Hayatta bazı anlar vardır; dönüm noktaları, geriye dönüp baktığında "işte burası" dediğin keskin çizgiler. Genelde iyiye döner bu noktalar. Baktıkça ‘’ iyi ki olmuş, iyi ki yapmışım’’ deriz. O dönüm noktaları gerçekleşirken çok göz yaşı dökülür, insanın içi daralır. Sonuçta hayatı tamamen değişir. Aynı kalan çok az şey olur. Ama o olay bittiğinde…’’iyi ki’’dersiniz.
İşte o gün, o an, o taşınma telaşı, tam olarak böyle bir andı. Altı genç kadın, lise yıllarından beri hayalini kurdukları o büyük adımı atıyordu. Artık kimseye hesap vermek zorunda olmadıkları, kendi kurallarını koyacakları, dostluklarını sırtlayıp yeni bir sayfa açacakları bir ev… Ama özgürlük, yalnızca huzur demek değildi; kaosun, karmaşanın ve iç içe geçen hayatların getirdiği yeni zorluklarla doluydu. Karton kutular arasında kaybolmuş sinirler, yanlış gelen siparişler, taşımacılarla yaşanan kavgalar ve mutfak yerleşirken kopan tartışmalar… O gün, onların yeni hayatlarının ilk sınavıydı. Ve belki de en büyük maceraları, o evin kapısından içeri adım attıkları anda başlamıştı.
Ya da ilerde içine düşecekleri durumdu en büyük maceraları.
Güneş, Afyonkarahisar’ın dar caddelerini ısıtıyordu. Altı genç kız bir mağazanın önünde durmuş, vitrine hayranlıkla bakıyorlardı. İçeride birbirinden güzel mobilyalar sıralanmıştı ve her biri kendi zevkine uygun olanı seçmek için heyecanla içeri adım attı. İçerde yüzlerce koltuk, yatak odası takımı, masalar ve daha nicesi dört katlı dükkâna sıralanmıştı. Kızlar içeri girdikleri an her biri bir tarafa yönelerek etrafa dağıldı. Koca dükkânda onların sesi duyuluyordu.
“Bence öncelikle odalarımıza karar verelim,” dedi Zeynep, elinde bir not defteriyle. “Her şey karışmadan belli bir düzene oturtalım.” Not defterinin sayfalarını çevirerek elinde kalem ile bir şeyler yazdı.
“Tamam, bizim odamızdan başlayalım,” dedi Büşranur, gözlerini mağazanın derinliklerindeki açık kahve tonlarındaki mobilyalara dikip. “Bizim odanın kahve tonlarında olmasını istemiştik, değil mi?”
“Kesinlikle! Sıcak, huzurlu bir hava olsun,” diye onayladı Zeynep. “Sütlü kahve renginde yatak başlıkları, krem nevresimler, beyaz masa ve ahşap bir kitaplık…” İkisinin de sevdiği renklerden oluşan bir oda tasarlamak istiyorlardı. Genel olarak odaları açık kahve tonlarında olacaktı.
Büşranur eliyle mağazanın derinliklerindeki takımı gösterdi. ‘’Bunlara ne dersin? Yataktan bir tane daha temin ederiz. Ya da gardırop hariç geriye kalan tüm eşyaları çifter çifter isteriz. Bence gardırop yeterince büyük.’’ Mobilyaların üstünde farklı ve değişik motifler vardı. Biraz yaşlı işi gibi duruyordu.
Zeynep başını omzuna doğru eğerek konuştu. ‘’Aslında güzel ama yatak ve masadaki motifler sence bizim kişiliğimize hitap ediyor mu? Yani… sen beğendiysen olur ama.’’ Zeynep bu mobilyaları hiç beğenmemişti.
Büşra, Zeynep’in dediği motiflere bakarak düşündü. ‘Doğru’ diye düşündü. Asla genç işi gibi görünmüyordu. Zaten mobilyaları pek incelemeden Zeynep’e sormuştu. Beğenmedi. ‘’Aslında haklısın. Biraz yaşlı işi gibi durmuş. Beğenmedim. Yürü diğer tarafa bakalım bir de. Ya da üst katlara bakarız.’’ Zeynep’in koluna girerek onu başka mobilyalara doğru yönlendirdi.
Zeynep, arkadaşını zorla vazgeçirmiş gibi hissediyordu. ‘’Bak beğendiysen alalım. Sadece onları pek sevemedim. Onun dışında güz-‘’
‘’Zeynep, beğenmedim dedim. Hem sen neden sadece benim beğenip beğenmememi düşünüyorsun. Hatırlatırım oda arkadaşıyız. Hani sende kalacaksın ya o odada. Biraz da kendi beğendiğin mobilyaları göster lütfen.
‘’Ama’’
‘’Hadi canım oda arkadaşım. Daha perdesini, halısını falan beğeneceğiz.’’ dedi ‘’oda arkadaşım’’ ifadesini vurgulayarak.
Onlar kendi odaları için mobilya bakarken arkalarından duydukları sesle ikisi de korkarak birbirlerine yanaştı.
‘’Bence de çok yaşlı işiydi. İyi ki onu beğenip almadınız. Yoksa artık size ‘nine’ diye seslenecektim.’’
Arkalarında duydukları sesin sahibi Ecrinnazdı. Reyyan ile ikisi bir türlü orta noktayı bulamadıkları için yine tartışmışlardı. En son karar olarak ise Reyyan, Hilal ve Ebrar’ın yanına onları izleyerek fikir almak için giderken; Ecrinnaz da Büşra ve Zeynep’in yanına gitmişti.
Büşra, Ecrinnaz’ın sesini duyunca rahatladı ve hemen arkasını döndü. Rahatlamış olabilirdi ama yine de çok korkmuşlardı. Elini kalbine koyarak derin bir nefes aldı ve Ecrin’e doğru, ‘’ECO! Niye arkamızdan sessiz sessiz bizi takip ediyorsun. Reyyan nerede, o da arkamızdan mı bize yaklaşacak?’’
Büşra ona söylenirken Ecrinnaz az önce yaşananları hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Bu sefer güzel tartışmışlardı Reyyan ile. ‘’Reyyan yok. Normalde o da diğerlerinin yanına gidecekti ama nerede bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum.’’ diyerek kollarını bağladı.
Zeynep, gözlerini kısrak konuştu. ‘’Yine mi tartıştınız ya.’’ Dedi yılmış bir şekilde. Herkes bu ikilinin tartışmalarından bıkmıştı. Ama enteresan bir şekilde en iyi anlaşanlarda onlardı. Arkadaşlıkları çok tuhaftı.
Büşra sinirleri bozulmuş bir şekilde güldü. Başka ne yapmış olabilirlerdi ki? ’’Zeynep, sence bunlar tartışmadan durabilir mi? Tartışmak bunlar için yemek, su gibi temel ihtiyaçlar listesinde yer alıyor.’’
Ecrinnaz elini beline yasladı. ‘’Evet tartıştık ama bu sefer o başlattı. Ben haklıydım. Biz beraber odamızın ne renginde olacağını önceden herkes gibi karar vermiştik ama Reyyan başka başka renklere yöneldiği için bir türlü seçemedik. En sonunda ikimiz de ayrılarak iki guruba giderek onların neler seçtiğine bakıp sizden ona göre yardım isteyecektik.’’
‘’Lütfen ben haklıydım konuşması yapma burada. Genelde ikiniz de haksız oluyorsunuz. Tamam onun renkten cayması olmamış ama sen de niye hemen olmaz dedin? Belki odaya uyumlu olurdu.’’ dedi Zeynep orta yolu bulmaya çalışarak.
Ecrin gözlerini kocaman açarak konuştu. ‘’Allah aşkına seçtiği renkler nasıl uyumlu olabilir. Hem-‘’ sözünü kesen Büşra olmuştu.
Büşranur, Ecrinnaz’ın kolunu tutup yürütmeye başladı. ‘’Tamam. Daha fazla çene çalmayalım. Süremiz zaten kısıtlı. Bir an önce eşyaları seçip gitmek istiyorum.’’ Bu mağazada kaldıkça daralıyordu artık.
‘’Hani az önce kızıyordun ne oldu?’’ dedi Ecrinnaz gülerek.
‘’Ecocuğum, lütfen ayakların çalışsın. Zeynep sen niye duruyorsun. Gel hadi daha odayı seçmedik.’’ Diyerek Zeynep’e ‘hadi’ anlamında el kol hareketleri yaptı.
Zeynep elindeki not defterine bakarken adımlarını atmaya başladı. ‘’Geliyorum.’’
Üçü beraber mobilya seçimine koyuldular. Genelde Büşra’nın ve Zeynep’in seçtiğini Ecrin sevmediği için oldukça uzun sürdü. Mobilyada bir kusur buluyor ya da kendisi beğenmediği için her türlü zorluğu çektirmişti Ecrin. Odada o kalmayacaktı ama kızların sevdiği mobilyalara hep bir şey deyip onları kararlarından vazgeçtiriyordu.
En sonunda Zeynep sıkılmış bir şekilde bir takım daha gösterdi. ’’Peki bu nasıl?’’
Yatak başlığı açık kahve tonunda ve üst tarafı kubbe şeklindeydi. Başlığın iki yanından ahşap silindir kesim bir çubuk ve üstünde top şeklinde bir ahşap vardı. Çalışma masası beyaz ve oldukça büyüktü. Üst tarafında iki tane raf, yanında masaya bitişik bir kitaplık ve masanın altında beş tane çekmece vardı. Masanın kitaplığından ayrı bir kitaplık daha vardı. Bu da beyazdı ama ayakları yatak başlığında olduğu gibi ahşap ayaklardı. Gardırop oldukça genişti. İki arkadaşın kıyafetleri rahatlıkla buna sığardı.
Büşra ve Ecrin bir süre düşündü. ‘’Bence gayet güzel duruyor. Önceden de dediğim gibi yatak ve komodinden iki tane sipariş veririz. Gardırop yeterince büyük. Birde bu takıma uygun halı alırız. Çok şık olur.’’ Sinirle Ecrinnaz’a döndü. Malûm hanımefendinin beğenmesi daha da mühimdi. ‘’Sizce nasıl efendim? Zevkine uygun bir takımdır umarım.’’
Ecrinnaz aslında bu takımı oldukça beğenmişti. Ama böyle yapmak çok hoşuna gidiyordu. ‘’Yani… Güzel gibi.’’ Diyerek beğenmediğini düşündürterek ters köşe yapmaya çalışıyordu.
Zeynep aceleyle konuştu. ‘’Gibiyi sil. Gibi mibi yok. Güzel. Güzel değil mi?’’
Ecrinnaz gülerek ‘’Tamam tamam. Gayet güzel. Ciddiyim. Hem şık hem spor duruyor. Bunu alabilirsiniz.’’ Dedi. Onayı vermişti.
Büşra, Ecrin’in izin verdiğine çok sevinmiş gibi yapıp elini kalbine koydu. ‘’Ah izin verdiğiniz için teşekkürler efendim. Duydun mu Zeynep ‘alabilirsiniz’ dedi.’’
Zeynep bir saatin sonunda ilk defa rahat bir nefes almıştı. ‘’Duydum duydum. Ve bu şu an duyduğum en güzel kelime.’’
Hepsi gülüşürken mağaza görevlisini yanlarına çağırarak yatak ve komodinden iki tane olacak şekilde sipariş verdiler.
Reyyan, Ebrar ve Hilal üçlüsü ise büyük bir tartışma içindelerdi. Reyyan geldiğinden beri bir türlü takım seçememişlerdi ve bu da gerginliği hat safhada tutuyordu. Aynı diğer grupta olduğu gibi bir türlü takımları beğenmemişti.
‘’Ya bunun neresini beğenmediniz ne güzel işte.’’ Dedi Ebrar. Neredeyse bir saat olmuştu ve onlar tam on tane takımı es geçmişlerdi. Bu da Ebrar’ın sinirlerini tepesine attırıyordu.
‘’Nesini mi beğenmedik? Simsiyah bir takım ya bunun neresi güzel.’’ Dedi Reyyan elini takıma doğru uzatarak. Her şeyi siyah olan bir takımı asla ve asla onlara aldırmayacaktı.
‘’Ya güzel de rengi güzel değil. Odayı uzay yapmayacağız ya hani Ebrar.’’ Dedi Hilal. Kesinlikle bu mobilyaları beğenmemişti. Eğer rengi daha güzel olsaydı belki düşünebilirdi.
‘’Uzay ne alaka. Gezegen resmi mi var bunda?’’ Reyyan eğilerek yatağın ve masanın altına, sağına, soluna baktı. ‘’Ee, yok.’’ Bunu ciddi ciddi yapmıştı.
Hilal yılmış bir şekilde Reyyan’a baktı. Onun yüzünden bu hâldelerdi ve bir de ona açıklama yapmak zorunda kalmak canını sıkıyordu. ‘’Reyyan uzay hangi renk?
‘’Siyah.’’
‘’Bu hangi renk?’’
‘’Siyah.’’
‘’Demek ki…’’
‘’Tamam, ne demek istediğini anladım ama burada gezegen yok.’’
‘’Uzaya benzetmen için illa gezegen mi olması gerek?’’
‘’Hilal uzayda ne var?’’
‘’Gezegen.’’
‘’Demek ki gerekiyormuş. Değil mi?’’
‘’Ama uzay siyah.’’
‘’Ama uzayda gezegen var.’’
‘’Uzayda sadece gezegen yok.’’
‘’Ne varmış başka?’’
‘’Asteroitler, yıldızlar ve daha nicesi.’’
‘’Ama gezegen de var.’’
‘’Evet var.’’
Ebrar, ağzı açık onlara bakıyordu. Buralarda ne halt dönüyordu şu an anlamış değildi. ‘’Ya siz az önce ne yaptınız?’’ Etrafına bakınarak uzaklaşmaya başladı. ‘’Sizi tanımıyorum.’’ Diyerek arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı.
Reyyan arkasından yetişerek önüne geçti. Neden böyle bir şey yaptığını anlamamıştı. ‘’Niye be? Bizi sevmediğini sesli dile getirebilirsin Ebrar. Hiçbir baskı altında değilsin.’’ Dedi gülerek.
Ebrar sabır çekerek başını yukarı kaldırdı. ‘’Allah’ım ne yaptım da ben bunlarla sınanıyorum.’’ Geçmişini bir yokladı ama hiç büyük bir günah işlediğini hatırlamıyordu. Acaba farkında olmadan birini mi öldürmüştü?
Hilal gülerek ‘’Bunu normalde Büşra’nın demesi gerekiyordu.’’ Dedi. Arkadaşını iyi tanıyordu vesselam.
Ebrar’ın sabrı artık taşmıştı. Zaten sabrının son kırıntılarına zor tutunuyordu onu da ellerinden almışlardı. ‘’Yeter ya yeter! Geldiğimizden beri tartışmaktan başka bir şey yapmadık. Sonra gözümün önünde uzay benzetmesi kavgası yaptınız. Şimdi de gelip bunu söylüyorsunuz. Bıktım ya!’’ ellerini yakasına koyarak birkaç defa silkeledi.
Reyyan ve Hilal şaşkın şaşkın Ebrar’a bakıyordu. ‘’Tamam kanka çok kasma biraz rahat ol. Şimdi beğenirsiniz çıkarız.’’ İşte şimdi Ebrar’ın neden sinirlendiğini anlamıştı.
