İçeriğe geç

SON ARAYAN KATİLDİ

Bölüm 2 · 8 dk okuma

SON ARAYAN KATİLDİ

Bölüm 2

Kapının Önündeki Zarf

BÖLÜM 2

Deva , kendi evinin kapısını ilk kez yabancı bir yer gibi gördü.

Telefon ekranındaki fotoğrafa bakıyordu.

Moda’daki apartmanının giriş kapısı. Eski pirinç tokmak. Sol tarafta paslanmış zil paneli. Girişteki mozaik taşlar. Her gün defalarca gördüğü, ezbere bildiği, hatta karanlıkta bile el yordamıyla bulabileceği o kapı şimdi telefonun ekranında başka bir şeye dönüşmüştü.

Bir tehdide.

Fotoğrafın altında yazan cümle, sanki ekrandan çıkıp boynuna soğuk bir el gibi dolandı.

“Eve geç kalma. Bu gece yalnız değilsin.”

Fatih , Deva’nın yüzündeki değişimi fark etmişti.

“Ne oldu?” diye sordu.

Deva telefonu ona uzattı. Fatih ekrana baktığında çenesindeki kas hafifçe gerildi. Cümleyi bir kez okudu. Sonra fotoğrafı büyüttü. Kapının önündeki beyaz zarfı inceledi.

“Bu sizin apartman mı?”

“Evet.”

“Şu an evde kimse var mı?”

Deva başını iki yana salladı. “Yalnız yaşıyorum.”

Fatih telefonu geri verdi.

“Benim arabam hemen köşede. Sizi eve bırakıyorum.”

Deva, normalde böyle bir cümleye itiraz ederdi. Tanımadığı bir adamın, hele ki Gökbey’in çevresinden gelen bir avukatın arabasına binmek akıllıca görünmezdi. Fakat o gece mantığın sesi fazla uzaktan geliyordu.

Mira kayıptı.

Canlı yayına bağlanan adam Mira’nın adını söylemişti.

Ve şimdi birileri Deva’nın evinin önüne zarf bırakıyordu.

“Polisi aramalıyız,” dedi Deva.

“Arayacağız,” dedi Fatih. “Ama önce zarfın hâlâ orada olup olmadığını görmemiz gerek.”

Deva gözlerini kıstı. “Siz polis değilsiniz.”

“Değilim.”

“Öyleyse neden bu kadar sakinsiniz?”

Fatih ona baktı. Sokak lambasının zayıf ışığı yüzünün bir tarafını aydınlatıyordu. Gözleri soğuk değil, kontrollüydü.

“Çünkü panik, karşı tarafın en sevdiği şeydir.”

Deva bu cevabı sevmedi.

Çünkü doğruydu.

Arabaya bindiklerinde İstanbul’un gece trafiği seyrelmişti. Şehir, sanki biraz önce olanları bilmiyormuş gibi kendi ritminde akıyordu. Taksim’den aşağı inerken vitrin ışıkları camlardan kayıp geçti. Deva, çantasındaki mor ajandanın sert kapağını parmaklarıyla yokladı.

Fatih direksiyondaydı. Dikkatli ama telaşsız kullanıyordu. Konuşmadan önce birkaç sokak geçtiler.

“Mira size Gökbey hakkında bir şey anlattı mı?” diye sordu Fatih.

Deva camdan dışarı bakıyordu.

“Tam olarak değil.”

“Tam olarak değil ne demek?”

“Bazı şeyleri kelimeyle anlatmaz insan,” dedi Deva. “Mira son aylarda değişti. Daha az gülüyordu. Telefonda konuşurken cümlelerini yarıda kesiyordu. Bazen bir yere davet ettiğimde önce evet diyor, sonra Gökbey’in programına göre vazgeçiyordu.”

Fatih kısa bir bakış attı.

“Kontrol mü ediyordu?”

“Bunu dışarıdan bakan herkes ‘ilgili bir nişanlı’ diye yorumlardı.”

“Peki siz?”

Deva’nın dudakları acı bir gülümsemeyle kıvrıldı.

“Ben mesleki olarak buna ‘alan daraltma’ derdim.”

