8.BÖLÜM
Gökyüzünden yavaşça süzülen kar tanelerini izliyordum. Mektubu herkese okuduktan sonra odaya bir sessizlik çökmüştü. Büyük ihtimalle herkes bir plan düşünüyordu. Ben zaten bir plan yapmam gerektiğini bildiğim için aklımda birkaç şey vardı. Fakat hiç biri doğru değilmiş gibi geliyordu. Danix’in bir anda soru sorması ile sessizlik bozulmuştu. “Widen bu plana katılamayacak değil mi? Çünkü zamanımız yok. Herkes ölüyor.” Ona doğru döndüm ve başımı olumsuz anlamda salladım. “Widen tabi ki de katılacak. Suikasta uğradığında katillerin hepsini bir şekilde yaralamış. Onların iyileşmesi Widen’dan daha uzun sürecektir.”
Muhafız Rof bir anda bana döndü ve “katiller mi? Bir kişi değil mi?” dedi. “Maalesef ki bir kişi değiller, dört kişiler.” Violet ile Danix’in bir anda kaşları çatıldı. Galiba Widen onlara anlatmamıştı. Danix küfürler savururken Violet bana doğru ilerledi. “Dört kişi mi? Kim söyledi?” dedi.
“Widen size anlatmadı mı?”
“Neyi?
“Nasıl suikasta uğradığını. Cidden hiç ona sormadınız mı?” dedim yüzümü buruşturarak. Violet başını olumsuz anlamda salladı. Gözlerimi devirdim. Gerçekten de hiç merak etmediler mi? Ben merdivenlerde görür görmez bu soru aklıma gelmişti. Onların bu kadar zamandır hiç gelmedi mi yani? Cidden garip insanlardı.
“Dört kişilermiş işte devamını Widen’dan öğrenirsiniz.” Şuan hiç anlatacak durumda değildim. Nux, “bir şey sormak istiyorum. Biz ne yapacağız? Yani burada mı saklanacağız? Eğer burada çalışıyormuş gibi yapacaksak muhafızlara zırh, bize de elbise lazım.” Violet duvara yaslanarak “muhafızlara zırh hazırlattım. Size de hizmetçi kıyafeti hazırlattım. Muhafızlar bu odaların olduğu yerde nöbet tutacaklar. Sizde mutfakta çalışacaksınız, tamam mı?” dedi. Nux onu onayladı.
Violet, Danix’ten yardım alarak kıyafetleri ve zırhları getirdi. Onlar giyindikten sonra şifacılara mutfağı göstermek için Violet gitti. Danix’te onlarla beraber çıkıp odasına gitti. Odamda yalnız kalmam ile penceremin önüne oturdum. Karın süzülüşünü izlerken bir yandan da planı düşünüyordum. İlk aşama zaten belliydi, güçlenmek. Fakat ikinci aşamayı düşünemiyordum.
Bir anda aklıma gelen fikir ile oturduğum yerden dikildim. Muhafızlardan dört tane kişi seçeceğiz. Bu kişiler zincirlenmeyen yerlerde sürekli gizlice nöbet tutuyor olacaklar. Eğer biri suikasta uğrarsa muhafızlardan biri gidecek ve diğerlerine haber verecek. Diğerleri de silahlarını alıp geldiğinde son savaş böylelikle başlamış olacak.
Bence çok iyi bir plandı. Şimdi bunu diğerlerine söylemem gerekiyordu ama acele etmeden biraz daha düşünmekte yarar vardı. Penceremin önünden kalktım ve odamdan çıktım. Widen’ın nasıl bir halde olduğunu görmem lazımdı. Koridorda ilerlerken prenses Yadon ile Violet’ı gördüm. İkisi beraber gülerek bir şey konuşuyorlardı. Onların arkadaş olduğunu bilmiyordum. Eğlencelerini bozmak istemediğim için yanlarına gitmek yerine şifa odasına doğru ilerledim.
