İçeriğe geç

Soğuk İntikam

Bölüm 6 · 14 dk okuma

Soğuk İntikam

Bölüm 6

6.BÖLÜM

“Evet, bugün ki idmanımızda ne yapacağız?” diye sordum ellerimi önde birleştirerek. Violet beline sabitli olan hançerini çıkardı. “Bugün hareket eden bir cismi vurmaya çalışacağız. Ben sana doğru bir elma fırlatacağım ve sende hançerin ile onu vurmaya çalışacaksın. Sen yaptıktan sonrada bana elmayı fırlatacaksın tamam mı?” başım ile onu onayladım. Violet köşede duran çuvalın içinde duran elmalardan birini aldı. O elmayı alana kadar bende hançerimi çıkarmış pozisyon almıştım. Benim hazır olduğumu görünce “atıyorum” diye önceden haber verdi.

Başım ile onu onayladım. Benim onayımı alan Violet hemen elmayı bana doğru yukarıdan fırlattı. Ben de hiç beklemeden hançeri hedefe doğru hançerimi fırlattım. Elma arkamdaki duvara çarptıktan sonra yere düştü. Elmayı almak için gittiğimde hançeri tam ortasına sapladığımı fark ettim. Elmayı masanın üstüne koydum ve üstünden hançerimi de aldım.

“Sence o katilleri nasıl bulacağız?” diye sordu Violet. Çuvaldan bir tane elma aldım ve sorusuna yanıt verdim. “Henüz bir yolunu bulamadım ama eğer biraz daha böyle eli kolu bağlı oturursak herkes ölecek. Şimdilik katilleri bulmak yerine onların işlerini zorlaştırmamız lazım. Örnek olarak bu sarayda muhafız kıtlığı var. İlk önce muhafızları çoğaltmamız lazım. Sonrada bir hizmetçi ya da başka biri ile ailelerimize mektup göndermemiz lazım ama bunu çok gizli yapmalıyız. Mektubu gönderdikten sonra dış kapıları ve pencereleri mühürleriz. Yalnızca benim pencerem hariç. Hizmetçi geldiğinde ise benim penceremden girer. Bunun için dört kişiye ihtiyacımız var. Güvendiğin iki kişi var mı?”

Violet planımı çok zekice bulmuş olmalı ki ağzı açık kaldı. Cevabımı beklediğimi hatırlayınca ağzını kapattı ve “Widen ile Danix’e güveniyorum. Onların katil olabileceğini sanmıyorum. Eğer bir kişiye daha ihtiyacımız olursa bu kişi Topen olabilir” dedi. “Tamam, bende onlara güveniyorum. Widen ile Danix’e bu planımdan bahsederiz. Beşinci bir kişiye ihtiyacımız olduğunu sanmıyorum. Bence bu yaptıklarımız ile hem katillerin işlerini zorlaştırırız hem de katilleri bulabilme oranımız artar.” dedikten sonra elmayı fırlatmak için duruşumu düzelttim. Violet da pozisyonunu aldı. Hazır olduğunu görünce elmayı fırlattım. Violet’da hedefi tam ortasından vurduktan sonra bana döndü ve “planın çok zekice. Bunu hava koşulları kötüleşmeden hemen yarın uygulamamız lazım” dedi.

Yaptığımız alıştırmalar bitmişti. Elmaları birbirimize attıktan sonra Violet bana birkaç hareket gösterdi ve bende ona gösterdim. Saat gece üç gibi odalarımıza dağılmıştık. Bugün çok terlememe rağmen yine de banyo yapmıştım çünkü neredeyse sekiz gündür hiç yıkanmamıştım. Resmen kir ve pis yuvası olmuştum.

