7.BÖLÜM
Kendimi karlar ülkesindeki Elsa gibi hissediyordum. Çok garip bir şekilde dokunduğum bir eşyayı buza çevirebiliyordum. Ayrıca sadece bunla yetmiyor birde buz fırlatabiliyordum. Bunu sesin benim buzlar kraliçesi olduğumu söyledikten saniyeler sonra yapmıştım. Yatağımın tam önünde tavana kadar uzanan sivri uçlu bir buz duruyordu. Bu buzun iyi bir etkisi de vardı. Odam artık sıcak değil bayağı soğuktu. Ayrıca eriyen buzlar odamı resmen göle çevirmişti. Sabaha kadar birkaç havlu ile bütün suları temizlemeye çalıştım. Şimdi ise saat sabahın dördüydü. Kahvaltıya inmem lazımdı ama güçlerimi tam kontrol etmeyi öğrenmeden odamdan çıkmamaya karar verdim. Kapımı kilitledim ve bir gün boyunca bir ruh gibi hiç odamdan çıkmamaya çalıştım.
“Senin şu anlık yapabileceğin bir şey yok. İstersen odandan çıkıp akşam yemeğini yiyebilirsin. Her şey kontrolümün altında.” Ses bana sabahtan beri bunu söylüyordu ama yine de içimde bir korku vardı. Açlıktan kavrulan midem ne kadar yemek yememi istese da maalesef bugünlük aç kalacaktı. “Ya bir anda gücümü ortaya çıkarıp, Danix’e yanlışlıkla buz fırlatırsam” dedim sese fısıldayarak. “Niye bu kadar paranoyak davranıyorsun ki? Her şey kontrolümde dedim ya. Sabahtan beri sana bunu söylüyorum!” Sesin ani bağırışı ile irkilmiştim.
Ses ile konuşurken bir anda kapım tıklandı. Yorganımın altından kalkıp aynada saçımı düzelttikten sonra kilitlediğim kapımı açtım ve küçük bir aradan bakarak kimin geldiğini anlamaya çalıştım. Danix ile göz göze geldiğimde biraz stres olmuştum. Olmasını en son istediğim kişi şuanda burada kapımın önünde dikiliyordu. Gerçekten ona zarar vermekten çok korkuyordum. Danix’e zarar vermek yerine şimdi ölmeyi yeğlerdim. “Stres yapma. Her şey benim kontrolümde.” Sese güvenerek kapıyı tam açtım. Danix beni baştan aşağıya süzdü. Şuan berbat göründüğümü düşündüğüne eminim. “İçeri girebilir miyim? Yani eğer müsaitsen.” Tebessüm ederek sorusuna yanıt verdim. “Tabi ki.” Danix’in bu sorusunu reddetmeyeceğimi hepimiz biliyorduk, değil mi?
Danix yavaşça içeriye girdi. Etrafa göz gezdirdikten sonra dağınık yatağımı gördü. Hemen koşarak yorganımı düzelttim. “Ah, aslında önemli değil. Sadece iyi olduğunu bilmek istedim. Hatta yemeklere katılmadığın için sana birkaç poğaça ve elma getirdim.” Elindeki iki poğaçayı ve iki elmayı yeni fark etmiştim. Onları görür görmez guruldayan karnımı duymaması için elimi karnıma bastırmaya başlamıştım. “O zaman pencerenin önüne oturalım mı?” diye sordum.
İkimizde pencerenin önüne oturmuştuk. Ben poğaçamı yerken bir yandan da sohbet ediyorduk. “Eğer sakıncası yoksa neden yemeklere katılmadığını sorabilir miyim?” diye sordu Danix. Ağzımda ki lokmayı yuttuktan sonra sorusunu yanıtladım. “Karın ağrım yüzünden iştahım kaçmıştı.” Bence gayet güzel bir bahane sayılırdı. Bahane bulmak ve rol yapmakta üstüme yoktu galiba. Ben içimden kendimi överken Danix bir anda, “şey dudağının köşesinde poğaça parçası kalmış.” Hemen ağzımın kenarını elim ile silkelemeye başladım. Danix parçanın olduğu yeri göstermeyi çalıştı ama lanet parça nerede ise bir türlü gitmiyordu. En son Danix parçanın olduğu yeri bulamayacağımı anladığında “bana bırak” dedi ve başparmağı ile parçayı aldı. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Danix’in de bunu görmemesi için başımı eğip poğaçaya gömüldüm.
Danix o hareketi yaparak beni utandırdıktan sonra ortama bir sessizlik çökmüştü. Bir anda penceremden gelen uğultu ile ikimizde aynı anda pencereye baktık. Dışarıda resmen fırtına kopuyordu. Kar o kadar yoğun yağıyordu ki bahçe hiç gözükmüyordu.
“Sence June iyi midir?”
“İki güne gelmezse kesin bir şey olmuştur.”
Çaresiz bir şekilde karı izliyordum. Eğer June mektubu Danix’in ailesine götüremezse başka ne yapabiliriz bilmiyordum. Aklıma başka hiçbir plan gelmiyordu. Benim çaresizce karın yağışını izlediğimi gören Danix aniden boşta olan elimi tuttu ve “ama eminim ki June mektubu sağ salim götürecektir. Boşuna güçlü birini seçmedik, değil mi?” başparmağı ile tuttuğu elimi nazikçe okşadı. Başımı çevirip Danix’in yeşil gözleri ile karşılaştım. Sanki bunu duymaya ihtiyacım varmış gibi rahatlamıştım.