Kapının önüne geldiğimde içeriden gelen gülme sesleri dikkatimi çekmişti. Kapıyı tıkladıktan sonra içeriden “gir” sesini duyunca kapıyı yavaşça araladım. Prens Topen ile göz göze geldiğimde biraz şaşırdım. Onu uzun zamandır görmüyordum. İçeriye girdikten sonra hafifçe öne eğildim. Tekrardan dikildiğimde Widen’ın yanına doğru yaklaştım. “Durumunu merak ettim” dedim kendimi açıklayarak. Widen tebessüm ederek “daha iyiyim birkaç güne odama geçerim” dedi. Onun verdiği mutlu habere karşı tebessümüne karşılık verdim. “Kral Harvey sana mektup göndermiş. Violet anlattı.” Cidden bu kadar hızlı anlatmasını beklemiyordum. “Evet” dedim başım ile onaylayarak. “Beni de plana kattığın için çok teşekkür ederim. En kıssa sürede toparlanacağım konusunda söz veriyorum. Ayrıca bir soru sormak istiyorum.” Başım ile onu onayladım ve soracağı soruyu bekledim. Boğazını temizleyerek “ben bu plana Topen’ın da katılmasını istiyorum. Çok iyi silah kullanır ayrıca katil olacağını düşünmüyorum. Sonuçta kardeşim değil mi? Onunda diğerleri gibi ölmesini istemiyorum. Güçlenmesini ve son savaşta bize katılmasını istiyorum.”
Ben onun teklifini düşünürken bir anda kapı açıldı ve içeriye Danix girdi. Elinde bir tepsi vardı. Tepsinin içinde ise çorba bir de su vardı. Danix bir anda benim ile karşılaşması nedeniyle durdu. Sonradan odanın köşesindeki küçük masaya tepsiyi bıraktı. Tepsiyi bıraktıktan sonra bana doğru ilerleyerek “ne konuşuyordunuz?” dedi.
“Widen, Topen’ın da plana katılması gerektiğini söylüyor. Senin fikrin nedir?” Danix yanımdan geçerek Widen’ın yastığını düzenledi. Sonra köşedeki masaya ilerleyerek tepsiyi tekrardan eline aldı. “Widen benim küçüklük arkadaşım biliyorsun. Bu yüzden Topen’da benim ile beraber büyüdü denebilir. Ona güveniyorum ayrıca bir kişiyi daha ekibe almak bizim işimize çok yarar, biliyorsun.” Onu onayladım. Ekipte ne kadar çok kişi varsa o kadar çok kazanma ihtimalimiz artıyordu. Dönüp Topen’a baktığımda başını yere eğmiş elleri ile oynadığını fark ettim. “Ölme ihtimali var Widen” dedim. Widen söylediğim şey ile iç geçirdi. “Öleceğini sanmıyorum ayrıca bizim ile beraber o ihtimali daha çok azalıyor.” Haklıydı. Kabul etmek daha doğru geliyordu ama yine de korkuyordum. Topen henüz çocuk gibi. Yanına ilerleyip elimi omzuna koyduğumda başını kaldırdı ve göz göze geldik. “Kaç yaşındasınız prens Topen?” diye sordum.
“bir hafta sonra on altı olacağım.” Al işte! On beş yaşında ki bir çocuğu savaşa sürüklemek hiç de doğru gelmiyordu. Benim kararsızlığım yüzüme çok bariz bir şekilde yansıdığı için Topen hemen “ama çok iyi gölge hançerleri kullanırım. Ayrıca bu ekibe katılmayı ve bu savaşa abim ile beraber katılmayı çok istiyorum, lütfen beni de alın prenses Rose.” Gözlerindeki heyecanı çok net bir şekilde görebiliyordum. “Seni her şekilde koruyacağıma söz veriyorum Topen” dedim içimden. Gencecik bir çocuğun aptal katiller tarafından ölmesini istemiyordum. “Peki, ekibe hoş geldin. Bu arada gölge hançerleri nereden bulacağız?” Topen gülümseyerek “yanımda var” dedi. Onun tebessümüne karşılık verdim.