Banyomu yapmış, üstümü giyinmiş ve şimdi de ıslak saçlarımı örüyordum. Örme işim bitince hemen yanımdaki hançerimi bacağıma sabitledim. Odamı son olarak kontrol ettikten sonra yemek salonuna doğru ilerledim. Aslında hiç kahvaltı yapasım yoktu çünkü midem garip bir şekilde bulanıyordu. Bu bulantı da benim iştihamınım kaçmasına sebep oluyordu. Kahvaltı yapmasam da olurdu ama bugün biraz fazla yoğun olduğumdan dinç olmak için mecburen kahvaltı yapmak zorundaydım.

Yemek salonuna girdiğimde herkesin geldiğini gördüm. Galiba saçlarımı örerken fazla zaman kaybetmiştim. Prenses Yadon’un yanına oturdum ve masaya göz gezdirmeye başladım. Yadon, eşinin ölümünden dört gün geçmesine rağmen hala yas tutuyordu. Aslında bu kadar çok samimi olduklarını bilmiyordum. Şu zamana kadar hiç yan yana gezdiklerini bilene görmemiştim.

Tabağıma bir tane poğaça aldıktan sonra prenses Yadon’un tabağına baktığımda hiçbir şeyin olmadığını gördüm. Bir tane poğaçada alıp onun tabağına koydum. Poğaçayı koyduktan sonra kulağına eğilerek “eşinizin canına kıyan katillerin intikamını almanız için sağlıklı beslenmeniz gerekiyor, değil mi?” diye fısıldadım. Söylediklerimi bir süre düşündükten sonra bana döndü ve küçük bir tebessüm etti. Tabağına koyduğum poğaçadan bir ısırık aldı. Onun aldığı minik ısırığını görünce ben de ona küçük bir tebessüm ettim.

Poğaçamı bitirdikten sonra odama çekildim. Aslında plan için biraz stresliydim ama başarılı olacağımızı hissediyordum. Bu da beni motivasyon ediyordu. Odama gelir gelmez hemen penceremin önüne oturdum. Masmavi gökyüzünü görünce içim biraz daha rahatlamıştı. Bugün hava iyi olacak gibi görünüyordu. Biraz sonra Violet, Widen ve Danix odama geleceklerdi. Diğerlerine planımızı anlatıp onaylarını aldıktan sonra planımı uygulama aşamasına geçecektik. Violet hizmetçilerden en güvendiğini ve en güçlü olanı seçecekti. Aslında muhafız göndermemiz gerekiyordu ama zaten muhafız kıtlığımız vardı. Bu yüzden onları riske atamazdık. En doğru seçim hizmetçilerden biri olacaktı. Mektubu yazdıktan sonra hizmetçiye verecek ve ona at ayarlayacaktık. Hizmetçiyi gönderme aşaması gece gerçekleşecekti. Hem hizmetçiyi gönderme aşaması gece olacaktı hem de mühürleme gece olacaktı. Kimseye yakalanmamak için özen göstermemiz gerekiyordu. Çünkü o kimse katillerden biri olabilirdi.

Ben pencerenin önüne oturmuş gökyüzüne bakarken bir anda Violet odama daldı. Benim müsait olduğumu görünce diğerlerini de içeriye aldı. Kapıyı tıklama zahmetine bilene girmiyordu. Pencerenin önünden kalktım ve üstümü düzelttim. Widen odamı baştan aşağıya süzdükten sonra lafa hemen girdi. “Neden buradayız ki?” Prens Danix’te beni baştan aşağıya süzdükten sonra Widen’a cevap verdi. “Biraz sabırlı olsana.” Violet onların boş muhabbetine kulak asmayıp hemen yatağıma oturdu. Sanki burası benim değil de onun odasıymış gibi davranıyordu. Sebebi ise prenses Rose ile fazla samimi olmalarıydı.

Danix ile Widen utangaç bir şekilde odama girdiler ve bir köşede yeni gelin gibi durmaya başladılar. Onların bu hallerini gören Violet ile ben küçük bir kahkaha kopardık. “Rahat olun, o köşede dikilmek yerine yatağıma oturabilirsiniz. Yabancı değilsiniz ya.” İkisi de yavaş adımlarla yatağımın ucuna oturdular. “Öncelikle buraya toplanma sebebimiz katillerin işini zorlaştırmak için yaptığım bir plan” diyerek söze başladım.

