İçeriğe geç

Soğuk İntikam

Bölüm 10 · 13 dk okuma

Soğuk İntikam

Bölüm 10

9.BÖLÜM

Violet’ın kâğıdını ve kalemini ona geri verdikten sonra kendi odama geri gelmiştim. Bu gece herkese planımı anlatacaktım. Onlarında fikirlerini aldıktan sonra eğer beğenirlerse uygulamaya başlayacaktık. Eğer beğenmezlerse mecburen başka bir plan yapacaktım.

Kahvaltıya katılmadığım için çok acıkmıştım. Akşam yemeğine kadar dayanabileceğimi sanmıyordum. Midem resmen yemek diye haykırıyordu. Tam o sırada biri kapımı tıkladı. Saçımı düzelttikten sonra kapıya doğru ilerledim ve açtım. Danix elinde bir tepsi ile kapımın önünde duruyordu. Tepsiye baktığımda haşlanmış patates, poğaça ve birde portakal suyu gördüm. “Kahvaltıya katılmadığın için sana küçük bir tepsi hazırlattım.” Gülümsedim ve kapımı sonuna kadar açtım. “İçeriye girebilirsin.”

Ben yatağıma oturmuş kahvaltımı yaparken Danix karşımdaki duvara sırtını yaslamış sırıtarak beni izliyordu. Onun bakışları üzerimdeyken rahat bir şekilde yiyemiyordum. Bu yüzden ağzımdaki poğaçayı portakal suyu yardımı ile yuttuktan sonra başımı kaldırdım ve “bana o gözlerle bakma. Kendimi garip hissediyorum” dedim. “Hangi gözlerle sevgilim?” dedi bana doğru ilerlerken. Boğazımı temizledim ve ağzıma poğaça sıkıştırdım.

Benim bu halimi gören Danix sesli bir şekilde gülmeye başladı. “Yavaş ye boğulacaksın.” Tam karşıma yani yatağıma oturdu. Bir anda aklıma gelen şey ile hemen ağzımdaki lokmayı yutmaya çalıştım. Yardımcı olması içinde portakal suyunu kafama diktim. Hemen ayağa kalktım ve komodinime doğru ilerledim. Çekmecesinden planı yazdığım kâğıdı çıkardım.

“Burada plan yazıyor. İyi olup olmadığından emin değilim. O yüzden benim için göz gezdirir misin?” Başı ile onayladı ve elimdeki kâğıdı alıp okumaya başladı. Okuması bitince bana döndü. “Bence olmuş. Bu gece herkese açıklarız. Onlarında fikirlerini aldıktan sonra uygulamaya başlarız.” Kâğıdı ondan alıp tekrardan komodinimin çekmecesine koydum. “Bir şey soracağım. Nasıl bu kadar hızlı buldun?”

Ellerimi belime koydum ve kibirli bir yüz ifadesi ile “bu da benim özelliğim” dedim. Beni süzdükten sonra yatağımdan kalktı ve bana doğru ilerledi. Bir anda yüzümdeki kibirli ifade yok oldu. O bana yaklaştıkça bende geriye doğru ilerliyordum. Sırtım duvara değecek kadar ilerledim. Şuan duvarın içinden geçmek istiyordum. Ben durmak zorunda kaldığımda Danix durmadı. Ellerini iki yanıma koydu ve yüzüme doğru eğildi. Beni duvar ile kendi bedeni arasına almıştı. Kaşlarını havaya kaldırarak “sen benden kaçıyor musun?” dedi. Başımı hemen olumsuz anlamda salladım. “Ben niye senden kaçayım ki?” bunu söylerken bile ister istemez kekelemiştim. “Ben en iyisi kahvaltıma devam edeyim.”

Kolunun altında olan boşluktan eğilerek kaçtım. Yatağıma tekrardan oturarak bu sefer ağzıma haşlanmış patates sıkıştırdım. Danix az önceki gibi sırtını duvara yaslamış kollarını önünde bağlamış beni izliyordu. “Tabi canım. Sen benden niye kaçasın ki?” Ağzım dolu olduğu için başım ile onayladım.

Kahvaltımı bitirdikten sonra ikimizde penceremin önüne oturmuş planı konuşuyorduk. “Nöbet tutan muhafızlar babamın gönderdikleri mi olacak?” diye sordu Danix. “Lou olabilir ama diğerlerinin tutmasını istemem. Çünkü geceleri bizi eğitiyorlar gündüzleri de yorgun olurlar. Bunu Violet halleder.”