‘’Umarım.’’ Dedi Ebrar sinirle oflayarak.
Reyyan, gözlerini devirerek önde ilerlemeye başladı. Bir yandan da dükkânın içindeki eşyalara bakıyordu. Daha da gerginlik yaşatmadan buradan gitmek istiyordu artık İkinci kattaki cam tarafındaki takımı görünce eliyle o yönü gösterdi. Galiba sonunda bulmuştu. Bunu beğeneceklerine emindi. ‘’Şu nasıl? Gerçi başka takım kalmadı sanırım. Hiçbirini beğenmediğiniz için.’’ Son cümleyi vurgulayarak söylemişti.
Hilal ve Ebrar, Reyyan’ın gösterdiği tarafa doğru yöneldiler. Yatak başlığı tamamen ahşaptandı. Aynı şekilde masa ve komodinde ahşaptı. Kitaplık ise ötekilerine göre daha koyu bir renkteydi. Tam da Ebrar ve Hilal’in istediği şekildeydi. Bunu almalıydılar.
Hilal yatağın üstüne oturarak rahatlığına baktı. ‘’Bence gayet güzel duruyor. Renkleri de tam istediğim gibi.’’ Bunu beğenmişti.
Reyyan, rahatlayarak tuttuğu nefesi verdi. ‘’Çok şükür sanırım bunu alacaksınız. Sence Ebrar? Lütfen güzel de.’’ Yalvararak Ebrar’a doğru baktı.
Ebrar, o sırada eşyaların sağlamlığına bakıyordu. ‘’Yani, güzeller. Sağlam da duruyorlar,’’ diğerlerinin yanına dönerken ‘’Tamam, bunu alalım.’’ dedi
Reyyan sevinçle ellerini çırptı. İkisinin de koluna girerek onları aşağı kata yönlendirmeye başladı. Neşeyle ilerliyordu. ‘’Tamam, çok güzel sizinkini seçtik. Şimdi sıra bizimkinde. Ama önce diğerlerini bulmalıyız.’’
Ebrar, Reyyan’ın tuttuğu kolunu kurtarmaya çalışıyordu. ‘’Reyyan! Sevmediğimi bildiğin halde neden ısrarla koluma girmeye çalışıyorsun? Bırak şu kolumu. Hem neden sizinkini seçecekmişiz?’’ Ellerini beline koyarak sorgular bir şekilde Reyyan’a baktı.
Reyyan, kolunu kurtaran Ebrar’a tip bir bakış atarak onları arkasında bırakıp yürümeye başladı. Bir yandan da onlara laf yetiştiriyordu. ‘’Dedim ya Ecrin ile tartıştık seçemedik diye. Biz de ikiye ayrılıp sizin neler seçtiğinize bakacaktık. Sonra hep beraber bize yardım edecektiniz.’’
Hilal umutsuzca başını salladı. ‘’Tartışmadan duramıyorsunuz değil mi? Neyse hadi sizinkini de seçip diğer mobilyalara yönelelim. Vaktimiz çok az kaldı.’’ Eşyaları seçmeyi bitirdikten sonra eşyalarını toparlayacaklardı daha. Haftaya Salı İstanbul’a gidiyorlardı. Yani topu topu dört günleri kalmıştı!
İkisi de Hilal’i onaylayıp aşağı kata gitmek için merdivenlere doğru yürümeye başladılar. Önce mağaza sahibiyle konuşup sipariş verdiler. Diğer grup gibi onlarda yatak ve komodinden iki tane seçmişti.
O sırada Büşra, Zeynep ve Ecrinnaz da aşağı kata iniyorlardı. Onları ilk gören Ebrar oldu. ‘’Tamam siz de geldiğinize göre salon seçimine geçebiliriz. Hadi acele edin.’’ Dedikten sonra etrafa bakarak salon takımlarının nerede olduğuna bakınmaya başladı.
Ecrinnaz bağırarak Ebrar’ı durdurdu. ‘’Görgincin! Nereye ya? Daha bizim oda var. Sabır hele.’’ Buradan onların odasını seçmeden gidemezlerdi.
Ebrar sinirle arkasına dönerek Ecrin’in üzerine yürüdü. ‘’Farkında mısın bilmiyorum ama siz ikiniz yüzünden geç kalacağız. Vakit yok lan. Niye tartışmadan iki medeni insan gibi güzelce seçmiyorsunuz. İlla biz mi yapacağız ya?’’ diyerek Ecrinnaz’ın yakasını tek eliyle tuttu. Aralarında en uzun Ecrin olduğu için Ebrar ona başını kaldırarak bakmak zorunda kalmıştı.
Büşranur, oflayarak aralarına girdi. Başı ağrımaya başlamıştı. Bir an önce buradan gitmelilerdi. ‘’Tamam Görgi. Lütfen sakin ol. Halledeceğiz merak etme.’’
Reyyan, ufaktan ufaktan Zeynep’in yanına yaklaştı. ‘’Sanırım kıyamet yaklaşıyor. Büşra çok sakin. Normalde ilk onun sinirlenmesi gerekiyordu.’’ Fısıldayarak konuşuyordu.
Zeynep gülerek ‘’Üst katta yeterince sinirini attığı için sinir minir bir şey kalmadı. Bundan sonra çok sinirli olduğu zamanlar onu Eco ile alışverişe göndereceğim. Sinirini atar tüy gibi gelir.’’ Dedi keyifli bir şekilde.
Reyyan şokla Büşra’ya bakıyordu. ‘’Gerçekten işe yarıyorsa yapalım.’’ Bunu yapmak onları en az bir hafta idare ederdi.
‘’Sizi duyduğumu unutmayın. Hem beni zor gönderirsiniz bununla.’’ Bir daha ölse bile Ecrin ile alışverişe gitmezdi. Tek başlarına hiç gitmezdi.
Ecrinnaz alınmış gibi Büşra’ya bakıyordu. İyilikte yaramıyordu kimseye. ‘’Yani ama işe yaradığını da unutma.,’’ kolunu Büşra’nın omzuna attı. ‘’Bak pamuk gibi oldun.’’
‘’Artık bu ikisine takım seçmeye gidelim mi? Gerçekten çok yoruldum. Daha da beklerseniz buraya yığılacağım.’’ Dedi Hilal isyan edercesine.
Hemen yukarı kattaki eşyalara yönelerek Ecrin ve Reyyan’a eşya seçmeye koyuldular. Tabii ki de bu sefer hep beraber tartışmışlardı. Gösterdikleri hiçbir takımı beğenmiyordu Ecrin ne Reyyan. En son Büşra ve Ebrar patlamıştı. Bu korkuyla ikisi de aceleyle takım seçip siparişi vermişti. Ama ikisi de Büşra ve Ebrar’a küsmüş gibi davranıyordu. Şimdiyse hepsi toplanmış ne yapacaklarını konuşuyorlardı.
Zeynep elindeki not defterine bakarak sayfaları karıştırıyordu. Fazla düzenli biriydi. ‘’Tamam sırada salon var, nasıl bir şey istemiştik?’’
Ecrinnaz hemen söze atladı. ‘’Bence böyle renkli bir şey olsun. Baktıkça insanın içini kıpır kıpır etsin.’’ Etrafına bakarak aradığı model bir koltuk bulmaya çalıştı. O sırada arka taraflardaki bir koltuk takımı gözüne çarptı. Tam da dediği modeldi. ‘’Bakın! Mesela bu. Oldukça güzel ve şık duruyor.’’
Hepsi Ecrinnaz’a uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Ebrar ilk şoktan çıkan olmuştu. ‘’Şimdi hep beraber Ecrin’i tanımıyormuş gibi şu tarafa yöneliyoruz.’’ Eliyle sağ tarafı işaret etti.
‘’Niye ya? Güzel değil mi? Ne güzel işte renkli renkli, sıcacık.’’ Takıma gülümseyerek bakıyordu. Gerçekten bu beğenmişti!
‘’Eco, salonumuzu festival alanına çevirmeyeceğiz. Sade ve şık bir şeyler arıyoruz.’’ dedi Büşranur uzlaşmacı bir sesle. Eğer bağırırsa, Ecrin işi inada bindireceğini biliyordu.
‘’Yani, aklım almıyor. Bunu nasıl beğendin acaba sorabilir miyim?’’ dedi Zeynep ellerini beline koyarak. Kafası fazlasıyla karışmıştı. Yani Ecrin’in zaten böyle bir şey isteyeceğini önceden tahmin etmişti ama bu kadarına asla ihtimal vermiyordu.
Ecrinnaz’ın beğendiği koltuk takımı iki tane berjer ve bir tane de üçlü koltuktan ibaretti. Berjerlerin biri güneş sarısı rengindeydi ve yastığı da koyu kahverengiydi. Diğer berjer ise koyu kahverengi ve yastığı da güneş sarısıydı. Yani iki berjer birbirinin tam tersiydi. Üçlü koltukta üç sırt yastığı ve üç minder vardı. Birinci sırt yastığı sarı, ikinci sırt yastığı kahverengi, üçüncü ise sarıydı. Minderlerin ilki kahverengi, ikincisi sarı, üçüncüsü de kahverengiydi. Birbirinden zıt iki renkten oluşan bir koltuk takımıydı. Ve bu takım deri koltuk takımıydı!
Ecrinnaz, Zeynep ayıp bir şey söylemiş gibi eliyle ağzını kapattı ve diğer eli ile de koltuk takımını gösteriyordu. ‘’Sen bu takımı mı küçümsüyorsun? Abboov. Buna nasıl tenezzül edersin?’’ dedi.
Reyyan gülerek ellerini iki yanında açtı. ‘’Küçümsenemeyecek bir yanı varsa söyler misin? Büşra’nın da dediği gibi salonu festival, panayır alanına çevirmeyeceğiz. Daha sade şeyler seçmelisin.’’ Normalde kendisinden böyle şeyler beklerdi. Hayat işte, bazen ters tepebiliyordu.
Ecrinnaz hepsiyle meydan okurcasına göz göze geldi. ‘’İyi madem siz seçin. Ama kabul edin benim kadar iyi seçemezsiniz.’’ dedi ve kollarını göğsünde bağladı. Onun gibi iyi seçemeyeceklerine adı gibi emindi.
‘’Ya he he. Aynen ondan. Hadi gidelim de modellere bakalım ve DAHA İYİSİNİ seçelim.’’ dedi Ebrar ve diğerlerini de yanına alarak oradan uzaklaştılar. Hâlâ şaşkınlardı
‘’Seçin bakalım. Göreceğiz.’’
Hep beraber üst katları dolaşıp kendilerine uygun bir model bakmaya başladılar. Reyyan tekrar nasıl bir şey istediklerini sordu. ‘’Evet, şimdi bana tam olarak nasıl bir şey istediğinizi söyleyebilir misiniz?’’ ellerini önünde birleştirip ayak uçlarıyla arkadaşlarına döndü.
‘’Lütfen leke tutmayan bir kumaş olsun. Sonra pis pis kalıyor.’’ Dedi Büşra koltuklara bakarak.
‘’Yine anneliği üstünde.’’ Dedi Ebrar gülerek.
Zeynep, telefonundan modellere bakarken fikrini söyledi. ‘’Bence açık tonlarda olsun. Ama beyaz da olmasın. Evi ferah göstermeli diye düşünüyorum.’’ Başı eğikken konuşuyordu.
Hilal, Zeynep’in yanına gelerek onunla beraber telefona bakmaya başladı. İkisi de başlarını birbirlerine yaslamış modellere bakıyorlardı. ‘’Katılıyorum. Klasik değil de biraz daha spor ve modern karışımı olabilir. Ama lütfen deri olmasın.’’
Ebrar, önlerinde duran bir koltuğa yaslanmıştı. Kollarını göğsünde bağlamıştı. ‘’Bence de deri olmasın. Evi mafya liderinin evi yapmayacağız.’’ dedi.
‘’Ah, lütfen kesinlikle klasik olmasın,’’ Reyyan yüzünü buruşturarak devam etti. ‘’O ne öyle ya? Yaşlı evi gibi.’’
Ecrinnaz’ın kolları hâlâ göğsünde bağlıydı. ‘’Bence de. Birilerinin yanına zamanında gitmeseydim o ‘birileri de’ odalarını öyle yapacaktı.’’ Dedi üst katta yaşadıkları olaya atıfta bulunarak.
Zeynep, omuzlarını silkeledi. ‘’Yo, ne alakası var?’’
Büşranur, Ecrinnaz’ın koluna hafif bir silke çaktı. Uyarı amaçlıydı ‘’Sen gelmeseydin de biz onu almayacaktık. Lütfen insanları yanlış bilgilendirme.’’
Ecrinnaz’ın yüzünde bir sırıtış belirdi. ‘’Kim bilir, belki de alacaktınız.’’ Yüzünde eğlendiğini belli eden bir sırıtış vardı.
Zeynep dişlerini sıkarak konuştu. ‘’Eco. Almayacaktık dedik ya canım arkadaşım.’’ ‘canım arkadaşım’ı vurgulayarak ve dişlerini sıkarak söyledi.
Ebrar ve Reyyan birbirlerine tutunarak gülmeye başladı. Bu gibi durumlarda oldukça keyif alıyorlardı. Reyyan gülmesinin arasında Ecrin’i uyardı. ‘’Bak, Zeynep’i bile sinirlendirdin daha da ileri gidersen ikisi de üzerine çullanacak haberin olsun.’’ Hem Büşra hem de Zeynep Ecrin’e öldürecekmiş gibi bakıyordu. Bunu burada söylemesine ne gerek vardı?
Hilal, o sırada hafifi bir tebessümle asıl yapmaları gereken işe geri döndü. Daha da burada lak lak etmeye devam ederlerse hiçbir şey yetişmeyecekti. Diğerlerinin de pek umurundaymış gibi görünmüyordu şimdi. İşe kendi el atmalıydı. Diğerlerinden uzaklaşarak etrafa bakınmaya devam etti. Bir takımın önünde durarak diğerlerine el kol hareketleriyle buraya gelmelerini işaret etti. Büyük ihtimalle bunu beğeneceklerdi.
‘’Hilal çağırıyor. Sanırım sonunda almamız gerekeni buldu.’’ Dedi Büşra ve Zeynep’in koluna girerek gülen tayfadan hızla uzaklaştılar. Diğerleri de gülmeye devam ederek peşlerinden gittiler.
Hepsi Hilal’in yanına geldiğinde, ‘’Sizce nasıl? Ben beğendim. Rahat duruyor ve lekede tutmuyor.’’ dedi.
Ecrin, koltuğun üstüne oturarak rahatlığını test etti. Oturan ne taşa oturur gibi oluyordu ne de koltuğun minderine gömülüyordu. Yumuşaklığı gayet iyiydi. ‘’Eh, yani. Benim beğendiğim kadar olmasa da idare eder.’’ Yalan! Çok da güzel beğenmişti ama hala tiripli olduğu için ters gösteriyordu.
‘’Seninki kadar olmasa da mı? Ecrin bu senin beğendiğinden kat ve kat daha fazlası.’’ Dedi Reyyan. Bu takımın yanında Ecrin’in ki bir hiçti. Bu takım elmas ise Ecrin’in beğendiği takım kömürdü.