“Özel olarak?”

Deva bu kez Fatih’e baktı.

“Boğulma.”

Fatih cevap vermedi.

Arabanın içindeki sessizlik, ikisinin arasında gizli bir anlaşma gibi büyüdü. Fatih de Gökbey hakkında bir şeyler biliyordu. Deva bunu hissediyordu. Ama adam henüz bütün dosyayı açmaya hazır değildi.

Tıpkı Deva’nın ona güvenmeye hazır olmadığı gibi.

“Gökbey’in avukatı değil miydiniz?” diye sordu.

Fatih’in elleri direksiyonda sıkılaştı.

“Ailesinin bazı şirket davalarına baktım. Gökbey’in şahsi avukatı değilim.”

“Bu cevap çok özenli seçildi.”

“Çünkü yanlış anlaşılmak istemiyorum.”

“Ben de yanlış kişiye güvenmek istemiyorum.”

Fatih hafifçe başını eğdi. Bu bir kabul gibiydi.

“Bu konuda haklısınız.”

Moda’ya yaklaştıklarında deniz kokusu arabanın içine kadar sızdı. Sokaklar ıslaktı. Yağmur yeni dinmiş, kaldırımlar siyah bir ayna gibi parlamıştı. Deva’nın apartmanı köşedeki eski binaydı. Dört katlı, sarı boyası yer yer dökülmüş, girişindeki lamba çoğu zaman titreyen bir bina.

Fatih arabayı apartmanın biraz gerisine park etti.

“Burada bekleyin.”

Deva kaşlarını kaldırdı. “Ciddi olamazsınız.”

“Gayet ciddiyim.”

“Ben kendi evimin kapısına sizin arkanızdan yürümeyeceğim.”

Fatih’in bakışları ona döndü.

“Bu bir cesaret meselesi değil.”

“Biliyorum,” dedi Deva. “Kontrol meselesi.”

Kapıyı açıp indi.

Fatih bir saniye arkasından baktı, sonra o da indi. Deva hızlı yürümüyordu. Hızlı yürürse korktuğunu kabul etmiş gibi hissedecekti. Bunun saçma olduğunu biliyordu ama yine de adımlarını ölçülü tuttu.

Apartman kapısına yaklaştılar.

Zarf oradaydı.

Bembeyaz.

Kapının önündeki paspasın tam ortasında duruyordu. Üzerinde yine yalnızca Deva’nın adı yazıyordu.

Deva Dümen.

Fatih elini kaldırdı.

“Dokunmayın.”

Deva durmuştu zaten.

Zarfın kenarında ince, koyu kırmızı bir leke vardı. Kan mıydı, mürekkep mi, ruj mu belli değildi. Ama leke, zarfın beyazlığını daha korkunç yapıyordu.

Fatih telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti. Sonra cebinden mendil çıkararak zarfı kenarından tuttu.

“İçeri çıkalım,” dedi.

“Hayır,” dedi Deva.

Fatih ona baktı.

“Burada açacağız.”

“Bu akıllıca değil.”

“Ben evime girmeden önce neyle tehdit edildiğimi bilmek istiyorum.”

Fatih birkaç saniye sustu. Sonra zarfı ona uzatmadan kendisi açtı. İçinden küçük, parlak bir şey düştü.

Deva’nın nefesi boğazında kaldı.

Bu bir anahtardı.

Eski tip, gümüş renkli, ucunda mor bir kurdele bağlı bir anahtar.

Deva anahtarı tanıyordu.

“Bu…” Sesi çatladı.

Fatih ona baktı. “Ne anahtarı?”

Deva yutkundu.

“Mira’nın Adalar’daki yazlık evinin anahtarı.”

Fatih’in yüzündeki ifade değişti.

“Emin misiniz?”

“Evet. Kurdeleyi ben bağlamıştım. Kaybolmasın diye.”

Anahtarın yanında katlanmış bir kâğıt vardı.

Fatih açtı.

Bu kez not daha uzundu.

“Bazı evler sır saklar. Bazı kadınlar yanlış kapıyı açar. Mira ilkini yaptı. Sen ikincisini yapacaksın.”

