İçeriğe geç

Sokak lambası •Minsung

Bölüm 9 · 27 dk okuma

Sokak lambası •Minsung

Bölüm 9

~ O canavarı ben yetiştirdim ~

(Flashback/Yazardan)

(Bitmiş bir kitabın son sayfaları)

İnsanoğlunun ruhu aşkla dolduğu zaman yüreğindeki kişi onun için tüm insanlığın temsili olur. Aşkına yenik düştüğü kişi onun için yüreğine yakışandır. Bu sebeple kendinden bilir onu. Ve yine bu sebeple en çok ona güvenir...

Jisung için de Minho kusursuz kelimesinin vücut bulmuş haliydi. En sevdiği, en çok güvendiği ve en çok inandığı...

Onsuz bir hiç olduğunu düşündüğü kişiydi...

Ta ki o sabaha kadar...

Genç heyecandan nereye koyduğunu unuttuğu- aslında yatağının üzerindeki bir yığın eşyayı karıştırsa bulabileceği- kravatını hala dolabını didik didik ederek ararken geç kalacağı düşüncesi dolayısıyla bir yandan da vücudunu saran korkuyla baş etmeye çalışıyordu.

Sakin olmalıydı. Yıllardır bu anın hayalini kuruyordu ve boktan bir kravat yüzünden geç kalıp her şeyi mahvedemezdi. Aylarını verdiği proje sonunda gelişmiş bir şirket tarafından yatırım almaya uygun görülmüştü ve nihayet hayallerini kurduğu şirketi açabilecekti. Bu yüzden sakin olmalı ve 15 dakikadır aradığı kravatı bulmalıydı.

Heyecandan titreyen elleri defalarca baktığı dolabı tekrar tekrar yoklarken bir yandan da dudaklarından kopan küfürlere engel olamıyordu. Çok fazla stresliydi. Hem de fazlasıyla...

Oysa sadece imza atılacaktı. Zaten proje sunumunu yapmıştı ve tek yapması gereken gidip imzayı atarak sonunda parasını almaktı..

Bunları düşündüğünde daha da hızla çarpan kalbine elini koyup birkaç kez vurdu ve sonunda sinirle soluyup arkasını döndüğü gibi yatağına ilerledi. Kendini çamaşırların üzerinde atıp ellerini iki yana açarak biraz soluklandı ve öylece tavana baktı.

"Sorun yok gerizekalı. Ne diye bu kadar hızlı çarpıyorsun. Her şey tıpkı hayallerindeki gibi işte. Aptal heyecanın yüzünden bunu batırma!"

Kendi kendine sitem ederken bir yandan da derin derin nefeslerini eksiltmiyordu. Birden yatakta oturur pozisyona gelerek sarı saçlarını karıştırdı ve yutkunup başını eğdiği gibi gözüne çarpan kravatla elini alnına vurup kendine küfretti.

Tam elini uzatıp kravatı alacağı an cebinde titreyen telefonuyla irkilerek hızla elini cebine attığı gibi telefonu çıkardı. Gördüğü tanıdık isimle çok geçmeden telefonu kulağına götürerek ayaklandı.

"5 dakikaya oradayım dostum. Kravatımı yeni buldum. Bağlayıp geliyorum. Senin evinde buluşup oradan birlikte gideriz şirkete-"

"Gelme jisung."

Seungmin'in oldukça sakin ve bir o kadar da acı dolu ses tonuyla daha elini kravata atamadan kaşlarını çatarak duraksadı.

"Ne demek gelme? Hani senin evinden geçecektik. Sakın bana beni beklemeden şirkete doğru yola çıktığını söyleme! Bu tarihi bir gün Seungmin! Üç aydır bu anı bekliyoruz, şirkete birlikte gidelim diye başımın etini yemiştin üç aydır. Şimdi beni beklemeden mi gidiyorsun şirkete?-"

"Sanırım mail kutuna bakmadın..." Biraz duraksama ve devamı. "Jisung bir mail geldi." Seungmin, Jisung'un sitemkar bir ifadeyle söylediği sözlerin kesip derince soludu. Ses tonunda öyle yoğun bir kararsızlık seziyordu ki Jisung, bir şey olduğunu içten içe düşünmeden edemiyordu."Şey.. nasıl oldu bilmiyorum. Gerçekten- anlamış değilim.. nasıl söylerim.. yani ben.."

Ara ara alınan sert soluklar, acı dolu bir ses tonu, duraksamalar...

Seungmin'in konuşması Jisung için başlı başına bir sorun var demekti. Bu yüzden fark etmeden çattığı kaşlarıyla birden kesti onun sözünü. "Düzgünce anlatsana şunu."

Sonrasında Seungmin biraz bekledi. Sanki kendini hazırlıyor gibiydi. Jisung ise bir o kadar sabırsızdı. Heyecan, endişe ve korku öyle yoğun bir hal almıştı ki deli gibi çarpan kalbinden vücuduna yayılan kanın akış hızını dahi hissediyordu. Bütün hisleri kanıyla birlikte vücuduna yayılıyor ve sıcaklığı artırıyordu..

"Sana sponsor olan şirket bugün olacak anlaşmayı iptal etmiş."

Ve Jisung'un hayallerine vurulan ilk darbeydi bu cümle...

Büyük bir yıkımı getirip kıyameti koparacak ve hayatını tümüyle dönüme sokacak sözcüklerin ilkiydi bu...

"Ne demek iptal etmiş?"

Kulakları dahi duyduğuna inanmıyordu. Telefonu tutan ellerindeki kanın çekildiğini hissediyordu. Korkuyu ilk kez iliklerine kadar hissediyordu. Bu yüzden biraz da emin olma hissi taşıyordu Jisung'un dudaklarından süzülen soru.

"Ben üzgünüm dostum."

Üzgündü. Ama bu Jisung'un duyduğu şeyleri değiştirmiyordu. Üzgün olması hiçbir şeyi ifade etmiyordu.

"Neden.. birden bire?.. Seungmin niye vazgeçtiler?"

Jisung'un dudaklarından çıkan sözcülerdeki derin ton birden çok duyguya ev sahipliği yapıyordu.

Hayal kırıklığı, korku, endişe, merak...

Ama en çok öfke..

Derince soludu sarışın. Anlamaya çalışıyordu. Her şeye hazırdı ama bu sözlere değildi. Ve devamında gelecek olanlara...

"Her şey kesindi Seungmin!" Birden yükseltti sesini. Titreyen elini saçlarına çıkarıp eline gelen tutamları öfkeyle karıştırarak sinirle bağırdı. Bacakları titriyor ve vücuduna yüklenen hayal kırıklığını öfkesinin ardına saklamaya çalışıyordu.

Tam bir yıkılışı yaşıyordu...