Büşranur, koltuğun yanına giderek kol kısmına elini sürterek kumaşına baktı. Dokusu tenine değdiği an dudakları yana kıvrıldı. Güzele benziyordu. ‘’Kumaşı kalın ve sıkı. Leke tutmasını bu engelliyor. Kalın olması da oturan kişiyi terletmez. Bence güzel. Rengi de çok hoş.’’
‘’Görende mobilyacı o zanneder.’’ dedi Ebrar dalga geçercesine.
Büşra, Ecrin’in yanına oturmak için koltuğun etrafını dolanırken Ebrar’ı cevapladı. ‘’ Amcam mobilya döşemeci. Oradan biliyorum kumaşın özelliklerini.’’
Hepsi ışık hızında Büşra’ya dönüp ağızları beş karış açık şaşkın şaşkın bakmaya başladılar. Bu şimdi mi söylenirdi!
Büşra hepsine tek tek bakarak neden böyle bir tepki verdiklerini anlamaya çalışıyordu. ‘’Ne oldu be? Niye öyle bakıyorsunuz? Olamaz mı?’’
‘’Sence sorun o mu? Niye daha önce söylemedin? Bu kadar uğraşmazdık.?’’ dedi Reyyan gözlerini belerterek.
‘’İnsan bunu şimdi mi söyler ya?’’ dedi Ebrar yaşlı teyzelerin birini kınarken yaptığı ‘cık cık’ sesini yaparak. Gerçekten kınanması gereken bir şeydi.
Büşra hala ne demek istediklerini anlamamıştı. ‘’Söylediğimde ne olacaktı da?’’
‘’Biz bu çileyi çekmeyecektik! İki saattir koltuk beğenmeye çalışıyoruz.’’ dedi Zeynep. Eğer Büşra bunu söyleseydi belki de şimdi sadece İstanbul’da nereleri gezeceklerini planlıyor olurlardı.
‘’Keşke söyleseydin Büşra ya. En azından ikinci el bir koltuk alıp onu yaptırırdık.’’ dedi Ecrinnaz elini alnına koyarak. Belki de daha az masraflı olurdu.
Büşra kızmaya başlamıştı. Daha önce söylediği halde onu pek umursamamışlardı ama şimdi gelip bunu diyorlardı. Şaşılası bir durum. ‘’Bana şu an suçlu muamelesi yapmayın. Daha önce ben size demiştim ‘döşemeciye yaptırsak olur mu’ diye. Ama siz sıfır almakta ısrar ettiniz.’’
Hilal zaten ayakta zor duruyordu şu an bir de şimdi tartışma çıkmıştı. Her zaman Reyyan ve Ecrin’e kızarlardı ama altısı bir araya geldiğinde onlardan aşağı kalır bir yanları olmuyordu. ‘’Nerden bilelim biz senin amcanın mobilyacı olduğunu?’’ dedi.
Büşranur, gerçekten sıkılmıştı. Ve ona suçlu muamelesi yapmaları hoşuna gitmiyordu. ‘’Tamam. Yeter lütfen. Ee şimdi bunu alıyoruz değil mi?’’
Büşra bunu derdemez hepsi ona sinirle bakarak geri görevlerine döndüler. Zira, şimdi bunun için tartışmaya devam ederlerse gerçekten zamanları kalmayacaktı.
İlk söze başlayan Reyyan oldu. ‘’Bence güzel. Ben almamız taraftarıyım,’’ gülerek Ecrinnaz’a döndü. Ruh hâlini anında değiştirebiliyordu. ‘’Ama Ecrinnaz arkadaşım beğenir mi bilemem. Sonuçta çok inatçı birisi.’’ Kaşlarını kaldırarak konuşmuştu.
Ecrinnaz, kaşlarını çatarak ona laf atmaya çalışan arkadaşına baktı. ‘’Öyle mi Reyyan Hanım?’’ dedi meydan okurcasına. ‘’Tamam bende alalım diyorum. Rengi bence çok güzel. Ve oldukça rahat.’’
Reyyan gülerek ‘’Bana inat böyle yaptığını iddia edebilirim ama kanıtlayamam.’’ dedi.
Zeynep ellerini birbirine çarparak dikkati kendi üzerine çekti. ‘’Herkes tamamsa bunu alıyoruz.’’
Diğerleri de onaylayarak bu koltuk takımını aldılar. L biçimi bir takımdı. Ayrıyeten de bir tane berjeri vardı. Kem renginde hoş sade ama şık bir koltuktu. Kırlentleri soft bir turuncu ve açık kahverengiydi.
Mutfak için altı kişilik bir yemek masası takımı aldılar. Salon için de bir tane ek yemek masası almışlardı. Onlar İstanbul’dayken onları ziyarete gelen aileleri ve orada tanıştıkları arkadaşları içindi bu masa. Sehpa takımı, abajur ve başka küçük eşyalarda alıp akşama doğru dükkândan çıktılar. Çarşıyı resmen tavaf ettikleri için hepsinin ayaklarına kara sular inmişti. Evi geçen hafta İstanbul’a gidip tutmuşlardı. Bu haftayı mobilya, makine seçimine ayırmışlardı. İki hafta sonra salı günü ise büyük göç başlıyordu. Onlar için çok zor bir şeydi. Ailelerini ve tüm anıları burada bırakıp gitmek onlara büyük bir ağırlığın altında bırakıyordu. Ama boş anlarında altı arkadaş buraya gelerek aileleriyle özlem giderecekti. Sonuçta aile demek arkada duran dağ demekti.
🪢🪢🪢
Güneş, Afyon tren garının büyük camlı tavanından içeriye süzülen ışıkla birlikte, altı arkadaşın kalbinde hem bir heyecan hem de bir burukluk yaratıyordu. Tren garındaki kalabalık, ayrılışın verdiği duygusal atmosferle birleşince, herkesin yüzünde bir garip melankoli vardı. Aileler çocuklarının yanında onlarla son defa vedalaşıyorlardı.
Zeynep, ailesiyle beraber. Garın ortasında duruyordu. Zeynep’in annesi kızının gözlerinin içine bakarak “Bütün bu yıllar boyunca seni en doğru şekilde terbiyeli ve ahlaklı biri olarak büyütmek için savaştım. Şimdi kendi yolunu çizeceksin. Ama unutma, ben buradayım, her zaman yanındayım.” dedi. Gözleri dolmuştu.
Zeynep, annesinin elini sıkıca tuttu. “Anne, lütfen ağlama. Ben iyiyim, her şey yolunda olacak,” dedi ama içindeki his, bir anlık ayrılığın getirdiği hüzünle doluydu.
Annesi, Zeynep’in başını okşayarak, “Sadece dikkat et kendine. Her zaman telefonla bizi ara” diyerek şefkatle kucakladı. Çok zordu. Hele ki ana yüreği çok hassas olduğundan Zeynep’in annesinin gözleri çeşme misali olmuştu.
Zeynep, annesinden ayrılarak babasının karşısına geçti. ‘’Baba, sence olacak mı, başarabilecek miyim?’’ diye sordu. Babası onaylarsa, tamam derse, her şey olacakmış gibi hissediyordu.
Babası, kızının saçını okşayarak cevap verdi ‘’Tabii ki de başaracaksın. Unutma ben her zaman arkandayım.’’ Diyerek kızına sarıldı.
‘’Görüşürüz abla.’’ dedi erkek kardeşi Asım. Zeynep’in yanında durmuş ablasına nemli gözlerle bakıyordu.
Zeynep, küçük kardeşine sarılmak için kollarını açarken ‘’Görüşürüz ablam.’’ dedi. Kardeşinin saçlarına sayısız defa öperek kokusunu içine çekti.
Kız kardeşi Zehra, ablasının yanına gelerek ‘’Görüşürüz abla. Kendine dikkat et oralarda,’’ kulağına eğilerek ‘’Arkadaşlarına da dikkat et.’’ dedi. Zehra kızları pek tekin bulmuyordu. Hep bir delilik arayışında oldukları için çok güvenmiyordu onlara.
Zeynep gülerek kardeşine daha da sıkı sarıldı. ‘’Bakarsın üç yıl sonra sende gelirsin.’’ dedi gülerek. Böyle bir şeyi asla istemeyeceğini adı gibi biliyordu.
Zehra, hemen ablasından ayrılıp ablasının karşısında durdu. ‘’Ay, aman kalsın. Sana iyi yolculuklar.’’ dedi.
Reyyan’ın ailesi, kalabalığın ortasında treni bekliyordu. Babası, ona son bir tavsiye verirken, “Yolda dikkat et, kızım. Ve her zaman güler yüzlü ol. Zaman zorluklarla dolu ve zorluklar seni daha güçlü yapacak,” dedi.
Reyyan, elindeki peçeteyle göz yaşların sildi. ‘’Merak etme baba, elimden geldiğince hep güçlü olacağım.’’ Dedi.
Reyyan’ın annesi kızına son kez sarılarak ona ‘’Sık sık gel buraya. Seni çok özleyeceğiz.’’ Dedi.
Reyyan’ın erkek kardeşi Yasin gözlerini devirip kollarını bağladı. ‘’Ne ağlaştınız ya. Altı üstü İstanbul’a okumaya gidiyor.’’ dedi ama o da içten içe ağlıyordu.
Erkek kardeşler hep böyleydi. Umursamaz gibi gözükür ama en çok onlar sizi düşünür. Size olan sevgilerini dile dökmezler ama yaptıkları şeylerle anlatırlar. Hep kavga edersiniz ama onlar size kıyamaz. Siz şimdi diyeceksiniz ‘Nasıl kıyamıyor? Bal gibi de kıyıyor. İçinde ayı yatıyor’ ama hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Belki de sizi sizden daha çok önemseyen onlardır.
Reyyan göz yaşlarını tekrar silerek kollarını kardeşine açtı. ‘’Çok konuşma. Gel buraya.’’ Dedi gülerek. Neden böyle davrandığını bildiği için pek kafaya takmıyordu.
Ebrar, annesiyle göz göze geldiğinde, annesi gözyaşlarını tutamayarak, “Seni çok özleyeceğim. Bizi sık sık ara tamam mı?” dedi.
Ebrar, “Tabii ki. Ailemi unutmam mümkün değil.” diyerek gülümsemeye çalıştı. Ama çok zordu.
Babası, “Her zaman güçlü kal, kızım. Güçlü durman seni hep yenilmez yapacak. Bu senin yolculuğun ve bu yolculukta dik durasın ki düşmeyesin” diyerek ona son bir sarılma yaptı.
Ebrar, içindeki kaygıyı atmaya çalışarak, “Söz baba, hep güçlü kalacağım.” dedi.
Hilal, ailesiyle son kez sarılırken, annesi ona, “Senin sanatsal yeteneğin her zaman seni destekleyecek. Hep seninleyiz bunu asla unutma” dedi.
Hilal, annesinin elini sıkıca tutarak, “Biliyorum, anne. Sizi çok seviyorum” diyerek yanıtladı. Ardından gözlerinden nüfuz eden yaşları avuç içiyle sildi.
Babası, ona bakarak, “Resimlerini sergilemek için sabırsızlanıyorum. Yolun açık olsun.” dedi sarılarak.
Ecrinnaz, ailesinin yanındayken, annesi ona sarılarak, “Kendin olmaktan asla vazgeçme. Her şey senin elinde. Seni ne kadar çok sevdiğimizi unutma.” dedi.
Ecrinnaz, başını sallayarak, “Unutmam, anne. Her şey yolunda gidecek. Merak etmeyin.” diyerek yanıtladı.
Babası, ona son bir kez bakarak, “Güçlü ol. Asla vazgeçme. Senin hep yanındayım,” dedi. Vazgeçmek kaybetmektir.
‘’Abla seni çok seviyorum. Bizi hep ara tamam mı? Yoksa seni özlerim.’’
Ecrin, erkek kardeşi Salih’e kocam sarılarak, ‘’Ararım ablam ararım. Ben de seni seviyorum.’’
Ecrinnaz, ailesine dönerek, “Hepinize teşekkür ederim, yanımda olduğunuzu hissettirdiğiniz için.” diyerek gülümsemeye çalıştı.
Büşranur, ailesiyle konuşarak hıçkırarak ağlamasını engellemeye çalışıyordu. Ailesi onun için bu hayattaki en değerli varlığıydı.
‘’Kendine oralarda dikkat et kızım. İstanbul zor. Bunu sende biliyorsun. Ahlakın ve terbiyen senin en büyük silahın bunu asla unutma. Senin hep arkandayım.’’ dedi annesi kızına sevgiyle sarılarak.
Büşranur’un babası polisti. Bu yüzden sürekli tayini çıktığı için şehir değiştiriyorlardı. İstanbul’da babasının ilk görev yeriydi ve Büşra da orada doğmuştu. Haliyle ailesi orayı biliyordu.
Büşranur, ‘’Sizleri çok özleyeceğim.’’ dedi annesinden ayrılarak.
Büşranur’un babası kızına, ‘’Kızım, oralarda herkese güvenme. İnsanlar senin kendilerine olan güvenlerini kullanarak arkandan bıçaklar. Arkadaşlarını iyi seç. Unutma seni bizim biricik kızımızsın. Arkandan dağ gibi bir ailen var.’’ Diyerek kollarının arasına aldı. Asla bırakmak istemiyor gibi.
Büşranur, babasının bu sözlerini duyunca daha çok ağladı. ‘’Tamam baba. Söz.’’ dedi.
Büşra babasından ayrıldığında babası, hemen ceketinin cebinden bir şey çıkardı. Büşra meraklı gözlerle babasına bakıp ‘’Bu ne baba?’’ diye sordu.
Babası elinde tuttuğu bir tespihti. Oldukça eski duruyordu. Uzun ve ince boncuklarının etrafında usta bir işçilikle işlenmiş motifler vardı. Her iki tespih boncuğundan birinde Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Özel bir taştan yapıldığı çok belliydi. Pahalı olmalıydı.
Büşra’nın babası, Büşra’nın elini tutup avucunu açtı ve tespihi avucunun içine bırakıp elini ellerinin içine aldı. ‘’Bu tespih babamdan kalma. Yani dedenden. Elinden bu tespihi hiç düşürmezdi. Sonra deden ölünce bana kalmıştı. Bunu yanında götür. ‘Ben tespihi ne yapacağım’ diyor olabilirsin ama kalsın. Belki bunun sayesinde varlığımı hep yanında hissedersin.’’ dedi. Kızına son kez sarılıp ‘’Yolun açık olsun.’’ dedi.
Büşra başını sallayıp babasını onayladı. Bu tespihi yanından hiç ayırmayacaktı. Bu sırada bacaklarına yapışan beden ile hemen eğildi.
Büşra’nın küçük erkek kardeşi Hamza Alp, ablasına sarılırken kulağına bir şeyler fısıldadı. ‘’Senin hep yanındayım abla.’’
Diğer erkek kardeşi Turan Efe ablasına bakarken, ‘’Gideceksin yani?’’ dedi sorarcasına.
Büşra alaycı gözlerle kardeşine bakıp güldü. ‘’Ne oldu, üzüldün mü yoksa?’’
‘’Yok ya neden üzüleyim ki, nasıl olsa odan benim olacak.’’ dedi gülmeye çalışarak. Ama ablasının oraya gitmesini hiç istemiyordu. İçinde tuhaf bir his vardı.