Deva kâğıda uzun uzun baktı.

Mira ilkini yaptı.

Bu cümle Mira’nın hâlâ hayatta olabileceği anlamına mı geliyordu? Yoksa katil onun geçmiş zamanda kaldığını mı söylüyordu?

Deva’nın zihni profesyonel refleksle çalışmaya başladı. Her kelimeyi ayırdı. “Evler sır saklar.” Adalar’daki yazlık. “Kadınlar yanlış kapıyı açar.” Deva’ya yöneltilmiş tehdit. “Mira ilkini yaptı.” Mira bir sır öğrenmişti. “Sen ikincisini yapacaksın.” Deva o eve gitmeye zorlanıyordu.

Fatih notu telefonuyla fotoğrafladı.

“Polisi arıyoruz.”

Deva bu kez itiraz etmedi.

Tam o sırada apartman kapısının içinden bir ses geldi.

İkisi de aynı anda döndü.

Kapının arkasında biri vardı.

Camlı bölüm buzlu olduğu için yalnızca gölge görünüyordu. Uzun boylu bir siluet. Hareketsiz. İçeriden onlara bakıyordu.

Deva’nın kalbi hızlandı.

Fatih bir adım öne geçti.

“Kim var orada?” diye seslendi.

Cevap gelmedi.

Siluet kıpırdamadı.

Fatih kapı kolunu tuttu. Kapı kilitli değildi. Yavaşça itti.

Kapı açıldı.

Apartman boşluğu loştu. Giriş lambası yine titriyordu. Merdivenler yukarı doğru karanlık bir boğaz gibi uzanıyordu.

Ama içeride kimse yoktu.

Deva’nın gözleri hemen posta kutularına kaydı. Kendi kutusunun kapağı açıktı.

Normalde kilitliydi.

Yaklaştı.

Posta kutusunun içinde bir fotoğraf vardı.

Fatih onu durdurmak için elini uzattı ama Deva çoktan fotoğrafı almıştı.

Fotoğraf eskiydi.

Adalar’daki yazlık evin bahçesi. Yaz günü. Güneş. Masada limonata bardağı. Mira, Deva ve birkaç akraba kameraya gülüyordu.

Ama fotoğrafın arkasına kırmızı kalemle bir daire çizilmişti.

Deva’nın etrafına.

Ve altına şu yazılmıştı:

“Ben seni Mira’dan önce gördüm.”

Deva’nın eli titredi.

Fatih fotoğrafa baktığında gözleri sertleşti.

“Bu artık sadece Mira meselesi değil.”

Deva acı bir nefes verdi.

“Hiçbir zaman sadece Mira meselesi değildi.”

O anda telefonu çaldı.

Ekranda isim yoktu.

Bilinmeyen numara.

Fatih hemen, “Açmayın,” dedi.

Deva ekrana baktı.

Telefon çalmaya devam etti.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Deva parmağını yeşil tuşa götürdü.

Fatih daha sert bir sesle, “Deva,” dedi.

Bu, onun adını ilk kez böyle söyleyişiydi. Uyarı gibi değil. Korku gibi.

Deva telefonu açtı.

Hiç konuşmadı.

Karşıdan önce nefes sesi geldi.

Sonra o ses.

Canlı yayındaki aynı sakin, boğuk erkek sesi.

“Zarfı beğendin mi?”

Deva’nın gözleri apartman boşluğunda gezindi.

“Neredesin?”

Adam hafifçe güldü.

“Bu soruyu sevdim. Çünkü hâlâ uzağında olduğumu sanıyorsun.”

Fatih telefonu hoparlöre alması için işaret etti. Deva yaptı.

Adam konuşmaya devam etti.

“Yanındaki avukat seni koruyamaz.”

Fatih’in yüzü dondu.

Deva’nın sesi soğuktu.

“Sen Gökbey misin?”

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Bu sessizlik, ilk kez adamın kontrolünün bozulduğunu düşündürdü.

Sonra fısıldadı.

“Gökbey sadece senin anlayabileceğin kadar dürüst davrandı.”

Deva’nın midesi bulandı.

