İçeriğe geç

SON BAĞLANTI

Bölüm 3 · 28 dk okuma

SON BAĞLANTI

Bölüm 3

BÖLÜM 1) MEZUNİYET GÜNÜ

-22 HAZİRAN 2018-

Güneş yavaş yavaş batıya kayarken, gökyüzü turuncu ve pembe tonlarına bürünmüştü. Afyonkarahisar’ın akşamüstü olan serin havası bariz bir şekilde hissediliyordu. Okulun bahçesi öğrencilerle dolup taşıyor, herkes mezuniyet heyecanını yaşıyordu. Beyaz renkli büyük bina, ardında dört yıl boyunca biriken anıları saklarken önünde hayatlarının yeni bir sayfasına adım atacak olan gençleri uğurluyordu.

Lisenin geniş bahçesindeki büyük meşe ağacının altında altı kız bir arada çimlerin üstüne oturmuş, diplomalarını kucaklarında sımsıkı tutarak birbirlerine bakıyorlardı. Onlar için bu sadece mezuniyet değil beraber kurdukları hayallerinin ilk adımıydı.

Reyyan, siyah kepini düzelterek Ecrinnaz’a döndü ve onun dağılmış sarı saçlarını eliyle düzeltti. ‘’Bak şu haline! Fotoğraf çekileceğiz diye sabah elli kere söyledim. Beni niye dinlemiyorsun. Biraz kendine dikkat etsem şaşarım zaten.’’ Eliyle Ecrinnaz’ın saçları düzeltmiyor adeta ona olan sinirini çıkarıyordu. Bir kerecik onu dinlese ne olacak sanki?

Ecrinnaz, saçlarıyla uğraşan Reyyan’ın elini itekledi. Düzeltme adı altında daha çok karıştırmıştı. ‘’Reyyan, sen cidden annem olmalısın. Çek şu ellerini saçımdan, ben halimden memnunum. Büşra bile bu kadar söylenmiyor. Hem fotoğrafı kafede çekeceğiz. Biraz sakin mi olsan?’’

Büşranur, onları duyunca kaşlarını çatarak Zeynep’ döndü. Ne güzel sakin sakin oturuyordu. Niye onu da karıştırıyorlardı ki? ‘’Bak, yine benim adım geçti.’’ Zeynep, başını iki yana sallayarak gülümserken Büşranur kısık gözlerle Ecrinnaz’a döndü. Bu ikisinin tartışmalarından hiç memnun değildi. ‘’Lütfen beni karıştırma. Tartışmalarınızdan bıktım,’’ başı ağrıyormuş gibi eliyle sıvazlayarak ‘’Zaten aynı odayı paylaşacağınızı düşünmekten kafayı yemek üzereyim.’’ dedi.

Hepsinin hayali mezun olduktan sonra aynı şehirde okuyup aynı eve taşınmaktı. Ecrinnaz, ona göre bu hayalleri daha da güzelleştirecek hayalleri vardı ama kimse olacağına kanaat getirmiyordu. Fakat sonunda diğer hayalleri gerçekleşecekti. Büşra ve Zeynep aynı odada, Hilal ve Ebrar aynı odada, Reyyan ve Ecrinnaz aynı odada kalacaktı. Büşranur, Reyyan ve Ecrin’in aynı odada kalacağını öğrendikten sonra kelimenin tam anlamıyla çıldırmıştı. Zaten ikisi nerede olursa olsun bir araya geldiklerinde kedi ve köpek gibi oluyorlardı. Aynı odayı paylaşırlarsa ne olur tahmin bile edilemezdi.

Büşra’nın sinirle söylediklerinden sonra Ebrar gür bir kahkaha attı. Büşra’nın biraz fazla abarttığını düşünüyordu. Fakat düşününce de hak vermiyor değildi. Diğerleri de ona katılırken, Reyyan ve Ecrinnaz arkadaşlarına sinirli bakışlar atıyordu.

‘’Aşk olsun Büşra. Bize hiç mi güvenmiyorsun?’’ dedi Reyyan sitem dolu bir sesle. Gözleri alınmış gibi bakıyordu.

‘’Bırak Reyyan bırak. Öyle düşünmeye devam etsin o.’’ Arkadaşlarına dönerek kaşlarını kaldırdı. ‘’Hepinizi şaşırtacağız. Göreceksiniz.’’ Küsmüş gibi kollarını kavuşturdu.

Zeynep, arkadaşlarının bu haline gülerken “Hadi, şaşırtın bakalım” dedi.

Hilal ayağa kalkarak elbisesinin üstündeki tozları silkeledi. Daha doğrusu silkelemeye çalıştı. Elbisenin üstünde olan tüller ona hiç yardımcı olmuyordu. Bıkkın bir şekilde nefes verip başını kaldırdı. ‘’Bence Büşra haklı. Sizin yüzünüzden evde her gün kaos yaşanacak. Odanızdaki dağınıklığı düşünemiyorum bile.’’ Dedikten sonra çantasından kalem ve kağıdını aldı. Arkadaşlarına arkasını dönerek sessizce uzaklaşmaya başladı. Büşra’ya sonuna kadar hak veriyordu.

‘’Hilal! Nereye?’’ diye bağırdı Ebrar.

‘’Sınıfımı son kez görmeye. Az sonra gelirim. Beni merak etmeyin.’’ Buraları bir daha göremeyeceğinin burukluğu vardı içinde. Yılları burada geçmişti. Her köşede arkadaşlarıyla birlikte anıları vardı. Herkes için çok zordu.

Büşranur, Hilal’in arkasından bakarken ‘’Oh be. Sonunda benim gibi düşünen biri’’ dedi.

Zeynep arkadaşının omzuna elini koydu. ‘’Merak etme. Ben de seninle aynı fikirdeyim.’’ Dedi gülümseyerek. Her ne kadar Büşra’nın bu hallerine gülse de arkadaşına katılıyordu. Reyyan ve Ecrin’in olduğu yerde mutlaka bir kavga dövüş olurdu.

Reyyan, Hilal’in gittiği yönü eliyle göstererek ‘’İyi mi?’’ diye sordu

Ebrar kafasını hafifçe salladı. ‘’İçimizde en duygusal olan o. Kolay değil. Sonuçta dört yıllık bir yaşanmışlık var bu okulda.’’ Hilal aralarında en sessiz ve duygusal olanıydı. Hiçbiri için kolay değildi ama Hilal için daha bir zordu. Okulunu çok seviyordu.

Ecrinnaz yerinde hafifçe kıpırdandı. ‘’Yanına gidiyorum. İyi olup olmadığını görmem gerek.’’ Fakat Zeynep, Ecrinnaz’ın kolunu yakalayarak durdurdu. ‘’Hayır. Hiçbir yere gitmiyorsun. Bırakalım da biraz kendiyle baş başa kalsın. Buna ihtiyacı var.’’ Başını ‘tamam’ anlamında salladı Ecrinnaz. Düşündüklerinde doğru olanın bu olduğunu anladılar hepsi.

Arlarında uzun bir sessizlik oldu. Güneş yavaş yavaş turuncu renginden laciverte dönmeye başladı. Herkesin üstünde hüzün vardı. Sonuçta kimse için kolay değildi. Kâh güzel günleriyle, kâh kötü günleriyle koca dört yılı anılarla beraber bu okulda bırakıyorlardı. Birbirleriyle ve öğretmenleriyle vedalaşan öğrencilerin çoğunun gözleri yaşlıydı. Gören cenaze var sanırdı. Ama bu vedalaşmanın acısıydı.