“Muhafızlardan biri gelip bize haber verecekse her an hazırlıklı olmamız lazım, değil mi?”

“Evet, her an hazırlıklı olmamız lazım.”

“Peki, bu muhafızlar tam olarak kaç kişi olacak?”

“Üç. Tam olarak üç kişi olacak ve en kıvraklarını seçmemiz gerekecek. Çünkü gizlice nöbet tutacaklar.”

“Gizli nasıl nöbet tutacaklar ki?”

“Orasını tam düşünemedim. Violet ile bir şeyler buluruz” dedim. Danix ayağa kalktı. Odanın kapısına doğru ilerledi. “Yorgunum biraz dinlenmem lazım sevgilim. Bundan sonra bir daha kahvaltını aksatma tamam mı?” Bende ayağa kalktım ona doğru ilerledim. “Tamam, sen merak etme.” Kapıyı açıp gidişini izledikten sonra yatağıma doğru ilerledim. Sanırım benimde biraz dinlenmem gerekiyordu.

Gece olmuş, karanlık her yeri yutmuştu. Kıyafetimi giyinmiş yatağımın üzerinde saçımı örmeye çalışıyordum. Örmeyi bitirdikten sonra aynada güzel durmuş mu diye baktım. Bir anda fark ettiğim şey ile buz kesildim. Saçlarım sarılığını yitirmiş yerine beyazlık almıştı. Emin olmak için aynaya daha çok yaklaştığımda bembeyaz olduğunu gördüm. Artık gerçekten de Elsa olmuştum.

“Güçlerin arttığı için bu saçlarına da yansıdı Alice. Yakında tenin olduğundan daha solgun görünmeye başlayacak. Bedenin diğer insanlara göre daima soğuk olacak. Gözlerinin maviliği daha belirgin hale gelecek. Yavaş yavaş aslında olduğun o insana dönüyorsun, buzların hükümdarı olarak olman gereken hale bürünüyorsun. Gerçek sen ortaya çıkıyorsun Alice.”

Saçlarımın fark edileceğini bildiğim için kıyafetimin kapüşonunu saçlarımı örtecek kadar çektim. Buzların hükümdarı olduğum için gerçek benliğim ortaya çıkıyordu ve bu bence iyi bir şey değildi. Ses ne kadar ballandırarak anlatsa da bu iyiyi değildi. Diğer insanlar tarafından bu değişimler fark edildiği anda bende bir terslik olduğunu anlarlardı.

Yatağımın üstündeki hançerimi alıp belime sabitledim. Ardından çekmecemin içindeki planın yazılı olduğu kâğıdı alıp cebime sıkıştırdım. Hızlıca odayı terk edip salona doğru ilerledim.

Salona girdiğimde Widen ile Danix hariç herkesin burada olduğunu fark ettim. Bu sefer geçip bir köşeye çömeldim. Violet hemen benim yanıma geldi. “Saçların neden kapalı? Suikastçılara benziyorsun.” O gülerken bende kendimi gülmek için zorladım. “Sadece biraz dağınıklardı. Tarak bile ayıramadı.” Violet’a yalan söylediğimden hemen sonra diğerleri de gelerek ekip tamamlandı.

Dün ki gibi herkes bir köşeye oturmuş mola veriyordu. Bende yine Ay ışığının altın da sanki karşımda bir düşman varmış gibi hançerimi savuruyordum. “Düne göre daha çok güçlenmişsiniz. Hançeri savururken daha sert ve güçlü savuruyorsunuz. Gerçekten de hızlı öğreniyorsunuz prenses Rose.” Eğitmenim Tely’nin beni övmesi ile tebessüm ettim. Tam o sırada cebimdeki kâğıdı hatırladım. “Teşekkürler muhafız Tely” dedikten sonra cebimdeki sıkışık kâğıdı çıkardım.

“Bu arada ben planı yaptım. Her şey bu kâğıtta detaylı bir şekilde yazıyor. Sırayla okuyun. Eğer sizde beğenirseniz hazırlıkları yapmaya başlarız.” İlk olarak kâğıdı Violet’a verdim.