"Bugün imzalayacaktık! Her şey planlıydı! Gidip lanet imzayı atacaktık! Projemi çok sevdiğini söylemişti! Ne oldu da iptal ettiler? Bu bugün mü söyleniyor?! Madem iptal edeceklerdi o halde niye başta kabul ettiler?! Oyun mu bu Seungmin?!!"

Vücudu alev alev yanıyordu. Öfke yüreğine yoğun bir kor alev bırakıyor ve damarlarındaki kana karışıp bedenini hızla yakıyordu.

Gözleri ise bu ateşi söndürme işini üstlenerek şimdiden dolmuştu...

"Ben..bunu nasıl söyleyeceğim bilmiyorum."

Seungmin sözlerine devam ettiğinde ise Jisung sıktığı dişlerini gevşetip mümkünmüş gibi daha da çattı kaşlarını.

"Neyi?"

Sordu öfkeyle...

Hayatını tamamiyle alt üst edecek cümleyi duyacağını bilse sorar mıydı emin de değildi...

Sonrası suskunluktu biraz. Tüm sesler anında kesilmişti Jisung için. Birkaç saniye havada fırtına öncesi o yoğun sessizliği andıran bir aura vardı. Kulaklarının sadece Seungmin'e odaklı olduğu bu saniyelerde ise telefonun ardından gelen o basit cümle beraberinde şiddetli bir yıkımı taşıyordu kucağında...

"Emri Minho vermiş."

Minho onun için tüm insanlığın timsaliyken, en değerlisi, en sevgilisi, ve dalgalı denizlerinin dingin limanlarıyken, onu yine bir alaboraya mecbur bırakan kişiydi...

Ve tüm insanlığın yıkılışı böylece Jisung için gerçekleşmişti...

"Bu.. imkansız Seungmin."

Fakat insanoğludur ya bu, elinde tüm kanıtlar olsa bile yüreğine yakışan değerlisinin bunu yaptığına inanmaz.

İnanamaz.

Kalbi müsade etmez ve def etmeye çalışır yıkımı. Hep bir inkar kondurur dudaklarına. Aklını çelmeye, bu fikrini silip atmaya çalışır. İstemez çürümek, ya da istemez enkaza dönmek...

Doğrusu bu ya, hiçbir yürek istemez sevdiği tarafından öldürülmek...

"Saçmalama Seungmin! Minho..bunu yapmaz! Niye yapsın ki?.. Yapmaz.."

Solukları bile kesik kesikken duyduklarına karşı savaşan sadece kalbiydi.

"Üzgünüm dostum. İnan bana ben de başta inanmadım ama.. doğruymuş."

Başını salladı hayır dercesine Jisung. Bu inkarı, olacakları reddetmek içindi.. ölümü reddetmek içindi.. kendi sonu gibi tüm insanlığa karşı kuracağı seti reddetmek içindi...

Sonra kapattı hızla telefonu. Vücudu öyle yoğun bir alevle kavruluyordu ki gözyaşları bu alevi söndürmek istercesine süzülüyordu yanaklarına. Titreyen elleriyle önce mail kutusuna girdi. Son gelen bildirimi açıp istemeye istemeye de olsa bugün olacak toplantının iptaline ilişkin cümleleri hızla okudu.

Minho'yla ilgili tek bir bilgi yer almıyordu. Bu bir kuytu arayan yüreğine çıkış kapısı huzurunu birkaç saniyeliğine bahşetse de duramadı yerinde. Bu belirsizlikle yaşayamazdı. Bu yüzden ıslak gözlerini umursamamaya çalışarak ilk önce anlaşma yapacakları şirketi aradı.

Birkaç kez ardı ardına.. sonunda açılan telefonda çıkan sekreter ise başkanın toplantıda olduğunu söyleyip sonra aramasını istedi. Ama duramadı Jisung. Nefesi kesiliyor ve başı dönüyordu. Korkuyordu.. ve biraz bile olsa bekleyemezdi.

Bu yüzden telefonu tutmakta zorlanırken daha önceki gece doya doya konuştuğu sevgilisinin son arananlarda en başlarda çıkan ismine dokunarak telefonu kulağına götürdü.

Diyecekti. Senin için beni mahvetmek istediğini söylediler, doğru değil dedim inanmadılar diyecekti. Beni öldürmek istediğini söylüyorlar Minho, inkar etsem de inandıramadım onları diyecekti.

Bizi bitirmek istiyorlar, inanmadım onlara diyecekti...

Minho o an telefonu açsaydı Jisung aldığı tüm nefesler üzerine yemin edebilirdi ki, sadece buna inanmadığını söyleyecekti.

Senin böyle bir şey yapmayacağını biliyorum diyecekti.

Sokak lambamsın sen demişti Minho ona. Karanlıkta kaldığım an yolumu aydınlatanım, düştüğüm an ışığının altında oturup soluklandığım durağımsın demişti. Kalbi çürümüş insanlıktan kaçıp sığındığım, ışığında saklandığımsın demişti...

Hal böyleyken niye kendi sokak lambasını söndürmek istesin ki? Niye kendini ebedi bir karanlığa zincirlemek istesin? Minho kendine niye bunu yapsın ki?

Soracaktı hepsini..

Tabi eğer o telefon açılsaydı..

5 senedir çok önemli bir durum olmadığı sürecek sevgilisinin telefonunu derste dahi açan Minho'nun şimdiki meşguliyeti ikilinin kaderini tümüyle değiştirmişti...

Zira Jisung dayanamadı ve hıçkırıklarını tutmaya çalışıp Changbin'i aradı. O bilirdi Minho'nun yerini. Bilir ve Jisung'u ona götürürdü. Neyseki ikinci çalışta açan Changbin biraz da olsa Jisung'u sevindirdi ama ona Minho'nun nerede olduğunu bilip bilmediğini sorduğunda verilen cevap yine bir bataklığa düşürdü sarışını..

"Bilmiyorum dostum, Min bugün şirkete gelmedi. Bugün çok yoğunuz, öğlen molasında ona bakmaya giderim ama bekleyemem, çok önemli dersen Seonghwa'yı ara, belki o biliyordur. Minho'nun evine götürsün seni. Evdedir zaten, senin yanında değilse başka nerede olacak."

Changbin'in sözleriyle anında telefonu kapattı genç. Her geçen saniye daha da derinleşiyordu bulunduğu bataklık. Fikirleri altında ezilmeye başlıyordu. Bir an önce onu görmeliydi yoksa çıldırabilirdi...

Bu yüzden Changbin'in dediğini yaparak gözyaşlarını sildi ve Seonghwa'nın ismini tuşladı. Neyseki çok geçmeden açılan telefonla önce birkaç saniye duraksadı. Gözlerinin önü bulanıktı. Renkler gitmiş ve bedeni grilerin altında kalmıştı. Solukları sertleşirken hıçkırığının dudaklarından firar etmesine izin verdi.