Arkamı döndüğümde Danix’in Widen’a çorba içirdiğini gördüm. Danix kaşığı onun ağızını götürürken bir anda kaşıkta ki çorba Widen’ın üstüne döküldü. Gülmeme engel olamayıp sesli bir şekilde kahkaha attım. “Danix bir tane çorba bile yediremiyorsun!” diye bağırdı Widen. “Yeme o zaman çokta umurumda!” dedi Danix tepsiyi masaya doğru sertçe bırakarak. Bu ikilinin arkadaşlığını gerçekten hiç anlayamıyordum. Biranda birbirlerine tehdit ediyor, bağırıyorlardı. Bunlar nasıl çocukluk arkadaşı hiç anlamadım. Benim güldüğümü gören Widen “rezalet bir sevgilin var Rose, haberin olsun” dedikten sonra gülmem daha çok arttı. “Sanki sen dört dörtlüksün!” diye yeniden bağırdı Danix. Gülememe biraz engel olup Danix’in yanına gittim. “Sevgilim lütfen biraz sakin ol” derken bile hala gülüyordum. Danix bir anda sustu ve benim gülüşümü izlemeye başladı. Beni izlemeye başlayınca gülüşüm yavaş yavaş soldu. Çünkü onun bakışları üzerimdeyken garip hissediyordum. Daha fazla bakışları altında kalmak istemediğim için köşedeki masaya yöneldim ve üstündeki tepsiyi elime aldım. Kâsenin yanındaki peçete ile Widen’ın üstünü temizledikten sonra yavaşça çorbayı içirmeye başladım.
“Çok teşekkürler Rose.” Widen bana teşekkür ettiğinde tepsiyi kenara bıraktım. Ona çorbasını içirmiştim. Birkaç damla bende üstüne dökmüştüm ama sonrasında hemen peçete ile silmiştim. İşim bitince odayı terk ettim. Odama girer girmez yatağımın üstüne atladım. Acaba gerçekten de Topen’ı ekibe alarak iyi bir şey mi yaptım yoksa kötü bir şey mi yaptım hiçbir fikrim yoktu. Daha on beş yaşında olmasına rağmen abisi ile beraber dövüşmek istemesi ne kadar gurur verici olsa da sonunda ölümde vardı. Ama bir yandan Widen’da haklıydı. Kardeşimin güçsüz bir şekilde öldürülmesini bende istemezdim.
Aradan birkaç gün geçmiş Widen iyileşmişti. Gece olmuş herkes sıcacık yatağında uyumuştu. Fakat biz hariç. Violet’ın bana verdiği kıyafeti giyinmiş saatin tam gece üçe gelmesini bekliyordum. Her zaman ki gibi penceremin önüne oturmuştum. Başımı çevirmem ile saatin tam gece üçe geldiğini gördüm. Ayaklandım ve Violet ile idman yaptığımız odaya doğru ilerlemeye başladım. Her şeyi baştan planlamıştık. Bu odayı diğerlerine göstermiş gece üçte buraya toplanma kararı vermiştik.
Odanın kapısını açtığımda muhafızlar harici daha kimsenin gelmediğini fark ettim. Kapıyı ardımdan kapattım ve muhafızlara doğru ilerledim. Tely pencerenin önünde durmuş kılıcını bir bez ile siliyordu. Rof ise kollarını bağlamış yere bakıyordu. Ay ışığı her zaman ki mükemmelliği ile odayı aydınlattığı için onları ayırt edebilmiştim. Benim gelişim ile başlarını kaldırıp beni süzdüler. Onların bakışlarının altında kalmak beni biraz utandırsa da umursamayarak pencerenin önüne doğru ilerledim. Kalçamı pencerenin önündeki masaya yasladım ve Ay’ı izlemeye başladım.