Tam rahatladığım sırada gelen acı dolu bir çığlık ile hemen Danix’i bıraktım ve koşarak koridora doğru ilerledim. Violet merdivenlerin başında durmuş bir cesede sarılarak ağlıyordu. Hemen yanına koştum. Cesede bakmamla bu kişinin Widen olduğunu gördüm. Etraf tıpkı prens Gamalın ölümündeki gibi dağılmıştı. Hemen nabzına bakmak için elimi şah damarına doğru götürdüm. Kalbinin attığını hissedince hemen Violet’a dönerek. “Yaşıyor!” diye bağırdım. Violet ağlamayı bıraktı. Danix, Widen’ı kucağına alarak hemen Violet’ın ona tarif ettiği odaya götürdü. Beni iyileştiren kadın geldi. Tıpkı benim yaptığım gibi şah damarına bakarak nabzını kontrol etti. Yaşadığını anlayınca sağlık eşyalarının bulunduğu dolabından gerekli malzemeleri çıkardı. Herkes toplanmış odanın dışarısında bekliyordu. Bunu gelen seslerden anlayabiliyorduk. Kadın odadan çıkmamız gerektiğini söyledi. Violet, Widen’dan ayrılmak istemese de zorla çıkarmıştık.
Violet’ı zorla merdivenlere oturtmuştuk. Hiçbir kelime etmiyor. Ellerini başına koymuş sadece yeri izliyordu. Bizde Danix ile odanın yanındaki duvara yaslanmış etrafı izliyorduk. Bir anda başımı çevirmem ile Danix’in de tıpkı Violet gibi boş gözlerle yeri izlediğini gördüm. Meğerse sadece ben etrafı izliyormuşum. Bir anda Widen’ı o halde gördüğünden beri tek bir kelime dahi etmediğini fark ettim. Etrafı izlemeye daldığım için hiç başımı çevirip ona bakmamıştım. Yeşil gözlerinin dolduğunu gördüm. Benim ona baktığımı görünce başını diğer tarafa doğru çevirdi. Duvardan uzaklaşarak Danix’in karşısında durdum. Gözlerini hızlıca kırparak gözyaşlarının düşmesini engellemeye çalışıyordu. Bunu başardığında sanki ağlamamak için cebelleşmiyormuş gibi gözlerimin içine baktı. Tebessüm ederek “ne oldu?” dedi. Onun bu davranışı resmen beni çökertmişti. Omuzlarım düşmüştü. Hiçbir acısı yokmuş gibi bana iyi görünmeye çalışıyordu. “Rose iyi misin?” dedi ellerini omuzuma koyarak. Hala gülümseyerek gözlerimin içine bakıyordu. Bu yaptığı davranış beni derinden etkilemişti.
Daha fazla dayanamadım ve ona sarıldım. Bir anda sarılmam ile Danix buz kesmişti. Bir heykel gibi hareketsiz kalmıştı. Bir süre sonra ağlayarak bana sıkıca sarıldı. Başını saçlarımın arasına gömdü. Tıpkı küçük çocuklar gibi hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çocukluk arkadaşının yaralı halde görmek onu da en az Violet gibi etkilemişti. Fakat o güçlü durmaya çalışıp Violet gibi bağırmamış, ağlamamıştı. Duygularını dışarıya belli etmemeye çalışıyordu.
Gözyaşları saçlarımı ıslatmıştı. Şuan ağlarken bilene diğerlerinin duymaması için sessizce ağlamaya çalışıyordu. Hayranlıkla izlediğim yeşil gözleri şimdi acı içinde yaşlarını akıtıyordu. Danix’in ağlayışı arttıkça beni daha çok kendine doğru çekiyordu. Onun bu kadar çok acı çektiğini görünce bende ona daha çok sokuluyordum ve ister istemez gözlerim dolmuştu.
Ağlamasının yavaşladığını fark edince geriye çekildim. Ellerimi onun yanaklarına koydum ve başparmağım ile yeşil gözlerinden usulca akan yaşlarını sildim. “Eminim ki onu iyileştireceklerdir Danix. Umudunu kaybetme sevgilim.” Danix başı ile beni onayladı. Onun gözyaşları ile ıslanan saçlarımı da eli ile geriye doğru itti. Ben onun ıslak yanağını okşarken o da benim ıslak saçlarımı okşuyordu.
Bir saat sonra…
Danix ile beraber el ele tutuşmuş Violet’ın yanında duruyorduk. Danix gözyaşlarını döktükten sonra biraz daha rahatlamışa benziyordu. Aklımda tek bir tane soru dolaşıyordu. Kıskançlık gibi değil de merakımdan oluşan bir soruydu. Acaba bende yaralandığımda Danix’te bu kadar ağlamış mıydı? Bunu en iyisi Violet’a sormam lazımdı. Ya da Danix’in yan odasında olan prenses Yadon’a sormalıydım. Bir süre sonra odanın kapısı açıldı. Şifacı kadın dışarı çıktı. Herkes oraya doğru toplanmıştı. Bizde koşarak oraya doğru ilerlemiştik. “Onu iyileştirebildim. Yakında uyanır. Şimdilik kimsenin odaya girmemesi daha doğru olur. Geçmiş olsun.”