Planımı en ufak detayına kadar ikisine de anlattım. Danix ayağa kalktı ve bana doğru yavaş adımlarla ilerledi. Bir an planımda eksik bir şeyin olduğunu sandım. Bu yüzden nerde hata yaptım diye sorgularken başımı hafifçe öne doğru eğdim. Bir anda Danix çenemi nazikçe tuttu ve başımı kaldırarak yeşilleri ile göz göze gelmemi sağladı. “Harika bir plan olmuş leydim. Hemen bu gece uygulamamız lazım.” Yanaklarım kızarmaya tam başlayacağı sırada Widen koruyucu meleğim gibi ortaya atlamıştı. “Peki, hizmetçi geri dönemezse ne yapacağız?”

“Eğer hizmetçi gelmezse başka yollar deneriz” diye yanıt verdim. Danix çenemi bırakıp yanımdan geçerek bahçeyi izlemeye başladı. Bahçeden bakışlarını ayırmadan “mühürlemek yerine zincirleyebiliriz. Daha sağlam olur” dedi. Evet, aslında zincirlemek daha mantıklıydı. Mühür kolaylıkla kırılabilirdi. Violet, “zincirlemek daha mantıklı. Depoda bir sürü zincir ve kilit var.” Başım ile onu onayladım. Danix, “O zaman gece bu planı uyguluyor muyuz?”

Widen, “milletin odasına baskın yapıp pencerelerini nasıl zincirleyeceğiz ki?” Bir anda bütün bakışlar bana döndü. Sanki planımın eksik yeri buymuş gibi bir hava olmuştu. Ama bu bir eksiklik değildi ki. “Zincirledikten sonra sabah Violet bir konuşma yapar ve güvenliğiniz için der biter gider. Ayrıca bir tane seçtiğimiz muhafızın yapması daha mantıklı.” Verdiğim yanıt ile herkes bakışlarını benden çekti. “Planım eksiksiz. Bu planı uygulamamız için bizimle olmak istiyor musunuz?” diye sordum. Danix ile Widen bir süre boyunca birbirlerine baktılar. Aralarında nasıl bir iletişim geçiyor merak ediyordum hatta iletişim kurduklarından bilene şüpheliydim. Danix bana dönüp “sizinleyiz” dedi.

Henüz millet kahvaltısını bitirmeden hepsi odamı terk etmişti. Onların gitmesiyle tekrardan penceremin önüne oturdum. Bir anda midemin bulanması ile iki büklüm olmuştum. Acaba banyodan sonra üşüttüm mü? Çünkü bu normal bir bulanma değildi. Pencerenin önünden kalktım ve yatağıma oturdum. Bir süre boyunca karnımı ovaladım. Ovalamak şiddetini biraz azaltmıştı ama geçirememişti. Geçmesi dileği ile gözlerimi yumdum ve uyumaya çalıştım. Belki uyursam geçecekmiş gibi geliyordu.

Gözlerimi araladığımda bulantım geçmişti. On dakikalık bir kestirme yapmıştım. Yataktan kalktım ve üstümü başımı düzenledim. Başımı çevirip havayı kontrol ettim. Sonbahar olmasına rağmen hala güneşliydi. Bir anda kapım tıklatıldı. “Gir” dedim ve kapının açılmasını bekledim. Benim iznimi duyan kişi kapıyı yavaşça açtı. Bu kişi bir muhafızdı. “Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama prenses Violet sizi odasına çağırıyor.” Hemen odamdan çıktım ve arkamdan kapımı kapatarak Violet’ın odasına doğru ilerlemeye başladım.

