Gece olmuştu. Lalin sessiz odasında, loş lambanın altında yatağının kenarında oturuyordu. Kütüphanede yaşananları düşündükçe kalbi sıkışıyor, içini tarif edemediği bir karmaşa kaplıyordu. Bir yanıyla öfkeliydi, diğer yanıyla hâlâ kalbinin hızla atmasına engel olamıyordu.
Telefonunu eline aldı, ekranı açtı ama hiçbir şey yazamadı. Derin bir nefes verip telefonu kenara bıraktı. Mutfağa gidip kendine bir fincan sıcak kahve yaptı. Buharın yükselişini izlerken kendi kendine mırıldandı:“Artık böyle olmamalı… kendimi toparlamam gerek.”
Sonra kahvesini alıp balkona çıktı. Gece serindi, gökyüzü yıldızlarla doluydu. Şehre sessizlik hâkimdi ama onun içinde fırtınalar kopuyordu. Her yudumda biraz daha düşüncelere dalıyor, içindeki karmaşayı bastırmaya çalışıyordu.
Bir süre sonra kupasındaki kahve soğumuştu, ama zihnindeki düşünceler hâlâ sıcaktı. Lalin derin bir nefes aldı, başını gökyüzüne kaldırıp gözlerini kapattı.“Yarın farklı olacak…” diye fısıldadı kendi kendine.
Lalin kahvesinden bir yudum aldı, kupayı balkonun demirine koydu. Gece sessizdi, rüzgâr saçlarını hafifçe savuruyordu. Düşüncelere dalmış, uzaklara bakıyordu ki bir ses o sessizliği bozdu.
“Gece kahvesi mi o?”
Lalin irkilip aşağıya baktı. Apartmanın altındaki sokak lambasının altında Eren duruyordu. Elinde bir çikolata paketi, yüzünde o tanıdık gülümsemesi vardı.
“Eren? Bu saatte burada ne yapıyorsun?” diye seslendi şaşkınlıkla.
Eren hafifçe omuz silkti. “Uyuyamadım. Dedim belki sen de uyanıksındır. Biraz konuşuruz diye uğradım.”
Lalin gülümseyip elindeki kupayı aldı. “Bir dakika, aşağı iniyorum.” dedi ve içeriye yöneldi.
Birkaç dakika sonra kapıyı açtı. Eren hâlâ oradaydı, elindeki çikolatayı uzattı.“Yanında kahve var diye düşündüm, yalnız içilmez.”
Lalin gülümseyip paketi aldı. “Teşekkür ederim, tam ihtiyacım olan şey buydu.”
İkisi birlikte sokağın önündeki küçük banklara geçtiler. Gece rüzgârı yüzlerine çarparken aralarında sessiz ama huzurlu bir hava vardı.
Lalin, kupasından bir yudum aldı. Kahvenin sıcaklığı, içindeki karmaşayı biraz olsun bastırmış gibiydi.“Biliyor musun,” dedi sessizce, “bazı günler her şey üst üste geliyor. Sanki nefes almak bile zor oluyor.”
Eren, elindeki çikolatanın ambalajını yavaşça buruşturdu. “Ama sen nefes almayı unutmamışsın,” dedi hafif bir gülümsemeyle. “Demek ki hâlâ savaşacak gücün var.”
Lalin başını kaldırıp ona baktı. Gözleri yorgundu ama içinde bir parça umut da vardı.“Bu kadar güçlü olduğumu sanmıyorum,” dedi. “Sadece devam ediyorum, çünkü durursam… düşerim gibi geliyor.”
Eren bir an sustu, sonra yavaşça konuştu:“Belki de bazen düşmek gerekir, Lalin. İnsan yere değmeden nerede kırıldığını fark etmiyor.”
Lalin bir süre sessiz kaldı. Kahvesini bitirdi, kupayı yanına koydu.“Sen hep böyle mi konuşursun?” dedi gülümseyerek.Eren omuz silkti. “Sadece doğru kişiye denk gelince sanırım.”
Bir süre daha konuştular; anlamsız cümleler, kahkahalar, bazen de sessizlikler paylaştılar. Sonra hava iyice soğuyunca Eren ayağa kalktı.“Artık gitsem iyi olur, yoksa sabah yine uykusuz kalacağız,” dedi. Lalin “Gerçekten iyi geldi konuşmak,” dedi alçak bir sesle. “Uzun zamandır böyle… huzurlu hissetmemiştim.”
Eren yavaşça başını salladı. “Bazen sadece birinin bizi anlaması yeter,” dedi. Sonra bir adım yaklaştı, Lalin’in yüzündeki yorgun ifadeyi fark etti.“Senin bunu yalnız taşımaman lazım.”
Lalin bir şey diyemedi. Gözleri dolmuştu ama ağlamak istemiyordu. O an Eren tereddüt etmeden kollarını açtı.“Gel buraya,” dedi yumuşak bir sesle.
Lalin bir an duraksadı, sonra adım atıp Eren’e sarıldı.
