İçeriğe geç

Sokak lambası •Minsung

Bölüm 4 · 12 dk okuma

Sokak lambası •Minsung

Bölüm 4

~ İlk raund ~

(Jisung'dan)

"O kim oluyor ya?! Hangi sıfatla böyle bir şey diyebiliyor?"

Bir yandan az önce sekreterimin önüme koyup gittiği dosyaları tek tek imzalarken bir yandan da masamın önündeki deri koltukların birinde oturan Seungmin'e doğru öfkeyle konuştum. "Neymiş efendim başkasının dudaklarını kabul edemezmişim! Siktiğimin vasıfsız elemanına bak sen. Oldu paşam başka bir şey emreder misiniz?"

"Sen ne dedin peki? Cevap verdin mi mesajına?"

Yüzündeki endişe dolu ifadeyle sorduğu soru kulaklarıma çalındığı an Minho'nun mesajına cevaben attığım onlarca küfürlü mesaj gözlerimin önüne geldi.

"Hayır." Dedim birden düşen gergin ses tonumla. "O kim oluyor da ona laf yetiştireyim ben? Mesajını gördükten sonra engelledim onu.

Yalandı.

Yazdığım onlarca küfürlü cevaba görüldü attığını görür görmez sinirle telefonu fırlatmış sonra bir düzine daha mesaj atmıştım ama suratsız nevale onlara da görüldü atmıştı. En sonunda dayanamayıp vazgeçmiştim. Gece uyku tutmamıştı sinirden ama bugün ondan çok güzel bir şekilde intikamımı alacaktım. Aklımda harika bir plan vardı.

"Peki Seonghwa'ya mesaj hakkında bir şey dedin mi? Yani... Minho'nun beş senenin ardından ilk kez mesaj atması ve dahası... Senin bulunduğun evin önünde seni izlemiş olması. Üstelik neredeyse ölümüne sebep oluyordu. Bütün bunları bilmesi gerekmiyor mu?"

Seonghwa'nın adını duyar duymaz dün yaşadığımız şeyler aklımda canlanıvermişti. Bu istemesiz modumu düşürüp keyfimi kaçırırken ellerimi sarı saçlarımın arasında gezdirip sıkıntıyla iç çektim.

"Ben dün çok kötü bir şey yaptım. Bu yüzden henüz Seong'la konuşma fırsatım olmadı." Sözlerimle birlikte Seungmin'in kaşları anında çatıldı ve alışık olduğum yine ne bok yedin adı altında attığı bakışları takındı. "Bu sefer ne yaptın Jisung? Gerçekten çok merak ediyorum."

"Şey..." Dedim gergin bir ifadeyle alt dudağımı dişleyerek. Sonrasında da elimdeki kalemi bırakıp sırtımı koltuğumun başlığına yasladım.

"Davete gitmemenin sebebi Minho mu dedi. Bana onu unutamadın değil mi diye sordu. İnkar ettim. Saçmalama dedim ama o dinlemedi. Sonra onu unuttuğumu kanıtlamamı istedi."

"Kanıtlamanı mı?" Seungmin'in meraklı bir tonda sorduğu soruyla birlikte başımı olumlu anlamda sallayıp ekledim. "Onu öpmemi istedi."

"Siktir oradan!" Şokla aralanmış dudaklarının arasında ettiği küfürle gözlerimi ondan çektim. "Öptün mü yoksa? O yüzden Minho sana o mesajı attı. Sizi gördü. Sizi öpüşürken gördüğü için o mesajı attı. Siktir cidden!-"

"Hayır öyle değil." Seungmin'in heyecanlı heyecanlı konuşmasını ellerimi olumsuz anlamda sallayarak susturduğumda gözleri anında merakla bana döndü. "Ne oldu peki?"

"Ben yapamadım. Yani.. öpmedim onu." Düşen ses tonumla verdiğim cevaptan sonra Seungmin'in yüzü gerildi ve kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı. "Tanrım ne yapacağım ben?" Ellerimle saçlarımı karıştırıp bir anda gelen baskıyla eklediğimde Seungmin'in derin bir soluk çektiğini duydum. Başımı kaldırıp ona baktığımdaysa oldukça donuk bir ifadeyle gözlerime çevirdi bakışlarını.