“Ne istiyorsun?”

“Sen zaten biliyorsun.”

“Hayır, bilmiyorum.”

Adamın sesi alçaldı.

“Beni çözmeni istiyorum. Beni herkes gibi dinlemeni değil. Beni anlamanı. Beni aramanı. Benden korkarken bile bana yaklaşmanı.”

Deva’nın boğazı kurudu. Bu bir tehditten fazlasıydı. Bu, hastalıklı bir davetti.

Fatih, telefonu kapatmasını işaret etti.

Ama Deva kapatmadı.

“Peki Mira?” dedi.

Adam sustu.

Deva bir adım attı.

“Mira nerede?”

Bu kez adamın nefesi değişti. Sanki gülümsüyordu.

“Mira bir kapı açtı.”

“Yaşıyor mu?”

“Adalar’a gel, Deva.”

“Yaşıyor mu?” diye tekrarladı Deva.

Adamın sesi neredeyse kulağının dibindeymiş gibi çıktı.

“Bunu öğrenmek için doğru anahtarı kullanman gerek.”

Hat kapandı.

Apartman boşluğunda yalnızca titreyen lambanın zayıf sesi kaldı.

Deva telefonu indirdi.

Fatih hemen konuştu.

“Bu bir tuzak.”

“Biliyorum.”

“Yalnız gitmeyeceksiniz.”

Deva ona baktı.

“Ben hiçbir yere yalnız gitmeyeceğim.”

Fatih’in gözlerinde kısa bir rahatlama belirdi. Ama Deva cümlesini tamamladı.

“Çünkü katil beni zaten hiç yalnız bırakmıyor.”

O gece Deva kendi evine girmedi.

Polis geldiğinde apartmanın önü mavi-kırmızı ışıklarla doldu. Zarf, anahtar, not, fotoğraf delil poşetine kondu. Deva ifade verdi. Fatih, yanında sessizce durdu. Polis memurlarının soruları sıradandı: Tehdit aldınız mı? Gökbey’le aranızda bir sorun var mı? Mira’nın düşmanı var mı? Bu sesi tanıyor musunuz?

Deva her soruya cevap verdi.

Ama hiçbir cevap, içinde büyüyen asıl soruyu susturmadı.

Mira o eve ne için gitmişti?

Ve Gökbey gerçekten katil miydi, yoksa biri onun saplantısını kullanarak çok daha büyük bir oyun mu kuruyordu?

Sabaha karşı Fatih, Deva’yı kendi hukuk bürosuna götürdü. Galata’daki eski binanın üçüncü katında, şehir henüz uyanmamışken, Deva elinde kahve bardağıyla pencerenin önünde durdu.

Fatih masasına bir dosya bıraktı.

“Size göstermem gereken bir şey var.”

Deva arkasını döndü.

“Gökbey hakkında mı?”

Fatih dosyayı açtı.

İçinden bir gazete kupürü çıktı.

Üç yıl öncesine aitti.

Başlık kısa ve keskindi:

GENÇ KADIN ADALAR’DA ÖLÜ BULUNDU

Deva’nın kalbi yavaşladı.

Fotoğraftaki kadını tanımıyordu.

Ama kadının boynundaki kolyeyi tanıyordu.

Aynısından Mira’da da vardı.

Fatih sessizce konuştu.

“Bu kadın, Gökbey’in eski sevgilisiydi.”

Deva kupüre baktı.

Kadının adı haberin altında yazıyordu.

Lara Somer.

Fatih devam etti.

“Dosya intihar diye kapandı.”

Deva başını kaldırdı.

“Ama siz buna inanmıyorsunuz.”

Fatih’in yüzü karardı.

“Çünkü Lara ölmeden önce son kez birini aradı.”

Deva nefesini tuttu.

Fatih, kupürün yanına eski bir telefon dökümü koydu.

Son aranan numara işaretlenmişti.

Deva numaraya baktı.

O an elindeki kahve bardağı neredeyse düşecekti.

Çünkü Lara Somer’in ölmeden önce aradığı son numara, Mira’nın numarasıydı.

Bölüm sonu

1 yorum