Hepsi burada yaşadıkları anıları düşündüler. Sınıfta arkalı önlü iki sırada üçer üçer sıkışarak otururken orada dönen sohbet, sınıf kapısının önünde olan koltuklarda sınava dakikalar kala son kez konuların aceleyle tekrar edilmesi ve o an gelen gülme krizleri, öğle arası okula yakın bir parka gidip beraber otururken orada dönen saçma ama o anın en güzel yanı olan konular, sınıfın en arkasında buluşma ayarlamaları ve o buluşmanın bir türlü gerçekleşememesi yüzünden olan tartışmalar... Bu okulda çok fazla yaşanmışlıkları vardı.

Zeynep, derin bir nefes alarak zihnini düşüncelerden çıkarmaya çalıştı. Başını koluna eğerek kolundaki saate baktı. Altıya on vardı. Artık buradan gitme zamanları gelmişti. Diğerlerine döndü. ‘’Gitme vakti geldi. Gece uzun olacak. Hadi kalkın.’’

Büşra, lacivert elbisesinin eteklerini tutarak ayağa kalktı. ‘’Hilal daha gelmedi. Nerede kaldı bu kız ya?’’ Etrafa bakarak Hilal’i aramaya başladı Büşra. Diğerleri de Hilal’in daha gelmediğini fark edince etrafa bakınmaya başladılar.

‘’Durun, ben arayayım. En fazla nereye giymiş olabilirde. Buralardadır.’’ Reyyan çantasından telefonunu çıkarıp birkaç tuşa dokunup kulağına götürdü. Hepsi merakla beklemeye başladı. Telefon sonuna kadar çaldı fakat açan olmadı.

Ecinnaz ‘’Bir de ben arayayım. Belki duymamıştır.’’ O da aynı şekilde telefonunu çıkartıp Hilal’i aradı.

Büşranur sinirle ‘’Ah Hilal ah. Niye açmıyorsun. Of.’’ Diye söylenerek etrafına bakınmaya başladı. Aklında bin bir türlü şey dönüyordu. Ya okula yangın merdivenlerinden girmeye çalıştıysa ve onu pusuda bekleyen biri kaçırdıysa ya bir yerlerde bayıldıysa ya da... ‘Büşra kendine gel kızım öyle şeyler olmayacak’ diye kendine kızmaya başladı. Kötü senaryo konusunda üstüne yoktu.

Hışımla ayağa kalktı Ebrar. Çantasından telefonunu alıp diğerlerine döndü ’Ben okula bakmaya gidiyorum. Ordadır büyük ihtimalle. Bir şey olursa ararsınız.” Hızla okula doğru yürüdü.

‘’Telefonunun sesini aç. Sonra senide aramayalım.’’ Büşra’ya dönüp ‘’Sen de biraz sakin mi olsan?’’ Yer yarılıp içine girmediyse illaki bulacaklardı.

‘’Zeynep ya kaybolduysa? Ya başına bir şey geldiyse?’’

‘’Büşra! Kötüyü çağırma. Allah aşkına okulda nereye kaybolabilir. Bulacağız.’’

Reyyan, Ecrinnaz’a dönüp ‘’Açmıyor mu?’’ diye sordu endişeli gözlerle. ‘’Üç defa aradım fakat nafile. Açmıyor.’’ Dedi Ecrinnaz. Telefon kapandıktan sonra çimlere doğru savurdu telefonu.

Reyyan oflayarak etrafa bakınmaya başladı. Meşe ağacının yanına doğru bakarken gözüne bir şey ilişti. Düşündüğü şey olduğuna emindi. Adımlarını oraya doğru aymaya başladı.

Çantayı eline alıp arkadaşlarının yanına gitti. ‘’Açmıyor çünkü telefonunu ve çantasını burada bırakmış.’’ Dedi çantadan çıkardığı telefonu göstererek. Ekranda Ecrinnaz’ın araması vardı.

Büşra sinirle gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalıştı. ‘’En azından telefonunu yanına alsaydı. Neyse bulacağız. Herkes sakin olsun.’’ Diye arkadaşlarını yatıştırmaya çalıştı Zeynep. Büşranur’u sakinleştirmek adına kollarının arasına aldı. Reyyan ile Ecrinnaz’da tekrar çimlerin üstüne oturdu. Şu an Ebrar’dan haber beklemekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Ecrin’in omzuna başını yaslamıştı Reyyan.

Ecrinnaz ile Reyyan ortaokul 5. Sınıftan beri tanışıyorlardı. Aynı sınıftaydılar. 7. Sınıfta Büşra ile Zeynep sınıflarına gelmişti. 8. Sınıfta ise Ebrar katılmıştı aralarına. Liseye geçtiklerinde hepsi aynı sınıfa düşmüşlerdi. Bu seferde aralarına Hilal katılmıştı. Hilal ile tanıştıktan sonra hepsi birbiriyle daha samimi oldular. Bir yapboz parçası misali hepsi birbirini tamamlamıştı. Birbirlerine sıkı sıkı bağlıydılar.

Hilal ve Ebrar çok farklı kişiliklere sahiptir. Hilal sakin, içine kapanık ve sanata düşkünken; Ebrar hareketli, enerjik ve aksiyon seven biriydi. Tam olarak ‘’zıtların uyumu’’. Ebrar ne zaman bir çılgınlığa atılacak olsa Hilal yanında olurdu. Sessizce destek verirdi. Aynı şekilde Hilal ne zaman içinde kaybolsa Ebrar onu çekip dış dünyaya getirirdi. Hilal’in çizdiği resimler Ebrar’ın odasını süslerken, Ebrar’ın gitarı Hilal’in resim çizerken dinlediği tek şey olmuştu.

Zeynep ve Büşranur’un dostluğu kelimelerden çok sessiz anlaşmalara dayanıyordu. Büşra soğuk mesafeli görünse de Zeynep onun duvarlarının ardındaki şefkati görebiliyordu. Lise boyunca Zeynep, Büşra’nın en sinirli anlarında bile sakinleşmesini sağlayan tek kişi olmuştu. Büşranur, birine güvenmenin zor olduğunu düşünüyordu ama Zeynep’in yanında kendini güvende hissediyordu. Aynı şekilde Zeynep herkes ile samimi olamazken Büşra ile tanışmıştı. Onun içini görüyordu Büşra. Zeynep konuşmadığı durumlarda bile Büşra onun ne hissettiğini ne düşündüğünü anlıyordu.

Reyyan ve Ecrinnaz ise sürekli şakalaşmalar ve tatlı atışmalarla doluydu. Reyyan ne zaman yeni bir şey denemek istese, Ecrin önce karşı çıkar sonra da istemeden Reyyan ile birlikte içine düşerdi. Ve beraber oldukları hemen hemen her an tartışırlardı. Dostlukları, tatlı çekişmelerin ve sonsuz desteklerin birleşimiydi.

Bu üç yakın dostluk altılı grubun temel taşlarıydı. Hilal ve Ebrar zıtlıkların uyumu, Zeynep ve Büşranur sessiz anlayış, Reyyan ile Ecrinnaz ise tatlı çekişmenin dostluğa dönüştüğü hikayeydi.

