Lalin, “Rica ederim” diyerek yatağın kenarına oturdu.Bir süre sessizlik oldu. Berk hafifçe dudaklarını ıslattı, abartısız ama belli bir ifadeyle:

Berk: “Bu arada… dudaklarım hâlâ acıyor.”

Lalin gülerek: “Neresi? Burası mı mesela?”Parmağıyla dudak hizasına doğru işaret etti.

Berk hafifçe öne eğildi.

Berk: “Tam göstereyim… yaklaş biraz.”

Lalin eğilip bakarken, aralarındaki mesafe kısaldı.Berk’in yüzü yakındı.

Lalin tam, “Göster baka-,” diyecekken…

Berk aniden ama yumuşak bir hareketle öne eğildi ve hafifçe Lalin’in dudaklarına dokundu.

Ne zorlayıcı ne de hızlı… sadece kısa, şaşırtan bir öpücük.

Lalin’in gözleri büyüdü, bir kaç saniye kadar öyle kaldılar.Berk geri çekildiğinde gözlerinde hafif bir sırıtış vardı.

Berk: “Bak… geçti gibi sanki.”

Lalin’in kalbi hızlanmıştı; yüzü kızarmış, ne diyeceğini bilemez haldeydi.

Lalin: “Sen… çok… pisliksin.”

Ama gülümsüyordu. İçten bir gülümseme.

Tamam, son kısmı dudak hakkında hiçbir ima olmadan, sadece utangaç ve anlaşılmaz bir gerilim şeklinde düzenliyorum. Aşağıdan itibaren düzeltilmiş sahne geliyor:

⸻

Lalin hâlâ Berk’e biraz fazla yakın oturduğunu fark edince hafifçe geriye çekildi. Berk ise göz ucuyla ona bakıp hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Odayı kısa bir sessizlik kaplamıştı.

Tam o anda kapı açıldı.

Miray: “Kahve getirdim! Hemşire görürse saklarız, kimseye söylemek yok!”

Arda elindeki poşeti salladı.Arda: “Ve donutumuzda var!”

Neşeleri odayı doldurdu.Lalin hızlıca ayağa kalktı, sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmaya çalıştı. Miray ona şöyle bir baktı, ama şimdilik sorgulamadı.

Arda, Berk’in yanına geçip sandalyesini çekti.

Berk hafif gülerek omuz silkti.

Miray kahveyi uzattı.

Berk gülümsedi, başıyla teşekkür etti. Gözleri bir anlık Lalin’e kaydı ama hiçbir şey söylemedi.

Lalin ise bardaktan kahve içiyor, bakışlarını kaçırıyordu. Kalbi gereksiz yere hızlı atıyordu; kimse bilmese de kendi farkındaydı.

Tam herkes kahvelerini yudumlarken Lalin’in telefonu titredi. Ekranda kocaman bir isim:

“Efe Arıyor…”

Lalin refleksle telefonunu ters çevirdi, ama Miray görmüştü.

Miray (kısık sesle): “Cevaplasana, önemli olabilir.”

Lalin istemeden de olsa telefonu açtı, sesini olabildiğince sakin tutmaya çalışarak.

Lalin: “Ef… Efe?”

Karşıdan endişeli ama hafif kırgın bir ses geldi.

Efe: “Neredesin? Konuşabilir miyiz?”

Lalin göz ucuyla Berk’e baktı. Berk, Efe’nin adını duymuş olmalı ki bakışları bir an dondu, sonra yüzünü çevirdi; hiçbir şey belli etmemeye çalışarak.

Lalin fısıldadı: “Şey… Biz Berk’in yanındayız. Miray, Arda ve ben.”

Efe: “Gelip seni alırım o zaman.”

Lalin irkildi.Lalin: “Gelmene gerek yok, biz zaten birazdan—”

Ama Efe çoktan kararlıydı.

Efe: “Geliyorum. Beş dakikaya oradayım.”

Telefon kapanır kapanmaz Lalin derin bir nefes aldı.Kimse bir şey söylemedi. Sessizlik biraz uzayınca Miray hafifçe sordu:

Miray: “Ne dedi?”

Lalin: “Benimle konuşmak istiyor… şey… dışarı çağırıyor.”Bu duyulunca Lalin’in yanında oturan Berk çok hafif kımıldadı. Bakışlarını hâlâ cama çevirmişti ama sesi kısık ve umursamaz görünmeye çalışan bir tondaydı:

Berk: “Git o zaman. Bekletme.”

Lalin onun yüzüne baktı. Ne yüzünde ne sesinde bir duygu vardı… ama Lalin garip bir sıkışma hissetti.