Büşranur, kardeşinin ne yaptığını bildiği için pek üstelemedi. Duygularını pek yansıtmazdı. ‘’Ama sarılırsın sanırım. Sonra vicdan azabı çekersin bak.’’ dedi kollarını kardeşine doğru açarak.
Normalde Turan sarılmayı da sevmezdi ama sırf ablası için ablasına sımsıkı sarıldı. Ablasını çok özleyecekti.
Trenin yaklaşan sesini duyunca hepsi toparlanıp bavullarını aldılar. Diğer yolcular ile birlikte trenin gara yaklaşmasını beklemeye başladılar. Aileleri de kızlarının arkasından gidip onları uğurlamaya gittiler. Bu sırada da diğer ailelerle konuşuyorlardı. Hepsinin içinde bir hüzün hakimdi.
Tren garda durduğunda hepsi son kez ailelerine bakıp el salladı ve sırayla trene binmeye başladılar. Fakat Büşra trene binerken babasının ona verdiği tespihi cebinden düşürmüştü ama o hengamede bunu fark etmemişti.
Trendeki kompartımanlarının numarasına bakarak kendi odalarını arıyorlardı. Koridorun darlığı onlara hiç yardımcı olmuyordu. Bir de ellerinde eşya olduğu için çok fazla zorlanıyorlardı.
Nihayet kendi kalacakları kompartımanı bulunca kapıyı iki tarafa açarak içeriye adımlarını attılar. Kompartıman da altı tane yatak vardı. Üç üç iki tarafta üst üste yataklar vardı ve en alt iki yatağın arasında bir masa vardı. Hemen valizlerini kapının yanına koyup kendilerini masanın etrafına attılar. Soluklanmaya başladılar.
Tren bir süre sonra hareket etmeye başlamıştı. Hepsi derin bir nefes alıp rahatlamaya çalıştılar. Her ne kadar heyecanlı olsalar da bir o kadar gerginlerdi.
Büşra sessizliği bozarak konuşmaya başladı. Ellerini masada birleştirerek sırtını dikleştirdi. ‘’Evet sayın yolcularımız. An itibariyle yolculuğumuz başlamıştır. Yolculuğumuzun sakin ve huzurlu geçmesi için lütfen beni dinleyiniz.’’ Gülümseyerek konuşuyordu.
Ebrar, Büşra’nın bu halini görünce gülmeye başladı. ‘’Otoriter oldu yine geliyor gelmekte olan. Evet Büşra Hanım sizi dinliyoruz.’’ O da aynı Büşra gibi ellerini beyaz masanın soğuk yüzeyinde birleştirmişti.
Zeynep gülerek yanında oturduğu Büşra’nın omzuna başını yaslamıştı. Arkadaşlarının bu halleri çok komik oluyordu.
Ecrin ellerini birbirine vurarak haline acımaya başladı. ‘’Ne geliyor acaba? Vah, bize vah,’’ masanın üstünden Büşra’ya eğilerek ‘’Ne oldu Büşra? Söyle artık.’’ dedi. Bir an önce başlarına ne geleceğini öğrenmek istiyordu.
Reyyan ve Hilal gülerken Büşra tekrar konuşmaya başladı. ‘’Sözümü kesmeyin lütfen. Şu an aşırı role girdim bunu bozmamam gerek,’’ başını yana çevirerek başını omzuna yaslamış olan Zeynep’e baktı. ‘’Zeynep lütfen başını omzumdan çek senin yüzünden rolü bozacağım yoksa. Konuşacaklarım bittiğinde geri yaslanırsın.’’ Dedi. Şu an kimse rolünü bozacak bir harekette bulunamazdı.
Zeynep kahkaha atarak başını çekti. ‘’Ah, çok özür dilerim Büşra Hanım. Siz lütfen devam edin rolünüze.’’ dedi. Eliyle devam etmesini işaret etti.
Büşra memnun bir ifade ile arkadaşlarıyla tek tek göz göze geldi. Derin bir nefes alıp “Yolculuğumuzun sakin huzurlu ve güvenilir geçmesi için yapmanız, yapmamız gereken birkaç madde var. Dinleyin,” sağ elinin işaret parmağını Ecrin ve Reyyan arasında birkaç defa salladı. “Madde bir siz iki-“
“Anayasa maddesi mi bu. Kaçıncı fıkra?” diye sordu Reyyan. Yüzünde alaycı bir ifade vardı.
Büşra o ifadeyi bozmak için bir şeyler yapabilirdi ama bu ciddi ifadesini korumak daha önemliydi. “Susar mısın lütfen. Sessiz olun. Diyeceklerim bitince ne demek istiyorsanız o zaman söylersiniz.” Tekrar derin bir nefes alarak karşısında oturan Ecrinnaz ve Reyyan arasında bakışlarını ilerletti. “Siz ikiniz kesinlikle birbirinize bulaşmıyorsunuz. Bulaştığınız takdirde sizi trenin ilk durduğu yerde indiririm ona göre. Madde iki, biz de kendi aramızda tartışmıyoruz. Güzelce konuşarak aramızdaki sorunu halledeceğiz. Madde üç, burada tanımadığınız kişilerle iki dakikadan fazla muhatap olmuyorsunuz. Sonuçta kimseyi tanımıyoruz. Niyetleri farklı olabilir.” Tekrar hepsine sırayla baktı. “Anlaştık mı kızlar?” dedi.
Hilal, Büşra’nın dediklerini düşünüyordu. “Yapacağımızdan şüphen olmasın.” Kafasını yere eğip az önce söylediğini düşündü. Niye diğerleri adına da demişti? “Ben niye bunlara da kefil oldum? Benden yana şüphen olmasın Büşra.” Diyerek kendini düzeltti.
Ecrinnaz alınmış bir ifadeyi kuşandı. “Neden Hilal? Bize o kadar mı güvenmiyorsun?” dedi.
Hilal gözlerini devirip yerinden kalktı. “Ne yapacağınızı kestiremediğim için böyle dedim. Sağınız solunuz belli değil.” Tekrar durdu ve kızlara doğru döndü. “Ben niye kendimi sizden dışladım acaba? Benim de sizden aşağı kalır yanım yok.” Kendini tekrar düzeltti. “Sağımız solumuz belli değil. Hah şimdi oldu.” dedi ve valizinin önünde eğilip valizin ön gözünü açtı. Kulaklığını alıp yataklardan sağdaki ikinciye çıktı.
Ecrin kafasını uzatıp yukarı doğru baktı. “Uyuyacak mısın?”
Hilal yatakta olan siyah yastığı düzeltirken başını aşağı uzattı. “Hayır sadece biraz dinleneceğim,” kulaklığı gösterip “Müzik dinleyeceğim, seslenirseniz duymam.” Dedikten sonra kulaklığını takıp başını yastığa yasladı.
Ebrar kafasını sallayarak onayladı. “Tamam benden de bir şüphen olmasın. Ama birbirimizle de konuşmayacağız?”
Büşra da valizine doğru giderken “Tabii ki de hayır. Sadece küçük bir olayı büyütmeyeceğiz.” Dedi. Valizinin fermuarını açıp şarj aletini aramaya başladı. Büyük bir ihtimalle kıyafetlerin en altına koymuştu ve burada tü m kıyafetlerini valizden çıkartamazdı. Zaten zor sığdırmıştı. Fermuarı zorla kapatıp kızlara döndü “Şarj aletiniz kolayda mı? Benimki tâ en altta kalmış. Şarjım az kaldı.” Dedi.
Zeynep çapraz bağladığı omuz çantasını çıkartarak kucağına koydu. “Ben de vardı. Dur vereyim.” Kucağına koyduğu çantanın orta gözünü açarak uzun beyaz kabloyu çıkarıp Büşra’ya doğru uzattı.
Büşra kabloyu alıp priz aramaya başladı. Yatakların olduğu yerlere baktığında priz bulamadı. Kendi yatağına doğru bakarken kızlara seslendi. “Buralarda priz gördünüz mü? Sanırım bu odada yok.”
Ebrar da Hilal’in üstündeki yatağa çıkarken merdivenlerde durup Büşra’ya baktı. “Trene binerken kompartımanın karşısında görmüştüm galiba.” Bir eliyle merdivenlerin bir basamağını tutarken diğer eliyle de kapıyı gösterdi. “Bizim kompartımanın tam karşısındaki pencerenin altındaydı.” Dedi ve yatağa çıkıp yarı oturur pozisyonda telefonuna bakmaya başladı.
Mezuniyet günü okulda bulduğu not ile alakalı elinden geldiğince araştırma yapıyordu. Kamera kayıtlarına ihtiyacı oluğunda okuldan istediğinde öyle boş boş vermeyecekleri için bir tanıdığından yardım istemişti. Bir arkadaşı bilişim üzerinde birçok bilgiye sahip olduğu için ondan yardımı istemişti. İsmi Duruydu. Lisede gittiği gitar kursunda tanışmışlardı. Teknoloji, bilgisayar ve medya üzerinde kendini baya geliştirmişti. Ebrar onunla aynı kursa giderken ondan birçok şey öğrenmişti ama bu onu aşıyordu. Bu yüzden Duru’dan yardım istemişti.
Duru kamera kayıtların neden istediğini sorduğunda merak etmemesini gerektiğini sadece küçük bir araştırma için kullanması gerektiğini söylemişti. Elbette Duru’ya ‘Okul koridorunda gezerken bir not buldum. Üstünde ZAMAN DARALIYOR yazıyordu. Onu oraya kimin, ne için koyduğunu araştırıyorum.’ diyemezdi.
Yatağa yattıktan sonra kulaklığını başının üstünden geçirip telefonunu eline adı. Eğer kamera kayıtlarında ses varsa kızları şüpheye düşürmek istemiyordu. Telefonunun kilidini açıp mesajlaşma uygulamasında Duru’nun numarasının üzerine tıkladı ve mesaj yazmaya başladı.
‘Ne haber Duru? Şey soracaktım, geçen sana söylediğim kamera kayıtlarını bulabildin mi?’
‘İyi Ebrar, senden? Ben de aslında dün yazacaktım sana kusura bakma unutmuşum. Evet istediğin kamera kayıtlarını buldum. Ama çok zor buldum. Sizin okulun kameralarına erişmek beni baya zorladı. Bu okul acaba gizli para falan mı hackliyor da böyle güçlü şifreler oluşturmuş?’
Ebrar hafifçe gülerken Duru bir mesaj daha gönderdi.
‘Kayıtların videosunu şimdi gönderiyorum.’
Ve ardından 4 farklı açının bir saatlik videolarını göndermişti Duru. Ebrar saat 18.00 ile 19.00 arasındaki kayıtları istemişti. Çünkü daha önceki dakikalarda okula girdiğinde böyle bir kâğıt ile karşılaşmamıştı. Vakit kaybetmeden Duru’ya bir mesaj yazdı.
‘Çok teşekkür ederim. Bu iyiliğini unutmayacağım. Borcumuz ne?’
Son kısmı şakasına yazmıştı.
‘Kayıtları bulmam çok zordu bu yüzden senden yüklü bir miktar para alıp seni soyabilirdim ama sana acıdım. Bir de ellere okumaya gidiyorsun. Bir kahve ısmarlarsın artık:) Sana olan bu kıyağımı unutma.’
Ebrar gelen mesaj ile neredeyse kahkaha atacaktı. Her insana böyle kıyak geçen bir arkadaş lazımdı.
‘Oldu bil.’
Yazdıktan sonra hemen Duru’nun gönderdiği videoları telefona kaydedip açtı. Kulaklığın sesini sonuna kadar açtıktan sonra videoyu pür dikkat izlemeye koyuldu.
Kadraja önce birkaç kız öğrenci girmişti. Tam da Ebrar’ın notu bulduğu yerin oradaki koltuğa oturunca Ebrar onlardan şüphelenmişti. Acaba bunlar mı bırakmıştı?
Ama hayır. Bunlar değildi. Çünkü kızlardan birinin çalan telefonuyla ayaklanıp kadrajdan çıkmışlardı. Kâğıdı bulduğu yer boştu. Boş yere ümitlenmişti.
Kızlar gittikten sonra koridor tamamen boşalmıştı. Uzun bir süre kimse gelmemişti. Daha sonra görüntüde birkaç öğretmen ile öğrenci girmişti ama hiçbiri şüpheli bir harekette bulunmamıştı. Böylelikle ilk video sonlanmıştı. Bu kadar kısa sürmesinin nedeni videoyu hızlandırmasıydı. Şüpheli gördüğü kişilerde ise videoyu orijinal hızını çeviriyordu.
İkinci videodan da hiçbir halt çıkmamıştı. Gerçi bu kayıtta notu bulduğu yerin sağında kalan merdivenleri çekiyordu. Birini görse bile ondan şüphelenmesi çok zordu. Üçüncü görüntüyü açtığında bu sefer de sol merdivenler ekranda görünmeye başlamıştı. Yine hızlandırıp izlemeye başladı.
Bir süre sonra merdivenlerden yukarı çıkan kişileri görünce video hızını normale çekti. Kalabalık bir grup olduğunu fark edince öncekinden daha dikkatli bir şekilde izlemeye başladı. Kalabalık grup yavaş yavaş merdivenleri çıkıyordu. En önde biri yürüyordu ve diğerleri de onu takip ediyordu.
Kadrajdaki kişilerin yüzü net görününce Ebrar videoyu aceleyle durdurdu. Doğru mu görüyordu? Telefonunu burnunun ucuna dayayarak görüntüye yakından bakmaya başladı. Hayır, maalesef bu gözleri yanlış görmüyordu. Oysaki yanlış görmeyi o kadar çok isterdi ki…
Grubun en başında yürüyen kişi okulda herkesin bildiği Görkem’den başkası değildi. Okuldaki kızların çoğu bu ite aşıktı ve erkeklerin birçoğu da ondan çekiniyordu. Çapkın bir karakteri olduğu için okuldaki çoğu kız ile flörtleşiyordu. Fakat son bir yıldır kafayı Büşra’ya taktığı için diğer kızları boşlamıştı. Ne yazık!
Ebrar derin bir nefes alıp sakin kalmaya çalıştı. Şu an karşısında bu it olsaydı büyük ihtimalle evire çevire bir güzel hakkından gelirdi. Aldığı nefesi sakin bir şekilde verince aynı sakinlikle videoyu devam ettirdi. Şu an sinirlense bile maalesef kendisine zarar vermekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
Görkem merdivende en önde çıkıyordu. Haliyle grubun baş iti olduğu için onun önde gitmesini uygun görüyorlardı. Arkasından da sürüsü geliyordu. Grubundaki kızlar ona cilve yaparken erkekler kendi arlarında birbirlerine vurup gülüşüyorlardı. Merdivenlerin bitimine iki basamak kalınca yanındaki erkeklerden biri onu kolundan tutup durdurdu.
Ebrar bu kişiyi tanıyordu. Görkem’in yanından asla ayırmadığı en çok ona güvendiği arkadaşlarından Serhat’tı.
Görkem’in kolunu bırakınca onun ile aynı basamağa çıkıp Görkem’e doğru döndü. ‘’Abi sen bu kıza bu kadar takıksın ama farkındaysan kız İstanbul’a gidecek. Artık kızın peşini bıraksan mı?’’