Kadın bizi bilgilendirdikten sonra mutfağa doğru ilerledi. Lan bu kadın bir hizmetçi miydi? Vay be! Hayran kaldım. Bir hizmetçi olmasına rağmen buranın hemşiresi gibiydi. Bir anda Violet küçük çocuklar gibi zıplayarak minik alkışlar tutmuştu. Onun bu tepkisini gülümseyerek izlemiştim. Danix ise hızlıca kalabalığı yararak bana doğru ilerlemişti. Belli ki arkada kalmıştı. Bir anda beni belimden tutarak dudağımdan öpmüştü. Bunu herkesin önünde yapması biraz utanç verici olsa da hiç umursamadan bende ona karşılık vermiştim. Violet dâhil herkes şaşırmıştı. Şahsen bende bunu beklemiyordum. Dudaklarımız ayrıldıktan sonra Danix alnını benimkine yasladı ve fısıldayarak “seni seviyorum sevgilim” dedi. Bende onun gibi fısıldayarak “bende seni seviyorum sevgilim” dedim. Ay burası biraz fazla mı sıcak olmuştu?
Danix ile olan öpüşmemizden sonra hepimiz Widen’ın uyanmasını bekliyorduk. Danix beni hiç yanından ayırmamıştı. El ele tutuşmuş bir köşede duruyorduk. Bir süre sonra yanımıza prenses Daisy gelmişti. Prenses Daisy burada ki en güzel prensesti bence. Uzun boyu ve asiliği ile tıpkı Danix’e benziyordu. Siyah uzun saçları ise her zaman ki gibi parlaklığıyla dikkat çekiyordu. Ten rengi o kadar solgundu ki bazen vampir olduğunu düşündüğüm oluyordu. İnci gibi dizilmiş dişleri ise yine Danix’e benziyordu. Siyah gözleri yüzüne çok yakışıyordu. Kemikli suratı ile bazen onu Malefiz’e benzetiyordum.
“İkinizi de tebrik ediyorum. Fakat keşke önceden söyleseydiniz.” O bizi tebrik ederken ben onu inceliyordum. Aslında gözleri hariç her yeri Danix’e benziyordu. Kemikli yüz, siyah saç ve uzun boy. Ha birde kusursuz yüz. “Son zamanlarda olanlardan sonra açıklama yapamadım. Kusura bakma” dedi Danix. “Aslında sizde haklısınız. Son zamanlarda yaşadığımız şeyler gerçekten çok üzücü. Neyse ben daha fazla sizi meşgul etmemeyim” dedi ve gitti. Prenses Daisy’nin gidişi ile Danix bana döndü. “Kardeşimi o kadar keskin gözlerle süzdün ki ne düşündüğünü çok merak ettim.” Lanet olsun! Fark edilmiştim. “Hiç öylesine süzdüm işte.” Verdiğim yanıt ile gülmeye başladı.
Yarım saat sonra…
Hizmetçi kadın geldi ve odaya girerek Widen’ı kontrol etti. Kontrollerini yapıp odadan çıkınca yine herkes çevresine toplanmıştı. “Gayet iyi durumda. Teker teker ziyaret edebilirsiniz ama lütfen çok yormayalım.”
İlk başta Violet girdi ardından Danix girdi. Şimdi sıra bendeydi. Odaya yavaşça girdim. Widen beni görünce boğazını temizledi ve gülümsedi. “Geçmiş olsun Widen” dedim gülümsemesine karşılık vererek. “Çok teşekkürler Rose.” Onu çok yormak istemiyorum ama başına neler geldiğini çok merak ediyordum. Bu yüzden dayanamadım ve sordum. “Neler olduğunu bana anlatabilir misin?” Sorduğum soru ile gülümsemesi büyüdü. “Bende birinin bana bu soruyu sormasını bekliyordum. Güzel şeylerde oldu kötü şeylerde oldu. Şimdi her şeyi sana en başından anlatıyorum hazır mısın?” Başım ile onu hızlıca onayladım ve biraz daha yaklaştım.
“Odamda takılırken bir anda acıktığımı hissettim ve mutfağa doğru ilerledim. Amacım birkaç çörek alıp keyifle yemekti ama maalesef ki gerçekleşmedi. Mutfağa doğru ilerlerken koridora garip bir sessizlik düştüğünü fark ettim. İzlendiğimi hissettim ve etrafa bakmaya başladım. Tam o anda yanımdan bir ok geçti. Hemen koşarak kolonun arkasına saklandım. Ardından planlanmış bir saldırıya uğradığımı anladım. Silahım yoktu ama bu onlardan kaçacağım anlamına gelmiyordu. Onlar bana saldırıyorsa ben de onlara karşılık vermeliyim diye düşündüm.