Lalin: “Senin yanındayız ama, bırakıp gitmek istemedim.”

Berk bu kez ona döndü. Gözlerinde belli belirsiz bir şey vardı; kıskançlık mı, kızgınlık mı, yoksa sadece kırgınlık mı… anlaşılmıyordu.

Lalin hastaneden çıktı ve Efe’nin yanına doğru yürüdü. Efe, sessizce bir köşede oturuyordu; yüzü ciddi, gözlerinde hafif bir hüzün vardı. Lalin yaklaşınca derin bir nefes aldı.

“Lalin…” dedi Efe, sesi biraz titrek ama kararlıydı. “Berk’e olan hislerinin farkındaydım. Ama… birini kıskandırmak için başkalarının duygularıyla oynamak… doğru değil.”

Lalin gözlerini kaçırdı, bir an sessiz kaldı. “Haklısın,” dedi sonunda, sesi küçük bir fısıltı gibi. “Özür dilerim, Efe… gerçekten istememiştim. Yanlış yaptım.”

Efe, Lalin’e bakarken gözlerindeki kırgınlık daha da belirginleşti. Konuşurken hafifçe başını salladı. “Önemli değil, Lalin… Önemli olan bunu fark etmen. Ama bilmeni isterim… böyle şeyler… incitiyor.”

Lalin, Efe’nin sözlerini içselleştirerek başını öne eğdi. “Biliyorum… ve bunu değiştiremem, ama bir daha asla böyle bir şeyi tekrar etmeyeceğim.”

Efe sessizce bir süre Lalin’e baktı, sonra ağır adımlarla kalktı.

Lalin derin bir nefes aldı. Efe’yi izlerken kalbi sıkıştı, ama söylenecek başka kelime bulamadı.

Efe, gözlerini yere indirerek uzaklaştı. Lalin bir süre olduğu yerde durdu, sonra ağır adımlarla eve doğru yürümeye başladı. Kalbi Berk’i düşünerek atıyor, ama yaşanan konuşmanın ağırlığı omuzlarına çökmüştü.

Lalin eve geldi, sessizce odasına çıktı. Yatağına uzandı, gözlerini kapattı ve günün tüm yorgunluğunu biraz olsun geride bırakmak istedi. Efe ile konuştuklarını düşünerek, biraz buruk bir şekilde uykuya daldı.

Miray ve Arda hâlâ Berk’in yanında oturuyordu. O sırada Selin içeri girdi ve doğal bir şekilde sohbete katıldı. Hep birlikte okuldan, günlük işleri ve diğer gündelik konulardan konuşuyorlardı; odada hafif, sakin bir atmosfer vardı.

Bir süre sonra Berk, ciddi bir ifade takındı:“Miray, Arda… biraz yalnız konuşmamız lazım,” dedi.

Miray ve Arda birbirine bakıp sessizce odadan çıktılar.

Selin, Berk’e dönerek alaycı bir şekilde:“Beni mi özledin aşkım?” dedi ve dudaklarını ona doğru uzattı.

Berk hafifçe geri çekildi, yüzünde ciddi bir ifade belirdi:“Selin… konuşmamız lazım. Sana bir şey itiraf etmem gerek,” dedi.

Selin kaşlarını çatarak sordu:“Ne itirafı?”

Berk derin bir nefes aldı ve yavaşça:“Ben… Lalin’e karşı hislerim olduğunu fark ettim,” dedi.

Selin bir an donakaldı, gözleri doldu ve sonra öfkeyle Berk’e tokat attı,geriye çekildi ve yüzünde hem kırgın hem öfkeyle:“Ne halin varsa gör! Pişman olacaksın!” diyerek odadan çıktı.

Berk, odada yalnız kaldığında kalbinin hem rahatlamış hem de buruk bir şekilde çarptığını hissetti.

Miray ve Arda tekrar odaya girdiler, yüzlerinde merak vardı.

“Ne oldu?” diye sordu Miray.“Bir şey mi oldu?” diye ekledi Arda.

Berk hafifçe gülümsedi ve sakin bir sesle:“Selin… ayrıldık. Ama bence en doğrusu buydu,” dedi.

Miray başını salladı, “Evet, bence de…” dedi, Arda da sessizce onayladı.

Odada kısa bir sessizlik oldu, herkes durumu kabullenmiş gibiydi.

Arda ve Miray kısa bir sessizlikten sonra birbirlerine baktılar.

“Bu günlük bu kadar bence,” dedi Miray.“Evet, yarın hastaneden çıkarken geliriz,” ekledi Arda.

İkisi evlerine gitmek üzere odadan ayrıldı.

Oda artık sessizdi ve Berk yalnız kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.