(Jisung'dan)
İnsan her daim en büyük eziyeti kendine edermiş. Kimisi aynı hataya düşüp durarak, kimisi aşka inanarak, kimisi hayal kurarak, kimisi güvenerek...
Kimisi ise kendine sağır olarak...
Benim en büyük hatam ise buydu. Kendime verdiğim zararın en büyük sebebi kendime karşı tamamen sağır olmamdı.
"Yani seni öptü ve sen de izin verdin ha?!" Seungmin sesini, her ne kadar benim bu ölüden farksız durumum yüzünden alçak tutmaya çalışsa da oldukça sitemkar bir tonda çıktığı barizdi. Sitem edecekti tabi. En büyük hakkıydı. Zira ben bile kendimden nefret etmiştim...
Park Seonghwa...
Benim yıllardır sırtımı yasladığım dostumdu.
Bana aşıktı. Ben değildim.
Beni öpmüştü. Ben de müsade etmiştim...
Seungmin'in evime gelir gelmez beni bulduğu vaziyet yüzünden korkudan kriz geçirme evresi tamamlanmış ve beni banyodan çıkarıp yatak odama taşındıktan ve sonunda iyi olduğuma kanaat getirdikten sonra sıra azar evresine gelmişti. Ben de onun haklı olduğunu bildiğim sözlerini büyük bir metanetle dinliyor ve anlattığım şeyleri idrak etmesini bekliyordum.
Her ne kadar ben hala inanamasam da onun inanmasını ve bana bir yol göstermesini istiyordum. Çünkü ben kendimi çıkmaza girmiş gibi hissediyordum.
Zira ben, kalbim ve aklım arasında sıkışmış olan kendimi duymakta zorlanıyordum.
"Evet.." dedim yorgunluğumu apaçık belli eden alçak ses tonumla Seungmin'in sorusuna cevap vermek için. Sonra da sırtımı yatak başlığına yasladım ve fikirlerim yüzünden taşıyamaz olduğum kafamı geriye, yatak başlığına, koyup gözlerimi yatağın ön kısmına oturmuş öylece bana bakan dostuma çevirip devam ettim.
"Birden bire oldu. Ama suçlu kesinlikle benim. Her ne kadar kastım beni öpmesi olmasa da ona cesur olacağımı söyledim. O da bundan cesaret aldı. Her şeyi batırdım. Minho da gördü bizi.."
"Siktir et o piçi!" Dişlerini sıkarak öfkeyle konuştuğunda derin bir soluk bıraktım. "O herif önemli değil. Şuan önemli olan Seonghwa. Bu olaydan sonra ne kadar heveslenmiştir. Eğer onu istemediğini söylersen bu onu yıkar."
"Farkındayım." Dedim zaten bildiğim sözlerin aynısını ondan duyar duymaz. Beni yoran da buydu...
"Ne yapacaksın peki?" Merakla ve endişeyle karışık bakışları altında sorduğu soruya yutkundum ve gözlerimi ondan çektim.
Bilmiyordum ki. Bilsem böyle olur muydum?
"İnan hiç bilmiyorum." Dedim yorgun sesimle içimdekileri dışarı vurarak. Düzgün düşünemiyordum. En azından Seonghwa konusunda gerçekten düzgün düşünemiyordum. Zira her ne kadar bunu istemesem de aklım tamamiyle Minho'yla doluydu. Seonghwa konusunda ne yapacağımı düşünmeye fırsatım bile olmuyordu.
Bana olan bakışları bir an olsun gözlerimin önünden gitmiyordu. Acımıştı bana. Öyle bir hale gelmiştim ki o bile bana acımıştı...
Bu durum beynimin içinde fırtınalar estirirken nasıl Seonghwa'yı düşünebilirdim ki?
"Deneyemez misin Jisung? Yani... Onunla olmayı... En azından denesen."
Seungmin'in oldukça çekingen bir ifadeyle ortaya attığı fikir kulaklarımda dolduğunda hızla gözlerimi ona çevirdim ve derince aldığım nefesin havaya karışmasına müsade ederek yutkundum.