Okun geldiği yöne baktığımda üç kişi olduklarını gördüm. Yine de umudumu kaybetmedim. Yanımdaki sehpanın üstündeki vazo dikkatimi çekmişti. Ayağım ile tekme atarak sehpayı devirdim. Vazoda düştüğü anda en keskin ve uzun iki parçasını alıp. Pozisyonumu aldım. Tahmin ettiğim gibi kılıcı olan bana saldırmıştı. Kılıcını karnıma saplayacağı sırada elimdeki keskin parçalardan biri ile kılıcın ucunu ittim. Adam benim silahsız olarak bildiği için kılıcını hafif tutmuştu ve bu yaptığı hata benim işime yaramıştı. Kılıcını yere düşürdüğü sırada hemen atılarak aldım. Artık bir kılıcım vardı. Hiç beklemeden pozisyonumu alarak kılıcı katilin karnına sapladım. Kılıcı çekmem ile katil yere düşmüştü. Ardından diğerlerini de bir şekilde yaraladım. Benden kaçmak istediler fakat izin vermedim çünkü onlar benim değerli sevgilime dokunmuşlardı. Ben onları bırakana kadar ilk başta karnına kılıcımı sapladığım adam ölmek üzereydi. Biri galiba fazla hırslandı ve beni bu hale getirdi. Arkadaşını yaşatmaları için beni öldürmeden gittiler.”
Widen gerçekten de sandığımdan daha güçlü biriydi. Orada mantığını kullanarak kurtulmuştu hatta birini az daha öldürüyordu. Onu gerçekten hayranlıkla dinlemiştim. “Seni tebrik ediyorum Widen. Gerçekten profesyonelce onlardan kurtulmuşsun.” Küçük bir kahkaha attı. “Sevgilimin canını yakanı gebertirim.” Gerçekten de Violet’a çok değer veriyordu. Acaba Danix’te benim için bunları yapar mıydı? Bu sorularımın hepsi merakımdan oluşuyordu.
Widen ile olan görüşmem bittikten sonra odadan çıktım. Benim çıktığımı gören Danix yanıma gelmişti. “Görüşmeniz sandığımdan daha uzun sürdü.” Merdivenlere ilerleyerek oturdum. Oturduğum anda aklıma gelen başka soru ile kaşlarım çatıldı. Ya bana yalan söylüyorsa? Tıpkı benim yaptığım gibi. “Söylemiyor.” Sesin araya girmesi ile kaşlarım biraz daha çatılmıştı. “Sen nereden biliyorsun ya?” Dedim içinden. “Ben her şeyi bilirim Alice.”
Bu ses gerçekten de kafamı karıştırmaya başlamıştı. Kim ve neyin nesi olduğu belli değildi. Ayrıca neredeyse söylediği hiçbir şeyi anlamıyordum. Buzlar kraliçesi olduğumu söylemişti. Peki, bunun sebebi neydi? Yoksa ben lanetli falan mı doğdum? Gerçekte normal bir insan değil miyim? Ben aslında kimdim? Buzlar kraliçesi saçmalığı onca yıl hiç yokken neden şimdi ortaya çıkmıştı? Bunun kar yağması ya da bu evrene girmem ile ilgisi var mıydı? Yoksa kitabın bu kısımlarında prenses Rose’da mı böyle bir gücü ortaya çıkmıştı? Eğer öyleyse ben buraya nasıl gelmiştim? Kafamda dolaşan bir sürü soru vardı. Hepsini ses biliyordu ama bana söylemiyordu. Söylememesinin sebebi neydi?
Bu kadar soru beni resmen çıldırtıyordu. “Her şey sana çok karmaşık geliyor, biliyorum. Bu yüzden sorularının bir kısmını cevaplayacağım.” Bir anda sesin bu dediğini duyunca oturduğum yerden dikeldim ve tüm dikkatim ile ona odaklandım. “Öncelikle sen doğmadan önce çoktan lanetlenmiştin. Sen böyle doğdun Alice. Bu lanet ise seni buzların lordu kıldı. Fakat sen o kadar güçlüydün ki bu gücünü yıllar boyunca çok rahat bir şekilde sakladın. Bu yüzden yeni öğreniyorsun. Fakat bir gün sakladığın güç o kadar yükseldi ki etrafa buz fırlatmak yerine senin en son aklında kalan bu evrene fırlattı. Buraya geldiğinde ise gücün daha çok yükseldi ve dün gece ki o olayı yaşadın. Her şey aynen böyle gerçekleşti. Sen aslında sandığından daha güçlü bir kızsın Alice. Bu yüzden geceleri Violet ile yaptığınız şu saçma şeylere son ver. Evet, o güçleniyor ama sende hiçbir şey değişmiyor çünkü sen zaten güçlüsün. Sadece senin fark etmen lazımdı. O katillerin hepsini öldürebilirsin ama gücünü doğru kullandığın zaman. Kontrolü şuan bende ama yakında benim bilene zorlanacağım dereceye gelecek. Bu yüzden geceleri saçma şeyler yapmak yerine benim ile beraber gücünü kontrol etmen lazım. Ne kadar erken başlarsak işimiz o kadar çok kolaylaşır. Şimdi şu lanet sorularını cevapladığıma göre beni daha fazla rahatsız etme.”