"Öncelikle şuna cevap ver." Düz ve oldukça ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladığında kaşlarımı çattım. Gelecek soruyu içten içe tahmin ediyordum. "Onu öpmemenin sebebi... Minho muydu?"

Beklediğim soruyla birlikle sinirle kaşlarımı daha da çattım ve öfkeli bir gülüşle dişlerimi sıktım. "Niye herkes bunu soruyor? Niye yaptığım şeylerin sebebi olarak hep Minho'yu görüyorsunuz? Tanrı aşkına! Onu öpmedim evet! Ama bunun sebebi Minho'ya hala unutamadığım gibi sikik bir düşünce yüzünden değildi. Onu öpmedim çünkü onu sevmiyorum. Bu kadar basit!"

"Pekala tamam. Ben sadece emin olmak istedim." Öfkeyle kurduğum cümlelerime karşılık olarak Seungmin'in sözleriyle sakinleşmek adına derin bir nefes aldım. Bu sırada o da sözlerine devam etti.

"Jisung, sen benim dostumsun. Aldığın her kararda arkanda dururum. Yaptığın bir şeyin yanlış olduğunu düşünüyorsam bunu senin iyiliğin için dile getiririm ve bir şeyin sana iyi geleceğini düşünüyorsam bunu söylemekten de çekinmem. Şimdiye kadar hiçbir zaman Seonghwa ya da Minho hakkında sana tavsiye vermedim. Çünkü üzerinde baskı kurmak istemedim ama eğer çıkmaza girersen... Aklın karışır ve ne yapacağını bilemezsen... Zorlanmış hissedersen ya da ne bileyim işte kendini yalnız falan hissedersen beni arayıp çilekli yoğurt istediğini söyleyebilirsin tamam mı? Saat kaç olursa olsun orada olurum emin ol. Sana her an destek çıkmaya hazırım."

Seungmin'in sözleriyle ona sıcak bir tebessüm bahşettim ve "Sağol Seungmin. Orada olacağını biliyorum." Dedim minnettar bir ifadeyle. Bu konuşma biraz da olsa sakinleşmemi sağlamıştı.

Olurdu biliyorum. Şimdiye kadar ne zaman zorlansam yanımda olmuştu. Bazen aptalca yaptığım şeyler için bir sürü küfür yemiştim ama hiçbir zaman bu işte ben yokum ya da artık senin saçmalıklarına dayanamıyorum dememişti.

Kapının tıklamasıyla ikimizde gözlerimizi birbirimizden çekip gelen kişinin kim olduğunu öğrenmek için kapıya çevirdiğimizde benim gel komutumla birlikte içeriye giren takım elbiseli adama baktım.

"Efendim, kızı ayarladık ve seminer çoktan başladı. Birazdan Bay Lee soruları almaya başlayacak. Haber vermek istedim."

Çalışanlarımdan biriydi ve sözleri bugün Minho hakkında yaptığım planın şu anlık tıkırında gittiğinin göstergesiydi. Dudaklarım beğeniyle bükülürken tam ona cevap verecektim ki Seungmin'in meraklı bir ifadeyle gözlerini takım elbiseli adamımdan çekip bana çevirerek sorduğu soruyla susmak zorunda kaldım.

"Ne semineri? Benim bu konu hakkında neden bir bilgim yok?" Daha çok azalarcasın sormuştu sorusunu. Derin bir nefes alıp verdim ve gözlerimi ona çevirip "Cricon'un yönetim kurulu başkanı bugün Seul üniversitesinde bir seminer veriyor. Basın dahil tüm son sınıf işletme bölümü öğrencileri orada ve soru sorma hakları var. Ben de bu fırsatı kaçırmayarak ona çok güzel bir soru sorayım dedim. Yani ayarladığım kız benim için soracak." Diye açıkladım.

Öyle keyifliydim ki...