Ebrar, merdiven çıkmaktan nefes nefese kalmıştı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Sonunda merdivenin son basamağını bitirip sola döndü. Kendi sınıflarının kapısı açıktı. Sessizce sınıfa girdi. Öğretmen masasına doğru baktığında çekilmiş bir sandalye vardı fakat boştu. Sınıfın ortasında durup etrafa bakınmaya başladı. Burada kimse yoktu. Ama Hilal’in buraya geldiği sandalyenin masadan uzak olmasından anlaşılıyordu. ‘İyi de bu kız nerede o zaman?’ diye düşündü Ebrar. Başka nereye gitmiş olabilirdi ki?

Aceleyle sınıftan çıktı. Sınıfın karşısındaki kez öğrenci tuvaletlerine girdi. Sınıfta eğer ağladıysa elini yüzünü yıkamak için belki de buraya gelmişti. El yıkama lavabolarının olduğu tarafta Hilal’i göremeyince ‘’Hilal! Burada mısın? Ses ver!’’ diye bağırdı Ebrar. Ses yoktu.

Buradan da çıkıp koridora girdi Ebrar. Belki de buralarda biriyle karşılaşmıştı ve konuşmaya dalıp zamanı unutmuştu. Neden olmasın?

Ebrar koridor boyu olan tüm kapılardan içeriye de girerek Hilal’i aradı ama yoktu. Bu süre zarfında onu koridorda gören birkaç arkadaşının verdiği selamları almamış, telefonunun ısrarla çalışlarına cevap vermemişti bile. O tür işlerden daha mühim işleri vardı. Tüm okulda Hilal’i aramak gibi!

Ebrar Hilal’i ararken büyük meşe ağacının altındaki kızlar endişeyle bekliyorlardı. Hilal’in yanlarından ayrılmasından neredeyse bir buçuk saat geçmişti. Büşra polisi aramaya yeltenince Zeynep ona abartmamasını söyleyerek kızmıştı. Daha sonra ikisi arka bahçeye bakmaya gitmişlerdi. Ecrin ve Reyyan ise koca ön bahçeyi aramaya çıkmışlardı. Bu ön bahçenin büyüklüğü Hilal’i bulmalarını bir hayli zorluyordu. Bahçenin her yerini kaplayan kalabalık da onlara hiç yardımcı olmuyordu. Önlerine çıkan tanıdıkları hocalara, öğrencilere Hilal’i görüp görmediklerini soruyorlardı. Herkesten aynı cevap: Görmedik.

Büşra, köşedeki kamelyada oturup sohbet eden arkadaş grubuna doğru yürüdü. Yanındaki Zeynep’in de kolundan tutarak yanında sürüklüyordu.

‘’Büşra biraz sakin ol lütfen. Bak biz de endişeliyiz ama bulacağız merak etme. En fazla nereye gitmiş olabilir de. Ve lütfen kolumu sıkmayı bırak.’’ Zeynep elini, kolundaki Büşra’nın eline koydu.

Büşra, Zeynep’in dediklerini duyunca aniden durdu ve ne zaman oraya koyduğunu bilmediği eline baktı. Zeynep’in kolunu sıkarak yanında sürüklüyormuş. Elektrik çarpmış gibi hemen elini Zeynep’in kolundan çekti. ‘’Özür dilerim Zeyno. Bilerek yaptığım bir eylem değildi.’’ Üzgün gözlerle arkadaşına bakıyordu. Onun canını acıtmak bu dünyada yapacağı son şey bile değildi.

Zeynep, arkadaşına tebessüm ederek bakıyordu. Elini Büşra’nın omzuna koyarak kendine doğru çekti. ‘’Sorun değil. Üzülme. Hadi gel kamelyada oturanlara da soralım. Belki görmüşlerdir.’’ Diyerek Büşra’nın koluna girip yürümeye başladı.

Kamelyada oturan gruba yaklaştıkça orada kimlerin olduğunu daha net seçebiliyorlardı. Hepsini tanımaları avantajlarıydı. Çünkü onları tanımayan kişilere Hilal’i sorduklarında arkadaşlarını tarif etmek zorunda kalıyorlardı. Bu berbat bir şeydi.

Büşra gözlerini, mezuniyet cübbesiyle oturanlarda gezdirmeye başladı. Gözlerine değen bir kişiyle ağız dolusu küfür etti. Zeynep, şaşırarak bakışlarını Büşra’ya çevirdi. Daha önce hiç küfür ettiğini duymamıştı. Küfür etmekten de edenden de nefret ederdi Büşra. ‘’Sorun nedir Büşra? Ne oldu?’’

Büşra, gözleriyle gördüğü kişiyi işaret edince Zeynep usulca bakışlarını o tarafa çevirdi. Büşra’nın neden böyle bir tepki verdiğini çok net anlamıştı. Aynı tepkiyi o da verdi. ‘’Ananı ama ya! Burada da mı buldu bu geri zekâlı seni?’’ dedi isyan ederek.

‘’Bu sefer bulmadı resmen ben kendim gidiyorum ona!’’ diye yükseldi Büşra. Karşılarında ona sırıtarak bakan kişi okulun ‘popüler çocuğu’ olan Görkem’den başkası değildi. Yanındakilerde onun etrafında yedi yirmi dört pervane olan arkadaşlarıydı. Son bir yıldır Büşra’ya hiç rahat vermiyordu. Çapkın bir kişiliği vardı ve bu seferde Büşra’yı gözüne kestirmişti. Her ne kadar Büşra onu terslese de ona kızıp bağırıp pataklasa da bir türlü akıllanmamıştı. Yanlış sulara doğru yüzdüğünün farkında değildi.

‘’Hadi gel geri dönelim. Bak zaten Hilal de buralarda değil. Ön bahçeye çıkıp Ecrin ve Reyyan’a yardım edelim. Hadi lütfen.’’ Zeynep, Büşra’nın önünden geçip kolundan tutarak geri çevirmeye çalıştı.

Büşranur derin bir nefes alarak yapabildiği kadar sakin kalmaya çalıştı. Bu herifi ne zaman görse sinirleri tepesine atıyordu. ‘’Gidemeyiz Zeynep. Bizi özellikle de beni fark etti. Eğer geri dönersek peşimizden gelir bu mal. Sonrası daha kötü olur. Hem belki Hilal’i görmüşlerdir. Bunu da düşün.’’ Dedi Zeynep’i çevirerek.

Zeynep her ne kadar istemese de kabul etti. ‘’Tamam. Sırf Hilal için. Ama bana sakin kalacağına dair söz ver. Ona sinirlenmekte sonuna kadar haklısın ama şimdi ondan daha önemli işlerimiz var.’’

‘’Sakin kalacağıma söz veremem. Herif sinirlerimi zıplatıyor’’

Altı arkadaş da bu Görkem denilen aptaldan nefret ediyordu. Yediği her haltı biliyorlardı. Büşra’ya dadandığından beri bunu nerede görseler o görmeden anında o ortamdan tüyüyorlardı.

Onlara yaklaştıkça Görkem’in yüzündeki pis sırıtışı daha net görebiliyorlardı. Kamelyanın önünde durduklarında ‘’Ooo iki gözümün ‘nur’u ışık saçarak geliyor.’’ dedi Görkem kollarını iki yanında hafifçe açarak.

‘’Bir gün o ışıklarım senin beyaz ışığın olacak. Sabırsızlıkla bekliyorum o günü,’’ Gözlerinden alev saçarak Görkem’e bakıyordu Büşra. Ona gereken cevabı verdikten sonra diğerlerine dönerek hızlıca ‘’Hilal’i buralarda gördünüz mü?’’ diye sordu. Hemen cevabını alıp buradan gitmek istiyordu.