"Denedim zaten. Onlarca kez." Dedim fısıltıyla. Beni duyup duymaması önemli değildi ama duymuştu. Bu yüzden elini bacağıma koyup destek olurcasına konuştu. "O halde ona bunu güzelce açıkla. Minho yüzünden bir anlık hırsla sana böyle böyle dedim de. Ama ben istemiyorum de. Seni kaybetmek istemiyorum bu yüzden aşkına karşılık veremiyorum de. Seonghwa sana değer veriyor. Eminim bunu anlayışla karşılar."
"5 sene Seungmin." Onun sözlerine karşı kaşlarımı çatıp sinirle konuştum. Öfkem Seungmin'e değil kendimeydi. "5 senedir beni bir o anlıyor zaten. Ben bile kendimi fark edemezken o gelip beni bana anlatıyor. Bana karşı 5 senedir öyle anlayışlı ki bir kez olsun çıkıp da öf demedi.. Bekledi. Yaralı olduğumu biliyordu, bu yüzden sabırla bekledi. Ama bu farklı. Gözlerindeki heyecanı görmeliydin.. Beni öptükten sonra nasıl da parladı gözleri. Ben onu hiç bu denli mutlu görmemiştim... O yıkılır. Eğer şimdi çıkıp hayır seni istemiyorum dersem... O kesinlikle yıkılır. Ben bunu ona asla yapamam. Bana yapılanın aynısını ona yapamam. Ne kadar acıttığını biliyorum çünkü..."
Dolan gözlerimi saklamak adına irislerimi başımla birlikte yere indirdim. Ellerim üzerimdeki battaniyenin köşesiyle oynuyor ve aklımı dağıtacak bir şeyler arıyordu.
Yorulmuştum. Seonghwa geçecek demişti. Zaman her şeyin ilacı demişti. Kalbini bir gün iyileştireceğim demişti.
Ama her ne kadar farkında olmasa da yüreğimdeki kıyamete ikinci bir sur'u üfleyen de oydu...
"Bilmiyorum dostum. İki türlü de boka batmış gibi hissediyorum. Onunla sevgili olsan sonun hep böyle olacak. Gecenin bir yarısı beni arayacaksın. Mide bulantın hiç geçmeyecek. Sürekli hastalanacaksın. Anksiyetenden bahsetmiyorum bile. Ama öyle olmazsa onu kaybedersen de sadece o değil sen de yıkılırsın. Seonghwa senin için çok değerli.. bunu biliyorum. Ben.. gerçekten çıkmaza girmiş gibi hissediyordum fakat konu sensen benim için senden daha önemli kimse yok. Seonghwa ve senin aranda seçim yapacak olsam hiç düşünmeden seni seçerdim. Sonunda senin de üzüleceğini bilmesem git ve Seonghwa'ya her şeyi düzgünce anlat ve sizden olmayacağını söyle derdim. Ama.. bu seni de üzer. Bu yüzden bilmiyorum.."
Sözleri beni iyiden iyiye yıkarken ellerimle saçlarımı karıştırıp sinirle soludum. "Ahh! O an ne düşünüyordum ki?!"
"Ne olacak. Minho'yu nasıl sinir edebilirim diye düşünüyorsundur. Onu sinir etmek için kendi hayatını mahvediyorsun." Seungmin'in sözleriyle gözlerimi devirip sıkıntıyla nefes verdim ve oldukça sıkılmış bir ifadeyle "Şimdi yine başlama uğraşma Minhoyla adlı nasihatlerine." Dedim.
Aynı sözleri duymak sıkmıştı...
"Hayır aksine ona yaptığı her şeyin bedelini ödetmelisin." Duyduğum beklenmedik sözlerle gözlerim anında Seungmin'i bulurken o keskin bakışlarıyla konuşmasına devam etti.