Hizmetçi June
Yoğun kar yağışından önüm çok bir şey görmüyordu. Yine de atım ile direnerek ilerlemeye devam ediyorduk. Soğuktan bedenimi hissedemeyecek hale gelmiştim. Hesaplamalarıma göre son bir saatim kalmıştı. Atımın daha fazla dayanacağını sanmıyordum. Yakında soğuktan öleceğini düşünüyorum. Biraz sonra atımın çok yavaşladığını fark ettim. Tahminlerim doğru çıkmıştı. Güçlü ve asil olan at şimdi soğuktan titremeye başlamıştı. Daha fazla ilerlemeyeceğini anlayınca atımdan indim. Çok fazla yüküm olmadığı için şanslıydım. Yanıma bir su, bir de elma almıştım. Onun haricinde kardan ıslanmaması için çırpındığım mektup vardı. Bu cebimdeki kâğıt parçası birkaç kişi olsa da birilerinin hayatını kurtaracaktı. Bu yüzden onun ıslanmaması için beremin içine koydum. Kahverengi saçlarım bembeyaz olmuştu, kulaklarım ise acıyordu, burnum artık akmıyordu çünkü aktığı anda soğuk onu donduruyordu.
Atımdan indiğimde güçlü adımlar ile yürüyerek ilerlemeye devam ettim. Yağış yüzüme doğru olduğu için yürümem zorlaşıyordu. Arkamı dönüp baktığımda atın yere düştüğünü ve artık ölüm aşamasına geldiğini anladım. Ona beni buraya kadar getirdiği için teşekkür ettim. Artık buradan sonra yalnızdım. Atım ile vedalaştıktan sonra güçlü adımlarım ile ilerlemeye devam ettim.
1 saat sonra…
Prens Danix’in krallığı olan Sword’da varmıştım. Kasabalarının içinden ilerliyordum. Sokaklarda hiç kimse yoktu. Herkes sıcak evinde oturuyordu. Fırtına hala devam ediyordu. Sadece şiddeti biraz azalmıştı. Kar dizlerime kadar gelmişti. Artık bacaklarımı hiç hissetmiyordum ama kendimi yürümeye zorluyordum. Sword kraliyet sarayı kasabanın tam ortasındaydı. Evet, olduğum yerden görünüyordu ama hala geçmem gereken küçük bir orman vardı. Hiç beklemeden ağaçların arasına daldım. Gerçekten de bahsedildiği kadar çok ağaç varmış. Daha önce buraya hiç gelmedim ama hakkında bir sürü şey duydum.
Bacaklarım tam saraya varacağım sırada yürüyemeyecek hale geldi. Hem yorulmuşlardı hem de soğuktan artık acıyorlardı. Kendimi sırt üstü yere attım. Kar o kadar fazla ve sert yağmıştı ki kendimi attığımda bilene karın üstünde kalmıştım. Elimi cebime attığımda berenin içinde sarılı olan mektubu aldım. Berenin içini açıp baktığımda hala kupkuru olduğunu gördüm. Bir anda aklıma prenses Rose gelmişti. Ona bu kadar bağlı olmamın sebebi elimde büyümesiydi. Ailesi çok çalıştığı için onun ile neredeyse hiç ilgilenmiyorlardı. Bu yüzden ona ben aile oldum. Şuan ise o ölüm tehlikesi ile karşı karşıyaydı. Bu beni ayağa kalkmamı sağlamıştı. Mektubu tekrardan berenin içine koydum ve cebime attım. Karlardan bata çıka saraya doğru ilerlemeye devam ettim.
Sarayın görüş alanına girmiştim. Kapısına kadar geldiğimde nazikçe tıkladım. Normalde kralın karşısına böyle çıkmamam lazımdı ama fırtınadan da mükemmel bir şekilde çıkamazdım, değil mi? Kapı yavaş yavaş açıldığında kralı karşımda gördüm. Buraya gelmediğim için onu da önce hiç görmemiştim. Danix tıpkı babasına benziyordu. Arasında ki tek fark yaş olabilirdi. Onu gördüğüm anda öne doğru hafifçe eğilerek saygılarımı sundum. “İçeri gel” dedi emir verir gibi. Hemen kendimi sarayın içine attım. “Ziyaretinin sebebi nedir?” diye sorması ile cebime koyduğum berenin içindeki mektubu çıkardım ve ona uzattım. “Her şey bu kâğıtta yazıyor kralım.” Muhafızlardan biri mektubu aldı ve krala götürdü. Kral yavaşça mektubu açtı. Sesli bir şekilde okumaya başladı.
“Sayın kral Harvey Miles’a, Öncelikle kendimi tanıtayım. Bu mektubu Elegant krallığının prensesi Violet yazmaktadır. Bu plan ise Strenght krallığının prensesi Rose Kamari yapmıştır. En son çocuğunuz prens Danix Miles dâhil bütün krallıklardaki prens ve prensesler benim doğum günüm için sarayıma kutlamaya geldiler. Fakat o gece kardeşim prenses Pemon canice katledildi. Cesedinde ise bir mektup vardı. Bu mektupta aynen şunlar yazıyordu;
Şimdiden sizi uyarmak istiyorum. Bu mektubu Pemon’un katilinin kendisi yazmaktadır. Kendi kendime yaptığım bu minik oyuna hepiniz hoş geldiniz. Gerçekten çok eğlenceli bir oyun olacak. Tabi ki de benim tarafımdan eğlenceli olacak. Ama merak etmeyin sizin içinde eğlenceli bir hal alabilir. Bu da size bağlı. Öncelikle bu oyunum için belirlediğim kuralları söyleyeyim.