‘’O arkadaşını görmedim ama seni bir gördüm ki sorma.’’ dedi Görkem Büşra’ya doğru. Gevşek gevşek konuşuyordu.

‘’Bana bak o gören gözlerini oyarım bir daha kimseyi göremezsin!’’ diyerek kamelyanın içine girmek için bir hamle yapmıştı fakat Büşranur onu kolundan tutup yanına çekti. ‘’Tamam Zeynep, sakin ol.’’

‘’Nasıl sakin olayım şu insaniyet karşımdayken?!’’ eliyle onlara hala sırıtarak bakan kişiyi gösterdi. Büşra kolunda tutmasa çoktan o sırıtışı yüzünden silmesine yardımcı olmak adına bir şeyler yapardı.

Büşra derin bir nefes alarak sakinliğini korumaya çalıştı. Ama nafile ‘’Ee siz de bir cevap verin artık! Gördünüz mü görmediniz mi?’’ diye bağırdı.

‘’Şekerim telefon diye bir şey icat edildi farkında mısınız? Ha unuttuysanız da hatırlatmış oldum böylelikle.’’ Büşra sesin geldiği yöne doğru döndü. En köşeye bacak bacak üstüne atarak oturan bir kızdan gelmişti bu ses. Elindeki törpüyle tırnaklarının ucunu düzeltiyordu.

Büşra, yavaş yavaş o kıza yaklaşırken konuşmaya başladı ‘’Farkındayım şekerim merak etme. Bana akıl verebilecek bir konumda değilsin ben de sana bunu hatırlatırım,’’ tam kızın önünde durarak ellerini kamelyanın kalın tahtasına yaslayarak tehdit eden gözlerle kızın üstüne doğru eğildi. ‘’Telefonunu yanına almadığı için ona ulaşamıyoruz ki size sorma tenezzülünde bulunmak zorunda kalıyoruz. Şimdi söyle bakalım Hilal’i gördün mü görmedin mi?’’ Dişlerini kısarak konuşuyordu. Kız korkmuş olmalı ki Büşra yutkunuşunu duydu. Kekeleyerek kız cevap verdi. ‘’Ha-hayır, görmedim’’ dedi.

Büşra aldığı cevap ile arkasına dönerek yürümeye başladı. ‘’Vereceğiniz cevap bu kadar basitti, illa zorla cevap veriyorsunuz. Hadi Zeynep gidelim. Daha fazla burada kalmaya katlanamıyorum.’’

‘’Bana neden katlanamıyorsun? Sana karşı bir kusurumuz mu oldu?’’ diyerek gülmeye başladı Görkem. Büşra’yı sinir etmeye bayılıyordu.

Görkem’i duyan Büşra’nın siniri arşa çıkmıştı iyice. ‘’Zeynep! Gidelim hadi!’’ diye yürürken bağırdı arkadaşına.

Her ne kadar Görkem’in ağzının ortasına en okkalısından bir yumruk atmak istese de bu isteğine zor hâkim oldu. ‘’Geliyorum.’’ diyerek Büşra’nın arkasından yürümeye başladı.

‘’Bir saniye bekleyin! Ben arkadaşınızı görmüş olabilirim.’’ İkisi de arkalarından duydukları ses ile göz göze gelip arkalarına döndüler. Az önce Görkem’in yanında oturan erkeklerden biri onlara doğru yürüyordu. ‘’En son terasa çıkan merdivenlerdeydi. Terasa doğru çıkıyordu.’’

Büşra ve Zeynep tekrar göz göze geldiler. Hilal’in orada ne işi vardı?

Büşra hızla okula doğru giderken Zeynep teşekkür edip o da okula doğru koşmaya başladı. Bir yandan da Ecrinnaz’ı telefonla arıyordu. Birkaç çalıştan sonra telefonun diğer ucundan Ecrin’in sesi duyuldu. ‘’Efendim. Bir haber mi var?’’

Nefes nefese kalmış bir sesle konuşmaya çalıştı Zeynep. ‘’Şu Görkem denilen itin arkadaşlarından biri Hilal’i terasa çıkan merdivenlerde görmüş. Oraya gidiyoruz.’’

‘’Onun yanında ne işiniz vardı?’’

‘’Bilerek gitmedik! Neyse sonuç olarak biri görmüş. Siz arabaya geçin ben de Büşra’yı alıp geleceğim. Ebrar’a haber vermeliyim.’’

‘’Tamam. Sizi arabada bekliyoruz.’’

Telefon kapandıktan sonra Zeynep direkt Ebrar’ı aradı.

‘’Görgi! Hilal’i terasa çıkan merdivenlerde görmüşler. Sen oraya git biz de arabada sizi bekliyoruz.’’

‘’Tamam. Yanına gidiyorum.’’ Dedikte sonra telefon kapandı.

Ecrinnaz, Reyyan’ı kalabalıkta aramaya koyuldu. Bahçenin içindeki spor salonunun önünde onu birkaç kişiyle konuşurken görünce adımlarını oraya doğru attı. ‘’Reyyan! Hilal’i büyük ihtimalle bulmuşlar. Terasa çıkan merdivenlerde gören olmuş. Biz de arabaya geçelim. Zeynep, Büşra’yı alıp yanımıza gelecekler. Ebrar da Hilal’in yanına gidiyor.’’

‘’Kim görmüş?’’

Derin bir nefes alarak Zeynep’in anlattıklarını Reyyan’a anlattı. ‘’Görkem’in yanındakilerden biri görmüş.’’

Reyyan, Görkem’in adını duyunca sırtını dikleştirdi. Nefret ediyordu ondan. Büşra’nın, o salağın ona olan tutumunu bildiği halde neden onun yanına gittiğini merak ediyordu. Genelde sürü gibi berber dolaştıkları için onu tek görüp sormuş olamazlardı. Bir elini beline koyarak ‘’Neden onun yanına gitmişler?’’ diye sordu.

Ecrinnaz ellerini iki yanında açarak ‘’Bilmiyorum. Sordum ama bilerek gitmediklerini söyledi Zeynep.’’ dedi. İçten içe o da merak ediyordu aslında ama elindeki bilgi bu kadardı.

Reyyan hala sorgulamaya devam ediyordu. Bu işin aslını öğrenmeliydi. ‘’Neden onun yanına gitmişler öyleyse?’’

‘’Bilmiyorum.’’ Dedi Ecrinnaz. Sormaya fırsatı olmamıştı ki. Hemen telefon kapanmıştı.

‘’Sormadın mı?’’

‘’Hayır.’’

‘’Neden?’’

‘’Çünkü soramadım!’’ diye yükseldi Ecrinnaz. İşte yine başlıyorlardı.

Ya da başlayamıyorlardı. Arkalarında yükselen bir ses ile ikisi de arkalarına dönüler. ‘’Yeter ya yeter. İki dakika boş bırakmaya gelmiyorsunuz!’’ diyen kişi sinirle onlara doğru bakan Büşra’ydı.

Zeynep’te onun yanında ilerliyordu. Ecrin ve Reyyan ikilisine gözlerini devirip Reyyan’ın Ecrinnaz’a sorduğu soruyu cevapladı. ‘’Çünkü benim acelem olduğu için hemen telefonu kapattım.’’ Dedi yanlarına ulaştıklarında.

Reyyan’a bu da yetmemişti. Bu sefer de Büşra’ya dönüp ‘’Neden onun yanına gittiniz?’’ diye sordu.