Kapısının önüne geldiğimde onun gibi dalmadan nazikçe kapıyı tıkladım. İçeriden girmem için izin gelince tıpkı muhafızın yaptığı gibi kapıyı yavaşça açtım. Danix, Widen ve Violet odada toplanmışlardı. Odaya girdikten sonra kapıyı arkamdan kapattım. Violet’ın odası cidden çok büyüktü. Odasında kendine özel uzun bir masası bilene vardı. Hepsi de o masada toplanmış belli ki ben gelmeden önce bir şeyler konuşuyorlardı.

Masanın üstünde birden fazla zincir ve kilit vardı. Hepsi yığın bir şekilde duruyordu. Başımı kaldırıp pencerenin yanına bakmamla hizmetçim June’u gördüm. Ellerini önünde birleştirmiş masum masum pencereyi izliyordu. O kadar hizmetçi içinden cidden benim hizmetçimi mi seçmişti? Evet, bu kadınla daha önce bir defa falan diyaloğumuz olmuştu ama çok samimi gelmişti. Bu saraya benim ile beraber girdiğini hatırlamıyordum ama büyük bir ihtimalle arkamdan girmişti. Violet’a cidden mi? Der gibi bir bakış attım. Ne demek istediğimi anlayan Violet omuzunu silkeledi.

“Ne konuşuyordunuz?” dedim. Bir anda June bana döndü. Gözlerindeki o parıltıyı bu uzaklıktan bilene görebiliyordum. “Prenses Rose!” diye haykırdı. Bir anda herkesin bakışı ona dönmesi ile yanakları kızardı ve sessiz bir şekilde özür dileyerek önüne döndü. Beni gördüğünde verdiği tepki ile kıkırdadım. Kendini kötü hissetmesin diye yanına gittim ve ona sarıldım. Ani sarılmam ile biraz şaşırmıştı. O da bana çok geçmeden sarılmama karşılık vermişti. Bir anda biz sarılırken Widen her zaman ki gibi ortaya atlamıştı. “Danix lütfen gözümün önünde otuz iki dişinle sırıtma.” June’dan yavaş yavaş ayrılıp arkamı dönmemle Danix’in bana bakarak sırıttığını gördüm. Danix, Widen’ın ona böyle söylemesi üzerine omzuna bir tane yumruk attı. “Niye sen sevgilinin yanında yavru köpeğe dönüşmene ben bir şey demiyorum da sen benim sırıtmama mı bir şey diyorsun?” dedi ve Widen’ı bozguna uğrattı. Violet ile beraber büyük bir kahkaha attık.

Bunun üzerine Widen “sevgilin olunca anlarsın” dedi. Onların bu küçük kavgasını keyifle izliyordum ki bu keyif çok kıssa sürdü. Danix bir anda bana döndü. “Peki, o zaman Rose sevgilim olur musun?” Bir anda aldığım bu soru ile sırtımı dikleştirdim ve boğazımı temizledim. Violet arkada saçma hareketler yaparak onaylamam gerektiğini anlatıyordu. Widen’a baktığımda ise Danix’i öldürecek gibi bakıyordu. Odada göz gezdirmediğim tek kişi vardı. O masum kişide June’du. Ona bakış attığımda onaylamam için başını sallıyordu. Milletin teker teker suratına baktığımı gören Danix bana doğru yavaşça ilerledi. “Diğerlerinin sana dediğine göre hareket etme. Kalbine göre hareket et.”