"Alo?.. Jiji? İyi misin dostum?"

Seonghwa'nın endişe dolu ses tonu kulaklarına dolduğu an telefonunun açıldığını anlayan beden ise yutkunup deli gibi merak ettiği soruyu titrek nefesleri eşliğinde sordu..

"Seonghwa.. Minho'nun nerede olduğunu biliyor musun?"

Hırıltılı nefesi Seonghwa'nın merakını ve endişesini kazanmış olacak ki soruyu cevaplamadan önce biraz duraksadı telefondaki ses...

"Hayır ama bir sorun mu var? Senin toplantıda olman gerekmiyor mu? İyi misin sen? Niye ağlıyorsun?"

Endişe Seonghwa'nın ses tonundan kendini çok net ele verirken Jisung daha fazla dayanmayarak gelen soru yüzünden aklına doluşan yaşadığı ve duyduğu şeylerin ağırlığı ile kendini yatağın üzerinde bırakıp birden oturdu ve hıçkırıklarının firarına müsade etti..

"İptal etmişler.. anlaşmayı iptal ettiler Seong-.. Min...Minho demiş. Öyle demiş... o istemiş."

Kesik kesik solukları, hıçkırıkları ve gözyaşları yıkımın soğukluğunu taşıyan cümlelere eşlik ederken Seonghwa çok geçmeden cevapladı onu.

"Nasıl yani? Yatırımı geri mi çektiler? İyi de niye? Daha üç gün önce projeni sundun sen. O zaman kabul ettiler demiştin. Ahh! Bekle yanına geliyorum. Minho evdedir, seni ona götüreyim tamam mı? Orada konuşuruz. Sen sakin ol. Sorun yok.. Eminim bir yanlış anlaşılma vardır dostum. Hallolur."

Seonghwa'nın sözleri her ne kadar rahatlatmak amacı taşısa da Jisung için boş bir uğultudan ibaretti. Duymuyordu.

Hiçbir şeyi...

Ağlıyordu sadece ve kalbindeki ateşi gözyaşları ile söndürmeye çalışıyordu. Seonghwa evine gelene kadar da böyle olmuştu. Ne kadar sürmüştü bilmiyordu Jisung. Ne kadar süredir ağlıyordu. Ya da Seonghwa gelene kadar kaç kez aramıştı Minho'yu bilmiyordu...

Öyle ki artık aradığınız kişi şuan da meşgul sesini duymak midesini bulandıracak kadar rahatsız ediyordu onu..

Ardı ardına çalan kapıyla titreyen bacakları yüzünden savsaklayarak kapıyı açtığında ise Seonghwa'yı karşısında görür görmez kurumaya yüz tutmuş damlalar yeniden firar oldu kipriklerinden. Bacakları titredi ve olduğu yerde yığılmamak adına kapının kolunu sıkı sıkıya tuttu. Ve sonra kapıdaki adama sarılıp kollarına sığındı.

"Jisung? Lütfen ağlama. Halletmeye çalışırız. Minho bir yolunu bulur tamam mı?"

Seonghwa kolları arasındaki gencin saçlarını okşayarak ona daha da sıkı sarılırken Jisung duyduğu isimle iyiden iyiye harlamıştı yüreğindeki ateşi..

"O.. vermiş emri. Ö-öyle dedi Seungmin."

Seonghwa duyduğu sözlerle kaşlarını çatarak hızla Jisung'un omuzlarından tuttuğu gibi onu kendinden çekti ve yüzüne bakarak sordu..

"Ne demek Minho vermiş emri?" Kaşları çatık ve bakışları merak doluydu. Sesi inanmadığını belirtircesine çıkarken Jisung başını olumsuz anlamda sallayarak ağlamaya devam etti.

"Bilmiyorum.. Minho açmıyor.. soracaktım ama açmadı telefonumu.. ben ne yapacağım bilmiyorum Seonghwa.. Çok korkuyorum."

Korkuyordu. Bakışları, sesi ve bedeni bile bunu ele veriyordu...

Seonghwa hıçkıra hıçkıra ağlayan genci kollarının arasına yeniden aldı ve sakinleşene kadar sarıldı ona.

"Bekle bir. Hemen koyuverme kendini. Minho'ya sorarız. Üzülme sen."

Ve daha bir çoğu...

Teselliler Jisung'un kulaklarına uğruyor fakat beynine işlemiyordu. Korkusu buna engel oluyordu. Yüreğindeki ateş hiçbir teselliyi kabul etmiyordu. Sadece Minho'nun dudaklarından çıkan ben yapmadım cümlesini duymaya ihtiyacı vardı...

Sonunda biraz sakinleştiğinde Seonghwa onu içeriye sokup koltuğa oturttu ve burnundan solurken hızla telefonunu çıkarıp Minho'yu aradı..

O sırada Jisung'un yanına oturup bir yandan da sırtını sıvazlarken telefonun açılmasını bekliyordu ikisi de..

Hoparlördeki telefondan çıkan aynı ses artık jisung için korkunç gelmeye başlamıştı. Öfkesini arttırıyor ve kalbindeki endişeyi harlıyordu. Neyseki çok sürmeden telefon anında açıldı ve uzun zaman sonra Jisung sonunda sevgilisinin sesini duydu..

"Ne var?"

Stabil ve oldukça öfkeli bir ses tonu..

Seonghwa açılan telefonla birlikte hızla konuştu. "Jisung yanımda. Aramış seni ama açmamışsın. Neredesin? Yanına getireceğim onu. Konuşmanız gerekiyor sanırım." Seonghwa'nın sözleriyle Minho biraz duraksadı. Nefes sesleri duyuldu birkaç saniye. Jisung öylece baktı telefona. Bir şey desin diye bekledi. Kendi telefonunu saatlerce açmayıp Seonghwa'nınkini anında açan sevgilisi bir şey desin diye büyük bir hevesle bekledi..

"Sokak lambasına getir."

Sonrada kapandı telefon. Ne Jisung'u istedi ne de başka bir şey dedi. Fakat Jisung için hala bir umut vardı. Sevgilisi böyle davransa da önemli değildi.

Yapmamıştı o...

En azından Jisung öyle düşünüyordu. Ta ki yabancı bir numaradan gelen aramaya kadar..

Minho'nun konuşmasından sonra ayağa kalkar kalmaz çalan odadaki telefonu yüzünden hızla oraya gitti ve telefonu açıp anında kulağına götürdü.

"İyi günler Bay Han ile mi görüşüyorum?"