Büşra, onu hatırlayınca sertçe nefesini verdi. ‘’Bilerek gitmedik herhalde. Arka bahçeyi ararken kamelyada oturan bir grup gördük. Onlara doğru giderken onun grup olduğunu fark ettik. Ama çok geçti.’’

‘’Geri dönseydiniz.’’

Büşra, başını gökyüzünü doğru kaldırdı. Reyyan neden bu kadar çok zorluyordu, anlamıyordu. ‘’Çünkü çoktan bizi görmüştü. Eğer onun gözlerinin önünde geri dönseydik peşimizden gelirdi. Ki bu daha kötü bir sonuç doğururdu.’’ Eliyle önüne gelen saçlarını arka doğru attı.

Ecrinnaz, omzundan koluna doğru kaymak için fırsat kollayan çantasını çıkartıp çapraz taktı. ‘’Her neyse. Sonuç olarak Hilal’in yerini biliyoruz. Ebrar onu getirinceye kadar biz de arabaya gidelim. Hadi.’’ Diyerek önde yürümeye başladı. Arkasından da diğerleri geliyordu.

Zeynep, Ebrar’ı aradığında Ebrar yangın merdivenlerindeydi. Hilal’in terasa çıkan merdivenlerde göründüğünü duyunca hemen oraya doğru gitti. Yangın merdivenleri direkt terasa çıktığı için kestirmeden yukarı doğru çıktı.

Son merdivene gelince nefeslenmek adına bir elini korkuluklara yaslayıp diğer elini de yelpaze görevinde yüzüne doğru sallıyordu Ebrar. Yüzüne doğru düşen birkaç tutamı eliyle arkaya doğru tarayarak yüzünden çekti.

Nefes alışı biraz düzene girince son merdiveni de adımlamaya başladı. Terasın ağır demir kapısının önüne gelince uzun kapı kolunu eliyle kavrayarak aşağı doğru itti. Kapı açılınca aceleyle terasa doğru çıktı. Gözleriyle Hilal’i aramaya başladı. Teras oldukça büyük ve dikdörtgen biçimindeydi. Okul zamanın da genelde kilitli tutulurdu. Terasın ortasını kadar yukarıdan bir tavan uzanıyordu, geri kalan kısmı ise açıktı. Tavan ile kapalı olan kısımda, okulda kullanılmayan bazı eşyalar ve sıralar vardı.

Ebrar, terasın köşesindeki geniş mermerin üstünde oturmuş sırtını arkasındaki korkuluklara yaslayan Hilal’i görünce derin bir nefes aldı. Sonunda bulmuştu. Yavaş ve sessiz adımlarla Hilal’e doğru yürüdü.

Hilal gözleri kapalı olduğu için arkasından gelen Ebrar’ı görmedi. Gerçi gözleri açık olsa bile görür müydü muamma. Bedeni buradaydı ama ruhu burada değildi. Anıları düşünüyordu. Arkadaşlarıyla berber olduğu bu okuldaki anıları. Gözleri kapalıyken yüzünde küçük bir tebessüm vardı.

10. sınıfın ilk dönemiydi. O yıl Ebrar, edebiyattan proje ödevi almıştı. En fazla 5 sayfadan oluşan bir hikâye yazması gerekiyordu. Kendisi de asker olmak istediği için askeri bir kurgu yazmaya karar vermişti.

Yazdığı her paragrafı, sayfayı diğerlerine okutarak onlarında fikrini alıyordu. Yine o günlerden biriydi. Ebrar yazmayı neredeyse bitirmişti. Bu sefer tüm kurguyu baştan sona okutuyordu arkadaşlarına. Yine her zamanki yerlerinde, sınıfın en arkasındaki arkalı önlü sırada, üçerli olacak şekilde oturuyorlardı. Hilal, Reyyan ve Ecrinnaz beraber; Büşra, Zeynep ve Ebrar beraber oturuyordu. Ecrin, Ebrar’ın hikâyeyi yazdığı defteri elinde tutuyor ve okuyordu. Ama bu okuma düz okuma değildi. Reyyan ile ikisi karşılıklı sanki tiyatro sahnesindeymiş gibi acıklı ve hüzünlü okuyorlardı. Böyle okumalarına diğerleri gülerken Büşra’da onların videosunu çekiyordu.

‘’…Tamam anne. Geleceğim en yakın zamanda.’’ Ecrin, bu cümleyi okuduktan sonra herkes kahkaha atmaya başlamıştı. Cümle komik olmayabilirdi ama okurken ki sesi ve mimikleri çok komik oluyordu. ‘’Barlas, annem özledik seni. Bir günlüğüne de olsa gelsen. Hem Yelkin kızımı da getirirsin, onu da özledik.’’ Sesini değiştirerek ve gülerek konuştuğu için zor okuyordu.

Sıra Reyyan’a geçmişti. ‘’Onca yaşanan şeyden sonra dinlenmek iyi gelebilirdi. Ama annem ısrar etmekten vaz geçmiyordu.’’ Dedikten sonra defteri Ecrine verdi.

Ecrin boğazını temizledikten sonra devam etti. ‘’Dört aydır gitmemiştim memlekete. Ailemi özlemiştim. Hem de çok.’’ ‘çok’ kısmını uzatarak söylemişti.

Reyyan devam etti. ‘’Ama bu değil miydi askerlik? Şehitlerimizin kanını yerde bırakmamak, uğruna aileni, en değerlini feda etmek. Her şey bir yeminle başladı ve bu görevle devam ediyordu.’’

Aynı tiyatrocular gibi okuyordu ikisi de. Onlar okurken diğerleri gülmekten kırılıyorlardı. Hepsi çok mutluydu. Beraberlerdi. Ecrin ve Reyyan okumaya devam etti diğerleri de gülmeye. Büşra hepsini videoya alıyordu anı kalması için. Genelde her anlarını çekerdi. İlerde beraber bu videoları izleyip fotoğraflara bakarken çok gülecekleri kesindi.

Ama o günler geldiğinde hepsi beraber olacak mı?

Hilal’in bu düşüncelerini bölen şey arkasından sessiz sessiz gelip bir anda önüne çıkan Ebrar olmuştu. Korkudan bağırarak iki eliyle korkuluklara sıkı sıkı tutunmuştu. Gelenin Ebrar olduğunu görünce rahatlayarak nefesini verdi. Ama bu kızmasını engel değildi. ‘’Neden sessizce geliyorsun? Ödüm koptu!’’ sağ elinin dört parmağını içeri doğru kıvırıp başparmağını üst dişlerine dokundurdu

Ebrar umursamayan bir şekilde omuz silkerek ‘’Ben o kadar da sessiz değildim. Sen burada değildin.’’ Tıpkı o da Hilal gibi geniş mermere oturarak sırtını korkuluklara yasladı. ‘’Öyle derin derin ne düşünüyordun?’’ gözleri merakla Hilal’e bakıyordu.

Hilal başını iki yana sallayarak batan güneşe doğru baktı. Gökyüzü batmaya başlayan güneş yüzünden turuncu, kızıl renklere boyanmıştı. Eşsiz bir manzaraydı. ‘’Hiç. Düşünüyordum sadece. Anıları,’’ bahçedeki kalabalığa doğru baktı ‘’Burayı,’’ buradan nokta kadar görünen, bahçedeki otopark kısmında arabanın yanında bekleyen arkadaşlarına baktı ‘’Bizi. Dalmışım işte.’’ dedi yüzünü karşısında oturan Ebrar’a çevirerek.