Eren onun sırtını yavaşça okşadı.“Artık yalnız değilsin,” dedi fısıldayarak.
Lalin gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı.O an sanki tüm ağırlığı omuzlarından kalkmış gibiydi.
Bir süre öylece kaldılar. Sonra Lalin yavaşça geri çekildi, gülümsemeye çalıştı.“Teşekkür ederim, Eren.”
Eren de gülümsedi. “Ne zaman istersen.”
Eren gitti. Lalin yatağına yattı, biraz düşündü; sonra uykuya daldı.
Güneş hafifçe odasına vururken, Lalin gözlerini açtı. Hafifçe esneyip yataktan kalktı. Henüz tam uyanmamıştı ama yeni bir günün başladığını hissediyordu. Odanın sessizliği içinde, yavaşça hazırlanmaya koyuldu.
Lalin üstünü giyindi, kahvaltısını yaptı ve çantasını aldı. Sessizce kapıdan çıktı, evden okula doğru yürümeye başladı. Yol boyunca kafasında planlar kuruyor, günü nasıl geçireceğini düşünüyordu. Adımlarını hızlandırarak okula yetişti.
Lalin okula sessizce girdi ve sırasına geçti. Gözleri defterin üzerinde dolaşıyordu ama düşünceleri derse odaklanmasına izin vermiyordu. Berk de sınıfta vardı; ara ara Lalin’e bakıyor ama Lalin gözlerini kaçırıyordu. Ders boyunca aralarında sessiz bir gerilim vardı; ne konuşuluyor, ne de uzun süre göz teması kuruluyordu.
Zil çaldığında öğrenciler koridora döküldü. Lalin kalabalıktan sıyrılarak kantine yöneldi ve boş bir masaya oturdu. Aç değildi; kafası hâlâ kütüphanede yaşananlar ve Berk’le arasında biriken karmaşık duygularla meşguldü.
O sırada Selin, kantinde başka bir arkadaşının yanındayken Lalin’e bakıp hafifçe alaycı bir şekilde gülümsedi. Lalin gözlerini devirdi ve sessizce kendi işine döndü. Selin hafifçe sinirlendi ama başka bir şey söylemeden arkadaşının yanına döndü.
Bi süre sonra Berk kantine girdiğinde içerideki kalabalığın gürültüsü hemen dikkatini çekti. Öğrenciler tezgâhın önünde sıra bekliyor, masalarda arkadaş grupları sohbet ediyordu. Berk adımlarını yavaşça attı, gözleri etrafı tararken Selin’in onu fark ettiğini gördü.
Selin, Berk’ü görünce aniden hareketlendi. Masadan kalktı, hızlı adımlarla yanına yöneldi ve hiç vakit kaybetmeden boynuna sarıldı. Berk önce şaşırdı, ardından hafifçe donuk bir ifade takınırken Selin dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. Berk bir an için ne yapacağını bilemedi; etraf kalabalık, insanlar etrafta ve kahkahalar arasında her şey tuhaf bir şekilde yavaşlamış gibi görünüyordu.
Selin hâlâ Berk’in boynuna sarılmış, gözlerini kapamıştı. Berk bir yandan onun sıcaklığını hissetti, bir yandan da içten içe bir huzursuzluk duyuyordu. O sırada Berk, kalabalığın arasında Lalin’i fark etti. Göz göze geldiler; Lalin kısa bir bakış attı, sonra sessizce başını çevirip kantinden uzaklaştı. Berk’in bakışları bir an Lalin’in ardından takıldı, sonra Selin’e döndü ama içindeki karmaşa kolay kolay kaybolmuyordu.
Berk, Selin’in sarılışından hafifçe çekilerek adımlarını geriye doğru attı. “Selin…” diye mırıldandı, ama sözleri Selin’in coşkusunun arasında kayboldu. O an Lalin’in kantinden çıkışını izledi; Lalin hızlı adımlarla okulun arka tarafına, yangın merdivenine yönelmişti.
Lalin yangın merdivenine çıkıp bir köşeye oturdu. Sırtını soğuk duvara yasladı, cebinden sigarasını çıkardı ve yaktı. Dumanı yavaşça havaya üflerken kafasında Berk’in kantindeki görüntüsü dönüp duruyordu. Selin’in boynuna sarılması, öpüşmeleri… Hepsi zihninde tekrar tekrar canlanıyordu.
Birkaç dakika boyunca sessizce oturdu. Okulun gürültüsü yukarıdan geliyordu ama burası, yangın merdiveni, ona kısa bir sığınak gibi gelmişti.
Lalin sigarasını içerken Efe yanına oturdu.
“Hey, napıyorsun burada? İyi misin?” diye sordu, sesi hafif endişeliydi.
Lalin derin bir nefes aldı, dumanı yavaşça üflerken Efe’ye bakıp başını hafifçe salladı.
Efe yanına oturdu. Sessizlik vardı; sadece okulun uzak köşesinden gelen uğultular duyuluyordu.