Herkes kâğıdı okuduktan sonra alıp tekrardan cebime sıkıştırdım. Widen, “kral Harvey’nin bizden istediği plan bu değil” dedi. Hançerimi belime sabitledim ve boğazımı temizledim. “Evet, bu değil ama bu daha iyi. Bu plan daha kıssa sürede gerçekleşir. Zaten çok zamanımız yok. Katiller iyileşmeye başlamıştır. Hatta belki de şuan aramızdaki birini öldürmek için plan yapıyor bile olabilirler. Bu yüzden eğer sizde uygun görürseniz bu plan uygulanacak, eğer uygun görmezseniz başka bir plan yapılacak. Şimdi lütfen fikirlerinizi beyan edin.”

“Ben beğendim” dedi Violet okunu incelerken. Widen ise kaşları çatılmış bir şekilde düşünüyordu. Bir süre sonra başını kaldırdı ve “uygulayalım” dedi. Son olarak Topen kalmıştı. Döndüğümde yeri izlediğini gördüm. Ona doğru ilerledim ve elimi omzuna koyarak bana bakmasını sağladım. “Senin içinde uygun mu prens Topen?” diye sordum. Oturduğu yerden dikelerek “benim için de uygun prenses Rose” dedi. “Harika! O zaman planı uygulamak için yavaştan başlayabiliriz. Violet bize en kıvrak iki muhafız söyle. Biri Lou olacak ama diğerlerini senin seçmeni istiyorum.” Violet ayağa kalkarak “Tones ile Cevantes en kıvrak muhafızlarım bunlar.”

Tebessüm ederek “o zaman onlara bu plandan bahset ve nöbet tutmaları için gizli bir bölge bulmalarını söyle ama bu bölgede hiçbir şekilde görünmemeleri gerekiyor.” Violet başını yukarı aşağı salladı. En kıssa sürede bu lanet saraydan kurtulacağım için çok mutluydum. Ve bunun için kendim ile gurur duyuyordum.

Yine herkesten önce eğitimimi tamamlamış odama gelmiştim. Hemen hiç beklemeden güçlerimi kontrol etmek için kendimi hazırlamaya başladım. Derin nefes aldım ve gözlerimi kapatarak ilk önce kendimi sakinleştirmeye başladım. Kaskatı kesilen bedenimi rahat bıraktım. Kapüşonumun içine teptiğim saçlarımı önce kapüşonumdan sonra örmek için kullandığım tokadan kurtardım. Bedenim şuan hiç olmadığı kadar rahattı. “Hazır mısın?” sesin bana sorduğu soru ile gözlerimi yavaşça açtım. “Hazırım” diye mırıldandım. Bu sefer yapabileceğimi hissediyordum. “Kontrolü bıraktım.” Sesin kontrolü bırakması ile içimde yükselen o gücü hissedebiliyordum. Bedenim bu sefer daha hızlı karıncalanmıştı. Gücüm ne kadar buz fırlatmak için çırpınsa da buna izin vermemeye çalıştım. Ellerim bir süre sonra titremeye başladı. Tam buz fırlatacağımı hissettiğim anda ellerimi yumruk yaparak tırnaklarımı avucuma batırdım. Sanki biri bütün bedenimde soğuk bir kılıç gezdiriyormuş gibi hissediyordum. Bu da ürpermeme sebep olmuştu. Bir anda karnıma kramp girdi. Fakat bu kramp daha çok acı doluydu. Sanki bu acıyı geçirecekmiş gibi tırnaklarımı daha güçlü avucuma batırmaya başladım. Ayrıca sıktığım dişlerim eminim ki kırılmıştı. Gücüm bedenimin içinden çıkıp etrafa buz fırlatmak için bana çeşitli işkenceler çektiriyordu. Ve şimdi bu işkencelere şiddetli baş ağrısı da dâhil olmuştu.

İki dakika boyunca bunlara katlandıktan sonra bir anda bütün acım uçup gitmişti. Avucuma batırarak kanattığım tırnaklarım serbest kalmıştı. Sıktığım dişlerim gevşemişti. Derin nefesler altında kalmıştım. Alnımdaki terleri kolumun tersi ile sildikten sonra “kontrolü sende değil mi?” diye sordum sese. “Hayır, kontrol hala sende Alice. Başardın! Artık gücünü kontrol edebiliyorsun. Az önce hissettiğin her şey çok normal. Gücün bedeninden dışarı çıkabilmek için çırpındı. Fakat sen buna izin vermeyince pes etti. Eskiden seni o kontrol ediyordu ama şimdi pes ettiği için artık sen onu kontrol ediyorsun.”