Danix doğru söylüyordu. Bir anda elimi göğsüme doğru götürdüm. Bunu yapmamla kalbimin ne kadar hızlı attığının farkına vardım. Kalbim teklifini kabul etmem için resmen çırpınıyordu. Bir anda bu kitap süresinde onunla yaşayabileceğim anılar gözümün önüne geldi. Evet, eninde sonunda onu terk edecektim. Ama o bunun farkına bilene varmayacaktı. Eğer kendi evrenime dönmeyi başarırsam şu anda olduğum bu evren silinecekti, o gidecekti. Ya da yeni bir okuyucu ile evren tekrardan canlanacak ve o beni hatırlamadan hayatını yaşamaya devam edecekti. Tek hatırladığı kişi arası pekiyi olmayan sıradan bir karakter olacaktı. Beni prenses Rose olarak görse de aslında öyle değildi. Eğer ben bu evrene girmeseydim şu anı bilene yaşıyor olamazdık. O beni ve bu yaşayacaklarımızı unutacaktı. Ama bu benimde onu unutacağım demek değildi ki. Bu yaşadıklarımızın sonunda yok olması da bu teklifi geri çevireceğim anlamına da gelmezdi. Onunla yaşayacaklarımın hepsi daima zihnimin bir köşesinde anı olarak kalacağını biliyordum. Eninde sonunda bitecek olan bir aşkı yaşamaya hazırdım.

Bir anda June’un beni dürtmesi ile düşüncelerim bölündü. Gözlerimi yerden kaldırarak Danix’in merakla bakan yeşil gözlerine sabitledim. “Teklifini kabul ediyorum prensim” dedim. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Teklifini kabul etmemle başımı yavaşça yere doğru tekrardan eğdim. Bu yaptığım hareket galiba utanmaktan kaynaklanıyordu. Bir anda Danix benim odamda yaptığı hareket gibi nazikçe çenemden tutup ona bakmamı sağladı. Danix’in yeşil gözleri bir anda parlamıştı. Gözlerinin derinliklerine baktığımda içinde binlerce canlının yaşamasını sağlayan doğayı gördüm. Yemyeşil ağaçlar, yemyeşil çimler ve daha fazlasını gördüm. Bir anda aklıma kendi evrenimdeyken gerçeklerden kaçmak için sığındığım bahçem aklıma geldi. Saatlerimi geçirdiğim o bahçe şuan onun gözlerinin içindeydi. Onun gözleri benim sığınağım olmuştu. Ben onun gözlerinin derinliklerine bakarken Danix bir anda bana yaklaştı ve beni dudaklarımdan öptü.

Bir anda zaman durmuş gibi oldu. Her şey karanlığa gömülmüştü. Dudaklarım onun ile olduğu süre zarfında sanki beynim hiçbir şey düşünemez olmuştu. Kalbim atmayı bırakmıştı. Hani zorlandığın bir matematik konusunun sorusunu çözmeye çalışırsın ama bir türlü çözemezsin, işte ben şuan o durumu yaşıyor gibiydim.

Danix yavaşça geri çekildi ve dudaklarını benimkilerden ayırdı. Onun geri çekilmesi ile gözlerimi açtım. O da yeşil gözlerini açmış yere bakıyordu. Sanki kötü bir şey yapmış gibi duruyordu. Yanakları ise domates gibi kızarmıştı. “Öpüşmeniz bittiyse buraya dönebilir miyiz?” Widen yine her zaman ki gibi beni şaşırtmayarak ortaya atlamıştı. Boğazımı temizledim ve az önce hiçbir şey olmamış gibi masaya doğru ilerledim. “Evet, plana geri dönelim.”

Benim umursamazlığımı fark eden Danix somurtarak masaya doğru ilerledi. Şuan konumuz plandı. Bizim az önce ki yaşadıklarımızı düşünüp bu planı bozmak istemiyordum. Bu yüzden Danix ile daha sonra ilgilenmeye karar verdim. Her şey zamanında olmalıydı, değil mi?

“June’dan başka bir hizmetçi seçemedin mi Violet?” buraya geldiğimden beri Violet’a sormak istediğim soruyu sonunda sormuştum. “En güçlü ve en zekileri o. Bende bu yüzden onu seçtim. Amacımız zaten en iyilerini seçmek değil miydi?” Bir bakımdan Violet’da haklı sayılırdı çünkü zaten amacımız oydu. Gönlüm ne kadar el vermese de başka bir seçeneğimiz yoktu. Başım ile onu onayladım. “Peki, atı nasıl ayarlayacağız?” diye sordu Widen. “Ben kıyafetleri ve mektup dâhil her şeyi hallettim. Şuan tek yapacağımız şey geceyi beklemek.”