Jisung duyduğu ismi ile kaşlarını çatarak boğazını temizledi. "Evet.."

"Efendim ben Jangmin holdingden arıyorum. Sizinle bugün olacak bir yatırım kabul toplantısı vardı. Onu iptal ettiğimize dair bilgi vermek için aramıştım. Cricon'la yeni bir anlaşma yaptık ve gelirimizi oraya kullanmak istiyoruz. Sadece sizinle değil diğer vereceğimiz yatırımları da Bay Lee Minho'nun isteği üzerine geri çektik. Anlayışınızı isteyerek üzgün olduğumuzu belirtmek istiyoruz."

İnanmak istemiyordu Jisung. Duyduğu hiçbir sözcüğü kabul etmek istemiyordu. Şimdiye kadar böyleydi. Fakat bu konuşmadan sonra kapanan telefonla iki gün öncesi geldi aklına. Minho'nun öylece dururken sorduğu soru beyninde yankılanır yankılanmaz ise tüm taşlar yerine oturdu...

'Bir gün sana ihanet ettiğimi öğrensen, biri çıkıp da sana benim bir pislik olduğumu söylese ne yaparsın?'

Jisung dalgasına vurup gülüp geçmişti bu konuşmaya...

Sadece iki gün öncesinde sorulan bu sorunun cevabını ise şimdi verecekti...

Kalbi kavruluyordu. Bacakları tutmuyor ve bedeni öfkesinin esiri haline geliyordu. Gerçek bir yıkım yaşıyordu bedeni. Canından çok sevdiği, her şeyden çok güvendiği adamın sırtından bıçakladığını öğrenmişti. Elbette kolay değildi onun için...

Bu yüzden gözyaşlarını silip odanın kapısının girişinde bulunan, buz kesilmiş bedenine endişeyle bakan Seonghwa'ya dönerek yutkundu. Bakışları Seonghwa'nın bedenini üşütecek kadar soğuktu...

"Gidelim."

Ve ceketini öfkeyle aldığı gibi hızla odasından ayrıldı. Beraberinde gelen genç çocuk onun bu buzdan farksız soğuk tavrına nazaran içinde ne denli öfkeli bir ateşin olduğunun farkındaydı. Bir şey söylemek istiyordu. Evden çıkarken, arabaya bindiklerinde ve yarım saatlik yol boyunca ona bir şey söylemek istiyordu ama ne dese Jisung'u asla sakinleştiremeyeceğini biliyordu.

Sonunda araba ikilinin aşklarına şahitlik yapan sokak lambasının yakınında durduğu an Jisung direğe yaslanmış bedeni gördü. Elinde sigarası öylece arabadan inecek bedeni bekliyordu.

Jisung durdu biraz. Yüreğinde öyle yoğun bir fırtına vardı ki bakışları dahi payını alıyordu bundan. Tüm duyguları anında yaşayan bedeni kabullenmek istemese de birazdan olacaklar öfkesinin esareti altında yaşanacaktı. Tüm sözler beyninde yankılanıyor, Minho'yla yaşadığı tüm o anlar gözlerinin önünden geçiyordu..

Adeta kaynar sular başından aşağı dökülürken bedeni yoğun ateş altında kalmıştı...

Ağlamak istiyordu. Hem de çok fazla. Gözleri kuruyana dek. Arabadan inmek istemiyordu. Bedeni birazdan olacakların düşüncesi ile korkuyla geri çekiliyordu. Yine de kaçamazdı. Bu yüzden tam cesaret edip inmek için hareketlendiği esnada Seonghwa tuttu kolundan. Biraz baktı ona ve dudaklarını araladı.

"Yanındayım."

Bu sözler Jisung'un başını olumlu anlamda sallayıp kısacık bir anlığına tebessüm etmesine sebep olurken Seonghwa'nın kolunu bırakmasıyla son kez ona bakıp sonunda indi arabadan.

Karşısındaydı yüreğinin sahibi...

*Karşısındaydı sırtındaki bıçakların sahibi...

Bacakları titrerken Minho onu görür görmez sigara dalını yere attığı gibi ayağıyla ezdi ve ciğerindeki zehri havaya karıştırıp elini cebinden çıkardığı gibi küçüğüne doğru adımlamaya başladı.

Bakışları, tavrı, adımları bile farklıydı Minho'nun...

Sanki bambaşka biriydi..

Gerisinde bıraktığı araçtan kapı sesi duyulduğunda Seonghwa'nın da dışarı çıktığını anladı Jisung fakat durdurmadı adımlarını...

Şuan hiçbir şey düşünemiyordu ve bilmiyordu ki birazdan yapacağı şey ikilinin kaderini tümden değiştirecekti..

Dudaklarından çıkan sözcükler her şeyi değiştirecekti...

"Sevgilim... Niye üzerine bir şey almadın? Ceketle üşürsün. Hava buz gibi -"

Ve yüzüne inen bir tokat. Minho'nun sözlerini tümden kesip yana yatan yüzündeki ifadeyi anında düşüren Jisung'un tokatıydı...

Sevdiği adamın yüzüne vurmayı geç, ona dokumaya bile kıyamayan Jisung için kendi kalbinin kendi eline lanetler yağdırdığı bir tokat...

"Jisung.."

Minho yutkunup anında ona dönerken her ne kadar Jisung o an öfkesinden göremese de bakışlarında tam bir yıkım vardı. Ve büyük bir afallama...

"Herkese karşı hazırlıklıydım Minho!" Bağırdı Jisung. Daha beş sene önce aynı yerde ona ilanı aşk ettiği dudaklarından şimdi bir zehir çıkıyordu. "Kardeşime, dostlarıma! Canımdan saydığım Seungmin'in ihanetine bile içten içe hazırlıklıydım!"

Yüreğimdeki yangını alev alev kustu genç adam. Minho'nun şokla aralanmış gözlerine bakıp her bir kelimesinde içinde peydah olan öfkeyi haykırdı. Elini afallayan sevgilisinin göğsüne vurup bağırmaya devam etti..

"Şu hayatta herkese yapar dedim Minho! Bir senden beklemedim ben! Bana istediğini yapmana müsade ettim! Sevmene müsade ettim! Dokunmana, sarıp sarmalamana, aşkla bakmana müsade ettim! Ellerimden tutmana müsade ettim! Benden nefret bile etmene müsade ettim ben! Çünkü bana ne yaparsan yap seni sırtından vuramayacak kadar seven tek kişi bendim! Seni yuvamdan sayacak kadar seven tek kişi bendim Minho! Peki sen ne yaptın?! Sırf yoluna çıkmayayım diye hayallerime gidecek yolda anlaşma sağladığım adamı paranla satın aldın!"

Gözyaşları da eşlik etti ona...

"Canımı yakmaya hakkın yoktu!"