Efe dikkatle Lalin’e baktı. “Birkaç gündür seni çok dalgın görüyorum… ne oluyor, bir şey mi var?”
Lalin derin bir nefes aldı, gözlerini önüne dikti. “Sadece kafam karışık… bazı şeyleri kendimle çözmem gerekiyor.”
Efe başını salladı, onu zorlamadan yanında kaldı. “Tamam… ama bil ki yanında biri olsun istersen ben buradayım.”
Lalin hafifçe gülümsedi, gözlerinde hâlâ bir hüzün vardı. Sessizlik bir süre daha sürdü, ikisi de kendi düşüncelerine gömülmüştü.
Lalin yavaşça başını Efe’nin göğsüne yasladı. Sıcacık, güven veren bir his vardı içinde; bir süre orada sessizce kaldı.
Efe hafifçe kolunu Lalin’in omzuna attı, onu nazikçe sardı. “Buradayım… yanında olacağım,” dedi yumuşak bir sesle.
Lalin gözlerini kapattı, Efe’nin varlığı biraz olsun içindeki sıkışmışlığı hafifletti. İkisi o anda hiçbir şey söylemeden, sadece yan yana durmanın verdiği huzuru paylaştı.
Lalin başını Efe’nin göğsünde dinlendirirken, Efe hafifçe gülümsedi ve fısıldadı:“Çok güzel kokuyorsun…”
Lalin irkildi, yüzü hafifçe kızardı ama hâlâ başını kaldırmadı. O an sessizlik içinde sadece birbirlerinin varlığını hissettiler.
Efe kolunu biraz daha sıktı, onu güvenle sararken, Lalin de yavaş yavaş gevşedi.
O an Efe’nin kalbinin heyecandan hızlı attığını hissetti.“Kalbin… neden bu kadar hızlı?” diye fısıldadı Lalin, kendi sesinin titrediğini fark ederek.
Efe gülümsedi, biraz utanmış ama aynı zamanda mutlulukla dolu bir ifadeyle cevap verdi:“Sanırım… sen yanımdayken oluyor bu.”
Lalin bir an duraksadı, o küçük cümle içini ısıttı. Hafifçe gözlerini kapattı ve Efe’nin yanında olmanın verdiği tuhaf ama güzel hissi kabul etti.
Lalin başını Efe’nin göğsünden kaldırdı, gözlerinin içine bakarak sessizce sordu:“Beni öpmeye kalktığın geceyi hatırlıyor musun?”
Efe utangaç bir şekilde gözlerini kaçırdı, yüzü hafifçe kızardı. Bir an tereddüt etti, sonra küçük ve titrek bir “Evet…” dedi. Kalbi heyecandan deli gibi çarpıyordu, nefesini kontrol etmekte zorlanıyordu.
O anda Lalin durmadı. Tereddüt etmeden Efe’yi kendine çekti, ellerini yavaşça onun yüzüne götürdü. Parmak uçları Efe’nin yanaklarını okşarken dudaklarını onun dudaklarına bastırdı. İlk başta Efe şaşkınlıkla gözlerini açtı, nefesi kesilmiş gibiydi. Ama Lalin’in kararlılığı ve sıcaklığını hissedince, karşılık verdi.
Öpüşmeleri yavaşça derinleşti, birbirlerinin nefesini hissettikçe kalpleri daha hızlı atmaya başladı. Eller birbirine dolandı, parmaklar saçlara karıştı, hafifçe birbirlerine yaslandılar. Lalin’in dudakları Efe’ninkileri bırakmadı, Efe ise yavaş yavaş cesaret buldu ve elleriyle Lalin’in belini sardı.
Her saniye daha fazla yakınlaştılar, dünya etraflarında durmuş gibi hissetti. Lalin dudaklarını yavaşça Efe’den çekti, gözlerinin içine bakarak sessizce fısıldadı:“Bunu… saklayalım, sadece ikimiz bilelim.”
Efe, gözlerini kısarak hafifçe başını salladı. Dudaklarında hâlâ o şaşkın ama mutlu gülümseme vardı ve kalbi hâlâ heyecandan hızlı atıyordu. Lalin’in bakışlarındaki kararlılık ve samimiyet, Efe’ye hem güven hem de sıcaklık veriyordu.
Bir süre sessizce birbirlerine bakıp nefeslerini topladıktan sonra, koridordan sınıf zili çalmaya başladı. Lalin derin bir nefes alıp sınıfa doğru yürüdüler.
Sınıfa girdiklerinde öğretmenin bakışları üzerlerinde dolaştı. Lalin sessizce yerine oturdu, aklı hâlâ Efe ile paylaştıkları o anın etkisindeydi. Ders başlamıştı ama kalpleri hâlâ hızlı atıyor, sessizlik içinde paylaştıkları o özel anın yankısı zihninde dönüyordu.
Ev zili çaldığında Lalin okuldan çıktı ve yorgun adımlarla evine doğru yürüdü.