‘Kız’ diye bahsettikleri Büşra’ydı. Ebrar böyle seslendiklerini duyunca sinirlenmeye başlamıştı.
Görkem göz ucuyla Serhat’a bakıp önüne döndü. ‘’Gitsin ne yapayım?’’ dedi umursamaz bir ses ile.
Ebrar, Görkem’in bu hareketlerini ve söylediğini duyunca büyük şoka girmişti. Bu kadar umursamıyorsa neden bir yıldır her delikten çıkıyordu? En başından bıraksaydı ya!
Görkem’in sağındaki erkeklerden biri konuştu. Ebrar bunu tanımıyordu. ‘’Nasıl ‘gitsin’? sen bu kızı sevmiyor musun?’’
Hala Büşra’dan kız diye bahsetmeleri sinirini daha da harlıyordu. ‘Kız’ dediklerinin bir adı vardı!
Yine umursamaz haliyle omuz silkti ve merdivenin kalan basamaklarını çıkıp koridorun ortasında durdu. ‘’Seviyorum ama gitmesini engellemem. Ne yapayım oğlum? Ayaklarına yapışıp ‘Gitme, ne olur gitme. Burada kal’ mı diyeyim?’’ elleriyle beyaz gömleğinin yakalarını düzeltti. ‘’Bu bana yakışmaz. İstediği yere gidebilir. Ben ona olan sevgimi kalbime gömeceğim.’’ dedi.
Ebrar ilk defa Görkem adı verilen bu it ile aynı fikirdeydi. Giden kişiye bir şey yapılamazdı, giderdi. Bir kişi gitmek istiyorsa engellenemezdi. Zaten o kişi seviyorsa kalırdı. Ama Ebrar’ın bunun ile aynı fikirde olması sinirlenmesine engel değildi. Kendi kendine homurdandı. ‘’Sevgisini içine gömecekmişmiş. Şuna bak hele. Sen acaba hangi yüzle seviyorum diyorsun? Hem seninki sevme de değil ki. Diğerlerine de yaptığın gibi sarkıntıdan başka bir şey değil.’’ Aşağısında yatan Hilal mırıldanmaya başlayınca biraz yüksek ses ile söylendiğini anladı. Sustu ve videoyu izlemeye devam etti.
İt grubunun içindeki kızlardan biri konuşmaya başladı. Eline saçından bir tutam almış oynuyordu. Mini pembe elbiseler içindeydi. ‘’O Büşra denilen kızda ne buldun? Kız senin tipin mi?’’ konuşurken yüzünü buruşturmuştu.
Görkem konuşan kıza yüzünü dönüp kızın üstüne yürümeye başladı. Kızın yüzünde oluşan heyecanı Ebrar bariz bir şekilde görüyordu. Kızın önünde durunca sakin bir şekilde konuşmaya başladı Görkem. ‘’Sende olmayan her şeyi,’’ dedi kızın birinci sorusunu yanıtlayarak. Kızın hala başının üstünde olan kepi eline alıp elinde çevirmeye başladı. ‘’Peki sen söyle sen benim tipim misin?’’ dedikten sonra elindeki kep ile kızı gösterdi. Ağzında ‘cık’ sesi çıkardıktan sonra tekrar konuştu ‘Değilsin.’ dedi ve kepi kızın karnına doğru savurarak arkasına döndü ve yürümeye başladı. Daha sonra da ekrandan çıktı.
Görkem gidince kız ve kızın yanındaki iki arkadaşından başka herkes Görkem’in peşinde gitmişti. Kız ağlıyor muydu? Ah, ne kadar üzücü.
Kızın yanındaki sarışın olan kız arkadaşının sırtına elini koydu. ‘’Üzülme. Birkaç güne kalmaz Büşra’yı unutur. Eminim ki unuttuktan sonra gözü senden başka kimseyi görmeyecek.’’ dedi.
Kız gözyaşlarını silip omuzlarını dikleştirdi. ‘’Elimden geleni yapacağım.’’ Dedikten sonra arkadaşlarını da yanına alıp Görkem’in peşinden gitti.
Ebrar kızın bu hâlini görünce kahkaha attı. Yatakta uyuyanları görünce elini ağzına kapatıp güldü bu sefer. Gülmekten karnı ağrımaya, gözünden yaşlar gelmeye başlamıştı. “Alın başınıza çalın. Ne Görkemmiş arkadaş. Elinden geleni yapacakmışmış.” Bunu dedikten sonra yine gülmeye başladı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Nihayet sakinleşince vakit kaybetmeden diğer kayıta geçti. Bu sefer de koltukların biraz çaprazını çeken bir kamera kaydı ekranda oynamaya başladı. Yine hızlandırmıştı.
Sırtını duvara yaslayıp bir dizini kendine doğru çekti. Kırdığı diziyle karnının arasına telefonu sıkıştırıp oradan izlemeye başlamıştı. Şimdiye kadar kadraja hiç kimse girmemişti. Neredeyse bitmeye yakınken birisi görünmüştü. Ebrar hızla videoyu durdurup kim olduğuna baktı.
Oldukça gösterişli bir elbisenin içinde bir kız vardı. Tam kameranın önünde durmuştu. Telefonunda birkaç tuşa basıp kamerayı selfie moduna ayarlayıp kendine doğru çevirdi. Kız kendini çekmek için başını yukarı çevirince Ebrar o kızın kim olduğunu anlamıştı. Gerçekten burada da mı!?
Kendi kendine poz verip fotoğrafını çeken kişi Seda’dan başkası değildi. Ebrar’ın az önceki sırıtan ifadesi bıçak gibi kesilmiş yerini sinire bırakmıştı. Bu kızdan nefret ediyordu.
“Şuna bak hele. Bu hareketler falan ne be. Kendini ne sanıyor? Bak bak bak.” Diye sessizce söylendi. Ardından hızla Seda’nın olduğu yeri geçti. Seda kadrajdan çıktıktan sonra arkasından biri gelmişti. Fazla tuhaf birine benziyordu.
Ebrar ekrana dikkat kesilerek izlemeye başladı. Simsiyah bir adam vardı. Başına bir şapka takarak kendini gizlemişti. Başı yere eğik bir şekilde ilerliyordu. Üstüne giydiği ceketi, pantolonu her şeyi simsiyahtı. Kimdi bu kişi?
Mezuniyet töreninde böyle biri görüp görmediğini düşünmeye başladı. Törende bahçenin o hâlini gözünün önünde canlandırıp armaya başladı. Ama hayır. Böyle birini gördüğünü sanmıyordu. İyice meraklanmıştı.
Adam şüpheli bir şekilde arkasına bakıp kimsenin olmadığını görünce derin bir nefes almıştı. Fazla gergin görünüyordu. Kimsenin olmadığına, kimsenin onu görmediğini kanaat getirince hızlı ama sakin adımlarla koltuğa doğru ilerledi. Tekrar etrafını kolaçan edip koltuğa oturdu. Gayet rahat bir şekilde arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne attı. Sağ tarafına doğru bakarken anında kayıt başka bir zamanı göstermeye başladı. Neler oluyordu?
Ebrar sinirle telefonu yatağa doğru attı. Eline alnına atarak düşünmeye başladı. Demek ki o not öyle alelade bırakılan bir şey değil. Bilerek ve birine özel bırakılan bir nottu. Ve büyük bir ihtimalle o adam notu oraya bırakmıştı! Bu yüzden de o anın kamera kayıtlarını silmişlerdi.
“Ne yapacağım?” diye kendi ne sordu Ebrar. O adamın kim olduğunu bulmalıydı. Bir süre daha kızlardan bu olayı saklamalıydı. Daha kapsamlı bir araştırma yapmalıydı. Ama nasıl? Duru’ya bu adamın kim olduğunu bulmasını söylerse bir şeylerden şüphelenebilirdi. Bu işi kendisi halletmeliydi.
Büşra kapıyı açıp dışarı çıktı. Pencerenin altına bakınca ikili siyah prizi görünce hemen bir dizini yere yaslayıp oturur pozisyona geldi. Zeynep’ten aldığı şarj kablosunun başını prize taktı ve kablonun ucunu da telefona taktı. Telefonu yanında olmayacağı için gelen mesajları göremeyecekti. Bu yüzden internetini kapattı. Telefonu pencerenin önündeki çıkıntıya koyup arkasını döndü. Priz kendi kompartımanlarının karşısında olduğu için telefonunu almaya yeltenen biri olursa hemen görüp müdahale edebilecekti. Bu yüzden rahatlıkla telefonunu burada bırakmıştı.
Arkasını dönüp kompartımanın kapısını görünce sebepsiz yere daha çok gerildi. Ailesinden uzağa gidip İstanbul’da okumak biraz korkutuyordu. Bilmediği bir yerdi. İnsanları nasıldı bilmiyordu. Üstüne bir de kalabalık vardı. Ve Büşra kalabalıktan nefret ederdi. Her gün bineceği ulaşım araçları tıklım tıklım olacaktı. Çarşıya çıkarsa her yerde insanlar olacaktı. Trafik özellikle… Derse yetişemeyeceği günler olacaktı. Bunları düşününce yüzünü buruşturdu. Neden şimdi böyle düşünüyordu? Neden ânın tadını çıkarmak yerine bunlarla zihnini bulandırıyordu? Yüzünü sallayarak kendine gelmeye çalıştı. Şimdi bunlar düşünülmezdi.
Kapıdan içeri girip o da yatağına çıktı. Zaten herkes yataklarına çıkmış kendi hâlinde takılıyordu. Anlaşılan şu an herkes kendi kavuğuna çekilmişti. Biraz dinlense iyi olacaktı.
Ecrinnaz sıkıntıyla iç çekmişti. Trene bineli neredeyse bir saat olmuştu ve daha çok yolları vardı. Yedi saat gibi mesela!
Kızlara baktığında hepsinin kendi yatağında kimisinin uyuduğunu, kimisinin müzik dinlediğini, kimisinin de kitap okuduğunu gördü. O kitap okuyan kimisi Zeynep’ten başkası değildi. Kız resmen kitaplarla aşk yaşıyordu.
Yatağından kalkıp ayaklarını sallandırmaya başladı. Ellerini masanın pürüzsüz yüzeyine koyarak sessiz ritimler tutturmaya başladı. Sıkılmaya başlamıştı. Ve bu küçücük odada yapabileceği şey yoktu. Terlemeye başlayınca trenin üsten aşağı kaydırmalı camını açtı. Hava çok sıcaktı. Başını hafifçe dışarı çıkarıp yüzünde rüzgârı hissetmeye çalıştı. Gözleri tam karşısına bakıyordu. Manzara çok güzeldi. Yazda oldukları için etraftaki otlar yeşil sarı arası bir renge bürünmüştü. Karşıki dağlar yemyeşil ağaçlarla çevriliydi. Vakit akşamüzeri olduğu için güneş yavaş yavaş yüzünü gizlemeye koyulmuştu. Heybetli dağların arasına saklanıyordu. Eşsiz bir görüntü sunuyordu.
Kafasını eğip tren raylarına bakmaya çalıştı. Trenin raylara sürtünerek giderken çıkardığı seslere odaklanmaya çalıştı. Anlık irkilmeyle hızla doğruldu. Bu hızla kafasını yukarı çarpması kaçınılmazdı.
Neyse ki çok acımamıştı. Geri yatağına oturup karşısındaki yatakta sırtı dönük yatan Reyyan’a bakmaya başladı. Neden uyuyordu ki? Hem de Ecrin uyanıkken.
Masanın altından ayağını uzatıp Reyyan’ın sırtını dürtmeye çalıştı. İki yatak arasındaki masanın eni o kadar çok olmadığına bacağı oraya kolaylıkla yetişiyordu. Tabii bunda uzun olmanın da etkisi vardı.
Reyyan rüyasında ona arkadan yaklaşan bir şey hissediyordu. Ne olabilir acaba derken arkasına dönünce bir anda irkilerek uyandı. Zaten gece heyecandan zar zor uyumuştu şimdide rüyası yüzünden uyanınca sinirle homurdanıp tekrar uyumak için yastığına daha çok gömüldü.
Ama arkasından gelen bu sefer gerçek olan şey uyumasını engelledi. Sırtından ani bir hareketle öne doğru savrulan Reyyan şaşkınlıkla arkasını bir çırpıda döndü. Tövbe haşa acaba kâhin olabilir miydi? Az önce rüyasında gördüğü şeyi şimdi yaşamıştı.
Arkasına döndüğünde bir ayak ile karşılaşmıştı. Nerden geldiğini sorgularken karşısında ona sırıtarak bakan Ecrinnaz’ı görünce nereden geldiğini anladı. Yatakta toparlanıp oturduğunda uykulu sesiyle konuşmaya başladı. “Neden böyle bir şey yapma gereksinimi duydun?” esneyerek devam etti. “Bunu yapınca eline ne geçti?”
Ecrinnaz ayağını masanın altından çekerek yatağında bağdaş kurdu. Hâlâ sırıtıyordu. “Sen uyanmış oldun.” dedi omuz silkerek. O uyanıkken uyuyamazdı.
Reyyan neden böyle yaptığını anlamamıştı. Tek istediği uyumaktı. Gözlerini ovuşturmaya başladı. “Neden beni uyandırdın?”
Ecrinnaz oflayarak az önce açtığı pencereye bakmaya başladı. Manzara muhteşem gözüküyordu. “Canım çok sıkıldı. Herkes kendi hâlinde bir şey yapıyor.”
Reyyan esnemekten ağzı yarılırken tip bakışlarını Ecrin’e attı. “Uykum var benim. Uyuyacağım.” Dedikten sonra yastığını düzeltip ince pikeyi üstüne örterek az önce yattığı pozisyona geri döndü.
“Hayır uyuma. Vallahi çok sıkıldım bir şeyler yapalım.” Yerinden kalkıp Reyyan’ın yanına oturdu. Kolunu kendine doğru çekiyordu. “Kalk hadi. Lütfen.”
Reyyan ayağı ile Ecrin’i iteklemeye çalıştı. “Ecrin neden benimle uğraşıyorsun ya! Git şuradan. Hadi git Ebrar ile yap ne yapacaksan.”
Ecrin, Ebrar’a doğru baktığında kulaklığını takmış telefon ekranına pür dikkat bakan bir Ebrar ile karşılaştı. “Şşt, Görgi.”
Ebrar duymamıştı.
“Görgi!”
Ses yok.
“Görgi!”
Ebrar’dan ses gelmedi ama başka yerlerden ses geldi. Gaipten sesler mi duyuyordu?
Zeynep ve Büşra aynı anda başlarını aşağı uzatıp Ecrin’e bakmaya başladılar. “Ecrin! Bir sus ya. Bağırma.” Dedikten sonra yine aynı anda başlarını geri çektiler.
Ecrin başını kaldırmadan gözleriyle yukarı bakıp göz devirdi. Burada can sıkıntısından patlayacaktı ama pek sevgili arkadaşları umursamıyordu. Allah kimseye böyle arkadaş vermesin.
Ecrin tekrar Reyyan’a dönüp onu dürtmeye başladı. “Bak kimse beni takmıyor. Hadi kalk ya.” Diye sızlanmaya başladı. Sıkılmaktan patlayacaktı.