Sevgilisinin iki yakasını tutup sesinin çıkacağı en yüksek tonda bağırdı genç çocuk. Kalbinin çürüdüğünü hissediyordu...

Nefessiz kalıyordu bedeni...

Minho ise bir milim bile hareket etmiyordu. Bekliyordu sadece... Jisung'un dudaklarından çıkan her kelimeyi dikkatle dinliyor ve her duyduğu sözcüğün altında eziliyordu. Jisung hıçkıra hıçkıra ağlarken o ise yakasını tutan titrek ellerin orayı bırakmasını bekliyordu.

"Bu kadar kötü biri olamayacak kadar güzel bir adamdın sen! Beni mahvetmeye hakkın yoktu!"

Biraz daha ağladı Jisung... Minho ise beklediği sözcüleri duyamadığı için yumruk yaptığı elini iyice sıkıp tırnaklarının etine batmasına müsade etti. Öfke sadece Jisung'un bedeninde değildi artık...

Sonunda nefesini düzene sokan genç sarışın ise hıçkırıkları arasında başını kaldırıp yüreğindeki kıyameti yansıtan kızarmış ve şişmiş gözleriyle yeniden baktı sevdiği adamın gözlerine.

Ama demedi bir şey... Bekledi birkaç saniye..

Minho konuşsun istedi yüreği ama ne konuşan vardı ne de hareket eden...

Sonunda sıktığı dişlerini gevşetip "Seni ilk gördüğüm günü hiç yaşamamış olmayı dilerdim." diyerek titrek ve savsak adımlarını geriye doğru attı. Bir ve iki adım..

Sonra ise tamamen sırtını dönerek sevdiğini, 5 yılını, geride bıraktı. Bacaklarını kaldırmaya dahi mecali yoktu. Bir ölüden farksızdı..

Düşmemek için son kuvvetiyle direnen bir ölü...

Birkaç adım sonra Minho anında onun kolunu tuttuğunda ise hızla kolunu kendine çekip son kez baktı ona ve son gücüyle konuştu.

"Sakın dokunma bana! Yaklaşma! Artık buna hakkın yok!"

Ve yeniden dönüp başını olumsuz anlamda sallayarak arabaya doğru ilerledi. Baygın ve dalgın bulanık bakışları ile yutkunup titreyen elleriyle yolcu kapısının kolunu tuttuğunda ise Minho'nun ona doğru geldiğini gördü.

"Jisung-"

Fakat Seonghwa buna müsade etmedi. Minho'nun önüne geçip göğsüne elini koyarak onu durdurdu.

"Dediğini duydun. Uzak dur!"

Seonghwa'nın öfkesi ses tonunda çok net belli olurken Jisung içten içe ona teşekkür edip son kez Minho'nun siyaha boyanmış kahve gözlerine bakıp arabaya bindi.

Ve tüm insanlığa olan bakışı değişti Jisung'un...

Onlara yeni bir hayat vermiş olan o sokak lambası vadesi dolan ruhların birlikteliğini yeniden yanına aldı...

Geriye bıraktığı ise iki bedendi...

Zifiri karanlıkta kaybolan iki ayrı ceset...

..............

(Flashback sonu/ Yazardan)

( Bitmiş bir kitabın devamı )

Bazı sabahlar diğerinden daha sakin başlar. Adeta fırtına öncesi sessizlik denilen bir dinginlik vardır güneşin doğuşunda. Herkesin kendince planları, yapılacak işleri ve rutin koşuşturmaları...

Bu sabah da onlardan biriydi.

En azından Minho için öyleydi. Şirketine başarı katmak amacıyla çıkmıştı o sabah evinden. Günlerdir planını kurduğu bir anlaşma sağlanacaktı o sabah. Her ne kadar bu tür anlaşmalara alışık olsa da bu alacağı yatırım Dubai de bir ticaret odası açmasına olanak sağlayacak ve bu sayede en genç milyarder ödülünü alacaktı. Tüm basının gözü kulağı bu anlaşmadaydı. Her şey planına göre ilerliyordu...

En azından o sözlere kadar...

"Üzgünüm efendim. Size sağlayacağımız yatırım anlaşmasını iptal ettik."

Elinde sıkı sıkıya tuttuğu dosyasıyla uzun boylu sarışın gencin geniş toplantı salonunun ortasında bulunan dikdörtgen masanın bir köşesinde oturan kahve gözlü adama yönelik sözleri Minho için hiç de beklendik değildi.

Üstelik oldukça sinir bozucuydu. Fakat o daha durumu idrak edemeden hemen yanıbaşındaki, sinirden sandalyeye oturamamış olan, başkan yardımcısı konuşmaya daldı.

"Ne demek yatırım anlaşmasını iptal ettik? Bu bize niye şimdi söyleniyor peki?" Sitemkar ve oldukça yüksek ses tonu Chan'ın epeyce sinirli olduğunu gösterirken ona nazaran Minho içindeki öfkesine hakim olmayı başarabiliyordu. Zira Chan her daim böyleydi.

Konu iş olduğu zaman kusurları bağışlamaz, bu konuda oldukça acımasız olabilirdi. Bu yüzden bir yandan sinirle solurken diğer yandan kravatını gevşetip sarışın gence yönelik konuşmasına aynı ses tonuyla devam etti. "Kaç aydır bu proje üstünde çalıyoruz biz! Üstelik geçen hafta kabul imzasını kesinleştirmiş ve basına bunu duyurmuştuk! Şimdi yaptığınız kabul edilir gibi değil! Dışarıda kaç muhabir bekliyor haberiniz var mı sizin?!"

"Bakın durumun ben de farkındayım. Üç gün önce sekretere size haber vermesini söylemiştim ama bir sıkıntı çıktı sanırım. Bu konuyla bizzat ilgileneceğim ama elimden şuanlık bir şey gelmiyor. Tekrar üzgün olduğumu belirtmek isterim."

Sözlerine nazaran ifadesi oldukça sakin olan sarışın durumun bu şekilde olacağının elbette farkındaydı. Cricon'a iptal hakkında hiçbir şey söylememesi gerektiği emrini almıştı ve karşısındaki adamın daha iki gün önce konuştuğu Felix'in sevgilisi olduğunu öğrenmesi sonucunda ise Cricon'u bu duruma düşmesinin hoşuna gitmesine sebep olmuştu. Ona nazaran Chan ise dişlerini sıkıp sakin olmaya çalıştı.

"Bakın Bay Hwang... Projemizin kabulü konusunda Bay Kang ile anlaşmıştık. Bunu şimdi yapamazsınız!"