İlk kuralımız bu sarayın çevresinin dışına çıkmak yasak. Yani oyundan kaçmak yasak. Eğer kaçmaya çalışırsanız sizi yakalarım ve öldürürüm. İkinci kuralım ise siz beni öldürürseniz oyun son bulur. Ama eğer öldüremezseniz ben sizi öldürerek oyuna son veririm. Üçüncü kuralımız ise dışarıya yani ailelerinize haber göndermek yasak. Bunu yapmaya çalışmanız bilene ölümünüze sebep olur.
İki tane sonu olan bu güzel oyunumda bakalım siz mi kazanacaksınız yoksa ben yani katil mi kazanacak? Hadi! İçinizdeki bu kaçak farenin yaptığı oyununun tadını çıkarın, tabi ölmezseniz.
Anlayacağınız kadarıyla hepimiz tehlikedeyiz. Ayrıca birkaç kişi öldürüldü birkaç kişi ise saldırıya uğrayıp yaralı bir şekilde bırakıldı. Benim sarayımda bulunan iki hizmetçide şifacı olduğu için şanslıydık. Şuan yaralananların sağlığı yerinde fakat yakında hepimiz ölebiliriz. Sizden isteğimiz bunu bütün krallıklara söylemek ve size gönderdiğimiz hizmetçi ile şifacı ve muhafız göndermenizi talep ediyoruz.”
Kral Harvey mektubu okuduktan sonra muhafızına döndü ve bir şeyler söyledi. Ardından bana dönerek “yarın yola çıkarsınız. Muhafızımın sana göstereceği odada geceyi geçir. Hizmetçiler birazdan sana sıcak bir küvet hazırlayacaklar” dedi. Tekrardan öne doğru eğilerek teşekkür ettim. Sonrasında ise muhafızı takip ettim.
Hizmetçiler bana sıcak bir küvet hazırladılar. Muhafız odayı terk ettikten sonra hemen soyundum ve küvetin içine girdim. Su ilk başta canımı acıtmıştı ama sonrasında alışmaya başlamıştım. Bir süre boyunca tenimin suya alışmasını bekledikten sonra hizmetçilerin bıraktığı sabunu köpürtüp nazikçe tenime sürdüm. Su ile kendimi duruladıktan sonra köşedeki havlulardan alıp vücudumu sardım. Hızlıca banyodan çıkarak dolaba yöneldim. Eminim ki benim için birkaç parça bırakmışlardır. Dolabı açtığımda üç tane kıyafet vardı. İki elbise bir gecelik. Hemen geceliği aldım ve giyinmeye başladım. Geceliğimi giyindikten sonra komodinin çekmecesinde bulduğum toka ile saçımı ördüm. İşim biter bitmez sıcacık yatağın içine girdim ve güzel uyku çektim.
Gözlerimi açtığımda birkaç hizmetçi ile karşılaştım. Biri kenara kalın, kaliteli bir kıyafet koyarken diğeri dün dağıttım yerleri topluyordu. Yatakta esnedikten sonra doğruldum. Uyandığımı fark eden hizmetçiler gülümseyerek “günaydın” dediler. Boğazımı temizledikten sonra bende onlara “günaydın” dedim. Hizmetçi olmama rağmen onlardan hizmet görmek çok garip hissettiriyordu. Pencereye yaklaşıp perdeyi açtığımda fırtınanın dindiğini gördüm. Bu durum ise gülümsememe sebep oldu. Daha fazla vakit kaybetmeyerek banyoya yöneldim ve yüzümü yıkadım. Kıyafeti koyan kız bana döndü ve “şey kral Harvey sizin bu kıyafetleri giyinmenizi istedi” dedi. Yüzümü yanımdaki havlu ile duruladım. “Tamam canım.” Beni bilgilendirdikten sonra ikisi de odadan çıktılar. Kıyafeti aldım ve giyinmeye başladım.
Kıyafeti giyindikten sonra onun yanında da kalın bir pelerinin olduğunu gördüm hemen onu da giyindim. Aynaya son kez baktıktan sonra aşağıya inmeye başladım. Nereye gideceğimi bilmediğim için merdivenlerden inen bir hizmetçiyi durdurdum. “Acaba kral Harvey nerede biliyor musunuz?” diye sordum. Hizmetçi bana yemek salonunda kahvaltı yaptığını, beni de davet ettiğini söyledi ve bana yerini tarif etti. Dediği gibi merdivenlerden inip sağa döndüğümde uzun bir koridor ile karşılaştım. Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Kapıyı nazikçe tıkladığımda içeriden gelen girme izini ile yavaşça kapıyı açtım. İçeriye girdiğimde kraliçe Amaris Miles ile kral Harvey Miles’ı kahvaltı yaparken gördüm. Kral Harvey oturmam için eli ile işaret ettiğinde kapıyı kapattım ve rastgele bir yere oturdum. Odaya göz gezdirdiğimde üç tane muhafızın ve iki tanede genç kızların köşede dikildiğini gördüm. Onları incelediğimi gören kral Harvey hemen bir açıklama yaptı. “Onlar senin ile beraber Elegant kraliyet sarayına gidecekler. Üç güçlü muhafız ile iki zeki şifacı.” Başım ile kral Harvey’i onayladıktan sonra önüme dönerek kahvaltımı yaptım.