Sesin söyledikleri ile buz kesildim. Gerçekten artık gücüm benim kontrolüm altında mıydı? Buna inanamıyordum. Başarmıştım. Fakat bu burada son bulmayacaktı.

Saate baktığımda herkesin uyanmış ve kahvaltıya hazırlandığını düşündüm. Hemen bir hizmetçi buldum ve bana bir küvet hazırlamasını istedim. Bir süre sonra küvetim hazırlandığında üstümdeki kıyafetlerden kurtularak ılık suyun içine girdim. Saçımı ve vücudumu yıkadıktan sonra hizmetçilerin bıraktığı havluyu vücuduma sararak dolabıma yöneldim. İçinden mavi bir elbise seçtikten sonra giyinmeye başladım. Giyinmem bitince saçlarımı yukarıdan dağınık topuz yaptım. Saçlarım geceye göre daha çok beyazlaşmıştı. Gözlerim sesin dediği gibi mavilikleri daha belirgin hale gelmişti. Ten rengim her zamankinden daha solgun görünüyordu. Gücümün artık kontrolü bendeyken kendimi daha iyi hissediyordum. Gerçek benliğimi bulmuştum.

Saçlarımı saklama gereğinde bulunmadan yemek salonuna doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde herkes bendeki değişimi fark etmiş olmalıydı. Ama hiçbirini umursamadan yerime oturdum ve kahvaltımı yapmaya başladım. Ağzıma birkaç lokma attıktan sonra odama doğru ilerledim.

Odama geldikten bir süre sonra Violet odama girdi. “Sana ne oldu böyle? Rengin solmuş. İyi misin Rose?” dedi yanıma gelip iki elimi de tutarak. Galiba hasta olduğumu söyleyecektim. Saçımı topuz yaptığım için çok dikkat çekmemişti ama ten rengim hemen ön plana çıkıyordu. “Sadece biraz üşütmüşüm” dedim ve sahte bir öksürük yaptım. “Anladım. Bu arada istediğin gibi muhafızlarımın en kıvrak olanlarını ayarladım. Şuan üçü de nöbete başladı. Ayrıca bir şey soracağım.” Onu onayladım ve soracağı soruyu bekledim. “O katilleri yenecek kadar güçlendiğimizi nasıl anlayacağız?” dedi. “Bu gece karşılıklı alıştırma yapalım. Böylelikle kimin güçlendiğine, kimin güçlenemediğine karar veririz.” Violat başını yukarı aşağı salladı ve müsaade isteyerek odamı terk etti.

Gece olmuş eğitimin vakti gelmişti. Hançerimi belime sabitledim. Dün geceki gibi saçlarımı kapüşon ile örtmedim. Yukarıdan sıkıca topladım ve salona doğru ilerledim. Bu gece herkes birbiriyle teker teker karşılıklı antrenman yapacaktı. Tabi muhafızlarda kabul ederse. Salona girer girmez Rof ve Tely ile karşılaştım. Yanlarına doğru ilerledim. Rof yayını inceliyorken Tely kılıcını beyaz bir bez ile siliyordu. Tam karşılarına geldiğimde beni fark ettiler ve yaptığı işi bırakarak bana odaklandılar. “Bu gece bence herkes karşılıklı antrenman yapsın. Böylelikle kimin güçlü olup kimin olmadığına karar veririz. Sizde ona göre eğitim verirsiniz. Mantıklı değil mi?” dedim direkt konuya girerek. İkisi birbirlerine bakıp biraz düşündükten sonra kabul ettiler. Konuşmamız bitince pencerenin önüne geçtim ve şiddetli bir şekilde yağan karı izlemeye başladım. Ben karın yağışını izlerken ekipteki herkes salona gelmişti. Ekibin tam olduğunu görünce pencerenin önünden ayrılarak salonun ortasına geçtim. Muhafızlarda karşılıklı antrenman yapıp güçlülük seviyemizi ölçeceklerini söyledikten sonra herkes yanıma yani salonun ortasına toplandı. Herkesin kendi eşini seçmesi yerine muhafızlar seçti. “Prens Topen ile prenses Violet” dedi sert bir ses ile Tely. “Prens Widen ile ben” diye ekledi Rof. Lanet olsun! Danix ile ben oluyordum. Neden Widen değil de ben? Bence bilerek bizi eşleştirdiler. “Prenses Rose ile prens Danix” dedi Tely. Danix’e doğru döndüğümde bana bakıp sırıttığını gördüm. Yaptığımız eğitimlerde Danix’in ne kadar çok güçlü olduğunu görüştüm zaten. Kesinlikle yenilecektim. “Biraz özgüvenin olsun bari.”