"Minho'yu asla korumuyorum. Ona zarar verme demiyorum. Hiçbir zaman demedim bunu. Hatta bazen sana yaptıkları yüzünden benim bile gidip iki yumruk atasım geliyor. Elbette ona bunun bedelini ödetmelisin. Ama bunu yaparken adımlarını çok dikkatli atmalısın Jisung.. Sen oldukça fena bir çocuksun. Hatta tanıdığım en kurnaz adamlardan birisin. Ama konu Minho'ysa düşünmeden hareket ediyorsun. Hırsına yenik düşüyorsun."
Bu sözleri her ne kadar Seungmin'den duymak beni şaşırtsa da haklı olduğu gerçeği yüzüme bir tokat gibi çarpmıştı. Fakat ben daha ona cevap veremeden dudağını hafifçe yukarı kıvırıp devam etti.
"Ama benim çok güzel bir fikrim var. Ve buna bayılacaksın."
İşte bu gerçekten beklenmedikti. Üstelik bunu heyecanla söylemesi beni daha da meraklandırırken az önceki ruh halimden tamamen soyutlanmış gibi hissediyordum. Zira aklım şuan daha farklı bir şeyle doluydu...
"Öyle mi?" Dedim merakıma engel olamayarak. "Neymiş bu fikir?"
Kaşlarımı çatarak büyük bir ilgiyle sorduğum soru kulaklarına vardığında an gülüşü daha da genişledi. Böylece Changbin'in yana yakıla bahsettiği ve deli gibi korktuğunu söylediği Seungmin'in kurnaz versiyonunun neye benzediğini de öğrenmiş oldum. Gerçekten tüyler ürpertici...
"Humin holdingi biliyorsun. Dünya çapında başarı elde etmiş Kore'nin en nüfuslu şirketlerinden biri."
Sözleriyle birlikte başımı olumlu anlamda sallayarak "Hatırlıyorum. Geçen aylarda yatırım alabilmek için kabul olmayacağını bile bile bir proje sunmuştuk." dedim. Sözlerim onu daha da heyecanlandırırken devam etti.
"Aynen öyle. Tam iki ay önce bizim başvurup küçük bir şirket olduğumuz için daha projemize bakmadan bizi reddeden şirket. Ve bu şirket tahmin et gelecek hafta yapılacak sunum toplantısıyla kime yatırım sağlayacak."
Sorusu kaşlarımı çatmamı sağladı. Bir kaç saniye duraksayıp ne demek istediğini düşünmeye başlarken Seungmin benden önce davranıp "Cricon'a..." cevabını verdi. Duyduğum isim öfkemi iyiden iyiye arttırken kaşlarım daha da çatıldı.
"Ee bundan bize ne?" Dedim kendime engel olamayarak. "Minho bey başarısına başarı katacak işte. Bu alacağı yatırım onu en iyi ulusal şirketler sıralamasında ilk 10'a sokar. Bu ise beni hiç keyiflendirmiyor Seung. İnan bana-"
"Bir dinle.." Birden sözümü kestiğinde boş bakışlarımla onu onayladım ve dinlemeye devam ettim. O ise az önceki keyifli ifadesinden bir an olsun ödün vermeden devam etti.
"Cricon'un sunduğu projeyi inceledim tamam mı?.. Tamamen sermaye odaklı. Savunma sanayisini destekleme amaçlı bir fon oluşturup kamu için değil de daha çok devlet odaklı kalkınma programını destekleyecek bir yaptırım projesi..."
"Ee?" Dedim ilgisiz bir tavırla. O herifin projesi beni zerre ilgilendirmiyordu.