"Jisung? Yine ne delilikler geçiyor o aklından?" Endişeden çok bıkkınlıkla sorduğu soruyla birlikte gözlerimi ondan çekip kumandayı elime aldım ve tam karşımdaki akıllı tahtadan canlı yayını açtım. Birazdan olacakların düşüncesi bile içimde büyük bir keyif şöleni yaratıyordu. Belki ipin ucu bana da dokunacaktı ama onun popülaritesi benimkinden daha fazla olduğu için en çok zarar gören o olacaktı. Bu da beni heyecanlandıran en temel etkenlerden biriydi...

Lee Minho, bu senin için yapacağım en hafif şey olacak. Bundan sonra geri durmak yok. Madem ki bu savaşı başlattın, o halde ilk darbemin keyfini çıkar. Çünkü ikincisi daha ağır olacak.

'Bay Lee, Cricon'u bu noktaya getiren en önemli unsur nedir? Yani global bir şirket haline gelmeyi nasıl başardınız?'

Minho bir buçuk metre kadar yükseklikte olan geniş bir kürsünün tam ortasına elinde mikrofonuyla dururken, en arkaya, sağa ve sola olarak dağılmış gazetecilere nazaran amfide oturan öğrencilerin birinin sorduğu soruyla Minho şerefsizinin soruları almaya başladığını anlamıştım. Seungmin de tıpkı benim gibi dikkatle yayını izlerken ben de doğru an için zaman kolluyordum.

'Her şirketin neyi nasıl yapacağını belirleyen bir planı olmalıdır. Planlı işler sizin yükselmenizi sağlayan en önemli etkenlerden biridir. İş planı hazırlamak için gerekli temel bilgileri toparlamak ve analiz etmek, planın uygulama başarısını doğrudan etkiler. Bu sayede yıl içerisinde yapacağınız değerlendirme toplantılarından da en iyi şekilde yarar sağlarsınız. Bu durum rekabet gücünüzü de etkiler...'

Bla bla bla...

"Çok bilmiş herifi bir de işinde uzman diye oraya çıkarıyorlar ya. Hangi akla hizmet yapıyorlar anlamış değilim. Adam hazır olan şirkete kondu zaten. Global şirket olmasını o sağlamadı ki! Niye tüm başarı ona aitmiş gibi davranıyorlar anlamış değilim." Daha çok kendi kendime sinirle söylediğim sözlerim Seungmin'in bana dönmesini sağlamıştı.

"Hakkını yeme adamın. Babasından şirketi aldığında sadece Çin'le anlaşmaları vardı. Cricon'u 5 sene içinde çok uluslu bir şirket haline getirdi. Üstelik 27 yaşında bunu başarmış en genç iş adamı ödülüne de sahip. Dahası Amerika'dan geçen yaz aldığı yatırım dudak uçuklatan cinstendi. Ayrıca Dubai'de ticaret ofisi açmak için anlaşma sağlamaya çalışıyormuş. Eğer başarırsa Kore'nin en genç milyonerlerinden biri olur ben demiş olayım."

"Kimin tarafındasın sen?" Onun sözlerini yüzümü ekşiterek dinleyip memnuniyetsiz bir ifadeyle sorduğum soruyla birlikte Seungmin sanki ne anlattığının sonradan farkına varmış gibi gözlerini yayından çekip anında benimle buluşturdu ve yutkunup "Elbetteki senin." Dedi. Sonrasındaysa gözlerini yeniden yayınla buluştururken dudaklarının arasında çıkan fısıltıyla ekledi. "Yine de yiğidi öldür hakkını yeme derler."

Kulaklarıma dokunan sözlerle başımı olumsuz anlamda sallayarak yeniden yayına döndüm. Tamam herif bir şeyler başarmış anladık ama bu şerefsiz olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bir de güvenilmez ve karaktersiz. Ha bir de utanmaz.. yüzsüz.. ve pislik...

'Efendim, rekabet taktiğiniz nedir? Rakip güçlü şirketlere karşı aldığınız herhangi bir önlem var mı?'

Bir kaç kişiden sonra bir erkek öğrenciden gelen soruyla birlikte doğru anın bu olabileceğini düşünüp cevabı vermesini bekledim. Minho şerefsizi gelen soruyla yüzüne kibirli bir sırıtış takındı ve biraz durduktan sonra konuşmaya başladı.

