İçeriğe geç

Solgun Hatıra

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Solgun Hatıra

Bölüm 2

BÖLÜM 2: KIRMIZI GECE

Kasaba, yüzyılda bir gerçekleşen "Kırmızı Ay Tutulması" için ayaklanmıştı. Şehir merkezindeki parkta fenerler yakılmış, hafif bir müzik etrafa yayılıyordu.

​Adrian, kalabalığın içinde kendini her zamanki gibi bir yabancı gibi hissediyordu. Arkadaşı Lera, onu "Evde oturup eski kitaplarla çürüyeceksin!" diyerek zorla bu şenliğe sürüklemişti. Lera, parlak enerjisiyle kısa sürede okuldan bir grubun yanına karışıp gözden kaybolduğunda, Adrian sonunda derin bir nefes alabildi.

​Kalabalıktan uzaklaşıp gölgelerin başladığı bir ağacın altına sığındı. Gökyüzündeki ay, sanki bir damla kanla yıkanmış gibi kızıl ve büyüleyiciydi.

​"Kırmızı Ay, Yalan Söylemez"

​"Onun bu hali insana ölümlü olduğunu hatırlatıyor, değil mi?"

​Adrian sıçrayarak sesin geldiği yöne döndü. Ağacın gölgesinden ağır adımlarla Julian çıktı. Kırmızı Ay'ın ışığı, Julian’ın koyu bakır saçlarında bakır parıltılar yaratıyordu. Bakışları her zamanki gibi hüzünlü ama bu gece garip bir şekilde daha canlıydı.

​Adrian kalbinin hızlandığını hissetti. "Julian... Seni burada görmeyi beklemiyordum."

​Julian yanına kadar geldi, Adrian ile arasında sadece bir adımlık mesafe bıraktı. Orijinal resimdeki o koruyucu ama gizemli duruşuyla gökyüzüne baktı. "Lera seni yalnız mı bıraktı? Onu az önce kalabalığın arasında dans ederken gördüm."

​Adrian gülümsedi, Julian'ın Lera'nın ismini bilmesi onu şaşırtmıştı ama sormadı. "Lera yerinde duramaz. Ben ise sadece... sessizliği seviyorum."

​Bir Sırrın Kıyısında

​Julian, Adrian'a doğru döndü. Ay ışığı, Julian'ın solgun yüzündeki o 'genç ama asırlık' ifadeyi iyice belirginleştirmişti. "Sessizlik iyidir Adrian. İnsanlar çok konuşur ama çok az şey söylerler. Oysa bu ay... o çok şey anlatıyor."

​Adrian merakla sordu. "Mesela ne anlatıyor?"

​Julian bir adım daha yaklaştı. Adrian, onun teninden yayılan o tanıdık ama açıklayamadığı soğukluğu hissetti. Julian elini kaldırıp gökyüzünü işaret ettiğinde, parmağındaki antik gümüş yüzük Ay ışığını yansıttı.

​"Eski bir efsaneye göre," dedi Julian, sesi fısıltı kadar kısık ama büyüleyiciydi. "Kırmızı Ay tutulduğunda, ruhlar birbirini gerçek renkleriyle görürmüş. Saklanan sırlar, bu kızıl ışıkta saklanamaz hale gelirmiş."

​Adrian yutkundu. Julian'ın buzul mavisi gözleri, kızıl ışığın altında morumsu bir derinlik kazanmıştı. "Senin sakladığın bir sır var mı Julian?"

​Julian uzun bir süre Adrian'ın gözlerinin içine baktı. Bakışlarında bir anlık bir tereddüt, sonra ise derin bir merhamet belirdi. Hafifçe eğildi, Adrian’ın kulağına doğru fısıldadı:

​"Hepimizin sırları vardır Adrian. Bazıları toprağın altında kalmalı, bazıları ise... tam karşında durur."

​Tam o sırada Lera uzaktan seslendi: "Adrian! Neredesin? Havai fişekler başlamak üzere!"

​Büyü bozulmuştu. Julian bir adım geri çekildi, yüzünde o hüzünlü ama nazik gülümseme belirdi. "Arkadaşın seni çağırıyor. Gitmelisin."

​Adrian arkasına bakmadan yürümeye başladı ama kalbinde Julian'ın o soğuk nefesini ve gizemli sözlerini hissediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.