"Anlamıyorsun Jisung." Birden sitemkar bir tonda konuştuğunda kaşlarım çatıldı. Nefesini sıkıntıyla verip devam etti. "Humin'in ceo'su Bay Kang tam bir halk adamıdır. Üreticiyi destekleyip halkı zengin etmekle ilgileniyor. Yani Minho'nun şirketinin sunduğu proje adamın çıkarlarına bir nebze de olsa ters ve biz de senin önceki projeni adama birebir gösterme şansı yakalarsak bu tersliği gözüne sokabiliriz. Ve sonunda o yatırımı biz alabiliriz. Adamın o projeyi kabul etmesinin tek sebebi Cricon'un adı. Minho en genç girişimci ödülünü aldıktan sonra berbat bir proje bile olsa çoğu şirket ona yatırım sağlamaya başladı. Ama senin projen girişimci odaklı mali sürdürülebilirliği sağlayacak bir fon içeriyor. Adamın çıkarlarıyla doğrudan ilişkili ve eğer senin projeni görürse o yatırımı kesinlikle biz alırız-"
"Yatırımı biz alırsak bu, aylık gelirimizi en az 10 kat arttırır Seungmin!" Söylediği sözlerle heyecanıma engel olamadan konuştuğumda kıkırdadı ve başını olumsuz anlamda sallayarak konuştu. "10 kat ne Jisung? Eğer işi alır ve zamanında piyasaya sürersek sadece Humin'den aldığımız yatırımla bile az 27 kat fazla gelir elde ederiz. Sunduğumuz fondan elde edeceğimiz geliri saymıyorum bile. Bu da bizi en hızlı yükselen şirketlerde 6. Sıraya sokar."
Sözleri en az bir hayal kadar güzel geliyordu bana. Gerçek olmasını deli gibi istediğim bir hayal. Eğer gerçekleşirse sadece Seul de değil tüm Kore de adımızı duyurabilirdik. Belki Çin de bile...
Fakat takıldığım bir nokta vardı. Bu yüzden düşen suratımla aklımdaki şeyi söyleyiverdim. "Bu dehşet muhteşem olurdu Seung. Fakat o adam değil bizim gibi küçük bir şirketin projesini kabul edecek, toplantı dahi yapmaya tenezzül etmez."
Sözlerim beklediğimin aksine onu daha da keyiflendirdi. Hafifçe yukarı kıvırıp konuşmaya başlaması bile bunu gösteriyordu.
"İşte bu kısımda Felix devreye giriyor."
Duyduğum isimle birlikte kaşlarım anında çatıldı. "Felix mi?" Dedim merakıma engel olamadan. "Bunun benim sarımla ne ilgisi var?"
"Humin'in ceo'su Bay Kang'ın deli gibi güvendiği ve kararlarına itimat gösterdiği tek bir kişi var Jisung. O da hem kuzeni hem de proje yönetim başkanı olan Hwang Hyunjin."
İşte beni şok eden ikinci isim...
"Hwang Hyunjin mi? Kardeşimi aldatan herif değil mi bu?"
"Aynen öyle." Daha ben şokumu atlatamadan konuşmasıyla aklım iyiden iyiye karışmıştı. Seungmin ise bunu anlamış gibi konuşmasına devam etti.
"Felix'in eski sevgilisi Hwang Hyunjin. İlişkileri gerçekten çok trajik. 3 sene önce Felix'i kampüste görüp tapasıya aşık oldu ve bir senelik güzel bir ilişki sonrası mezun olduktan sonra onu bir kadınla aldattı. Felix'in o günlerini hala hatırlarım. Senin bunu duyar duymaz Hyunjin'i öldüresiye dövdüğün günü de.. Hayır anlamış değilim. Felix'in 5 tane üvey abisi var. Adam bunu düşünerek bari ayağını denk alır. Herif resmen yürek yemiş."
Seungmin'in sözleriyle aklıma gelen günler beni yine sinir ederken "O piç herif, Bay Kang'ın kuzeni miymiş?" Dedim iğrenircesine takındığım ifademle.
Seungmin ise sorumla birlikte başını olumlu anlamda sallayarak konuşmasına devam etti.
"Aynen ama bu Hyunjin yalnızca Bay Kang'ın kuzeni sıfatını taşımıyor. Bir senedir onun sağ kolu olarak biliniyor. Ayrıca Felix'le ayrıldıktan sonra onunla son bir kez konuşmak ve af dilemek için her şeyi yapabilecek Hwang Hyunjin sıfatını da oluşturuyor. Dahası bunun için bizim projeyi doğrudan Bay Kang'a sunacak ve Minho'nun bir hafta sonra olacak proje kabul imzasını atmasını engelleyebilecek biri."