Kahvaltımı yapmıştım ve şimdi benim ile gelecek olan üç muhafız iki tanede şifacı ile ahırdaydık. Hepsi de kendine at seçmişti. Benim atımı ise muhafızlardan biri seçmişti. Hepimizde atlarımıza bindikten sonra yolculuk başlamıştı.
Prenses Rose
Kahvaltımı yaptıktan sonra odama doğru ilerliyordum. June için endişeleniyordum. Umarım sağ salim buraya dönerdi. Odama girdiğimde penceremin önüne oturdum ve kardan dolayı artık beyazlığa bürünmüş olan bahçeye baktım. Bir anda aklıma gelen garip soru ile kaşlarımı çattım. Acaba karı kontrol edebilir miydim? Ne biliyim yağış hızını, yağdığı tarafı ya da yağıp yağmaması bunu kontrol edebilir miydim?
“Tabi ki edebilirsin sadece öğrenmen gerek Alice.” Eğer gerçekten de bunu yapabilme yeteneğim varsa bir an evvel yapmak istiyordum. “İstemek kolay ama yapmak zor. Dün gece az daha odayı buza çeviriyordun.” Dün gece tam bir kâbus gibiydi. Ses güçlerimi kontrolünü bana bırakınca her yere buz fırlatmaya başladım. Ses son anda müdahale etmeseydi gerçekten de oda baştan aşağıya buza dönecekti. Sonrada buzların hepsi eridi ve ben onları temizlemeye çalıştım. Keşke attığım buzları geri alabilme şansım olsaydı. Sonrasında da hiç uyuyamadan acele ile kahvaltıya hazırlandım. Bu yüzden çok uykuluydum.
Penceremin önünden kalkarak yatağıma doğru ilerledim. Küçük bir kestirmenin ne zararı olurdu ki? Elbisemi çıkarmak ile uğraşmayıp direk yorganımı açtım ve içine girdim. İyi ki gece yatağıma buz fırlatmadım. Eğer fırlatmış olsaydım şuan nemli olurdu. Yorganı kafama kadar çektikten sonra uyumak için gözlerimi kapattım.
3 saat sonra…
Gözlerimi açtığımda yatağın içinde esnedim. Hemen doğrularak saate baktığımda. Üç saat boyunca aralıksız uyuduğumu fark ettim. Pencereme doğru ilerlediğimde gittikçe bana doğru yaklaşan altı at gördüm. Atı görüyordum ama üstündekileri göremiyordum. Biraz daha yaklaştıktan sonra altı kişide belli bir sınırdan sonra attan indiler ve ağaçların arasına saklanarak saraya doğru yaklaşmaya devam ettiler. Bir süre sonra gelenin June, üç erkek ve iki tane genç kız olduğunu gördüm. Hemen mutluluk ile olduğum yerde zıpladım. Daha fazla beklemeyerek odamdan çıktım ve misafir odalarının önünde nöbet tutan muhafıza seslendim. Muhafız bana doğru ilerledi. Tam karşımda durduğunda “bana prens Danix ile prenses Violet’ı çağırır mısın?” dedim. İşaret parmağı ile yeri göstererek “buraya mı?” diye sordu. Başım ile onu onayladığımda daha fazla beklemeyerek Danix’in kapısına doğru ilerledi. Penceremin tıklandığını duyunca kapıyı kapattım ve oraya doğru ilerledim. Pencereyi açar açmaz altı kişide hızla içeriye girdiler. Onlar içeri girip soluklanırken kapım çalındı. Danix geldiğini anlayıp “gir” dedim. Danix yavaşça odaya girdiğinde karşılaştığı şey ile hemen kapıyı kapattı. “Mektubu verdin mi?” diye sordu merakla. İnsan bir halini hatırını sorardı. June onu onayladı. Ardından nefesini toparlayıp üç erkeği gösterdi. “Bunlar en güçlü muhafızlarıymış.” Muhafızlar Danix’i görür görmez sol ellerini yumruk yaparak göğüslerine vurdular ve başlarını hafif öne eğdiler. Danix hepsi ile arkadaşmış gibi sarıldı. Sarılmaları bitince en başta ki mor saçlı olan ve aralarında ki en iri yapılı olanı eli ile bana gösterdi. “Lou benim küçüklük dostum.” Sonrasında Lou’nun solunda ki uzun sarı saçlı olanı gösterdi. “Tely kendisi benim kılıç eğitmenimdir.” Tely anladığım kadarıyla diğerlerinden daha yaşlıydı. Çünkü teni büzülmüştü. Ne kadar yaşlı görünse de yine de iri bir adamdı. Tely’nin yanındaki kızıl saçlı muhafızı göstererek “Rof ise benim okçuluk öğretmenimdir.” Ne yalan söyleyeyim Rof bence en yakışıklılarıydı. Ayrıca diğerlerinden daha genç görünüyordu.