Lalin kapıyı açtığında gözlerine inanamadı. Önünde, gülümseyerek duran anne ve babasını görünce kalbi bir anda hızla çarpmaya başladı. “Sürpriz!” dediler hep bir ağızdan. Lalin, heyecan ve mutlulukla önce donakaldı, sonra koşarak kucakladı onları. Haftalardır göremediği anne ve babasının sıcak kollarında kendini güvende hissetti.
Hemen mutfağa geçtiler ve birlikte yemek hazırlamaya başladılar. Lalin, anne ve babasıyla birlikte sofrayı kurarken kahkahalar salonu doldurdu. Tabağını doldurup oturduğunda, uzun zamandır yaşamadığı bir sıcaklık ve huzur hissetti. Babası hafifçe gülümseyip “Bunu sen çok severdin,” dedi, annesi ise eski bir anıyı hatırlatıp Lalin’i kıkırdattı.
Yemek boyunca sürekli konuşup birbirlerinin eksik kalan anlarını tamamladılar. Lalin, haftalardır özlediği bu anları doya doya yaşadı; aile bireylerinin sesi, gülüşleri ve küçük şakaları içini tamamen ısıttı. Sohbet ilerledikçe, Lalin yavaş yavaş kendini tamamen rahatlamış hissetti. Her lokmayı, her anı içtenlikle tadıyor, aileyle geçirdiği zamanı kalbine kazıyordu.
Yemek bittikten sonra herkes birlikte salona geçti, eski fotoğrafları ve anıları paylaştılar. Lalin, gözlerini ara ara anne ve babasından ayıramıyor, her anın değerini biliyordu. Akşam, Lalin mutlu ve huzurlu bir şekilde ailesinin yanında oturmuş, uzun zamandır kaybolan o sıcak aile bağını yeniden hissetmişti.
Saat ilerlemiş, herkes yorgundu. Lalin, anne ve babasına sıkıca sarıldı, onların sıcaklığı ve güveniyle içi dolarken, odasına çıktı. Yatağına uzanıp gözlerini kapattığında, günün tüm yorgunluğu ve karmaşası yavaşça kayboldu; mutlu bir şekilde uykuya daldı.
Sabahın ilk ışıkları perde aralarından içeri süzülüp Lalin’in yüzünü aydınlattı. Yavaşça gözlerini açtı, bir an sessizce tavana baktı. Ardından önceki gece ailesiyle geçirdiği zamanı hatırlayıp huzurla gülümsedi. Yatağından kalktı, saçlarını topladı ve üstünü değiştirdi. Aynaya baktığında yüzündeki yorgunluğun azaldığını fark etti.
Mutfaktan gelen taze ekmek ve çay kokusu tüm evi sarmıştı. Lalin içeri girdiğinde annesi masayı hazırlıyordu, babası da gazeteye göz gezdiriyordu.“Günaydın,” dedi neşeli bir sesle.Annesi başını kaldırıp ona baktı. “Kızım, sonunda yüzün gülüyor,” dedi gülümseyerek.Lalin sandalyesine otururken yanıtladı: “Sizinle olmak iyi geldi galiba. Ev çok sessizdi siz yokken.”Babası çayından bir yudum alıp başını salladı. “Sessizlik bazen iyidir ama fazla olunca insanın içine çöker,” dedi.
Bir süre kahvaltı boyunca sohbet ettiler; annesi okuldan, babası işten bahsetti. Lalin onları dinlerken, uzun zamandır hissetmediği bir huzuru duydu içinde.
Kahvaltı bittiğinde annesi seslendi:“Kendine dikkat et tamam mı? Yorgun görünüyorsun yine.”Lalin gülümseyip çantasını omzuna taktı. “Merak etme anne, iyiyim. Bugün güzel bir gün olacak.”
Sabahın ilk ışıkları perde aralarından içeri süzülüp Lalin’in yüzünü aydınlattı. Yavaşça gözlerini açtı, bir an sessizce tavana baktı. Ardından önceki gece ailesiyle geçirdiği zamanı hatırlayıp huzurla gülümsedi. Yatağından kalktı, saçlarını topladı ve üstünü değiştirdi. Aynaya baktığında yüzündeki yorgunluğun azaldığını fark etti.
Mutfaktan gelen taze ekmek ve çay kokusu tüm evi sarmıştı. Lalin içeri girdiğinde annesi masayı hazırlıyordu, babası da gazeteye göz gezdiriyordu.“Günaydın,” dedi neşeli bir sesle.Annesi başını kaldırıp ona baktı. “Kızım, sonunda yüzün gülüyor,” dedi gülümseyerek.Lalin sandalyesine otururken yanıtladı: “Sizinle olmak iyi geldi galiba. Ev çok sessizdi siz yokken.”Babası çayından bir yudum alıp başını salladı. “Sessizlik bazen iyidir ama fazla olunca insanın içine çöker,” dedi.
Bir süre kahvaltı boyunca sohbet ettiler; annesi okuldan, babası işten bahsetti. Lalin onları dinlerken, uzun zamandır hissetmediği bir huzuru duydu içinde.