İşte şimdi bir şeyler yerine oturuyordu. Yine de o herifi gözüm tutmuyordu. Felix'i fazlasıyla üzmüştü. Ne olursa olsun kardeşimi yeniden öyle bir herifle son kez konuşmaya zorlamak istemiyordum. Bunu kesinlikle kabul edemezdim.
"Eğer Felix'i onunla son kez konuşmaya ikna edersen bir hafta sonra Minho'nun oturacağı koltukta sen olacaksın. Ve o gün Minho'nun yüzünün alacağı ifadeyi bir düşün."
Seungmin'in bir şeytan kadar sinsice verdiği vesvese kulaklarıma öyle güzel geldi ki anında "Kabul!" Dedim. Minho'nun o suratını görmek için kardeşimi dahi satardım. Zaten Felix de en az benim kadar nefret ediyordu ondan. Onu alt etmem konusunda bana hiç düşünmeden yardımcı olurdu.
Bunu eminim yapardı...
.............
"Siksen olmaz! O herifle değil konuşmak aynı ortamda bulunmak dahi istemiyorum!"
İşte bu beklenmedikti.
Duyduğum beklenmedik red ile elimdeki kahveyi masama koyup masamın karşısındaki koltukta oturuyor olan kardeşime çevirdim bakışlarımı. Fakat benden önce odamın duvar boyu pencerelerine yaslanmış olan Seungmin konuşmaya başladı..
"Hadi ama Felix.. Minho'dan sen de haz etmiyorsun. Sadece oturup konuşacaksın. Hatta konuşma bile. Dinle yeter. Bizim için yapamaz mısın bunu?"
Seungmin'in ikna etmek istercesine çıkan ses tonuyla Felix sarı saçlarına ellerini daldırıp sıkıntıyla iç çekti. Bacağı sürekli oynuyor ve alt dudağını dişliyordu. Her ne kadar üvey de olsak Felix benim en değerli varlığımdı ve kendi kardeşimi tanımayacak değildim. İkna olmaya yakındı ama aklını karıştıran başka bir şey var gibiydi. Tam ona ne olduğunu soracakken başını kaldırıp bana baktı.
"Yapmam! Yani yapamam. Olmaz işte. O herifle oturmam da konuşmam da! Telefonda dahi olmaz!" Sıkıntıyla iç çekip tam ona bunun sorun olmadığını söyleyecekken Seungmin atıldı.
"Lütfen Felix. Buna gerçekten ihtiyacımız var. Minho'ya iyi bir darbe vurmayı geç şirketi büyütebiliriz bu sayede."
Bir taşla iki kuş.. Felix sayesinde çifte kazanç. Bu her ne kadar Felix'i zorlamak istemiyor olsam da gerçekten istediğim bir şeydi. Yine de onu zorlamayacaktım. Bu yüzden o Seungmin'e dönüp "İmkansız! O herifle buluşmayacağım!" Dediğinde elimde kalan son kozu oynamak için ayaklandım ve masamın önüne geçip direkt olarak ona baktım. Bu teklifimi kabul etmezse bir daha ona bu konuyu açmayacağıma dair kendime söz verip konuştum.
Zira o benim kardeşim ve tıpkı benim gibi onun da reddedemeyeceği teklifler var.
"Harçlığını 3 kat arttırırım."
Kollarımı birbirine bağlayıp konuştuğum esnada anında bakışları beni buldu. Biraz duraksayıp dudağını hafifçe yukarı kıvırıp sırtını koltuk başlığına yasladı.
"4 kat." Konuşmasıyla birlikte bir kez daha anladım ki Felix öz kardeşim olsaydı en az bu kadar benzerdi bana. Asla altta kalmıyor.