'Güzel bir soru genç adam. Aslında bakarsan, Cricon rakip tanıyacak bir şirket değil. Ve ben de rekabeti seven biri değilim. Yine de rekabet, insani duygularımızda yatan bir varoluş sebebidir. Bu sebeple eğer bir şeyi istiyorsam ve onu başkasının da istediğini görüyorsam, savaşmaktan çekinmem. Bunun için herhangi bir taktiğe de ihtiyacım yok. Zaten ben istiyorsam, o benimdir.'

"Bok senindir." Sinirle konuşup anında yanımda duran adama çevirdim bakışlarımı ve emri verdim. "Soruyu sormasını söyleyin."

Siyah takım elbiseli adamının başını eğerek beni onaylamasıyla kulağındaki kulaklığına dokuması bir olurken ben de sırtımı koltuğumun başlığına yaslayıp keyifle konuştum. "Bakalım buna ne cevap vereceksiniz Bay Lee karakter eksikliği yaşayan Minho."

"İnan şu an çok korkuyorum Jisung. Bu iş hiç hoşuma gitmedi. Keşke önce bana danışsaydın. Bok yoluna gidiyormuşuz gibi bir his var içimde." Seungmin'in endişeli bakışlarıyla söylediği sözleri kulaklarıma dolduğunda ona kısa bir bakış attım. "Ben ve bok yoluna giden bir plan yapmak mı? Ne zaman gördün benim böyle bir plan yaptığımı?"

"Saymamı ister misin?" Sorusuyla birlikte gözlerimi birkaç kez kırpıştırıp boğazımı temizledim ve aklıma gelen anlarla gözlerimi onden çekip "Neyse.. Arkana yaslan ve keyfini çıkar." Dedim konuyu kapatmak amaçlı. Konuşursa susmazdı çünkü...

'Bay Lee, benim de sormak istediğim özel bir sorum var.'

Genç bir kızın sesiyle kamera anında onu bulurken derin bir nefes alıp birazdan oluşacak kaos ortamını keyifle izlemeye devam ettim.

'Tabi genç hanım. Sizi dinliyorum.'

Başına geleceklerden habersiz olan Bay şereften yoksun Lee Minho tebessüm ederek soruya izin verirken ben de gittikçe daha da keyifleniyordum. Bakalım birazdan da böyle gülebilecek misin Bay Lee.

'Efendim, Galodeung'un yönetim kurulu başkanı Bay Han Jisung ile eskiden birlikte olduğunuza dair bir söylenti duydum.'

Genç kızın sözleriyle Seungmin şokla oturduğu yerden kalkıp dikkatle dinlemeye devam ederken salondaki gazeteciler anında hareketlenip çoktan telefonlarını ellerine almışlardı. Flaş sesleri ve ışıkları artış gösterirken bunlara nazaran beni en çok keyiflendiren şey ismimi duyar duymaz Minho'nun yüzünün anında aldığı şekildi. Uğultular ve hareketlilik gittikçe artarken kız konuşmaya devam etti.

'Hatta daha dün sabah saatlerinde onun şirketinden girip çıkarken görülmüşsünüz. Uzun uğraşlar sonrası elde ettiğim bilgiye göre sizin onu tehdit etmeye gittiğiniz öğrendim. Sene sonu olacak olan ihalede onun yer almasını istemediğinizi belirtmiş ve ihaleden çekilmesi için ona 500 milyon won teklif etmişsiniz. Eğer bu doğruysa, Galodeung gibi küçük bir şirketin size rakip olacağından bu kadar çok mu korkuyorsunuz? Yoksa aranızdaki husumetten kaynaklı olarak onun başarısını istemediğiniz için eski sevgilinizin işine çomak sokma derdinde misiniz?'

"İşte bu be!" Sevinçle ayaklanıp elimle genç kıza alkış tutarken Seungmin sinirle bana döndü ve saf öfkeden oluşan o yüz ifadesiyle dişlerini sıkarak konuştu. "Sen delirmişsin!" Onun bu sözüne yönelik gözlerimi yeniden Minho'nun şok olmuş ifadesine çevirirken onun dün bana kurduğu cümleleri ben de ona karşı kurdum.