Ebrar derin bir nefes alarak ayağa kalktı. Bu güzel günü dramatikleştirmek istemiyordu. Evet, o da özleyecekti ama bunları şimdi düşünmek istemiyordu. Hilal’in kolunu tutup kendine doğru çekti ‘’Neyse, hadi bizi bekliyorlar. Gitmemiz gerek.’’

Hilal son defa neredeyse batan güneşe baktıktan sonra ayağa kalktı. Defterini ve kalemlerini de aldıktan sonra Ebrar ile kapıya doğru yürüdü. Bu sefer yangın merdiveninden değil, diğer kapıdan çıktılar.

Beraber merdivenleri iniyorlardı. İkinci katta koridorda yürürken karşılarına sınıf arkadaşlarından iki kişiyi gördüler. Hilal onlarla konuşurken Ebrar acele etmelerini hatırlatıp duruyordu.

Ebrar, gözlerini devirip koridorun diğer tarafına doğru baktı. Bu tarafta müdür, müdür yardımcısı, çay ocağı ve öğretmenler odası vardı. Çay ocağının kapısının sağ tarafında ikili bir koltuk vardı. Ebrar oraya doğru bakarken bir kâğıt parçası gördü. Okulda hiçbir zaman bir toz bile görmezlerdi. Merak edip Hilal ve iki öğrenciye arkasını dönüp kâğıt parçasını doğru ilerledi. Kâğıdı eline alıp koltuğa oturdu. ‘Biri düşürmüş olmalı.’ Diye düşünüyordu. Çünkü kâğıt bir çöpten ziyade, düzgünce dörde katlanmıştı. Yine merakına yenik düşüp kâğıdı açtı. İçinde düzgün bir yazıyla büyük harflerle bir şeyler yazıyordu.

‘’ZAMAN DARALIYOR’’

Ebrar, şaşkınlıkla yazıya bakıyordu. Koridorda onlardan başka kimse var mı diye sağına soluna baktı. Ama hayır. Kimse yoktu. Kâğıdın üstünde birinin adı yazıyor mu diye önüne ve arkasına baktı. Yine yoktu. ‘’Kim neden birine böyle bir şey yazsın ki.’’ Diye kendi kendine mırıldandı.

Arkadan Hilal’in buraya doğru geldiğini görünce aceleyle oturduğu yerden ayağa kalktı. Bir anda eli ayağına dolanmıştı.

Hilal, Ebrar’ın yanına gelince elinde tuttuğu kâğıdı fark etti. Eliyle Ebrar’ın elini göstererek ‘’Bu ne Ebrar?’’ diye sordu. Eğer yanlış hatırlamıyorsa Ebrar bu koltuğa oturuncaya kadar elinde bir şey tutmuyordu. Yani bunu burada bulmuş olmalıydı.

Ebrar bir an Hilal’e yazıyı gösterip göstermeyeceğini düşündü. Kafasında iki olasılığı da tartmaya başladı. Eğer gösterirse tedirgin olabilirdi çünkü bu kâğıdın buraya bilerek bırakıldığının farkındaydı. Birisi düşürmüş olamazdı. Ebrar diğer seçeneği seçerek ‘’Burada buldum. Birisi atmış olmalı. Çöp yani. Önemli bir şey değil.’’ dedikten sonra koridordaki salon bitkisinin yanındaki çöp kovasına giderek kâğıdı çöpe attı. Arkasına dönüp Hilal’e seslendi. ‘’Hadi, çok geç kaldık. Gidelim. Bize kızacaklar yoksa.’’ Hızla merdivenlere doğru ilerledi. Neden bu kadar terlemişti?

Hilal, hızla merdivenleri inen arkadaşının arkasından şakınca bakıyordu. Yalan söylediğini gözlerini kaçırmasından anlamıştı. Bir şey oluyordu ama ne? Ebrar’ın üstüne pek gitmemeye karar verdi. Çünkü üstelese hiç söylemezdi. ‘Zamanı gelince söyleyecektir.’ Diye düşünerek Ebrar’ın arkasından o da merdivenleri inmeye başladı.

Reyyan, Ecrin, Büşra ve Zeynep ise arabaya vardıklarında eşyalarını arabanın geniş bagajına yerleştirdikten sonra Ebrar ve Hilal’i beklemeye başladılar. Yaklaşık yarım saat sonra onlarda arabanın yanına gelmişlerdi.

Ebrar, az önce olanları kimseye yansıtmamaya çalışarak arkadaşlarını görünce gülerek Hilal’i gösterdi. ‘’Merak etmeyin getirdim kaçak arkadaşımızı.’’ dedi. Bulduğu kâğıttan kimseye bahsetmemekte kararlıydı.

Hilal başını yaramazlık yapmış annesinden azar işitmeye hazır olan bir çocuk gibi yere eğmişti. Mahcup bir ifadeyle Büşra’ya doğru bakıyordu. Çünkü kızacağını biliyordu.

Büşranur derin bir nefes alarak kollarını Hilal’e doğru açtı girmesi için. Sakin ve huzur verici bir ses tonuyla ‘’Merak etme kızmayacağım.’’ Dedi. Onun her zaman sinirli olan biri olarak düşünmelerinden hoşlanmıyordu.

Hilal gülümseyerek Büşra’nın kollarının arasına girdi. ‘’Özür dilerim. Dalmıştım.’’

‘’Lütfen bir daha olmasın Hilal. Hepimizi çok endişelendirdin.’’ Dedi Zeynep elini Hilal’in sırtına koyarak.

‘’Pekâlâ, artık gidebilir miyiz?’’

‘’Çok sabırsızsın Reyyan.’’

‘’Ne var Ecrin? Olamaz mı? Hayatımızda ilk ve tek kez liseden mezun olmuşuz. Heyecanlı olamaz mıyım?’’

‘’Öf, sana da bir şey söylenmiyor.’’

‘’Söyleme o zaman.’’

‘’Tamam, yeter artık! Tartışmanıza sonra devam edersiniz. Hadi arabaya.’’ Diyerek tartışmalarına son verdi Ebrar. Zaten yeterince stresliydi şu an. Bir de bunlarla uğraşamayacaktı. Her ne kadar bu ikiliye gülse de arada ses desibellerini ayarlayamadıkları için oldukça rahatsız edici oluyorlardı.

Sırayla arabaya bindiler. Okulun bahçe kapısından çıkmadan önce son defa okula baktılar. Hüzün ve yüzlerindeki buruk gülümsemeyle beraber bahçeden çıktılar.

Afyon’un küçük ama samimi kafelerinden birine geldiler. Lise boyunca genelde geldikleri bir kafeydi burası. Kafe de çalışanların çoğu tanırlardı onları. Köşedeki her zaman buraya geldiklerinde oturdukları büyük masaya oturmuşlardı. Kafenin camları buğulanmış, içeriye kahve çikolata kokusu yayılmıştı.

‘’Dört yıl, tam dört yıl burada birlikteydik.’’ Dedi Ebrar sandalyesini geriye yaslayarak. Saçları dağılmış, mezuniyet cübbesi biraz kaymıştı ancak umurundaymış gibi gözükmüyordu. Gözleri arkadaşlarında gezindi. ’’Daha dün gibi geliyor liseye başladığımız gün…’’ Hala koridorda bulduğu kâğıdın etkisindeydi ama diğerlerine bu durumu yansıtmamaya çalışıyordu. Bu oldukça zor olsa bile bir şekilde üstesinden geliyordu.