"Gerçekten sizi buraya kadar yorduğumuz için üzgünüm." Sonrasında ise hala sessizliğini koruyan kahve saçlı adama dönerek önünde eğilerek özrünü diledi. "İçtenlikle özür dilerim Bay Lee. Ama biz çoktan başka bir şirketle anlaştık."

"Hangi şirket bu?"

Minho sonunda oldukça alçak bir ses tonuyla sessizliğini bozduğunda ise Hyunjin boğazını temizleyip "Efendim?" Dedi anlamadığını belirtircesine.

"3 günde fikrinizi değiştirmenizi ve Cricon gibi bir şirketi reddetmenizi sağlabilen şirket hangisi diyorum!"

Öfkesi açık açık ses tonundan kendini belli ediyordu. Yüzü anında kasılmış ve çatık kaşlarının altındaki bakışları keskinleşmişti. Fakat Hyunjin yutkunup tam "Oh şey..." dediği esnada toplantı salonunun kapısı açıldı.

Anında üçünün bakışları da oraya kayarken Minho gördüğü kişiyle öylece kalakaldı. Zira siyah takım elbisesinin içinde oldukça keyifli görünen Jisung, Minho'nun görmeyi umduğu son kişi bile değildi. Chan'ın da...

Fakat o ikiliye nazaran, hemen arkasından içeriye giren sekreteri ve başkan yardımcısıyla Jisung günlerdir bu anı düşlüyordu. Öyle keyifliydi ki gözleri bir an olsun Minho'dan ayrılmıyordu. Minho'nun şok ifadesiyle dolu kahvelerine bakan mavi gözlerinde zaferin ışıltısı kendini apaçık belli ediyordu.

5 sene öncesinin intikamını aldım diyordu kendince o gözler. Beni vurduğun silahla vurdum seni...

"Bay Han, hoşgeldiniz efendim." Hyunjin yanlarına gelen genç yöneticiye anında elini uzattığında Jisung onun elini sıkıp keyifli bir tebessümle "Çok hoşbulduğumu söyleyebilirim Bay Hwang." diyerek anında Minho'ya döndü.

"Oh Bay Lee, sabah sabah bu ne sevimsiz bir tesadüf. Günaydın." İğneleyici bir ton saklı olan sözleri tebessümüyle dudaklarından süzülürken Minho her şeyi çoktan kafasında oturtmuş ve öfkesine kurban gitmemek adına burnundan soluyordu. Yine de öyle sinirliydi ki cevap dahi verememişti. Sadece içindeki öfkeyi çok net yansıtan ölümcül bakışlarıyla öylece Jisung'a bakıyordu.

"Galodeung mu?" Ona nazaran Chan şaşkınlığını gizleyemeden ve kendini tutamadan konuştuğunda Jisung'un gözleri ona kaydı. "Siz?" Dedi tanımadığını belirtircesine. Chan ise aylardır ona anlatılan sevgilisinin abisiyle göz göze gelmiş olmanın etkisiyle yutkunup boğazını temizledi ve "Oh ben şey.. Bang Chan.. Cricon'un başkan yardımcısıyım." Diyerek elini uzattı. Bunun ne kadar doğru olduğunu bilmiyordu ama hakkında her şeyi bildiği adamla yeni tanışmış olmak onun için bir hayli tuhaftı. Üstelik garip bir şekilde gergindi.

Çok fazla gergin...

"Anladım. Tanıştığımıza sevindim Bay Bang. Han Jisung ben de. Galodeung'un yönetim kurulu başkanıyım." Jisung uzatılan eli sıkıp konuşurken genç adamın bir hayli tuhaf biri olduğunu düşünmeden edememişti. Yine de aklı daha farklı şeylerle doluydu. Bunun üzerine düşünmek şuan yapacağı son şey bile değildi.

"Biliyorum... Yani.. Ahh şey.. evet ben de tanıştığımıza sevindim Bay Han." Chan gergince kendini açıklarken Jisung ona samimiyetten uzak bir tebessüm göndermişti ki o sırada beklediği sesi duydu.

"Galodeung'u, Cricon gibi büyük bir şirkete tercih mi ettiniz yani?" Minho'nun sinirini ardına saklamaya çalıştığı alaycıl tonla söylediği sözler daha çok Hyunjin'e yönelik olsa da Jisung ondan önce davrandı.

"Önemli olan boyut değil işlev demek ki.."

İçinde oldukça iğneleyici bir anlam taşıyan sözler Minho'nun kulağına dokunduğu an ise öfkeyle bakan kahve gözlerini anında Jisung'un mavilerine çevirip sıktığı dişlerinin arasından cevapladı onu."Ne haltlar karıştırdın bilmiyorum ama bu yanına kâr kalmayacak."

"Siktir." Jisung anında korkuyla genişleyen gözlerini eline indirip hafifçe kaldırdığı elini Minho'ya doğru tutup devam etti. "Tüylerim nasıl da ürperdi... O kadar korktum ki altıma kaçırmak üzereyim Bay Lee."

Minho'nun alaycıl bir tavırla duyduğu sözlerle öfkesi kat kat artarken tam onu cevaplayacaktı ki içeriye giren adamla herkesin dikkati oraya odaklandı.

"Bay Han geciktiğim için kusura bakmayın." 30'lu yaşlarının sonunda görünen adam yanındaki sekreteriyle hızlı adımlarla odanın ortasına gelirken konuştuğunda Jisung ona cevap veremeden gördüğü bedenle adam kaşlarını çatarak sözlerine devam etti. "Bay Lee? Sizin burada ne işiniz var?"

Fakat Minho ona cevap veremeden Hyunjin durumu açıkladı. "Anlaşmanın iptal edildiği haberi kendilerine ulaşmamış."

"Oh bir karışıklık çıkmış olmalı. Kusura bakmayın Bay Lee." Minho aynı cümleleri tekrar tekrar duymanın da siniriyle dişlerini sıkıp sabır dilerken sonunda daha fazla bu duruma katlanamayarak hızla salonu terk etti. Chan ise Bay Kang'a selam verip onu takip etti.

Chan Minho'nun ne denli öfkeli olduğunu tahmin edebiliyordu. Bu yüzden asansöre bindikleri an zemin katın düğmesine basıp ona dönerek gergin bir ifadeyle sorun olmadığını halledebileceklerini söyleyecekken Minho'nun anında bıraktığı kıkırtıyla olduğu yerde kalakaldı.

Gözleri endişeyle açılırken yutkunup "Minho?" Dediğinde kahve gözlü genç derin bir nefes alıp elleriyle alnını kaşıdı ve sağ elini hafifçe kırıp yumruk yaparak gülüşünü durdurmaya çalıştı.

Chan ise onun öfkesine yenik düştüğünü düşünerek korkuyla ona bakmaya devam ederken Minho'nun dudaklarından hiç beklemediği sözcükler dökülüverdi.