"İnan hiç bu kadar aklı başında hissetmemiştim. Hak ettiği muameleyi görüyor."

"Cidden Jisung! Sırf basınla uğraşmamak adına bu bilgiyi beş sene boyunca saklamak için neler neler yapmışken şimdi kendi ellerinle onlara sunuyorsun! Bir anlık sinirle yaptığın şey başına büyük işler açacak. Sikeyim böyle işi! Her gün gazetecilerle ve muhabirlere uğraşmak zorunda kalacağız."

Seungmin'in öfkeyle çıkan kelimleri bir bir kulaklarıma varıp sonunda kesildiğinde ona bakışlarımı çevirdim ve dudaklarımı hafifçe yukarı kıvırıp kendimden emin bir ifadeyle konuştum.

"Bu bir risk evet. Ama bu sayede şirketin adı daha çok duyulacak. Üstelik benim gibi küçük bir şirketin başkanını basın birkaç günde unutur ama global bir şirket ceo'sunun bu işten kaybı çok fazla olacaktır. Bu da bir ihtimal. Riskler ve ihtimaller Seungmin. Hepsi bakış açına bağlı ve oynadığın oyunun kaderi bu bakış açısına göre değişebilir."

Seungmin başını olumsuz anlamda sallayarak pes etmişçesine kendini koltuğa hızla attığında ben de ellerimi masamın üzerine koyup keyifle Minho'nun büyük ekranda verilen ifadesine bakmaya devam ettim. Onun bu ifadesi yüzünden keşke bunu daha önce yapsaydım fikri bir pişmanlık hissi oluştururken Minho'nun yanına gelen takım elbiseli bir adam düşüncelerimden sıyrılmamı sağlamıştı.

Minho, o herifin kulağına bir şeyler söyledikten sonra adamın yanından yeniden uzaklaşmasıyla boğazını temizleyerek kendine çeki düzen verdi. O an konuşacağını anladığım için tıpkı gazeteciler ve salondaki diğer herkes gibi ben de dikkatle Minho'dan gelecek cevabı bekledim. Bitmişti artık. Bundan emindim.

Ta ki onun cevabına kadar...

'Öncelikle bana karşı önyargı dolu çıkarımlarınız sizin bu soruyu bilgi edinmek için değil de daha çok bana saldırı amacı taşıdığı düşüncesindeyim. Hal böyleyken soruyu cevapsız bırakma ve sizi salondan dışarı alma hakkım olduğunu hatırlatmak isterim genç hanım. Yine de madem ki bu kadar araştırma yapmışsınız, tarafsız olabilmeniz adına hikayeyi bir de benden dinlemenizi isterim. Belki bakış açınız değişir.'

Biraz duraksayıp boğazını temizledi ve derin bir nefes alıp aynı tebessümüyle devam etti.

'Bay Han'ın eski sevgilim olduğu doğru. Kendisiyle yaklaşık 5 sene gibi uzun bir ilişki sonrası yollarımızı ayırdık. Fakat bu benim istediğim bir şey değildi. Aslında bakarsanız, dün onunla buluşma sebeplerim arasında bu da vardı. Onu tehdit ettiğim ya da rüşvet verdiğim gibi yalan yanlış söylentiler nasıl kulağınıza gelmiş anlamış değilim ama benim amacım tamamen farklıydı. Aslında ben... kendisine hala aşığım ve onu geri kazanmak için uğraşıyorum.'

Kelimeler sihirlidir. Kimin kullandığına bağlı olarak anlamı değişir.

Hala aşığım ve geri kazanmak için uğraşıyorum Minho'nun dudaklarına hiç yakışmayan kelimelerdi. Çünkü o bana hiç aşık olmamıştı ve beni bir kayıp olarak hiçbir zaman düşünmemişti.

Lee Minho kelimelerle arası iyi olan bir düzenbazdı...

"Siktir siktir siktir! Bu hiç iyi olmadı! Bu kesinlikle hiç iyi olmadı! Bittik biz. Tanrım sen yardım et! Bok yoluna gidiyoruz demiştim! Siktir cidden! Ahh!"