Belki de en küçüğümüz olmasından kaynaklı bu durum ya da belki de benim gibi yurtdışında doğmuş ve bizimle birlikte henüz 5 yaşındayken Kore'ye taşınmış olması onu bana benzer yapıyordu. Yine de iyi ki diğer abilerine çekmemiş. Zira hepsi babamın aynısı.
Tek dertleri ne kadar para o kadar kadın. Bu yüzden liseden sonra hiçbiriyle bağlantı dahi kurmamıştım. En büyük abim Busan'da renkli hayatını sürdürürken ondan bir küçük olan malezyadan hiç dönmemişti, kim bilir neler yapıyordu. Benden 3 yaş büyük olan ikizler ise 7 yıl önce babam ölünce onun Malezya'daki işini devralmış ve araba galerisini işletmeye başlamışlardı. Ama bir yıl gibi kısa bir zaman sonra çoğu müşteriyi dolandırmaktan dolayı şikayet edilmiş ve hapse girmemek adına kaçmışlardı. Nerede olduklarını dahi bilmiyordum.
Benim için aile denebilecek bir tek Felix ve şuan ikinci evliliğini mutlu bir şekilde sürdürüyor olan annem vardı. Annemin anlattığına göre şerefsiz babamla iyi bir evlilik yaşamışlar. Ta ki bir gün kapısı çalınıp Felix'in annesinin beklenmedik ziyaretine kadar. Kadının söylediklerine göre babamın evli olduğunu bilmiyormuş ve öğrenir öğrenmez annemi bulmak için gezmedik yer bırakmamış. O sıralar Felix'e hamileymiş ve bu yükle yaşayamayacağını düşünüyormuş. Evli bir adamla ilişki yaşamış olmanın getirisiyle hamile olmasa ve annemi bulamasa kendini öldürebileceğini bile söylemiş. Annem de ona kol kanat germiş. Babamla da anında boşanmışlar.
Felix'in annesi Felix'in doğumu sırasında öldükten sonra annem bebeği yanına almış ve babam gibi bir şerefsize rağmen onu kendi elleriyle büyütmüştü.
Annem yeni eşiyle birlikte dünya turuna çıktığı için birkaç senedir onunla görüşemiyorduk. Ama o da Felix'i öz oğlu gibi severdi. Ben 11 yaşındayken annem iki çocukla daha fazla orada kalmayacağını düşünerek Kore'ye, ailesinin yanına, dönmeye karar verdi ve Felix'i de buraya gelirken kendi nüfusuna aldı. Ben babamın soy ismini Felix ise annesinin son isteği dolayısıyla kendi annesinin soy ismini kullanıyor.
Felix'e nazaran ben buraya geldiğimde 11 yaşındaydım. Babam bir malaydı ve ismimi de o koymuştu. Annem ise Kore'ye geldiğimizde yeni bir sayfa açmamız gerektiğini söyleyerek Felix'le ikimize yeni isimler vermişti.
Jisung ve Yongbok...
Birlikte büyümüş olmamız yüzündendi belki de diğerlerine nazaran Felix'e bu denli yakın olmam. O benim her şeyimdi. Sebep ne olursa olsun Felix tıpkı benim gibiydi. Kurnazdı ve saman altından su yürütmeyi iyi bilir, işini incelikle yapardı. Bu yüzden derin bir nefes alıp bana meydan okuyan bakışlarına gözlerimi dikip "2 kat." Dedim. Bana meydan okumak neymiş öğrenmeliydi.
"5 kat." Anında beni cevaplarken bir an bile duraksamadan "Bir buçuk kat." Dedim. Gözleri anında açılırken birden ayağa kalktı ve başını olumlu anlamda sallayıp yanıma doğru geldi.
"Tamam öyle olsun. 3 kat deyip konuyu kapatalım." Korkuyla ve heyecanla konuşurken ben de ona yaklaşıp sarı saçlarına ellerimi koyarak karıştırdım. "Aferin sarı. Böyle yola gel." Dedim.