‘’Daha dün gibi değil, düpedüz dün.’’ Diye mırıldandı Hilal. Ebrar’a bir bakış attı ama içinde buruk bir gülümseme vardı. ‘’Cidden, bu kadar çabuk geçtiğine inanamıyorum.’’

Reyyan gözlerini devirdi. ‘’Zamanın çabuk geçmesini hissetmek yaşlandığımızın bir göstergesi mi acaba?’’ Diğerleri Reyyan’ın dediğine gülerken o dışarı bakan Zeynep’e döndü. ‘’Düşünmeyi bırak artık,’’ Gözlerinde her zamanki muzır ifade vardı. ‘’Ne yani, mezun olduk diye dramatik moduna mı geçtin?’’

Zeynep hafifçe gülümseyerek başını çevirdi. ‘’Öyle bir şey değil’’ dedi ‘’Sadece… her şey çok hızlı geçti. Daha dün gibi geliyor.’’ Zamanın hızına yetişmek mümkün değildi.

‘’Daha kaç defa söyleyeceğim. Zaten dündü.’’ Diye söylendi Hilal. Elini çenesine yaslamış diğer eli de soğuk kahve dolu bardağını tutuyordu.

‘’Bana sorarsan yeterince yavaş geçti. Ama bitti. Oh… bekle bizi İstanbul biz geliyoruz!’’ dedi Ecrinnaz. Ellerini yumruk yapıp havaya kaldırdı. İstanbul’ taşınacaklarına en çok sevinen Ecrinnaz’dı.

Büşranur alnını masaya yaslayarak ofladı. ‘’Şu konu var bir de’’ Sesi, yüzünü masaya gömdüğü için boğuk çıkıyordu.

Reyyan aklına bir şey gelmiş gibi Hilal’e doğru döndü. ‘’Hepimiz İstanbul’da okuyacağız ama senin daha kesin değil.’’ ‘Ne yaptın?’ Dercesine kafasını salladı.

Hilal hafifçe başını salladı. ’’Mimar Sinan Üniversitesi büyük ihtimalle ama yine de kesin değil.’’ Bir türlü üniversiteye karar veremiyordu. İstanbul’a arkadaşlarının yanında o da gitmek istiyordu ama bir yandan da ‘gitmesem mi?’ diye de düşünmüyor değildi.

Ebrar omzuna bir şaplak attı. ‘’Geleceksin işte! Hepimiz aynı şehirde okuyacağız, o yüzden fazla düşünme.’’ Hepsi beraber olmalıydı. Her ne kadar kendisi sadece tatil dönemlerinde arkadaşlarının yanına gelebilecek olsa da hepsinin bir arada olmasını istiyordu.

Büşra başını masadan kaldırıp kollarını göğsünde bağladı. Tam konuşacaktı ki Zeynep ‘’Hazır olun, bombayı gönderiyor.’’ Diyerek diğerlerini uyardı. Gülerek Büşra’ya göz kırptı ve kahvesinden büyük bir yudum aldı.

Büşra arkadaşına sinirli bir bakış gönderip konuşmaya başladı. ‘’Ben hâlâ altımızın aynı evde yaşamasının iyi bir şey olup olmadığından emin değilim.’’

Ecrinnaz kaşlarını kaldırdı. ‘’Aa, nedenmiş?’’ Aslında nedenini çok iyi biliyordu ama Büşra’nın bu halleri ona çok komik geliyordu.

Büşranur ellerini masaya koyarak konuşmaya başladı. ‘’Çünkü sen çok üşengeçsin ve Reyyan ile ikiniz saçma sapan her konuda tartışıyorsunuz. Ebrar zaten hafta sonları gelecek. Hilal desen olur olmadık zamanlarda ortadan kayboluyor. Zeynep beni sakinleştirmek için kız harap oluyor. Ama o da az değil. Kısacası; mutfakta kavga edenler, sabaha kadar tartışmalar, banyoda sıra bekleyenler falan filan.’’

Kısa bir sessizliğin ardından Reyyan ve Ebrar gür bir kahkaha paylattılar. ‘’Büşra resmen evdeki kaosun nasıl olacağını özetledi.’’ Evet, kaos bol bol olacaktı ama çok mutlu olacaklardı.

Hilal sessizce onları dinliyordu. Arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı. ‘’Ama yine de en güzel anılarımız orada olacak.’’

Ebrar gülerek ‘’Aynen. Bol kavgalı anılar’’ dedi. Sandalyeden kalkarak üstündeki kaymış cübbesini çıkardı ve sandalyenin sırt kısmına asarak tekrar oturdu. Rahat olamıyordu bir türlü.

Ecrinnaz gülümseyerek kahve fincanını sımsıkı tutuyordu. ‘’Ya boş verin, onları o zaman geldiğinde düşünürüz. Birkaç saat önce kep attık inanabiliyor musunuz?’’ Hala mezun olmanın şokunu atlatamamıştı.

Reyyan geriye yaslanarak heyecanla konuştu. ‘’Evet, sonunda mezun olduk. YAŞASIN!’’ Sonunda işkence gibi geçen sınav yılı bitmişti. Ama üniversiteden de korkmuyor değildi.

‘’Bunu 5. Kez söyledin.’’ Dedi Ecrinnaz.

Büşranur iç çekti. ‘’Kep atmak mı? Bence o kep savaşıydı. Bir ara Ebrar’ın attığı kep kafama çarptı.’’

Ebrar kahkaha attı. ‘’O sana gelmemeliydi. Yanlışlıkla oldu. Hedefi Seda’ydı ama rüzgâr ters esti.’’

Seda, özellikle Ebrar’ın sevmediği, nefret ettiği bir kızdı. Kız onların gruptan sadece Ecrinnaz ile konuşurdu. Altılının sıranın yanına geldiğinde diğerlerini görmezden gelirdi. Büşranur, Seda’yı defalarca terslemesine rağmen onları umursamıyordu. Olur olmadık her konuya maydanoz gibi dahil oluyordu. Hepsinin nefret ettiği bir davranıştı. Ama kız sülük gibi Ecrinnaz’a yapışıyordu. Ecrin de insanları kırmaktan korktuğu için bir şey diyemiyordu. Artık o kızdan da kurtuluyorlardı.

Hilal başını iki yana salladı. ‘’Keşke gitseydi.’’ Kafasına düşen kepi görünce yüzünün alacağı ifadeyi görmek için her şeyini feda edebilirdi.

‘’Sonuç olarak kurbanı ben oldum.’’ Dedi Büşranur gülerek.

Bir anda Ecrinnaz’ın bağırmasıyla herkes bakışlarını o tarafa doğru çevirdi. İkili yine tartışacak bir şey bulmuştu anlaşılan ‘’Reyyan! Yeter artık bacağımı vurup durma!’’

‘’O zaman sen de tabağındaki tatlının yarısını ver. Ben de benimkinden vereceğim işte.’’

‘’İstemiyorum diyorum neden anlamıyorsun!’’

‘’Keçiler seni görse önünde diz çökerlerdi. ‘Pardon abla biz de kendimizi inatçı sanırdık’ derlerdi.’’

‘’Ben inatçı falan değilim. Sadece istemediğimi uygun bir şekilde dile getiriyorum. Sense beni sinir etmek için fırsat kolluyorsun.’’