Kahvaltı bittiğinde annesi seslendi:“Kendine dikkat et tamam mı? Yorgun görünüyorsun yine.”Lalin gülümseyip çantasını omzuna taktı. “Merak etme anne, iyiyim. Bugün güzel bir gün olacak.”
Sabah güneşi okulun bahçesini aydınlatırken, Lalin giriş kapısına doğru yürüyordu. Kalabalığın içinde tanıdık bir yüz dikkatini çekti — Efe. Elinde kahvesiyle, her zamanki rahat tavrıyla onu bekliyordu sanki.Lalin’in geldiğini görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Hiç tereddüt etmeden birkaç adım attı ve kollarını açarak Lalin’e sarıldı.Lalin önce şaşırdı ama sonra o sıcaklığı hissedip gülümsedi, kollarını onun etrafına doladı. Efe’nin kokusu burnuna doldu
Sabah güneşi okulun bahçesini aydınlatırken, Lalin giriş kapısına doğru yürüyordu. Kalabalığın içinde tanıdık bir yüz dikkatini çekti — Efe. Elinde kahvesiyle, her zamanki rahat tavrıyla onu bekliyordu sanki.Lalin’in geldiğini görünce yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Hiç tereddüt etmeden birkaç adım attı ve kollarını açarak Lalin’e sarıldı.Lalin önce şaşırdı ama sonra o sıcaklığı hissedip gülümsedi, kollarını onun etrafına doladı. Efe’nin kokusu burnuna doldu.
Bir süre öylece kaldılar. Ardından Lalin hafifçe geri çekilip gözlerinin içine baktı.“Günaydın Efe,” dedi yumuşak bir sesle.Efe de başını hafifçe yana eğip gülümseyerek karşılık verdi.“Günaydın güzelim.”
Lalin bu sözle utanarak başını eğdi, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Bir süre öylece kaldılar. Ardından Lalin hafifçe geri çekilip gözlerinin içine baktı.“Günaydın Efe,” dedi yumuşak bir sesle.Efe de başını hafifçe yana eğip gülümseyerek karşılık verdi.“Günaydın güzelim.”
Lalin bu sözle utanarak başını eğdi, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Tam o sırada arkadan bir ses duyuldu. “Hey! Beni bekleseydiniz bari!”Miray, elinde kahve bardağı, çantası omzunda koşarak yanlarına gelmişti. Nefes nefese, ama yüzünde her zamanki o enerjik ifade vardı.“Kaçırdığım bir şeyler mi var yoksa?” dedi, iki elini beline koyup gülümseyerek.
Tam o sırada arkadan bir ses duyuldu. “Hey! Beni bekleseydiniz bari!”Miray, elinde kahve bardağı, çantası omzunda koşarak yanlarına gelmişti. Nefes nefese, ama yüzünde her zamanki o enerjik ifade vardı.“Kaçırdığım bir şeyler mi var yoksa?” dedi, iki elini beline koyup gülümseyerek.
Lalin hafifçe gülümseyip başını salladı.“Ben sana anlatacağım,” dedi.
Miray göz kırparak, “Anladım ben zaten,” dedi.
Efe de gülümseyerek onlara baktı ve üçü birlikte gülüştüler okulun bahçesinde yavaş yavaş yürümeye başladılar. Lalin ve Miray yan yana, Efe ise biraz önde ilerliyordu. Arada sırada karşılarına çıkan arkadaşlarla kısa selamlaşmalar yapıyor, küçük şakalarla birbirlerini güldürüyorlardı.
Miray birden durdu ve Lalin’e dönerek, “Bak, bugün derste ne olduysa bana anlatacaksın, tamam mı?” dedi, gözlerinde meraklı bir parıltı vardı.
Lalin başını salladı, “Tamam, anlatacağım. Ama biraz sabret, Efe duyacak.”
Efe hemen gülerek, “Hey! Kulaklarımı kapattım, duymuyorum!” dedi ve iki eliyle kulaklarını kapattı.
Lalin ve Miray buna kahkahalarla karşılık verdiler. Üçü birlikte gülüşerek sınıfın kapısına yaklaştılar. Gülüşleri, koridor boyunca yankılanıyor, sabahın enerjisini daha da canlı kılıyordu.
Efe hemen gülerek, “Hey! Kulaklarımı kapattım, duymuyorum!” dedi ve iki eliyle kulaklarını kapattı.
Lalin ve Miray buna kahkahalarla karşılık verdiler. Üçü birlikte gülüşerek sınıfın kapısına yaklaştılar. Gülüşleri, koridor boyunca yankılanıyor, sabahın enerjisini daha da canlı kılıyordu.
Sınıfa girdiklerinde herkes sessizce yerlerine geçti. Lalin kendi sırasına otururken, Miray onun yanına geçti. Efe ise kısa bir bakış attıktan sonra kendi yerine oturdu. Ders zili çaldı ve sınıfta tam bir sessizlik hakim oldu.
Lalin, defterini açıp notlarına göz atarken aklından hâlâ önceki gün yaşananlar geçiyordu.