Göz devirip saçlarındaki elimi tuttuğu gibi çekti ve "Hyung! Bozma işte saçlarımı!" Diyerek eliyle saçlarını düzeltirken ben de ona gülümseyerek yeniden hızla karıştırdım saçlarını. Bu hareketimle sinirle homurdanarak benden kaçıp masamın arkasına ilerledi ve koltuğuma oturdu. O sırada Seungmin'in sevinçle ellerini birbirine vurarak konuşmasıyla ona döndüm.
"Bu iş tamam o zaman. Hem merak etme Felix.. Hyunjin'le konuşurken ne olur ne olmaz diye yanına bir koruma ayarladık. Rahat rahat kahveni içip yurduna geri dönebilirsin. Gerisini bize bırak."
Felix ellerini masama koyup dudaklarını büzerek düşündü ve başıyla onaylayarak "Peki. Anlaştık." Deyip bana döndü. Dudağını yukarı kıvırıp sinsi bir tebessümle gözlerini kısarak devam etti. "Merak etme hyung, paranı çok güzel bir şekilde harcayacağım."
"Sorun değil sarım. Sonuçta sen mezun olduktan sonra ben de seni şirkete alıp seni harcayacağım."
Sözlerimle birlikte omuz silkip sırtını geriye attı ve elini masamın üzerinde gezdirip "Sorun değil hyung. Sonuçta sen öldükten sonra ben de senin şirketi devralıp paranı harcamaya devam edeceğim." Dedi.
Onun bu sözüyle birlikte kaşlarımı çatarak "Senin dilin fena uzamış. Saçlarını kesersem belki aklın başına gelir!" Diyerek hızla yanına ilerleyeceğim esnada anında ayaklanıp benden kaçmaya başladı. "Tamam tamam sadece şakaydı! Hey üzgünüm gerçekten! Hyung.. Şakaydı dedim ya. Saçlarım benim her şeyim. Lütfen uzak dur!"
Koşar adımlarla Seungmin'i arkasına saklandığında ise gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıp sert çıkmasına özen gösterdiğim ses tonumla yanıtladım onu.
"Yok yok. O saçları keselim de abinle nasıl konuşman gerektiğini iyice anla!"
Masamın üzerindeki kalemliğin içinde duran makası alıp ona doğru ilerlerken birden korkuyla bana bakıp arkasını döndüğü gibi kapıya doğru koşmaya başladı.
"Seni anneme söyleyeceğim!"
Kapıyı çarpıp çıktığı an ise arkasından bağırdım.
"Koş yetiştir koca bebek!" Sonrasındaysa kahkahalarıma daha fazla engel olamayarak gülmeye başladım. Seungmin'in de bana katıldığında elimdeki makası geri yerine koyup Seungmin'e döndüm.
"Hyunjin denen herifle konuşurken sen de o mekanda ol. Felix'in güvenliği ve rahatı için elinden geleni de yap."
Tamamdır, merak etme plan tıkırında işleyecek." Sözleriyle birlikte koltuğuma oturup derin bir nefes verdim.
Keyifliydim...
Minho'nun suratının alacağı ifadeyi düşündükçe daha da keyifleniyordum. Bu yüzden dudağımı hafifçe kıvırıp konuştum.
"O halde hemen başlayalım. Zira projeyi sunmak için tam bir haftamız var."
___________
Jisung ve Felix'in geçmişine değinmek onların arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamanız içindi. Bir spoi değildi yani:-) Ayrıca Hyunjin ve Felix'in konuşmasını yazmayacağım. Basit bir son konuşma olarak düşünebilirsiniz. Hyunjin sana hala aşığım affet beni diyecek Felix de benim bir ilişkim var deyip kısa ve net bir şekilde bitirecek konuşmayı. Hyunjin bu hikayede çok önemli bir karakter değil. Sadece isim bulmam gerekiyordu ben de bizimkilerden birini kullanayım dedim.
Bu bir geçiş bölümüydü. Bundan sonraki bölümden itibaren fragmanda gördüğünüz olaylara başlıyoruz. Daha çok Minsung sahnesi ve yakınlaşmaları göreceğiz.