"İşte benim sincabım."

Sonrasında ise asansör kapısı açıldı ve Minho hala yüzündeki tuttuğu tebessümle kendini dışarı attı. Chan onun bu tavrıyla şokla aralanmış dudaklarından çıkan bir oh sesiyle başını hızla olumsuz anlamda sallayarak kendine gelmeye ve durumu idrak etmeye çalıştı. Sonrasında ise lobiye giden gencin peşinden ilerlerken hala saklayamadığı şaşkınlığı ile konuştu.

"Bipolar mısın sen biraz? Adam resmen seni alt etti ve sen az önce içeride öfke kusarken şimdi buna gülüyor musun? Benim sincabım da ne demek? Ahh! Minho sen kendini başrol oyuncusu falan mı sanıyorsun acaba? Ne bu hareketler cidden?! Adam küçücük şirketiyle seni alt etti diyorum! Beni dinliyor musun sen? Ama Bay Han cidden anlattığın kadar varmış. Resmen tam bir canavar. Korkulur adamdan."

Minho ise peşinden koşar adımlarla gelip susmak bilmeyen başkan yardımcısının sözlerine daha fazla dayanmayarak hızla arkasına döndüğü gibi yüzündeki tebessümü silmeden yanıtladı onu. İçten içe gurur da saklıydı sözlerinde..

"O canavarı ben yetiştirdim."

...........

(Jisung'dan)

Tarih cidden tekerrür ediyormuş. Bunu çok geç de olsa bugün sayesinde anladım. Yapılanı yaparak intikamımı çok güzel bir şekilde almıştım kendimce. En azından kalbimdeki yangına biraz da olsa su serpebilmiştim.

Ama daha yeni başladığımın da gayet farkındayım..

"Bay Han buyurun oturun. Ayakta kalmayın."

Bay Kang'ın sözleriyle çıkıp giden Bay karakterden noksan Minho'nun arkasından bakmayı kesip ona döndüm ve kısa bir tebessümle eliyle gösterdiği Minho'nun az önce oturduğu sandalyeye büyük bir keyifle oturdum.

Öyle huzur verici ve keyiflendirici bir his kaplamıştı ki bedenimi, damarlarımda bu duyguyu hissetmeyeli uzun zaman olmuştu. Üstelik içim kıpır kıpırdı. Kesinlikle bir haftalık koşuşturmacaya değmişti.

"Hyunjin dosyayı ver." Bay Kang tam karşıma geçip hemen yanıbaşında dikilen Hyunjin'e elini uzattığında sarışın dosyayı adama verdi. O sırada içimi kıpır kıpır yapan hissi engellemeye çalışarak hemen yanımda oturan Seungmin'e omuz üzerinden kısa bir bakış gönderdim.

İkimizde deli gibi heyecanlıydık. Utanmasak kalkıp dans dahi ederdik fakat şuan beklemeliydik. Kutlamayı sonrasında elbetteki yapacaktık...

"Zaten şartları geçen gün konuştuk ve anlaşmayı sağlamıştık Bay Han. Tek yapmamız gereken imzalamak. Umarım bu anlaşma ikimize de büyük başarılar getiririr."

Bay Kang dosyayı önüme doğru iteleyip kapağını açtığı kalemi önümdeki dosyanın tam üzerine koyduğunda ellerimin titrememesi için dua ederek kalemi elime aldım ve gülümseyerek cevapladım onu.

"Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağımızdan emin olabilirsiniz Bay Kang."

Sonrasında ise zar zor titremesine bastırdığım elimi hareketlendirip ismimin altına imzamı atıp dosyayı Seungmin'e uzattım. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor, bedenim yoğun bir heyecanın ellerine teslim oluyordu.

Seungmin'in imza işini bitirip dosyayı Bay Kang'a uzatmasıyla birlikte adam, benim sözlerime yönelik gülümseyerek "Hiçbir şüphem yok Bay Han." dedi ve imzalamaya başladı.

Her şeyin bir rüya olduğunu düşündüğünüz, gerçeklikten uzak anlar vardır ya... İşte şuan tam o anlardan birindeydim. O kadar mükemmel bir andı ki benim için ciddi manada uyanmaktan korkuyordum...

Öyle ki imza işi bitip birbirimizi tebrik ettikten sonra asansöre gidene kadar hala bunun bir rüya olduğu düşüncesindeydim.

Fakat zemin katın düğmesine bastıktan sonra biraz duraksayıp Seungmin'e döndüğüm esnada birkaç saniye öylece birbirimizin gözlerine baktık. Ve o an bunların gerçekliğini en derinlerimde hissettim.

Sonrasında anında gülmeye başladık. Hızla kollarımı ona sarıp, sarıldığım gibi asansör içinde deli gibi gülüp bağırmaya devam ettik. Sakin kalmak çok zordu. Zira bu anlaşma şirketime bir çok şey kazandıracaktı...

Bana ise kazanmışlık hissini...

Biz hala deli gibi gülerken ve sevinç naraları atarken asansörün durduğunu belirten sesle birbirimizden ayrılıp kapının açılmasıyla kendimizi toparladık ve aynı ciddi ifademizle asansörden indik. Yine de içimiz kıpır kıpırdı.

"Ee başkan Han bana bir yemek ısmarlarsınız artık." Çıkışa doğru yürürken yanımdaki dostumun keyifle söylediği sözleriyle ona dönerek gülümsedim.

"Sen iste her şeyi yaparım ben." Sözlerime karşı sevinçle parlayan göz bebekleri anında beni buldu ve yürümeye devam ederken büyük bir hevesle "Bir hafta izin istesem peki?" Dediğinde derin bir nefes verip "Hayır." Diye cevapladım.

O ise yüzüne takındığı memnuniyesiz bir ifadeyle "Biliyordum işte! Lanet herif izin konusunda çok cimrisin!" diyerek tripli bir ifadeyle yürümeye devam etti.

Ona gülüp tam cevap vereceğim esnada binanın dışında gördüğüm birçok haber muhabiri ve kameraman dikkatimi çektiği için duraksadım. Seungmin de benim durmamla birlikte kalakalıp baktığım yere gözlerini çevirdi.

O sırada muhabirlere röportaj verdiğini gördüğüm tanıdık bedenle önce kaşlarım çatıldı. Sonrasında ise aklıma gelen fikirle dudaklarım hafifçe kıvrıldı.

"Şoföre söyleyeyim arabayı diğer tarafa getirsin." Seungmin sözleriyle birlikte telefonunu çıkardığı esnada derin bir nefes aldım.

"Baksana Seung.." Seungmin bana döndüğünde gözlerimi onunla buluşturup ekledim. "Sence bir günde iki kazanç yaratabilir miyim?"