Sınıfa girdiklerinde herkes sessizce yerlerine geçti. Lalin kendi sırasına otururken, Miray onun yanına geçti. Efe ise kısa bir bakış attıktan sonra kendi yerine oturdu. Ders zili çaldı ve sınıfta tam bir sessizlik hakim oldu.
Lalin, defterini açıp notlarına göz atarken Miray, Lalin’in yanına eğildi ve hafifçe fısıldadı:“Hadi anlat, ne oldu?”
Lalin kısa bir an duraksadı, sonra göz ucuyla Miray’a baktı. Miray gülümseyerek, sabırsız ama anlayışlı bir şekilde bekliyordu.
Lalin, Miray’a hafifçe yanaştı.“Miray… dün yangın merdiveninde… Efe’yle… yani biraz… yakınlaştık,” dedi, yüzü kızarmış, kelimeleri utangaçça dökülüyordu.
Miray küçük bir kahkaha attı, gülümseyerek fısıldadı:“Ahh, anladım. Sen utanıyorsun, ama anlatmak istiyorsun.”
Lalin gözlerini yere kaçırdı, elleri masanın üzerinde oynuyordu.“Evet… yani… onu öptüm,” dedi küçük bir gülümsemeyle.
Miray, Lalin’in utangaç haline gülerek hafifçe omzuna dokundu.“Demek öyle…
Lalin, Miray’a hafifçe gülümseyerek bakarken Miray merakla fısıldadı :“Peki… sevgili misiniz şimdi?”
Lalin bir an duraksadı, utangaç bir şekilde başını yana çevirdi.“Yok… yani… daha öyle bir şey olmadı…
Lalin, Miray’a olanları anlatmayı bitirdi. Bir an sessizlik oldu ve Lalin gözlerini sınıfta gezdirirken fark etti ki Berk olan biteni sessizce izliyordu. Yüzü asık, kaşları çatık ve oldukça sinirliydi.
Lalin gözlerini hemen Berk’ten kaçırdı, yüzüne hafif bir utangaçlık yerleşti. Sonra Efe’ye döndü; Efe ona gülümseyip küçük bir öpücük gönderdi ve el salladı. Lalin de hafifçe gülümseyerek el salladı
sonra derse geri döndü. Teneffüs zili çaldığında sınıf bir anda hareketlendi. Öğrenciler koridora akın ederken, Efe hiç vakit kaybetmeden Lalin’in yanına geldi.
Selin sınıfa girer girmez hemen Berk’in yanına gitti. Efe de Lalin’in yanında duruyor, neşeyle bir şeyler anlatıyordu. Ama hem Berk’in hem de Lalin’in aklı başka yerdeydi.
Berk, Selin’in söylediği şeyleri duymuyormuş gibi ara ara başını çevirip Lalin’e bakıyordu. Aynı anda Lalin de, Efe konuşurken göz ucuyla Berk’e kayıyordu.Bakışları her karşılaştığında birkaç saniyelik bir duraksama oluyordu—kimse fark etmese de aralarında o tanıdık gerilim yine hissediliyordu.
Sevgilileri yanlarındaydı ama ikisi de birbirlerine bakmadan duramıyordu.
Gün bir şekilde akıp geçti; dersler bitti, sohbetler dağıldı, herkes yavaş yavaş yoruldu. Ev zili çaldığında sınıf anında hareketlendi. Sandalye sesleri, çanta fermuarları, çıkış telaşı… Herkes koridora döküldü.
Lalin, Miray ve Efe birlikte çıkışa doğru yürüdüler. Üçü yan yana ilerlerken günün yorgunluğu yüzlerine vuruyordu ama aralarında hafif bir neşe vardı.
Bu sırada Berk, okulun bahçesinde motorunun yanındaydı. Kaskını koluna takmış, telefonuna bakıyor gibi görünüyordu ama gözleri sık sık okul kapısına kayıyordu—istemeden, engelleyemeden.
Lalin, Miray ve Efe kapıdan çıktığında Berk’in bakışları bir anda dondu.Efe, Lalin’in omzuna kolunu attı, yüzünde rahat bir gülümseme vardı.
Sonra…Efe Lalin’e eğilip hafif ve kısa bir öpücük kondurdu.
Lalin afalladı, Miray şaşırıp kıkırdadı.Ama Berk’in içi bir anda yandı. Gözleri karardı, nefesi sıklaştı. Sanki bir anda boğazına bir şey düğümlenmişti.
Hiç düşünmeden kaskını taktı.Motorun marşı sertçe çalıştı.
Berk gözlerini onlardan bir kez daha kaçırıp motoru hızla sürerek uzaklaştı.
Berk motoru hızla sürüyordu.Rüzgâr yüzüne çarpıyor ama sinirini, göğsündeki o sıkışmayı azaltmıyordu. Ne kadar hızlandığını fark etmiyordu bile; düşünceleri birbirine karışmıştı.
“Niye bu kadar umurumda? Niye bu kadar sinir oldum?”Kafasının içinde yankılanıp duran sorular onu daha da kör ediyordu.