Planı başlıca tekrar edip gözden geçirdik. Şimdi ise Danix ile ben odalarımıza doğru ilerliyorduk. “Orada öyle davrandığım için üzgünüm.” Danix tam odasına gireceği sırada söylediğim şeyle durdu. Arkasına doğru döndü. Küçük bir tebessüm ile “senin yaptığın en doğrusuydu kraliçem” dedi. Cümlenin sonuna eklediği “kraliçem” sözü ile bir anda kalp ritimlerim değişti. Tebessümüne karşılık vererek “anlayışın için teşekkürler kralım” dedim. O da benim cümle sonuna eklediğim “kralım” sözünü fark edince tebessümü büyüdü. Keşke bu saçma olaylara son verip onunla beraber gerçekten de kral, kraliçe olabilseydik ama maalesef ki hayalini kurduğum bu zamanlar hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti.

Odama girdiğim anda yatağımın üstüne atladım. Bir süre boyunca küçük çığlıklar atarak yatakta tepindim. Gözlerimi kapattığım her saniye içerisinde öpüşme anını sürekli tekrardan yaşıyormuşum gibi oluyordu. Bu da çığlıklarımın artmasına sebepti. Tepinmem bitince sırt üstü uzanarak tavana bakmaya başladım. Resmen nefes nefese kalmıştım. Eğer bu sahneyi kitapta okuyor olsaydım hiçbir tepki vermezdim. Fakat okumak ile yaşamak gerçekten farklı oluyor. Vay be! Aşkı saçma bulan Alice az önce bir erkek ile öpüştü. İnanasım gelmiyor.

Gece olmuş herkes uyumuştu. Tabi ki de biz hariç. Gece üç sularında planı uygulamak için benim odamda toplanacaktık. Saat ise şuan gece iki buçuktu. Prenses Violet’ın idmanlar için bana verdiği kıyafeti giyindim ve saçlarımı sıkıca yukarıdan topladım. Bacağıma hançerimi de sabitledikten sonra odamı toparladım. Şimdi ise penceremin önüne oturmuş gelmelerini bekliyordum. Bir anda karnım tekrardan bulandı. Ama bu bulantı sabahkinden daha kötüydü. Karnımı ovalamaya başladım. Acaba yediğim bir şey mi dokunmuştu?

Ben pencerenin önünde oturmuş Ay’ı izleyerek karnımı ovalıyordum ki aniden kapım açıldı. Violet yine kapımı tıklayıp izin almadan içeriye dalmıştı. Müsait olduğumu gördüğünde ya da müsait olduğuma karar verdiğinde diğerlerinin girmesine de izin verdi. Pencerenin önünden kalktım ve üstümü başımı düzenledim. Midem ağzıma gelmiş olsa da yine de tebessüm etmeye çalıştım.

Violet yatağıma geçip oturdu. Ardından Widen küçük ama belli ki ağır olan bir çuval ile gelmişti. Kapını köşesine çuvalı koydu. Galiba içinde zincirler vardı. Çuvalı koyduktan sonra kendini yatağımın üstüne bırakmıştı. “Kusura bakma Rose ama onu taşımak cidden zordu” diyerek yatağımın üstüne yattığı için özür diledi. “Sıkıntı yok Widen rahatına bak.” Danix ise içeriye gülerek girdi. “Widen zincirleri yukarıdan indirirken son basamağa takıldı ve zincirler ile beraber yuvarlandı. Görmen lazımdı Rose.” Söylediği şeyi güldüğü için anlamak biraz zor olsa da galiba anlamıştım.