‘’Hadi, hadi! Yine mi başlıyoruz?’’ diye araya girdi Ebrar. ‘’Şu güzel günü kavgayla mı bitireceksiniz.’’ Diğerlerine dönüp ‘’Siz de bir şey söyleme tenezzülünde bulunacak mısınız acaba?’’ Bunların kavgalarını genelde kendisinin ayırmaya çalışmasından yorulmuştu artık.

Büşranur kollarını iki yanında açarak ‘’İşte, işte tam olarak bu yüzden İstanbul’daki evde benim başım ağrıyacak.’’ Sandalyeye yaslanarak kafasını geriye attı.

Reyyan ve Ecrinnaz aynı anda kollarını bağlayıp başlarını çevirdi. Şimdi küsmüş gibi olabilirlerdi ama beş dakika geçtikten sonra tekrar eski hallerine döneceklerdi. Küs kalamazlardı.

‘’Zeynep, sen sakinsin. Biraz yardım et Büşra’ya’’ dedi Hilal, göz kırparak.

Zeynep elindeki kahve fincanını masaya bıraktı. ‘’Ben ancak felsefi, yatıştırıcı konuşmalar yaparak yardım edebilirim.’’ Çok kitap okumanın faydaları.

Ebrar kıkırdadı ‘’Zeynep’in kitaplarla bizi sakinleştirme çabaları mı? Olur, deneriz.’’

Tam o esnada garson masaya doğru yaklaştı. Elinde altı kahve fincanı daha vardı. ‘’Mezuniyetiniz kutlu olsun,’’ dedi gülümseyerek, fincanları bırakırken. ‘’Hepinizi dört yıl boyunca burada görmek güzeldi.’’ Yıllarca genelde onları burada gördüğü için hepsini tanıyordu garson.

‘’Teşekkür ederiz.’’ Dedi Hilal hafifçe başını eğerek.

‘’Teşekkürler. Burayı çok özleyeceğiz. Resmen bizim mekân oldu burası.’’ Diyerek kıkırdadı Reyyan.

Garson elindeki tepsiyi çevirerek ‘’Bizim yerimiz belli. Tatillerde gelirsizin. Kapımız size her zaman açık.’’

‘’Merak etmeyin, mutlaka geliriz.’’ Dedi Büşranur.

‘’Bekliyor olacağız.’’ Dedikten sonra bir elini sırtından sabitledikten sonra önlerinde eğilerek küçük bir reverans yaptıktan sonra boş bardakları alarak masadan uzaklaştı garson. Gülerek tekrar önlerine döndüler.

Samimi, güler yüzlü, nazik garsonlar çalışırdı burada. Bir daha böyle bir yer bulabileceklerini düşünmüyorlardı. Hele ki İstanbul’da imkânsız gibiydi.

Garson uzaklaşınca Zeynep masanın üstündeki nostaljik görünümlü fotoğraf makinesi aldı. ‘’Hadi bu ânı ölümsüzleştirelim. Nasıl olsa Afyon’daki son günlerimiz.’’ Elindeki makinayı ayarlamaya başladı.

Herkes başıyla onayladı sandalyeler gıcırdayarak geri çekildi, altı arkadaş sıkışarak bir araya geldi. Reyyan kolunu Ecrinnaz’ın omzuna atarken Ebrar ve Hilal yan yana durdu. Zeynep fotoğraf makinesini sandalyeye sabitleyerek sayacı açtı ve koşarak Büşra’nın yanında yerini aldı.

Zeynep makinenin kamera kısmına bakarak ‘’Tamam, herkes hazır mı?’’ diye sordu.

‘’Her zaman’’ dedi Reyyan gülerek.

‘’Güzel poz verin. Story de paylaşacağım.’’ Dedi Ebrar.

‘’Sen önce beni dürtmeyi bırak.’’ Diye Ebrar’ı uyardı Hilal.

‘’Tamam herkes kameraya baksın.’’ Dedi Büşranur gülerek.

‘’Gülümsüüün!’’ diye bağırdı Ecrinnaz.

Flaş patladı.

O an dondu.

Ve işte o fotoğraf, ilerde en büyük tehditleri olacaktı.

Fakat kimse fotoğraftaki garipliği fark etmedi.

Zeynep makinadan çıkan kâğıt parçasını eline alıp sallamaya başladı. Görüntü netleşince arkadaşlarına doğru uzattı. Lisenin son günü fotoğrafını ellerinde tutuyordu.

İlk Ebrar eline aldı fotoğrafı. ‘’Bir gün bu fotoğrafa bakıp güleceğiz.’’ Dedi gözlerini kısarak. Fotoğrafa gülerek bakıyordu. Kağıttaki yazının kime neden, ne için yazıldığını deli gibi merak ediyordu. Bu durumu araştıramazdı da. Elinde tek kanıt olan kâğıdı da çöpe atmak zorunda kalmıştı. Ama merak ettiğini diğerlerine çaktırmamak için üstün bir başarı sergiliyordu.

Büşra gülümsedi. ‘’O gün geldiğinde hala birlikte olmamız dileğiyle.’’

Saat gece yarısını geçerken altı kız toparlanmaya başladı. Bir kez daha birbirlerine sarıldılar. Gelecek belirsizdi ama onlar birbirlerine inanıyorlardı. Her zaman beraber olacaklardı.

İstanbul onları bekliyordu.

İyisiyle kötüsüyle…

İlerde o fotoğrafa bakarken gülüp gülmeyecekleri belirsizdi.

*^*

Evet sayın satırdaşlarım herkese merhaba!!!

Bilmeyenler için kendimi tanıtayım ben Buresya. Kitaplara aşık biri ve bu aşkını içine sığdıramayıp kendi kurgularını yazmaya başlayan biriyim. Ve hayır kendimi "yazar" olarak tanımlayamayacak kadar toyum.

Bu kurgumun oluşma hikayesi farklı ama şimdi anlatamam:) Hayatta her şeyin bir sırası vardır, bu sıra karışmamalıdır. Elbet zamanı geldiğinde öğreneceksiniz.

Gelelim aklınızdaki soruya. Bu kitapta bizi neler bekliyor?

Neler beklemiyor ki...

Uzun bir kurgu olacak, onu söylemeden geçemeyeceğim. Tanıtım bölümünde de bu bölümde de okudunuz, altı kız arkadaşımız var. Bunların en büyük hayalleri İstanbul'da üniversite kazanıp aynı eve çıkmak. Bu hayali gerçekleştiriyorlar da.

Tren ile İstanbul'a gidiyorlar. Ve o trende ilerde hayatlarının merkezinde olacaklarını bilmedikleri kişilerle tanışıyorlar her ne kadar tanışma olmasa da.

Sonrasında dört yıl sonrasını okuyarak asıl evrene giriş yapacağız. Kızlar trende gördükleri o grupla bir daha hiç karşılaşmadılar. Bu süreçte de kendi hayatlarını kurdular, İstanbul'a alıştılar, beraber yaşamaya başladılar ve ilk günden beri hiçbir şeyi yadırgamadılar.

Bir gün bilinmeyen birinden gelen bir mesajla hayatları yörüngesinden kaymaya başladı. Trende tanıştıkları o grupla beklenmedik bir anda karşılaştılar ve mecburen birlikte bu gizemi çözmeyi kabul ettiler.

İşin daha derinine indikçe hayatları altüst oldu. Sırlar, saklananlar, tanıdıklarını sandıkları kişilerin ihanetleri ve daha nicesi...

Kısacası bizi sürekli aksiyon yaşanan, yerinde duramayan bir evren bizi bekliyor satırdaşlarım>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.