İlk virajı dönerken yolu tam takip etmedi.Önüne aniden çıkan bir araba fren yaptı.
Berk refleksle frene bastı.Motor savruldu.Kaskı yere sürttü, vücudu yola doğru kaydı.
Büyük bir çarpma sesi yankılandı.
Motor bir yana, Berk başka bir yana savruldu.
Her şey birkaç saniyede olup bitmişti.
Yerde hareketsiz kalmadı—ama kalkmayı da başaramadı.Nefesi düzensizdi, kolunu tutuyordu, yüzü acıyla gerilmişti.
Çevredeki insanlar bağırmaya başladı:“Genç adama bakın! Kaza yaptı!”“Ambulans çağırın!”
Berk’in bilinci gidip geliyordu.Gözleri kapanırken, zihninde son gördüğü şey Lalin’in yüzü oldu.
Başını kaldırmaya çalıştı ama vücudu izin vermiyordu.Kolundaki acı giderek artarken göz kapakları ağırlaştı.
“Hey! İyi misin? Ambulans geliyor!” diye birinin sesini duydu ama ses çok uzaktan geliyordu sanki.
Berk bir an daha dayanmak istedi, ama yapamadı.
Gözleri karardı.Dünya sessizleşti.
Lalin, Efe ve Miray, çarpma sesini duyduklarında birlikte koşmaya başladılar. “Ne oluyor?” diye fısıldadı Lalin, Efe başını salladı, Miray ise endişeyle öne doğru adımlarını hızlandırdı.
Lalin, sokağa girer girmez yerde hareketsiz yatan Berk’i gördü. Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu, nefesi kesildi. Hiç düşünmeden koşarak yanına geldi, dizlerinin üzerine çöktü ve elleri titreyerek Berk’in omuzlarına dokundu.
“Berk! Lütfen… kalk, yalvarırım, lütfen!” diye bağırdı sesi titreyerek. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu, kalbi acıyla yanıyordu. Hareketsiz bedenin üzerinde eğilmiş, her nefesini hissetmeye çalışıyordu ama Berk hâlâ tepkisizdi.
Miray hemen Lalin’in yanına koştu, dizlerinin üstünde titreyen arkadaşıyla göz göze geldiğinde gözlerinden yaşlar süzüldü. “Lalin! Gel, dur bir saniye, biraz geri çekil!” diye fısıldadı, kendi sesi de titriyordu.
Efe ise Lalin’in hemen yanında duruyor, sessizce izliyordu. Kalbindeki bir şey kıpırdanıyordu; Lalin’in Berk’e karşı hislerini, o çaresiz bakışlarda, titreyen ellerinde ve gözlerindeki korkuda fark etmişti.
Sokakta yankılanan ambulans sirenleri yavaş yavaş yaklaşırken, Lalin hâlâ dizlerinin üzerinde, elleri Berk’in üzerinde ve gözlerinden süzülen yaşlarla bekliyordu. İçinde korku, panik ve sevgi birbirine karışmıştı; tek dileği Berk’in gözlerini açması ve onunla konuşabilmekti.
Ambulans sokağın başında göründü, siren sesi yaklaştıkça Lalin’in kalbi daha da sıkıştı. Paramedikler hızla aşağı atladı, Berk’in yanına çöküp hareketlerini kontrol etmeye başladılar.
“Bilinci kapalı… nabız zayıf. Hemen sedye!” dedi biri.
Lalin’in yüzündeki korku daha da büyüdü.“Lütfen… dikkat edin… ne olur bir şey olmasın…” diye hıçkırarak konuştu ama kelimeleri zor çıkıyordu.
Miray kolundan sarılıp onu geriye çekti, “Lalin… izin ver çalışsınlar…” diyerek ağlaya ağlaya arkadaşını sakinleştirmeye çalışıyordu.
Paramedikler hızla Berki sedyeye aldılar. O an Lalin’in sesi parçalandı.
“Berk! Berk lütfen… beni duyuyorsan gözlerini aç!”Sesindeki acı sokakta bile yankılandı.
Efe ise birkaç metre geride duruyordu; bakışlarını Lalin’den alamıyordu.Onun Berk için nasıl parçalandığını, nasıl çöktüğünü izlerken içinde bir şey koptu.Bu sahne her şeyi anlatıyordu.Lalin, Berk’i seviyordu.Kendine bile itiraf etmese bile… Efe bunu çok net görmüştü.
Paramedikler sedyeyi ambulansa yerleştirirken Lalin öne atıldı.“Ben de gelmek istiyorum! Lütfen—”
Bir görevli nazik ama sert bir tonla, “Aile bireyiyseniz gelebilirsiniz. Değilseniz hastaneye yönlendirilirsiniz,” dedi.
Lalin’in yüzü dondu. Bir adım geri attı, gözleri doldu.Miray onu hemen sardı.
Ambulansın kapıları kapandı.Motor çalıştı.Siren tekrar yükseldi.