Reyyan tek gözünü açıp Ecrin’e baktı. “Biz yapışık ikiz miyiz de illa benimle bir şey yapacaksın. Git kendin yap,” Annesinin söylenmesine benzer bir söylenmeye başladı. “Bak canım arkadaşım, hayatının her anında ben olmayacağım. Hayata alışman gerek. Kendin bir şeyler yapmasını öğrenmelisin” Dedi öğüt vererek.
Ecrin, Reyyan’nın bu söylediklerini bir kulağından girip diğer kulağından çıkarmıştı. Bunları söylemenin sırası değildi. “Tamam. Aynen ondan. Hadi kalk şimdi.” Diyerek tekrar Reyyan’nın kolunu tutarak kendine doğru çekti.
Reyyan da kolunu kendine çekerek Ecrin’den kurtarmaya çalıştı. “Kolumu bırak. Kalkmayacağım.”
“Kalk.”
“Kalkmayacağım ya! Uykum var diyorum.”
“Ben de kalk diyorum.”
“Kalkmayacağım.”
“Kalkacaksın.”
“Kalkmıyorum.”
“Kalk.”
‘’Uykumu kaçırdın ya!’’
‘’Tamam o zaman kal-‘’
‘’SUSUN!’’
İkisi de aynı anda irkildiler. Tartışmalarına üçüncü kişi dahil olduğuna göre artık susabilirlerdi. Bu yazılı olmayan bir kuraldı. Ne zaman tartışsalar aralarına başkaları girdiğinde anında susuyorlardı ve aralarına giren kişiden azar yiyorlardı.
Yine aynı anda başlarını yukarı doğru kaldırıp aralarına giren üçüncü kişiyi aramaya başladılar. Başlarını yukarı kaldırınca aynı anda yutkundular. Anlaşılan bu sefer sadece üçüncü kişi değil; dördüncü, beşinci hatta altıncı kişi bile vardı. Bu sefer ayvayı yemişlerdi.
Hilal uyumasına rağmen onu bile uyandırmışlardı. Normalde pamuk gibi olan kız gözlerinden ateş çıkararak Ecrin ve Reyyan’ı öldürecekmiş gibi bakıyordu. Diğerlerinin onu durduracağını bilmese hemen şu an yapabilirdi. Ama bu seferde katil olacaktı, elini kana bulayacaktı. Katil olmak için daha erkendi. ‘’Yarım saattir sizin tartışmalarınızı dinliyorum. Bir susun ya susun!’’ Ve evet bu sayede Büşra’nın koymuş olduğu bir kural çiğnenmişti: Madde-1: Ecrin ve Reyyan yol boyu asla tartışmayacak.
Reyyan kendini savunmaya geçerek konuşmaya çalıştı. Onun bir suçu yoktu. Her şey Ecrin yüzündendi. ‘’Ben bir şey yapmadım. Her şey Ecrin’in su-‘’
Ebrar oturduğu yerden aşağı bağırdı. Zaten yeterince stresli ve sinirliydi bir de bunlarla uğraşıyordu. ‘’Madem senin suçun değil sen neden bağırıyorsun?’’ bunu söylerken kendisinin de bağırdığının farkında değildi.
Yine ağzını açıp konuşmaya başladı. ‘’Ama-‘’
Bu seferde Büşra sözünü kesti. Ne güzel en başından uyarmıştı onları ama kimsenin o kurallar umurundaymış gibi gözükmüyordu. ‘’Aması maması falan yok. Ben sizi en başından uyarmadım mı? Tartışma yok diye, eğer olursa sizi ilk istasyonda bırakırım diye. He? Madde 1 ‘kendi aranızda tartışmıyorsunuz’ ’’ Antlaşmalarının bu durum ile ilgili maddesini hatırlatmıştı.
Reyyan ve Ecrin yavaş bir şekilde birbirlerine dönüp göz göze geldiler. Bu durumda kodlamaları birebir aynı olacak ki yine aynı anda yutkundular. Büşra’nın bu yapacağını biliyorlardı. Şakası olmadığını çok belli ediyordu.
Ecrin gözlerini ilk çeken oldu. Başını yukarı kaldırıp tam tepesindeki yatakta başını aşağı doğru uzatan Büşra’ya bakmaya başladı. ‘’Büşra bir dinles-‘’
Bu sefer de Zeynep sözünü kesmişti. Bu dördü onlardan gizli anlaşıp ha bire sözlerini kesmek üzerine anlaşma mı yapmışlardı. Konuşmalarına izin vermiyorlardı. ‘’Nesini dinleyeceğiz! En küçük bir kum taneciğini kum fırtınasına döndürüyorsunuz. Bir de karşımıza geçip bize ben haklı o haksız, suçlu savunması yapmayın. İkinizde suçlusunuz!’’
Ebrar, Zeynep’in yaptığı benzetmeyle ciddi ifadesini bozmamak için çok uğraşmıştı. Harika bir benzetmeydi. Çok kitap okumanın yararları. Elini Zeynep’e doğru uzattı tebrik amaçlı. Zaten iki yatak arası mesafe çok az olduğu için Zeynep rahatlıkla Ebrar’ın eline ulaşabilmişti. ‘Tebrikler. Harika bir benzetmeydi.’’ Dedi aynı ciddiyetliğiyle.
Zeynep de aynı ciddiyet ile Ebrar’ın elini sıktı. Tebriki almak esastır. ‘’Teşekkür ederim. Birden aklıma geldi.’’
Hilal, elinde tuttuğu kitabı Zeynep’ doğru uzattı. Diğer elini de sıkması için uzatmıştı. ‘’Buyurun Zeynep Hanım, plaketiniz. Başarılarınız devamını dileriz. Tebrikler.’’ Diyerek kitabı Zeynep’e uzattı.
Zeynep Hilal’in de tebrikini kabul edip kitabı elinden aldı. Sanki ağlamış gibi sağ eliyle göz yaşlarını sildi. Sonra da elini yüzüne doğru salladı. ‘’Ah, çok teşekkür ederim,’’ elindeki kitabı iki eliyle tutup havaya kaldırdı. Diğerlerine doğru bakarak. ‘’Bu ödülü tutuyorum çünkü elimde.’’ Dedikten sonra hepsi gülmeye başladı.
Büşra yatağından inip valizin yanındaki ayakkabılarını giydi. At kuyruğu yaptığı saçlarını açarak kat izini eliyle saçını tarayarak düzeltti. Omuzlarından dalgalar halinde saçları dökülüyordu. Tam kapıyı açacakken onu durduran şey Zeynep’in sesi oldu. ‘’Büşra, nereye?’’ o da yataktan aşağı inip ayakkabılarını giymeye koyuldu.
Büşra arkasını dönüp Zeynep’in sorusunu cevapladı. ‘’Merak etme kaçmıyorum. Telefonumu alacağım sadece.’’ Dedikten sonra kapıyı açıp gitti.
Zeynep, Büşra gittikten sonra ayaklanıp telefonunu arka cebine koydu. Gözlüğünü aramaya başladı. Fakat bulanık görmesi işini çok zorlaştırıyordu. Gözlüğünü nereye çıkardığını da hatırlamıyordu. Kızlara dönüp, ‘’Gözlüğümü gördünüz mü?’’ diye sordu.
Ecrinnaz gülerek Zeynep’in yanına gitti omzundan tutup kendine çevirdi. ‘’Biz orada değiliz Zeynep. Dolaba soruyorsun.’’ Dedi.
Zeynep yakından daha iyi gördüğü için sinirli gözlerle Ecrin’e baktı. Bakmak için başını bir hayli kaldırmıştı. Bu kadar uzun olmak zorunda değildi. Kendisi de bu kadar kısa olmak zorunda değildi. ‘’Dalga geçmeyi bırakıp benim gözlüğümü bulmaya yardım eder misin?’’
Ebrar, Zeynep’in yatağına uzanıp yastığın yanındaki siyah gözlüğü aldı. Aşağı katında yatan Hilal’e doğru uzattı. Hilal de Ecrin’e uzatıp gözlüğü verdi. ‘’Al Ecrin. Zeynep’in gözlüğü burada.’’
Ecrin de gözlüğü alıp dikkatli bir şekilde Zeynep’in burnunun üstüne yerleştirdi. Bir de Zeynep’in yüzüne bir şey yapıp bir tur daha azar yemek istemiyordu. ‘’Al bakalım. Oldu mu şimdi.’’ Hala gülüyordu. Her şeyi dalgaya almak onun genlerinde vardı.
Zeynep arkadaşına tip bir bakış atıp etrafa bakınmaya başladı. Telefonu neredeydi? En son yatağa çıkmadan önce masanın üstüne koyduğuna emindi. Masaya doğru baktığında masada sadece iki tane telefon vardı. Bunlar Ecrin’in ve Reyyan’ın telefonlarıydı. Kendisinin ki yoktu. Telaşlanıp valizlerin olduğu yeri deşmeye başladı. ‘’Telefonum nerede?’’ diye bağırıyordu bir yandan da.
Reyyan gözlerini devirip üstündeki ince beyaz pikeyi katlamaya başladı. ‘’Zeynep’’
Fakat Zeynep cevap verecek durumda değildi. Önemli işleri vardı.
Reyyan bir daha seslendi. Bu sefer daha gür bir ses ile ‘’Zeynep.’’ Dedi
Yine cevap yoktu.
Reyyan bu sefer bağırmıştı. ‘’Zeynep!’’
‘’Ne var!’’
Reyyan yine gözlerini devirdi. ‘’Arka cebine bakarsan telefonunu bulursun.’’ Dedi elinde katladığı pikeyi yatağın ayak ucuna sererek.
Zeynep önce Reyyan’ın neden böyle bir şey dediğini düşündü. Jeton sonradan düşmüştü. Bir anda aydınlandı. “Aa! Ben telefonu arka cebime koymuştum. Doğru ya!” Hemen arka cebinden telefonunu aldı. Bakıp geri cebine koydu.
Kapıyı açıp arkasını döndü. “Tuvalete gidiyorum. Gelirken büfeden falan istediğiniz bir şey var mı?” Arkadaşlarını önemsiyordu.
Reyyan oturduğu yerde gerinirken bir yandan da gülüyordu. “Sen bizi mi düşünüyorsun? Canım benim.” Oturduğu yerden hiç hareket etmeden masadan telefonunun almaya çalışıyordu. “Büfeden kahve alır mısın? Ha bir de biraz kek alsan çok iyi olur.”
Ebrar yataktan aşağı inmeye başladığında Zeynep’e sipariş veriyordu. “Bana da bir çay ve sandviç alır mısın? Biraz acıktım.” Yataktan inip Ecrin’in açtığı camı kapattı. Fazla soğuk olmuştu. İstanbul’a giderken hasta olmak istemiyordu.
Ecrin yatağa oturup masaya yaslanmıştı. “Rica etsem bana da bir kahve ve çikolata getirir misin? Canım feci şekilde çikolata çekiyor.” Parmaklarını kütletmeye başladı. Çıt... Çıt... Çıt...
Zeynep hepsine hayretle bakıyordu. Oradan bakınca sekiz kollu olarak falan mı gözüküyordu? Öylesine sorduğu bir soruydu oysa. Nezaketen. “Acaba oradan baktığınızda ben ahtapot olarak falan mı gözüküyorum? O kadar şeyi nasıl getireyim?” kapıyı açıp dışarıya çıkmaya yeltendi. “Getirmiyorum hiçbir şey. Gidin kendiniz alın.” Soranda kabahat!
Hilal seslenerek Zeynep’i durdurdu. “Zeyno bekle!” Yataktan inip Zeynep’in yanına gitti. “Ben de geleyim. Yardım edeyim.” Dedi gülümseyerek.
Zeynep, Hilal’in omzuna kolunu koyup arkadaşlarına diğer eliyle Hilal’i gösterdi. “Biraz örnek alın ya. Gözünüz arkadaş görsün, dost görsün.” Böyle arkadaşa can kurbandı.
Ebrar göz devirip saçlarını taramaya başladı. “Gören de koca bir iş yaptınız zanneder. Hadi gidin artık.” Dedi elindeki tarağı Hilal ve Zeynep’e sallayarak. Çok uzatmıştı Zeynep.
Daha fazla oyalanmadan Zeynep ve Hilal kapıyı açıp koridora çıkmışlardı. Kendi kompartımanlarının birkaç kompartıman sağında arkası dönük bir şekilde telefon ile konuşan Büşra’yı gördüler. Zeynep tam gideceği sırada Hilal onu kolundan tutup durdurdu. Zeynep anlam veremeyen gözlerle arkasını dönüp Hilal’e baktı. Hilal başıyla Büşra’nın olduğu tarafı göstererek ‘’Bir az bekle de Büşra’ya da soralım. Belki o da bir şeyler istiyordur.’’ Dedi hafif bir tebessüm ile.
Zeynep, kısık ses ile telefonla konuşurken koridorda sağa sola doğru giden Büşra’ya baktı. Aslında ne isteyeceğini biliyordu. ‘’Kahve bağımlısı olduğu için kesin kahve isteyecektir. Bir de bitter çikolata isteyecektir. Klasik yani.’’ Dedi omuz silkerek. Arkadaşını tanıyordu.
‘’Olsun yine de soralım. Bu sefer de neden bana sormadınız der falan. Bekle bir az.’’ İnatçılığını sürdürerek Zeynep’e bakıyordu. Beş saniye kadar beklese ne olacaktı acaba?
Zeynep Hilal’in inatçılığını bildiği için daha fazla üstelemedi. Başını sallamak ile yetindi. Kısa bir süre sonra Büşra hala kulağında telefon varken yanlarına yaklaşmaya başladı. Sorgular gözlerle kızlara bakmaya başladı. Bir yandan da telefon ile konuştuğu kişiyi dinliyordu. Neden dik dik kendisine bakıyorlardı?
Tam karşılarında durunca ‘’Anne bir saniye hemen dönüyorum.’’ Diyerek telefonu beklemeye alıp omzuna doğru ekranı eğdi. ‘’Neden bana öyle bakıyorsunuz?’’ Gözlerini kısarak soruyu sormuştu.
Hilal, Büşra’nın telefonu beklemeye aldığını bildiği halde fısıltıyla konuşuyordu. ‘’Büfeye gidiyoruz. İstediğin bir şey var mı diye soracaktık.’’
Büşra hiç beklemeden cevapladı. Aslında ne isteyeceğini bilmeleri gerekmiyor muydu? İç sesini susturup ‘’Bir tane kahve ve iki paket bitter çikolata alın bana. Başka bir şey istemiyorum.’’ Dedikten sonra tekrar arkasını döndü.
Zeynep arkasından bağırdı. ‘’Annene selam söyle!’’ Sonra yanında hala kolunu tutan Hilal’e döndü. Yüzünde zafer sırıtışı vardı. ‘’Ben sana demedim mi? Ne isteyeceğini biliyorum.’’ Dedi kahkaha atarak.
Hilal, Zeynep’i yüz seksen derece döndürüp koridorda ilerletmeye başladı. ‘’Çene çalma. Tamam en çok sen biliyorsun. Yürü hadi.’’ Hilal’in bu halini gören Zeynep daha çok kahkaha atmaya başladı.
‘’Yok bir şey anne. Kızlar büfeye gidecekmiş de bir şey ister misin diye sordular sadece.’’ Telefonunu alamaya gittiğinde tam geri gelecekken annesi aramıştı. Neredeyse yirmi dakikadır konuşuyorlardı. Bu süre zarfında koridorda elli kere turladığına emindi.