“Danix şu iş bitsin yemin ederim seni geberteceğim.” Widen’ın yuvarlanışını hayal edince ister istemez bende gülmeye başlamıştım. “Sen yapma bari Rose.” Gülmemi kesmeye çalışmak biraz zor olsa da eninde sonunda başarmıştım. Violet, Widen’ın omuzlarını ovalamaya başladı ve “dalga geçmeyin benim sevgilimle” dedi. “Tabi sende daha önceden yuvarlandığın için…” henüz sözümü bitiremeden Violet’ın çatık kaşları ile karşılaştım. Ben susmam gerektiğini anlayınca hemen çenemi kapattım. Violet sustuğumu görünce sevgilisinin omuzlarını ovalamaya devam etmişti. Benim orada kusmamak için cebelleştiğimi kimse görmemişti. Keşke sadece kusmak olsaydı. Bir anda mideme kramp girmişti.

Benim kıvranmamı gören Danix hemen koşarak yanıma geldi. “Rose, iyi misin?” dedi. Benim bu halimi gören Widen’da koşarak yanıma geldi. Violet ise ciddi bir şey olduğunu anlayınca yataktan kalktı ve “Yatağa yatırın” dedi. Danix hemen kucağına alarak beni yatağıma yatırdı.

Biraz yatakta kıvrandıktan sonra kramp gitmiş yerine her zaman ki klasik bulantım gelmişti. Artık alıştığım için çok fazla vakit kaybetmeden ayağa kalktım. Çok ısrar etseler de iyi olduğumu söyleyip bir an evvel planı uygulamanın zamanı geldiğini söyledim.

Bahçeye çıktığımız anda bizi bekleyen June’u gördüm. Yanında çok asil bir at vardı. June benden yardım alarak ata binmişti. Violet cebinden mektubu çıkardı ve June’a verdi. Şimdi ise sıra gönderme aşamasıydı. Gideceği krallık Danix’in krallığıydı. Hem buraya daha yakındı hem de en güçlü muhafızlar onlarda bulunuyordu. Bu yüzden oraya gitmesi daha mantıklıydı.

June’a veda ettikten sonra saraya geri döndük. Bu sefer Widen yerine Danix odamda bıraktığımız zincirleri alarak Violet’ın ayarladığı muhafıza teslim etti ve sadece benim odama yapmaması gerektiğinde defalarca kez tekrar etti. Her şey kusursuzca halledildikten sonra hepimiz odalarımıza dağıldık.

Üstümdeki kıyafeti çıkarmış yerine geceliğimi giyinmiştim. Odam çok havasız olduğu için pencereyi birazcık açacaktım. Pencereyi açacağım sırada kar yağmaya başladığını fark ettim. Yaklaşık beş dakika önce hava çok güzeldi. Şimdi neden kar yağıyor ki? Pencereyi açmak için kulpunu tuttuğum anda kulpun buza dönüştüğünü gördüm. Benim dokunmam ile buza mı dönmüştü o? Geriye doğru birkaç adım attım ve ellerime baktım. Neler oluyordu lan böyle? Başımı çevirmem ile yatağımın üstündeki hançerimi fark ettim. Koşarak hançerimi elime aldım. Benim dokunuşumla hançerim baştan aşağıya buza dönüşmüştü. Yanlışlıkla elimden kayıp düşmesi ile ikiye ayrılmıştı. Ellerim titriyordu. Bunu nasıl yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. “Ses neler oluyor böyle?” diye fısıldadım. Ses eminim ki neler olduğunu biliyordu.

“Yıllardır içinde sakladığın gücün dışarı çıkıyor. Sakin olmalısın yoksa her yer buza dönüşecek.” Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. “Buraya gelmen zaten çok paranormal bir olay. Kendi evreninden çıkıp bir kitabın evrenine geldin, sence bu normal bir şey mi? Sen özel birisisin Alice. Bu yüzden özel güçlerinde var. Sen buzlar kraliçesisin Alice.”

Bölüm sonu

4 yorum