Ben Ay’ı izlerken içeriye Danix ile Widen girdi. İkisi de hemen muhafızların yanına gitmişlerdi. Onların gelişinin hemen ardından Violet’da gelmişti. Umarım Topen bizi çok bekletmezdi. Violet, Topen hariç herkesin burada olduğunu fark edince hemen Widen’a döndü. “Kardeşin nerede?” Widen’ın kaşları çatılmıştı. “Bilmiyorum. Birazdan gelir galiba” dedi.
“Umarım uyuya kalmamıştır” dedim kollarımı bağlayarak. Bunu dememin hemen ardından kapı açıldı ve içeriye Topen girdi. Ekibin tamamının burada toplanması ile herkes silahlarını çıkardı. Topen gölge hançerler, Violet ok ve yay, Danix kılıç ve bende hançer kullanıyordum. Hançer ile kılıcın arasında çok fark olmadığı için Danix ve Topen ile beraber bizi Tely eğitiyordu. Violet’ı ise Rof eğitiyordu. Arada bir Tely üç kişi eğittiği için bazen zorlanıyordu bu yüzden Rof’da arada yardım ediyordu. Rof ok ve yay eğitmeni olsa da hançer konusunda da gayet iyiydi bence.
Yarım saat boyunca hiç durmadan alıştırma yaptıktan sonra herkes bir köşeye oturmuş dinleniyordu. Ben ise çok yorulmadığım için birkaç hareketi tekrar ediyordum. Ay ışığının altına geçmiş sanki karşımda bir rakip varmış gibi hançerimi savuruyordum. “Yorulmadın mı ya?” diye sordu Widen. “Yorulacak vaktim yok.” Herkesten önce şu eğitimi bitirip güçlerimi kontrol etmeye başlamam lazımdı. Rof ayağa kalktı ve yanıma geldi. “Karşılıklı antrenman yapalım.”Tely’nin kılıcını çıkardı ve pozisyonunu aldı. Bende daha fazla beklemeden pozisyonumu aldım. İlk önce o atladı. Hançerim ile darbelerini engellemeye çalışıyordum ama çok güçlüydü. Tam kılıcını yüzüme indireceği zaman hançerim ile durdurdum. O baskı uyguladıkça bütün bedenim titremeye başlıyordu. Sanırım daha fazla dayanamayacaktım
“Kılıcının altından çekil.” Sesin verdiği taktiği yaptım ve kılıcın altından hızlıca kaçtım. Odanın ortasına doğru koştum. Rof tam karnıma kılıcını saplayacağı sırada hemen yana doğru kaçtım. Hemen yere eğilerek ayaklarına tekme attım. Benim ani darbem ile Rof geriye doğru sendeledi. Biraz daha sert tekme atsaydım kesin devrilirdi. Hemen ayağa kalktım ve tekrardan pozisyonumu aldım. “Kılıcı boynuna değdirecektir. Hemen bedenini yana çevir. Ardından hançerini karnına doğru götür.” Sesin dediği gibi Rof kılıcını boğazıma doğrulttu. Bende bedenimi yana çevirdikten hemen sonra karnına doğru eğildim ve hançerimi ona değdirdim. Gerçekten kendimize saplayamayacağımız için sadece değdirebiliyorduk. Rof karnına değen hançeri görünce tebessüm etti ve geriye doğru çekildi. “Tebrik ederim prenses Rose. Gerçekten de güçlüymüşsünüz.” Sesindeki şaşkınlık çok belli oluyordu. Ses olmasaydı ben az önce yenilmiştim zaten. “Teşekkür ederim canım.”