Topen ile Violet ilk çıkan çift oldu. İzlemek zevkliydi fakat onların yerinde olmak değildi. Topen gölge hançerlerini mükemmel bir şekilde kullanıyordu. On beş yaşında olmasına rağmen fazla hızlı ve güçlüydü.

Birbirimizi öldürecek kadar büyük yaralar açmıyorduk ama küçük sıyrıklar açabiliyorduk. Çünkü küçük sıyrıklardan bir zarar gelmezdi. Topen gölge hançerleri ile hızlıca eğilip Violet’ın bacağına sıyrık açtı. Violet ise mükemmel bir şekilde ok ve yayını kullanarak Topen’ın belinde sıyrık açtı. İkisinin de aşırı hızlı davranması ağızımı açık bırakmıştı. Bir süre boyunca böyle devam ettikten sonra en son Topen, Violet’a çelme takarak yere yapıştırdı. Böylelikle onu silahsız bıraktı. Ardından hiç beklemeden üstüne atlayıp boğazına gölge hançerlerinden birini değdirdi. Kazanan Topen olmuştu

Widen’ın hareketleri o kadar hızlı ve kıvraktı ki ben daha hiçbir şey anlamadan Widen, Rof’u duvara sıkıştırıp boğazına kılıcını doğrulttu bile. Kazanan Widen olmuştu.

Şimdi ise sıra Danix ile bana gelmişti. Salonun ortasına geçip hiç beklemeden pozisyonumu aldım. Danix’te aynı şekilde pozisyonunu aldı. “Bakalım beni yenebilecek misin sevgilim?” Onun söylediği şey ile kaşlarımı alayla havaya kaldırıp “göreceğiz” dedim. “Sana yardım edeceğim. Dediğim şeyleri anında gerçekleştirmen lazım. Danix, Widen’dan daha hızlıdır bundan eminim.” Sesin dediği şey ile daha çok gerilsem de bunu yüzüme yansıtmadım. Hançeri daha sağlam tutmaya başladım. “Başlayın” dedi Tely. Onun emri ile Danix kılıcını yüzüme doğrulttu. Hemen hançerim ile onu engellemeye çalıştım fakat hiç kolay olmadı. Bu sefer daha fazla güç uygulamam gerekti. Bir anda tüm gücümü kullanarak kılıcını üstümden ittim. Danix geriye doğru sendeledi. Bunu nasıl yaptığım hakkında en ufak fikrim yoktu. “Gücün sana yardım ediyor.”

Danix tekrardan pozisyonunu alarak hançerime vurdu. Bir anda hançerim elimden uçup gitti. Lanet olsun! “yumrukların var Alice. İstifini bozmadan pozisyonunu al. Hem gücün hem de ben sana yardım edeceğiz.” Sesin dediği gibi yumruklarımı sıktım ve pozisyonumu aldım. Pes etmeyecektim. “İşte böyle sakın pes etme sevgilim.” Danix sanki şuan beni yenmek yerine beni eğitiyormuş gibi davranıyordu. Bu da biraz şaşırmama sebep olmuştu. “Kılıcı ile sana saldırdığı anda takla atarak arkasına geç. Ardından sırtına tekme at.” Hemen sesin dediğini yaptım. Danix kılıcı ile bana saldırmaya kalkıştığında hiç yapamadığım kadar mükemmel bir takla attım ve arkasına geçtiğimde sırtına tekme atacağım sırada Danix ayağımı tuttu. “Yukarıya sıçrayıp tek ayağın ile yüzüne tekme at.” Evet, bu fazla acımasızcaydı ama bir anlık telaşla sesi dinleyip yukarı doğru sıçrayıp Danix’i sarsacak derecede bir tekme attım. Bunu nasıl yaptığım konusunda en ufak fikrim yoktu. Danix attığım tekme ile yana doğru sendeledi ve ayağımı bıraktı. Onun sendelemesinden faydalanarak ayaklarına tekme attım. Aniden yere düştü bende Topen gibi Danix’in üstüne atlayarak bileklerini tuttum. Şimdi tamamen etkisiz hale gelmişti.