‘’Yemek saatiniz ne zaman?’’ diye sormuştu annesi.
‘’Sanırım saat yedideydi. Trene binmeden önce Ebrar sormuştu. Aklımda öyle kalmış.’’ İki saat öncesini hatırlamaya çalıştı. Ebrar tren şefine yemek saatlerini sormaya gittiğinde ona ne zaman olduğunu sormuştu. Büyük ihtimalle yediydi.
Telefonun ucundan annesi saati kontrol etmek için telefonunu kulağından uzaklaştırıp ekrana bakmıştı. ‘’Kızım yaklaşık kırk dakika sonra yemeğinizi yiyeceksiniz zaten. Aç karna yemeseniz. Daha ilk günden hastalanmayın sonra.’’
Annesinin endişeli ama şefkatli sesini duyunca yüzünde ister istemez bir tebessüm belirmişti. Annesi çok düşünceliydi. Sadece kendisini değil diğerlerini de düşünüyordu. Aslında sadece annesi değil, diğer kızların anneleri de hepsine karşı öyleydi. Hepsi, hepsini düşünüyordu. ‘’Merak etme annem bir şey olmaz. Trene bindikten sonra biraz dalmışım kalktığımdan beri çarpılmış gibiyim. Kahve içersem kendime gelirim.’’
‘’Peki madem, sen bilirsin. Ama bana söz ver kahveden başka bir şey yiyip içmeyeceksin. Tamam mı?’’ Annesi kesin şu an kaşlarını hafif çatmıştı. Sesi ciddi çıkmıştı.
Büşra annesinin bu halini gözünün önüne getirince ufak bir kahkaha attı. Annesinin sesiyle birleştirince görüntüyü kahkahası daha da yükseldi. ‘’Tamam anne. Söz.’’
Annesi kızının cevabını duyunca keyiflenmişti. Annelere karşı gelinmezdi, o kadar. ‘’Neyse yolculuk nasıl geçiyor? Kızlar nasıl? Hemen bir durum raporu gönder.’’
Büşra koridorda elli ikinci turunu atarken sanki annesi görebilecekmiş gibi el kol hareketleri yapmaya başladı. ‘’Şu anlık iyi. Ufak bir tartışmadan başka bir şey olmadı. Sakin geçiyor.’’
Annesi o ufak tartışmaya pek inanmamıştı. ‘’Kesin ufak dediğin tartışma önce Ecrin ile Reyyan arasında çıkmıştır sonra da siz dahil olup büyümüştür.’’ Annesinin kahkaha sesi kulaklarına ulaştı. Gerçekten kızların hepsini iyi tanıyordu vesselam.
‘’Nerden biliyorsun diye sormayacağım.’’ Gülerek gözlerini devirmişti. Onları tanıyan herkes bilirdi ki Ecrin ve Reyyan tartışmadan anlaşamazlardı.
‘’Bu arada kızım sen babanın verdiği tespihi aldın değil mi? Eve geldiğimden beri bunu düşünüyorum. O an alıp almadığı hatırlamıyorum da.’’
‘’Aldım anne merak etme. Babam avucuma tespihi bıraktıktan sonra cebime koymuştum.’’ Eli cebinin olduğu yere gidince eli bir çukura girmemişti. Ceketini yatağa çıkmadan önce çıkarmıştı. ‘Ceketin cebinde olmalı.’ Diye düşündü. Başka bir yere koyduğunu sanmıyordu.
‘’Tamam kızım. Aman kaybetme onu. Manevi değeri yüksek biliyorsun.’’ Babası ona, rahmetli babasından kaldığını söylemişti. Yani dedesinden. Büşra dedesiyle ilgili her anısında hatırladığı kadar hep bu tespih vardı. Dedesi vefat ettikten sonra babası almıştı tespihi.
Büşra dedesini hatırlayınca bir hüzün bulutu çevrelemişti etrafını. Neredeyse altı yıl olmuştu dedesinin aralarından ayrılması. Ona hep ‘aslan kızım’ diye seslenirdi. Onu dizinin dibine oturtur hep nasihatler verirdi. Onu çok severdi, Büşra’da dedesini çok severdi. En son kanser hastalığına yakalanmıştı dedesi. Uzun bir süre hastanede yatmıştı. O zamanlar korona denilen bir hastalık olduğu için hastaneye kimseyi almıyorlardı. Büşra dedesini görmeye hiçbir zaman gidememişti.
Düşüncelerden sıyrılmak için birkaç defa yüzünü sağa sola doğru salladı. Ağlamak istemiyordu. Annesi kızının durgunlaştığını hissedince konuyu değiştirdi. “Sen gittiğinden beri Fındık ötüp duruyor. Sanırım seni özledi.” Annesinin kıkırdama sesi kulaklarına gelmişti.
Fındık, Büşra’nın kuşuydu. Ortaokuldayken odasında ders çalışırken babası odasına girip masaya bir kafes bırakmıştı. Önce anlamamıştı ama yeşil ve sarı tüyleri olan kuşu görünce çok sevinmişti. O günden beri hep onunlaydı. Büşra ders çalışırken hep onunla beraber olurdu, omzuna konar oradan etrafa bakınırdı. Sıkıldığında ise sahibinin yanağını ısırır gibi yapardı ama ısırmazdı. Bu yaptığı hareket onunla oynamasını istediğini belirtiyordu.
Büşra’nın en zor zamanlarında bile hep yanındaydı. Başkaları hayvanları küçümserdi ama şunu kimsenin unutmaması gerekti: Hayvanlar insanlardan daha duyguludur. Sahiplerinin o anki ruh hallerini hissederler. Fındık’ta öyleydi. Mesela Büşra üzgünse Fındık onu hemen hissederdi. Büşra’nın omzuna konar orada sessizce varlığını hissettirirdi.
Büşra annesinin Fındık hakkında söylediğini duyunca kahkaha attı. “Özlemiştir tabii. Ben de onu özledim. Anne sakın yemini suyunu her gün kontrol etmeyi unutma. Hastalanırsa, durgunlaşırsa eğer çekmecesinde takviye ilaçları var. Onları verirsin.”
“Kızım merak etme. Kaç yıldır bizimle Fındık. Senin aklın buralarda kalmasın ben ona çok iyi bakarım kuzum.”
“Bakarsın anne bakarsın da ben yine de hatırlatayım. Eğer müsait olursa buralar onu da bir geldiğimde yanımda getiririm. Onsuz çok zor olacak.” Fındık onun her derdini bilen dostuydu. Hayvanlar konuşamıyor olabilir ama en iyi dert ortağı olanlar onlardır.
Annesinin sitem dolu sesini işitti. “Ne yani bizsiz zor olmayacak mı?” Annesi Fındığı mı kıskanmıştı?
Büşra yine gülmüştü. “Zor olacak ama sizi buraya nasıl getireyim anne? Turan ile Hamza’nın okulları var. Hem yıllardır farklı illere taşınıp duruyoruz. En azından Afyon’da Konya’ya daha yakın oluyoruz. Yani maalesef birkaç yıl bu gurbete dayanmamız gerek.” Zaten doğduğundan beri gurbetteydi şimdi de ailesinde uzağa giderek daha da gurbete gitmişti.
Annesinin iç çekişini duymuştu. Kızını ellere göndermeyi istememişti ama kızı için buna katlanıyordu. “Umarım o birkaç yıl hemen geçer.”
“Umarım anne.”
“Neyse kızım size iyi yolculuklar. Kızlara da selam söyle. Kendinize dikkat edin oralarda.”
Koridorda kendi kompartımanlarının önüne doğru yürürken “Söylerim anne. Sende evdekilere selam söyle. Görüşürüz.” Dedikten sonra telefonu kapatmışlardı. Birkaç saniye telefonun siyah ekranından kendi yansımasına baktı. Ailesinden uzağa gitmek onu hep korkutmuştu ama arkadaşları sayesinde korkularını yatıştırıyordu. Kızların birbirine destek olacaklarını biliyordu.
Derin bir nefes aldı. Düşüncelerden uzaklaşmak için sosyal medya hesaplarında dolaşmaya başladı. Bir yandan da kendi kompartımanlarına doğru yürüyordu. Annesiyle konuşurken ne kadar uzaklaştığının farkına varamamıştı.
Sosyal medyada gezinirken dalmış olacak ki önündeki bedeni görmemişti. Aniden bir şeye çarpınca elini başına atmıştı. Çarptığı şey her neyse kötü çarpmıştı. Başı zonkluyordu. Ona çarpan ya da çarptığı şeyi görmek için kafasını hafiften yukarı kaldırdı ama sadece bir beden gördü. Yüz yoktu. Kafasını daha da kaldırınca ona şokla bakan bir surat görmüştü.
Ona çarpan kişi nedense şoktaydı. Büyük ihtimalle o da dalmışken çarpışmışlardı. Büşra başını sıvazlayarak birkaç adım geriye çıktı. Adama bakmak için bir de boynunu kırmak istemiyordu.
Sinirli gözlerle karşısındaki adama baktı Büşra. Neden her şey onu buluyordu? “Önüne baksana kardeşim. Üstümüzden geçtin resmen.” Telefonunu arka cebine koydu. Ekranın açık kalıp kalmaması şimdilik önemli değildi.
Adam, Büşra konuşana kadar şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. Büşra’nın sesi kulaklarına ulaşınca ani bir irkilmeyle kendine gelmişti. Şimdi o da sinirli ama muzır gözlerle Büşra’ya bakıyordu. “Pardon abla. Dalmıştım görmedim seni.”
Büşra abla kelimesini duyunca kelimenin tam anlamıyla çıldırmıştı. O kadar büyük göstermiyordu! “Ne ablası be! Hanımefendi diyeceksin. Kendinden küçüklere abla demek ne kadar doğru? Hem yaşını bilmediğin kişilere hemen abla sıfatını yapıştıramazsın!”
Karşısındaki adam onu pek umursuyor gibi gözükmüyordu. Alaycı bir ifadeyle konuştu. Ellerini önünde bağlayarak kafasını hafif öne eğdi. “Kusura bakmayın hanımefendi. Lütfen bu kabalığımı mazur görün.” Başını kaldırmadan göz ucuyla Büşra’ya baktı. “Oldu mu?”
Büşra karşısında ki bu saygısız adamı öldürecek gibi bakıyordu. Fırsatı varken yapmalıydı ki dünya bir pislikten temizlensin. Ama yapamadı. Hilal’in de dediği gibi ‘Katil olmak için daha erken.’ “Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Saygısız şerefsiz!” Küfürden nefret ettiği hâlde kullanmıştı. Hayatında sadece üç defa küfür kullanmıştı. Birincisini sevmediği birkaç kişiye ithafen kullanmıştı. İkincisini Görkem denilen insaniyete hediye etmişti. Üçüncüsünü de karşısındaki bu saygısız adama söylemişti. Şu an bunu düşünecek durumda değildi. Savaşta her şey mubahtır.
Adam yine alaycı tutumunu sergilerek ağzından birkaç defa cık’ sesi çıkarırken başını iki yana salladı. “Senin gibi bir ‘hanımefendiye’ hiç yakışmadı argo kullanmak. Cık, cık, cık.” ‘hanımefendi’ kelimesini bilerek bastırarak söylemişti.
Büşra’nın sınır çoktan geçmişti bile. Sinirden tepesi atmıştı artık. Onu durdurabilene helal. “Ben sana şimdi gösteririm sana argoyu, küfrü!” diyerek adamın cüssesine aldırmadan adamın üstüne yürümeye yeltendi.
Daha doğrusu yeltenemedi. Aniden kollarından onu arkaya doğru çeken bir şey olmuştu. Arkaya doğru savrulurken dengesini kaybettiği için onu çeken kişilerin üstüne doğru yığılmıştı. Büşra’yı durduran çıkmıştı. Helal.
Büşra bu seferde sinirli gözlerle başının tepesinden ona bakan kişilere bakıyordu. Ne diye onu durdurmuşlardı? Ne güzel şu adama küçük bir ders verecekti.
Onu durduranlar Hilal ve Zeynep’ti. Büfeden kızların siparişlerini aldıktan sonra geri dönerken Büşra’yı arkadan görmüşlerdi. Bir adam ile olan tartışmasını görünce ellerindeki tepsileri umursamadan hızlı adımlarla o tarafa doğru yönelmişlerdi. Büşra’nın adamın üzerine yürüdüğünü görünce onu durdurmak için Hilal bir kolundan Zeynep diğer kolundan geriye asılmışlardı. Eğer durdurmasalardı büyük ihtimalle Büşra adamın yüzüne yumruğu indirecekti. Bununla yetineceğini sanmıyorlardı. Dahasını da yapabilirdi. Hiç belli olmaz.
Kendi koyduğu kuralı çiğnemişti. Madde-3: Burada tanımadığınız kişilerle iki dakikadan fazla muhatap olmuyorsunuz.
Zeynep anlam veremeyen gözlerle Büşra’ya bakıyordu. İki dakika önce uslu uslu annesiyle konuşuyordu. Bir anda nasıl bu hâle gelmişti? “Neler oluyor burada, Büşra?”
Karşılarındaki adam bir yandan gülüyor bir yandan da açıklama yapmaya çalışıyordu. “Arkadaşınız bana çarptı. Ondan özür dilediğimde de abla dediğime takıldı. Hanımefendinin isteği üzerine hanımefendi’ diyerek özür dilediğimde de olanları görüyorsunuz. Üstüme yürümeye başladı.” Bunu dedikten sonra gür bir kahkaha atmıştı. Oldukça eğleniyor gibiydi.
Hilal pek inanmışa benzemiyordu. Teyit etmek için Büşra’ya döndü. “Büşra, bunun söyledikleri doğru mu?” Adam pek güven verici konuşmuyordu.
“Bunun dediğinizin bir adı var yalnız. Hatırlatırım.” Alınmış mıydı o?
Büşra o tarafı görmezden gelerek doğrulmaya çalıştı. Ayağa kalkınca sırtını ukala adama dönüp yüzünü kızlara çevirdi. “Ben değil bu arada, o bana çarptı. Özür dilerken -ki o özrü alaydan başka bir şey değildi- abla dedi bana, abla! Hanımefendi demesi gerektiğini söyleyince de yine alaylı ifadesiyle özür dilerim hanımefendi dedi. Yani benim bir suçum yok. Her ne olduysa o ukala adam yüzünden.” Şimdi Ecrin ve Reyyan’ın nasıl hissettiğini anlamaya başlamıştı. Kendini açıklamak çok zordu.
“Yalnız ben buradayım.” Diyerek kendini belli etmeye çalıştı. Kimse onu takmıyordu. Onun varlığının burada olduğunu umursamıyorlardı.
“Sen bir sus ya! Bır bır bır sabahtan beri konuşup duruyorsun!” arkasını dönerek adam ile göz göze geldi. Adamın yeşil gözleri ve ne kadar yakışıklı olması şu an onu ilgilendirmiyordu. Daha mühim konular vardı.
Adam rahatça ellerini cebine koyması, hafiften gülmesi ve omuzlarını silkelemesi Büşra’yı çıldırtmaya yetmişti. “İstanbul’a mı gidiyorsun hanımefendi? Yeni olmalısın.” Başını omzuna doğru eğdi.