Danix hepsini bana tanıştırdıktan sonra hafifçe öne eğilerek “memnun oldum” dedim. Muhafızlar ise Danix’e yaptıkları gibi sol yumruklarını göğüslerine vurdular. Danix iki genç kıza geçtiğinde ise “bunlar şifacılar. Sarayımızın en zeki şifacıları onlar” dedi. Beyaz saçlı olanı eli ile göstererek “Elli ilaç yapımında uzmandır” dedi. Ardından yanında ki pembe saçlıyı gösterdi. “Nux ise yaraların dikiminde ya da iyileştirmede uzmandır.” Onları da tanıdıktan sonra hafifçe öne doğru eğildim “memnun oldum” dedim. Benim yaptığım gibi onlarda hafifçe öne doğru eğildiler. Nux, “peki, sizi de tanıyabilir miyiz?” diye sordu. Lan Rose’un soy isimi neydi! Hiçbir fikrim yoktu. “Soyadı Kamari .” Sesin yardımıma koşması ile rahatlamıştım. Nux’a gülümsedim ve sorusuna yanıt verdim. “Prenses Rose Kamari.”
Adımı ve krallığımı duyan Elli dayanamayıp “Siz Strength krallığının varisisiniz!” diye bağırdı. Onun ani tepkisi ile irkildim. Elli ani bağrışı yüzünden özür dileyerek başını öne doğru eğdi. Küçük bir kahkaha attım. “Önemli değil galiba biraz heyecanlandın.” Elli beni başı ile onayladı. Bir anda soğuktan geldiklerini hatırladım. Hepsinin dizlerine kadar her yeri kar olduğunu fark ettim. Hemen pencereyi kapattım. “Yatağıma oturup dinlenebilirsiniz.” Bu teklifimi duyan hepsi ilk başta yatağıma göz attılar. June, “şimdi pisletiriz prenses Rose. Teklifiniz için teşekkür ederiz.” Normalde en nefret ettiğim şey yatağımın pisletilmesiydi ama gece her hâlükârda uyumayacağım için şuan dert etmiyordum. “Benlik bir sıkıntı yok. Eğer yine de rahatsız olursanız paçalarınızı sıyırırsınız.”
June, Elli ve Nux paçalarını sıyırarak yatağıma oturdular. Muhafızlar ise sanki buna alışıklarmış gibi bir köşede durmaya başladılar. Tam o sırada kapım açıldı ve içeriye Violet girdi. Hemen kapıyı ardından kapattı. June’u görünce ona doğru ilerleyip sarıldı. O da heyecanını saklayamamıştı. June biraz şaşırsa da sarılmasına karşılık verdi. Violet, June ile olan sarılması sona erince geriye çekildi ve odaya göz gezdirdi.
Danix tıpkı bana yaptığı gibi Violet’a da herkesi teker teker tanıttı. En son olarak da Violet kendini tanıttıktan sonra Tely cebinden bir mektup çıkardı ve bana doğru uzattı. Mektubu görmem ile kaşlarımı çattım. Benim çatık kaşlarımı gören muhafız hemen açıklama yaptı. “Kral Harvey Miles size bunu vermemi istedi.” O kimdi ya? Danix’in krallığından geldiğine göre onun babasıydı belli ki. “Vay canına sen ne kadar zekisin böyle. Hayran kaldım.” Sesin benim ile dalga geçmesini umursamayıp hemen mektubu açtım. Mektupta şunlar yazıyordu;
Sevgili Strength krallığının prensesi Rose Kamari’ye,
Öncelikle yapmış olduğun plan gerçekten çok zekice ve cesurca. Hayran kaldım denebilir. Bu mektubu bu yüzden sana yazıyorum. Planların gerçekten çok cezbedici olduğu için. Senden bir şey yapmanı istiyorum. Şu katiller ile ilgili. Size gördüğün gibi en güçlü, en değerli muhafızlarımı ve şifacılarımı gönderdim. Hep beraber bir araya gelip güzel bir plan yapmanızı istiyorum. Gönderdiğim muhafızlardan biri kılıç eğitmeni diğer ise ok eğitmeni eğer onlardan rica ederseniz size her şeyi öğreteceklerdir. Sizi profesyonel bir dereceye getireceklerdir. Bundan adım kadar eminim. Bu arada yapacağınız bu plan çok kurnazca ve çok zekice olması lazım. Katilin işlerini zorlaştırmanız ile ilgili bir plandan bahsediyorum. Bu işimizi daha kolay hale getirir. Duydum ki arada bir suikasta uğruyormuşsunuz. Yapacağınız planı ona göre yapabilirsiniz. Bu arada ben diğer krallıklara haber gönderme talebinizi reddediyorum. Çünkü eminim ki katilin ailesi bundan haberdardır. Onlara bu haberi verirsek bizi engellemeye çalışacaklardır. Katilin kimliğini gizlice öğrenmenizi istiyorum. Bunu öğrendiğiniz an bana gönderdiğiniz hizmetçi ile tekrardan mektup getirtin böylelikle oraya daha fazla muhafız verebilirim. Sizde getirttirdiğim muhafızlarla güzel bir saldırı gerçekleştirirsiniz. Katili öldürmenizi ve tekrardan herkesin sarayına geri dönmesini sağlarız. Lütfen orada tek olduğunuzu sanmayın ben her zaman yardım için yanınızda olacağım.
Kral Harvey Miles