Danix nefes nefese şaşırmış gözlerle bana bakarken. Yanağındaki botumun izine baktım. “Çok özür dilerim sevgilim” dedim ve yanağını okşadım. “Özür dilerim bir anda yapmak zorunda kaldım.” Yanağını öptüm ve botumun izini silkeledim. Bileklerini bıraktığım anda “Tebrik ediyorum sevgilim. Hızlı öğreniyorsun” dedi. Hiç beklemediğim anda beni kendine yaklaştırdı ve dudağımdan öptü. Beni öpmesi bitince de “harikaydın!” dedi. Şimdi ben şaşırmış kalmıştım. Az önce yüzünü teklemediğim adam şimdi beni tebrik ediyordu. Danix’in üstünden kalkıp salondakilere göz gezdirdiğimde hepsinin şaşırmış gözlerle bizi izlediğini gördüm. Danix kalkarken hafif inledi. “Ama keşke bu kadar sert vurmasaydın.” Kıkırdayarak onun kalkmasına yardım ettim. Muhafız Tely’e döndüğümde onunda şaşırmış olduğunu gördüm. Danix bir kenara geçti ve oturdu. Bende onun yanına oturdum. “Gerçekten özür dilerim.” Söylediğim şey ile Danix iç geçirdi. “Zaten amacımız bu değil miydi? Lütfen bir daha özür dileme.”

“Ama…”

“Ama falan yok. Beni yenmek için bunu yapman gerekiyordu Rose.”

Antrenmanlarımız bittikten sonra bu sefer onlardan önce çıkmak yerine onlarla beraber çıktım. Çünkü yapmam gereken bir güç kontrolü antrenmanı yoktu. Odama girer girmez üstümü değiştirdim ve yatağım uzandım. Biraz uyumaktan zarar gelmezdi.

1 saat sonra…

Uyandığımda kahvaltının zamanı gelmişti. Hemen hazırlandım ve yemek salonuna doğru ilerledim. Buraya geldiğimden beri neredeyse her gün aynı yemeği yiyordum. Bu yüzden iştahım azalmıştı. Bu sefer çörek yemek yerine sadece elma yedim. Elmamı bitirince odama tekrardan çekildim. Günlerdir aynı şeyi yaptığım için artık saatler geçmek bilmiyordu. Bu yüzden uyumaya karar vermiştim. Böylelikle gece daha çok enerjik olurdum.

Karanlık her yeri sarmıştı. Eğitim vaktinden birkaç saat önce uyanmış hazırlanmaya başlamıştım. Son birkaç gündür uykusuz olduğum için sabahtan akşama kadar uyumak çok kolay olmuştu. Kıyafetimi giyindim ve saçlarımı ördüm. Yatağımın üstündeki hançerimi alıp belime sabitledim. Bu gün diğerlerinden iki dakika daha erken gidecektim.

Odamı son kez gözden geçirdikten sonra salona doğru ilerledim. Tam salona gireceğim sırada biraz ileride tavandan sarkan uzun üç tane şey gördüm. Ben gözlerimi kısıp onların ne olduğunu anlamaya çalışırken arkamdan gelen ses ile irkildim. “Onlarda ne öyle?” Violet’da benim gibi gözlerini kısmış gördüğümüz şeyin tam olarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Bende bilmiyorum. Bakalım mı?” diye sordum. Violet elindeki okunu ve yayını çoktan hazır hale getirmişti. Bende hemen belimdeki sabitli hançeri çıkardım ve pozisyonumu aldım. Arkamdan gelen adım sesleri ile Widen ve Danix’in de buraya geldiğini gördüm. Widen ufuktaki fark ettiği şey ile aniden durdu. Sonra da gözleri yavaşça bize döndü. “Bunlar ne?” diye sordu Violet’ın yanına giderken. Danix, Widen’ın verdiği tepkiyi duyunca hemen onun baktığı yere baktı. Kılıcını çıkardı ve bana doğru yaklaştı. “Cesede benziyorlar” dedi Danix. Gerçekten ceset olamazlardı değil mi? Merakımdan burada çatlayacaktım.

Bir süre sonra merakıma yenik düşüp gördüğümüz o garip şeylere doğru ilerledim. Benim ilerlediğimi gören diğerleri de arkamdan beni takip ettiler. Onlara yaklaştığımda pencereden vuran ay ışığı ile ne olduklarını anladım. Danix’in tahminleri doğru çıkmıştı. Gördüğüm manzara ile buz kesmiştim. Bunlar nöbet tutmak için görevlendirdiğimiz muhafızlardı!

Bölüm sonu

2 yorum