Fakat Büşra’da, adamdaki sakinlikten bir gıdım bile yoktu. Arkasında hala kollarından tutan Zeynep ve Hilal izin verse burayı anında küle çevirebilirdi. Gözlerinden ateş saçma sözü şu an Büşra’ya tam oturuyordu. ‘’Sana ne! Yeni olayım eski olayım, sana ne!’’
Adam rahat tavrından taviz vermemişti. Gözlerini kısarak Büşra’ya bakıyordu. ‘’Eğer İstanbul’da bu şekilde bir tutum sergilersen seni avlarlar. Benden sana tavsiye biraz daha kibar ve sakin olmayı öğrenmen.’’
Büşra gözlerini devirmişti. Bir de karşısına geçmiş ona tavsiye veriyordu. ‘’Sanırım sen öyle çok avladın ki biliyorsun.’’
Zeynep duruma el atması gerektiğini nihayet fark edebilmişti. Zira daha da bir şey demese Büşra burayı fena karıştıracaktı. Arkadaşının tuttuğu kolundan kendine doğru çekti. ‘’Tamam Büşra lütfen sakin ol. Kızarak hiçbir şeyi çözemezsin.’’ Karşıdan onlara gülerek bakan kişiye döndü. ‘’Beyefendi lütfen siz de daha fazla tatsızlık çıkarmadan sizin kompartıman hangi cehennemdeyse defolup gidin.’’
Zeynep sözünü bitirdiği anda bir kapı açılma sesi duyuldu. Galiba sesleri çok çıkmıştı, birilerini rahatsız etmişlerdi. Kızların bakışları anında arkalarına dönmüştü. Adam ise hafif bir sırıtışla gözlerini karşısına kilitlemişti.
Kızlar arkalarını dönünce onlara adeta uçarcasına koşan arkadaşlarını gördüler. En önde Ebrar, onun arkasında da Ecrin ve Reyyan koşarak geliyorlardı. ‘’Allah! Allah! Allah!’’ Ebrar kendini büyük ihtimalle cenk meydanında sanıyordu. Asker olmadan asker olacaktı.
Koşan grup kızların yanına gelince kendilerini aniden frenledikleri için birbirlerini itekleyerek durmaya çalışmışlardı. Hepsi ellerini dizlerine koyarak nefeslenmeye çalıştılar. Öyle koşunca nefes nefese kalmaları normaldi.
Nihayet biraz daha kendilerine gelince ilk Ebrar söze atıldı. ‘’Reyyan kavga var dedi. Koştuk geldik.’’ Derin derin birkaç nefes daha alıp verdi. Etrafa bakınmaya başladı. ‘’Evet, kimi dövüyoruz?’’
Reyyan kollarını göğsünde bağlayıp onlara anlam veremeyen bir ifadeyle bakan insana bakıyordu. ‘’Biraz yürümek için kapıyı açtığımda Büşra’nın bu adam ile tartıştığını, Hilal ve Zeynep’in ise Büşra’yı tutmaya çalıştığını gördüm.’’ Diye açıkladı. Anlaşılan gördüklerini kızlara abarta abarta anlatmıştı. Hepsi kendini kavgaya hazırlamıştı.
Ecrin arkadan Ebrar’ın omzuna elini koyup kendini öne çıkarmaya çalıştı. ‘’Bakın aşırı gaza geldim. Eğer birini dövmüyoruz derseniz sizinle çok pis kavga ederim.’’ Tehdit etmişti. Karşılarında onları ifadesiz bir surat ile dinleyen adamı işaret etti. ‘’Bu mu dövülecek şahıs? Eğer buysa bununla küçük bir işimiz olacak.’’
Hilal şaşkınca kızlara bakıyordu. Kendilerini kavgaya nasıl bu kadar çok inandırmışlardı hayret ediyordu. ‘’Herkes sakin olsun! Kavga falan yok. Kimseyi dövmüyorsunuz. Sadece küçük bir tartışma. Hepsi bu!’’
Zeynep tam konuşacakken arkadan bir kapı açılma sesi daha duyuldu. Yine kim geliyor diye hepsi beraber arkalarını dönmüştü. Adam gelenleri görünce ifadesiz suratında bir sırıtış peyda oldu.
Kızların kompartımanının hemen yanındaki kompartımanın kapısı açılmıştı. İçeriden dört kişi çıkmıştı ve hepsi elini kolunu sallayarak gelen serseri tipli kişilerdi. Kızlara nazaran onlar koşarak değil yavaş ve ağır adımlarla yanlarına ilerliyorlardı. Kızların yanından sıyrılarak hala sırıtan adamın arkasına geçmişlerdi. Anlaşılan bunlar onun arkadaşlarıydı.
Adamın hemen sağında duran uzun boylu olan arkadaşına bakıp ‘n’oldu’ anlamında başını salladı. ‘’Hayırdır abi, ne oluyor burada? Bağırış sesleri ve senin sesini duyunca bir bakalım dedik. Bir sorun varsa halledelim.’’
Zeynep kaşlarını çatarak uzun boylu sarışın kişiye bakıyordu. ‘’Ne yani ‘Evet, sorun var’ derse bu arkadaşınız bizimle kavgaya mı tutuşacaksınız? Yalnız hatırlatayım kadına el kalkmaz.’’ Dedikten sonra saçını savurarak kızlara döndü.
Sarışın adam Zeynep’e bakarken kaşlarını hafif kaldırmıştı. Başını sağa sola sallayarak. ‘’Biz kadınlarımıza sahip çıkarız evelallah. Kadına el kaldırmayız merak etmeyin.’’
Zeynep’in bakışları hâlâ şüpheliydi. Hepsinin cüsseli ve kavgaya meyilli görünmesi, söylediklerini inandırıcı kılmıyordu. ‘’Peki sorun varsa eğer nasıl halledeceksiniz?’’
‘’Kaba saba ifadeler kullanmadan tatlı dille sorunu çözeceğimize inanıyorum.’’ Arkalarında duran arkadaşlarının suratındaki sırıtış şimdi onun yüzünde de vardı.
Adam ellerini çarparak arkadaşlarına hafiften döndü. ‘’Merak etmeyin beyler. Hiçbir sıkıntı yok. Sadece bu hanımefendiye yanlışlıkla çarptım. Biraz uzattık sadece. Hepsi bu.’’
Arkalarda kalan mavi gözleriyle dikkat çeken erkek seslenmişti bu sefer. ‘’Emin misin abi? Başka bir şey yok değil mi?’’ imalı bir gülüşü vardı ve bunu saklama gereksinimi duymuyordu.
Ebrar bir anda gürlemişti. Yanındaki Reyyan’ı korkuturken birkaç adım ileri doğru adım atmıştı. ‘Dedi ya işte, yok diye! Neyin peşindesin sen hâlâ?’’’
Yeşil gözlü adam gülerek konuşan mavi gözlü arkadaşına tamamen döndü. Elini havada sallayarak ‘’Başka bir şey yok Yiğit. Tamam siz de daha fazla uzatmayın. Sadece küçük bir çarpışma. Hepsi bu.’’ Ardından tekrar kızlara dönerek. Ellerini birleştirdi. ‘’Size verdiğimiz rahatsızlık için çok özür dileriz. Umarız ki bizi affedersiniz.’’
‘’Tüh ya en azından bir tartışma olur diye heveslenmiştim. Abi bize bir aksiyon lazım ya. Böyle monotom bir hayat çok sıkıcı.’’ Bu seferde yeşil gözlü adamın solunda kalan kişi konuşmuştu. Dışarıdan bakan kişi hem onun renkli bir kişiliği olduğunu anlıyordu. Çünkü diğerlerine göre renkli giyinmişti.
‘’Değil mi ya? Ben de kavga var lafını duyunca sonunda bir eğlence çıkacak diye sevinmiştim. Ama ufacık bile tartışma yaşanmadı.’’ Ecrinnaz sitem ederek konuşmuştu. Fazla heveslenmişti.
‘’Biz mi tartışsak acaba? Ama böyle harareti olsun. Bunlarda bizi ayırmaya çalışırken kavgaya tutuşur. Böylelikle aksiyon ihtiyacımızı karşılarız. Ne dersin?’’ yine aynı kişi konuşmuştu. Sırf aksiyon için bile isteye kavga mı çıkartacaklardı?!
Ecrin elini çenesine koyarak yere bakmaya başladı. Ciddi ciddi düşünüyordu! Bir süre sonra konuşan kişiye bakıp ‘’Aslında neden olmasın. İlk kim başlıyor. Sen mi ben mi?’’
Hilal hala şokla bakıyordu. Ecrin’in dediğini duyunca ancak kendine gelebilmişti. Şu an çok garip bir konu dönüyordu. ‘’Ecrin! Kimse tartışmıyor, kavga etmiyor. Hele ki bile isteye asla! Şimdi herkes kendi kompartımanına dönüyor. Bir daha da böyle bir olay yaşanmasını istemiyorum. Anlaşıldı mı?’’
Kızlar kafalarını sallayarak onaylarken yeşil gözlü adam ellerini iki yanında açarak arkadaşlarına döndü. ‘’Evet duydunuz beyler. Artık bizim de buradaki süremiz sona erdi. Yürüyün.’’ Dedikten sonra kızların arasından teker teker geçerek kendi kompartımanlarına doğru ilerlediler.
Yeşil gözlü adam tam Büşra’nın yanından geçerken hafiften kulağına doğru eğildi. ‘’Görüşme üzere hanımefendi. İçimden bir ses tekrar karşılaşacağımızı söylüyor. Belki yakın belki uzak.’’ Dedikten sonra Büşra’nın gözlerine bakmaya başladı.
Büşra dişlerini sıkarak aşağıdan yeşil gözlü adama bakıyordu. ‘’O karşılaşma mümkünse hiç olmasın.’’ Hala sinirli olduğu için yanlış bir hareket yapmaması için Zeynep kolundan tutmaya devam ediyordu. Konuştuklarını duyduğu için kimseye belli etmeden gülüyordu.
Adam çok bilmiş ifadesini bürünürken hala Büşra’nın gözlerine bakıyordu. ‘’Ama benim iç sesim yalan söylemez. Görüşmek üzere hanımefendi.’’ Dedikten sonra direkt ileriye bakarak uzaklaşmaya başladı. Kapıya yaklaştığında az önce adının Yiğit olduğunu öğrendiği kişiyle bir şeyler konuşmuşlardı ama bu mesafeden duyamamıştı. Büşra içinden ‘Eğer öyle bir gün gelirse, kaç. Çünkü o gün ecelin olacağım.’ Diye geçirdi. Eğer yeşil gözlü adam konuşmasını sonlandırdıktan sonra hemen uzaklaşmasaydı bunu ona söylemek isterdi.
Erkek tayfa kapıyı kapattıktan sonra kızlar koridorda tek başlarına kaldılar. Önce anlamaz gözlerle birbirlerine baktılar. Az önce ne yaşadıklarını kimse bilmiyordu. Hepsi birbiriyle göz göze geldikten sonra beraber gülmeye başladılar. Sonra gülmekle kalmayıp kahkaha atmışlardı. Sinirleri fena halde bozulmuştu.
Ebrar elini karnına bastırırken iki büklüm olmuştu. Gülmekten gözlerinden yaş geliyordu. ‘’Tamam. Lütfen yeter. Hadi biz de gidelim artık. Yemek vaktine kadar dinlenmek istiyorum.’’ Dedikten sonra kendini zorla toparlayarak dik duruma geldi. Bir kolunu hala gülen Reyyan’ın koluna atarken diğer kolunu da Ecrin’in koluna atarak onları yürütmeye başladı. Şu an ikisi de kendi başlarına yürüyecek konumda değildi.
Diğerleri de vakit kaybetmeden Ebrar’ın peşinden gitti. Hepsinin gülmekten karnı ağrıyordu. Kendi kompartımanlarına girince hepsi kendini beyaz masanın etrafına atmıştı. Bir süre sonra sakinleşip Büşra, Zeynep ve Hilal’e olayı en başından anlatmışlardı. Kızlar onları dinledikçe bir yükseliyor bir kızıyorlardı. Büyük ihtimalle o olay olurken eğer orada olsalardı oradan ceset toplarlardı. Katil olmak için erken, daha zaman var.
Yemek vaktine kadar olayın durum kritiğini yapıp durmuşlardı. Kimi zaman kendi aralarında tartışmışlardı kimi zaman da yine koridorda olduğu gibi deli gibi gülmüşlerdi.
Yemek vakti gelince toparlanıp yemek salonuna gitmişlerdi. İçeriye girdiklerinde onlar var mı diye önceden kontrol etmişlerdi. Eğer olsalardı yeni bir kaos kaçınılmaz olurdu. Kaos mıknatısı gibi üstlerine kaos çekip duruyorlardı.
Yemekten sonra büfeden kahvelerini alıp odalarına gitmişlerdi. Kavgadan önce Zeynep ve Hilal ellerindekini adeta fırlattıkları için maalesef içeceklerini içememişlerdi. Sadece paketli gıdalar kurtulabilmişti.
Odaya ilk giren Ecrin olmuştu. Odanın ışığını yakıp Reyyan ile kendi yataklarının arasında olan beyaz masanın en ucuna oturup başını duvara yaslamıştı. Zor ve hareketli saatlerden sonra hepsi dinlenmek istiyordu.
Ecrin elini masaya koyarak elini çenesine sabitlemişti. O an masadan kucağına bir şey düşünce aniden irkilmişti. Tam da düşüncelere daldığı sırada olmuştu. Kucağına düşen şeyi eline alıp masanın altından incelemeye koyuldu. Ne olduğunu fark edince direkt Büşra’yı çağırdı. ‘’Büşra bu babanın sana gardayken verdiği tespih değil mi? Burada ne işi var?’’
Büşra Ecrin’in yanına gelip ne dediğini anlamaya çalıştı. ‘’Aa evet o tespih. Buraya nasıl geldi bu? Ceketimin cebinde olduğuna emindim.’’ Tespihi Ecrinden aldığında ucuna yapıştırılan kâğıdı fark etti. Elindeki kupayı masaya bırakıp Ecrin’in tam karşısına oturdu. Kâğıdı açıp kızlara fark ettirmeden okumaya başladı.
‘’Bu tespihi Afyon garında treni beklerken babanız olduğunu düşündüğüm adamın size verdiğini gördüm. Trene binerken siz fark etmediniz ama cebinizden tespih düşmüştü. Önemli bir tespih olduğunu düşündüğüm için size vermek için yanıma almıştım. Size doğrudan vermek isterdim ama beni uzun zaman görmek istemeyeceğinizi fazla belli ettiğiniz için buraya bırakmak istedim.
Saygılarımla, görüşmek üzere ‘hanımefendi’ ‘’
Büşra notu okurken istemsizce dudaklarında bir tebessüm yer edinmişti. Evet, hala sinirliydi ama yaptığı bu inceliği es geçemezdi. İçinde en derinlerde bir ses tekrar karşılaşacaklarını fısıldıyordu ama o bunu kabul etmemek için üstüne farklı düşüncelerle toprak atıyordu.
Kabul edilmesi gereken şeyler daha zor kabul edilirdi.
*^*
Yorumlarınızı bekliyorum satırdaşlarım, keyifli okumalar>