Ve Berk, gözleri kapalı hâlde, hızla uzaklaştı.
Lalin öylece kaldı…Elleri titriyordu.Gözlerinden yaşlar düşmeye devam ediyordu.
Lalin hâlâ sokağın ortasında, elleri titreyerek ambulansın kaybolan ışıklarını izliyordu. Miray telefonunu çıkardı, hızlıca Arda’yı aradı.“Arda… hemen gel, Berk kaza yaptı, ambulans aldı, hastaneye gidiyor. Lütfen çabuk gel!”
Arda telefonu kapatır kapatmaz arabasına bindi. Dakikalar, Lalin için saatler gibi geçiyordu. Kısa sürede sokağa vardı, aracından hızla indi ve Miray’ın yanına koştu. Ona sarıldı, “Hadi gidelim!” dedi. Lalin, Miray ve Efe hemen arabaya bindiler. Arda yola çıktı ve hızla hastaneye doğru sürdü.
Arda arabayı hastanenin önüne park ettiğinde Berk çoktan içeri alınmıştı. Lalin, Miray ve Efe kapıdan içeri koştu; koridor boyunca telaşlı hemşireler ve doktorlar vardı. Lalin’in kalbi hâlâ hızlı atıyordu, gözleri Berk’in odasına kilitlenmişti. Miray yanından tutarak “Sakin ol, her şey yolunda olacak,” dedi. Efe ise sessizce duruyordu. Bir süre koridorda beklediler; Lalin koltuğa oturmuş nefesini düzenlemeye çalışıyordu, Miray yanına yapışmış sessizce onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
Bir süre sonra doktor çıktı, ciddi ama sakin bir ifadeyle:“Durumu ciddi değil. Birkaç darbe ve sarsıntı var, biraz dinlenmesi yeterli olacak. Şu anda odasında uyuyor, uyanmasını bekleyin.”
Lalin derin bir nefes aldı, gözleri dolmuştu ama biraz olsun rahatlamıştı. Miray elini tuttu, “Gördün mü, iyisiyle atlattık,” dedi yumuşak bir sesle.
Lalin, Miray, Arda ve Efe, doktorun odasına doğru sessiz adımlarla ilerlediler. Kapının önünde durup kısa bir süre beklediler; Lalin kalbinin hızla attığını hissetti. Berk, odasında gözleri kapalı yatıyordu; yüzündeki hafif çizgiler ve bandajlar onun kazadan etkilenmiş olduğunu gösteriyordu.
Miray, Lalin’in omzuna hafifçe dokundu. “Her şey yolunda,” dedi ama sesi titriyordu; Lalin de başını sallayarak karşılık verdi. Kısa süre sonra Berk’in ailesi geldi; yüzlerinde kaygı ve korku vardı. Anne ve babası hızla odaya yöneldi, elleri titriyor, gözleri Berk’in odasının kapısında sabitlenmişti. Lalin onların bakışlarını gördü ve kendi içindeki karmaşa biraz daha arttı.
Doktor kapıyı araladı, sakin bir sesle durumu açıkladı:“Endişelenmeyin, durumu ciddi değildi. Bir süre dinlenmesi gerekiyor, şu anda uyuyor.”Berk’in ailesi, Berk’i başka bir hastaneye sevk almak için hastane yetkilileriyle görüşmeye gitti. Kapıda bekleyen Lalin, Miray, Efe ve Arda sessizce duruyordu; endişe her yüzlerine yansıyordu.
Lalin derin bir nefes aldı ve diğerlerinin arkasından sessizce Berk’in odasına doğru yürüdü. Kapıyı hafifçe aralayıp içeri girdi. Berk hâlâ yatakta baygın ve bitkin bir şekilde yatıyordu. Lalin yanına yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü ve Berk’e baktı.
“Buradayım…” dedi fısıltıyla, hem teselli hem de endişe karışımı bir sesle. Ellerini Berk’in ellerine hafifçe değdirdi, bir süre sessizce bekledi. Berk hâlâ tepki vermiyordu, gözleri kapalıydı, nefesi düzensizdi.
Lalin içten içe kalbinin hızla attığını fark etti, ama sakin kalmaya çalıştı. Bir süre odada sessizce durdu, ellerini bırakmadan Berk’in yanından ayrılmadı.
Berk’in göz kapakları ağır ağır aralandı. İlk başta etrafı bulanık gördü, sonra Lalin’in yüzünü fark etti. Lalin dizlerinin üzerinde ona bakıyordu, elleri hâlâ hafifçe Berk’in ellerine dokunuyordu.
Berk gözlerini kısarak Lalin’e baktı
“N’oldu bana?”
Lalin hemen yanına eğildi, endişeyle yanıtladı:
“Kaza geçirdin… Motor kazası.”
Berk hâlâ sersem bir şekilde Lalin’e bakarken, kaşlarını çatarak sordu:
“Peki ya.. sen… sen kimsin?”
Lalin başını hafifçe salladı, şaşkın bi ifadeyle:
“Ne hatırlamıyor musun? Ben Lalin.”