Birden ayağa kalkıp dehşete kapılmış ifadeyle konuşan Seungmin'in kullandığı kelimeler ise bir uğultudan farksızdı benim için. Boş bakışlarım hala yayındaki Minho'nun tebessüm eden yüzündeydi. Sanki beni görüyormuşçasına keyifle ve kazanmışlık ifadesiyle bakıyordu kameraya.

İdrak edemiyordum. Şimdi ne olacaktı? Minho'nun bu yalanından sonra beni ne bekliyordu? Bütün bunları düşünmem gerekirken ben sadece onun kazanmışlık dolu bakışlarına boş gözlerle bakıyordum.

Ona yine yenilmiştim...

"Jisung iyi misin?" Seungmin'in endişeli sesi kulaklarıma vardığında biraz duraksadım. Ben tepki vermesem de masanın üzerinde titreyen ellerim ve burnumdan aldığım sert soluk öfkenin yavaş yavaş bedenimi esareti altına aldığını gösteriyordu. Sinir tüm hücrelerime dağılmış kanımı yavaş yavaş kaynatıyordu.

Minho'nun tüm basına söylediği yalan beni büyük çıkmaza sokacaktı. Bunun farkında olan irademse bu öfkeyi harmanlayan şeylerden biriydi. Sinirden daha fazla dayanamayarak gülmeye başladım. Kahkaham yavaş yavaş artıp bütün odaya dolmaya başlarken Seungmin'in dehşete düşmüş bakışlarını hissediyordum. Ama aklımda olan tek şey Minho'nun yalanıydı.

"Jisung?" Korkuyla konuştu Seungmin. Benim kahkahamsa bundan besleniyormuşçasına daha da artarken birkaç saniye sonra derin bir nefes alıp durdum. Yüzümde mimik oynamıyordu. Fırtına öncesi sessizliği barındırıyordu ifadem. Bundan emindim ve bir anda dişlerimi sıkıp titreyen ellerime masamdaki her şeyi bağırarak yere attığımdaysa bu fırtınanın şiddetini gösteriyordu.

"Siktiğimin piçi! Hala aşığım diyen ağzını sikeceğim senin!" Masamdaki her şey büyük bir gürültüyle yeri boylarken yanımdaki adamım korkuyla bir iki adım geri çekilmişti. Seungmin'in şok olmuşçasına açılmış gözleri ve bana doğru gelmek için attığı bir iki adım benim anında yumruk yaptığım sağ elimi masama ardı ardına geçirmeye başlamamla duraksamıştı.

"Oruspu çocuğu! O gözlerini oyup ellerine vereceğim! Yalan konuşan ağzını dağıtmazsam şerefsizim! Ruh hastası pezevenk!" Bir yandan yumruklarımı sanki Minho'ya geçiriyormuşçasına masaya büyük bir kuvvetle vururken dişlerimin arasında söylüyordum her bir cümlemi.

Öfke kaynıyordu bedenim. Bu da yumruklarıma yansıyordu. Öyle ki elimden kopup süzülen kan damlaları masayı süslerken hemen önümde kalmış bir kaç eşyanın arasında gördüğüm kumandayı aldığım gibi anında bağırarak karşımdaki akıllı tahtada Minho'nun gülümseyen suratına son gücümle fırlattım.

"Aklını alacağım bekle sen karaktersiz pezevenk! Yaptığın her şeye pişman edeceğim seni! Han Jisung ile uğraşmak neymiş anlayacaksın! Tanrı şahidim olsun Lee Minho, tüm basının önünde karşımda eğilmeni sağlayacağım! Bekle ve gör!"

___________

*Seminer veren bir adet Minho bırakıyorum buraya:)

Bölüm sonu

6 yorum

  • Allah ım Seung öyle bi konuşuyodun ki istediğin zaman benimle konuşabilirsin sana tavsiye vermeye çalışırım tarzı bi şey bekliyodum sana çilekli yoğurt getiririm dedin şapşal çocuk 🤏🏻🥹 (vee evet dayanamayıp tekrar okumaya başladım)

  • Ayayayay bolum gelmissss hosgelmissss sagol askim umudumu yitirmeme cok az kalmisti ve sen bolum attin cok guzel olmus eline saglik