Seungmin büyük bir sinsilik akan sözlerimle önce biraz duraksadı, kararsız bakışları bir bana bir de dışarıya uğradıktan sonra bana güvenmeyi seçerek aynı benim gibi gülümseyip "Neden olmasın." dedi.

Onun beni onaylamasıyla birlikte telefonumu çıkarıp ona uzattım ve bakışlarımı Minho'ya çevirip sırıtarak konuştum.

"O halde bunu kayda alsan iyi olur. Çünkü birazdan gerçek bir Han Jisung olacağım."

Seungmin'in elimdeki telefonu alıp kamerayı açmasıyla birlikte derin bir nefes alıp son kez kendimi cesaretlendirerek adımlarımı dışarıya doğru yönlendirdim.

İçten içe beynimde çalan labrinth'in şarkıları kulağımda yankılanırken adımlarımın sertliği adeta onlara ayak uyduruyor ve beni havaya sokuyordu...

Sonunda döner kapıdan dışarı çıktığım an ise birkaç saniye içinde tüm kameraların odağı ben oldum. Patlayan flaşlar gözlerimi acıtsa da umursamadan gözlerimi kameralarla birlikte bana dönen Minho'ya çevirdim. Yüzündeki afallama ilk bakışta oldukça hissedilse de sonrasında eski ciddi ve durgun ifadesine geri döndü...

Merak etme Minho, birazdan asla unutamayacağın bir şey yapacağım..

Kendimi yeniden cesaretlendirerek muhabirlerin anında yanımda bitip ardı ardına sordukları soruları umursamadan Chan denen ve şokla bana bakan adamın yanından geçip gözlerimi bir an olsun çekmediğim Minho'nun yanına ilerlemeye devam ettim.

Muhabirler bile ne yaptığımı merak etmişçesine kameralarını ikimize doğrultup sus pus olduktan sonra birazdan onlara mükemmel bir haber sağlayacak olmanın keyfiyle tam Minho'nun karşısında dikildim.

"Beni tebrik etmeyecek misiniz Bay Lee. Bu gerçek bir zafer sonuçta." Yüzüme öylece bakan adam sözlerimle birlikte hafif bir tebessümle kameralar karşısında beni geri çevirmemek adına elini uzattı. Kesinlikle kameralara oynadığı yüzündeki sevimsiz ve samimiyetten uzak gülümsemesinden bile belliydi.

Yine de beni iyi tanıyordu ve bir işler karıştırdığımın içten içe farkındaydı.

"Aldığınız yatırım için elbette bir tebriği hak ediyorsunuz Bay Han." Sözleriyle birlikte uzattığı eli sıkmak için tuttuğum an ise konuşmasına elimi oldukça sert bir şekilde sıkarak alaycıl bir tavırla devam etti. "Fakat zafer için mi? Bu kazancı gerçek bir zafer olarak adlandıyorsanız size tattırdığım yenilgileri çok çabuk unutmuşsunuz demektir... Ne yazık ama."

Sözleri beni tam bir sinirin eşiğine getirirken kendimi tutup yüzümdeki gülüşü bir an olsun düşürmedim ve aynı sertlikle ben de onun elini sıkıp "Beni iyi tanıyorsunuz Bay Lee.. Ve bilirsiniz ki ben başladığım hiçbir yarışmada karşımdakini tüketene kadar pes etmem." Deyip biraz duraksadıktan sonra bir adımla ona yaklaşıp dudağımı kulağına doğru yaklaştırdım.

Benim bu atağımla kameralar anında hareketlenirken Minho'nun kaskatı kesildiğini hissetmiştim. Herkesin odağı bizken dudaklarımı dilimle ıslatıp fısıldadım.

"Zira sonunda sen terden ve yorgunluktan ölürken üçüncü bir turu isteyen daima ben olurdum."

Sözlerimi idrak eder etmez elimi sıkışı hafifçe gevşedi. Ben büyük bir kazanmışlık ifadesiyle geri çekilecekken anında elimi tutuşu sıklaştı ve beni yeniden kendine çekip bu defa kulağıma yaklaşan ve nefesini bırakan o oldu.

"Ama şunu unutuyorsun Peter.. O gecelerin sabahında yürüyemeyen kişi ben değildim."

Fısıltıyla çıkan sözleri sıcak nefesini kulağıma taşırken cümlelerindeki keyifli ton dahi yüzümdeki gülüşü solduramadı. Yine de daha fazla buradan kalmamak adına hafifçe geri çekilip elimi tutuşundan kurtardım.

Böylece planımı devreye sokmak ve yeminimi yerine getirmek amacıyla her anımızı çeken kameralara oynayarak omzuna elimi koyup onu desteklercesine gülümsedim. O ise hiçbir şeyden habersiz tebessümüme samimiyetten noksan bir gülümsemeyle karşılık verirken sonunda harekete geçtim.

Kravatının üzerine gözlerimi dokundurup kaşlarımı çattığım an dikkatle tepkimi izleyen bakışları yüzünden meraklı bir ifadeyle bana bakarken kaşlarımla göğsünü gösterip "Kravatınız leke olmuş Bay Lee." diyerek dik bir duruşla doğruca ona baktım.

O ise yemimi yutup anında başını eğerek kravatına baktığı anda tüm kamera flaşlarından çıkan ses arttı ve muhabirlerin şaşkınlığını belirten ses tonları kulaklarıma dolmaya başladı. Adeta bir kaos havası oluşurken Minho üzerine ettiğim ilk yemini de gerçekleştirmiş oldum.

İşte bu benim için gerçek bir zaferdi...

Minho ise ne yaptığımı anında anlayıp yüzündeki ölümcül ifadeyle başını yavaşça kaldırıp çattığı kaşlarıyla bana bakarken dudağımı hafifçe yukarı kıvırıp ona son kez zafer dolu ifademle baktım ve "Daha yeni başlıyorum." diyerek sonunda arkamı döndüğüm gibi onu geride bırakıp arabama doğru ilerledim.

Sert adımlarımla ilerleyen bedenim öyle büyük bir keyifle doluydu ki diğer gün manşetlerde yazacak olan başlık ise bu keyfime keyif katıyordu.

'Cricon'un yönetim kurulu başkanı Lee Minho, alacağı büyük yatırımı son dakika projesiyle elinden alan Galodeung'un yönetim kurulu başkanı ve kendisinin eski sevgilisi Han Jisung'un önünde eğildi!'

___________

Bu savaşı Jisung kazandı diyorum ve savaşı sonlandırıyorum. Artık asıl olayımıza geçme zamanı. Minho'nun ihanetinin ardında saklı olanları ve asıl hikayenin ne olduğunu öğrenme zamanı...

Bölüm sonu

7 yorum