Herkesten önce odama gitmiştim. Hiç üstümü çıkarmak ile uğraşmadan hemen gücümü kontrol etme alıştırmalarına başlamıştım. Bu sefer daha uzun süre boyunca etrafa buz fırlatmadan durmuştum. Ama tabi ki de sonunda yine fırlatmıştım. En azından bu buz diğerlerinden daha küçüktü. Böylelikle temizlemek daha kolay olmuştu. Sesin dediğine göre daha iyi gitmiştim. Fakat ben öyle düşünmüyordum. Çünkü amacım hiç buz fırlatmamaktı, daha küçük buz fırlatmak değil.
Gece çok yorulduğum için kahvaltıya katılmak yerine uyumuştum. Uyandığımda öğlen olmuştu. Geceliğimi çıkarmadan yatakta plan üzerinde düşünmeye başlamıştım ama kâğıt ve kaleme ihtiyacım olduğu için hemen unutuyordum. Yazmak bana daha çok yardımcı olurdu. Violet’ın odasında olmasını umarak ilerlemeye başlamıştım. Kapısının önüne geldiğimde nazikçe tıkladım. İçeriden “gir” sesi gelince yavaşça kapıyı açtım. Violet masasına oturmuş kâğıda bir şeyler karalıyordu. Yanına gidip ne yaptığına baktığımda resim çizdiğini anladım. “Kâğıdına ve kalemine ihtiyacım var. Plan için.” Hemen oturduğu yerden kalktı ve çekmeceli dolabına doğru ilerledi. En üstte ki çekmeceyi açarak içinden biraz kâğıt bir tane de kalem ve mürekkebini çıkardı. Bana doğru ilerledi. Elindekileri alıp odasından çıktım.
Mürekkep biraz elime bulaşmıştı ama yapacak bir şey yoktu. Bu zamanlarda henüz insanlar hokka kalem kullanıyordu. Bu yüzden kâğıda ilk cümlemi yazarken biraz zorlandım ama hemen alıştım. Yazma işim bittikten sonra ayağa kalktım. Violet gibi odamda bir masa olmadığı için yerde oturarak yazmıştım. Bu da belimin ağrımasına sebep olmuştu. Kâğıdı alarak yatağıma oturdum ve sırtımı yastığa yasladım. Planı baştan aşağıya göz gezdirdim. Plan iyiydi fakat kral Harvey’nin istediği gibi değildi. Bize katillerin kimliğini bulup ona haber vermemiz gerektiğini sonra ise bize daha fazla güçlü muhafız göndereceğini söylemişti. Fakat benim planımda katillerin kimliğine ve kral Harvey’nin muhafızlarına ihtiyaç yoktu. Hem benimki daha kıssa sürerdi. Zaten zamanımızda çok yoktu. Eminim ki katiller iyileştiği anda hızlıca bizi öldürmeye başlarlar. Bu yüzden de benim planım daha iyiydi. Daha fazla muhafızlara ihtiyacımız yoktu. Hem muhafızlarımız hem de benim güçlü ekibim vardı. Hepsine güveniyordum.
Kâğıda göz gezdirdikten sonra komodinimin çekmecesinin içine koydum. Şahsen bu kadar hızlı bir plan bulmayı bende beklemiyordum. Yataktan kalkıp yerdeki hokka kalem ile mürekkebini aldım ve Violet’ın odasının yolunu tuttum.
Odaya girdiğimde Violet’ın hala resim çizdiğini gördüm. Hemen hokka kalemi bana verdiği çekmecenin içine koydum. Ardından ona döndüm ve merak ettiğim bir soru sordum. “Prenses Yadon ile arkadaş mısınız? Widen’ı ziyaret etmeye giderken gülüp bir şeyler konuştuğunuzu gördüm de.” Başı ile beni onayladı. “Aslında çocukluk arkadaşım ama son olaylardan dolayı hiç konuşamadık. Planı yaptın mı?” Tam gideceğim sırada onunda bana sorduğu soru ile geri döndüm. “Evet, yaptım. Bu gece hepiniz ile paylaşırım.”