10.BÖLÜM
Muhafızların cansız bedenlerini görmem ile gözlerimi fal taşı gibi açtım. Acaba suikasta mı uğruyoruz diye düşünürken bir anda kafamın üzerinden bir ok geçti ve muhafızlardan Lou’nun cesedine saplandı. Hemen yere eğildim. Arkamı döndüğümde prenses Yadon, prens Topen ve prenses Daisy ile karşılaştım. Yadon yayını indirdi. Belli ki oku kafamın üstünden o fırlatmıştı. Yavaşça ayağa kalktım. Kaşlarım çatık bir şekilde “neler oluyor burada?” dedim. Sesim sandığımdan da yüksek çıkmıştı.
Danix kılıcını yere sürterek benim yanımdan ayrıldı ve Yadon’nun yanına gitti. Kılıcını yerden kaldırıp omuzuna yerleştirdi. Daha önce hiç görmediğim bir şekilde gülmeye başladı. Gülmesi bitince “neler oluyor sevgilim?” diye sordum. Danix sert bir ses tonu ile konuştu. “Sevgilim mi? Gerçekten sana âşık olacağımı mı sandın seni aptal kadın.” Neden bilmiyorum ama gözlerim dolmuştu. Neden benim ile böyle konuşuyordu ki? Boğazıma oturan yumruğu yutmaya çalıştıktan sonra “ne diyorsun sen Danix?” dedim. Şimdi sesim biraz daha hüzünlü çıkmıştı. “Hemen özetleyeyim bayan lider. Şuan bütün arkadaşlarınızın ölümüne sebep olan o aptal dediğiniz katiller tarafından tuzağa düşürüldünüz. Evet, bu hikâyenin başından beri bahsettiğiniz o dörtlü katil şuan karşınız da duruyor.”
Gözlerimde düşmek için hazırda bekleyen o yaşlarımı serbest bıraktım. İnanamayarak Danix’in yeşillerine baktım. Buraya geldiğim günden beri hayranlık ile izlediğim yeşil gözleri artık farklı bakıyordu bana. Daha nefret dolu, daha iğneleyici bakıyordu. Huzuru bulduğum o gözler artık farklıydı. Güvendiğim o erkek bana ihanet etmişti. Başından beri planı beni manipüle edip bizi tuzağa düşürmekti. Bende ona kanmıştım. Bana gerçekten âşık olduğunu sanmıştım. Aslında hepsi yalandı. Onun ile yaşadığım her şey yalandı. Bana verdiği ilk öpücük bile yalandı. Bu lanet sarayın sırları ortaya çıkmıştı.
Öğrendiğim iğrenç gerçek karşısında dayanamadım ve geriye doğru sendeledim. Bütün bedenim titremeye başlamıştı. Hem öfkeli hem de hüzünlüydüm. Bu da öğrendiğim ihanetin verdiği bir duyguydu. Danix’in gözlerinden bakışlarımı çekip Widen ile Violet’e çevirdim. Violet, Yadon’a bakarken Widen’da bakışlarını kardeşi Topen’dan ayıramıyordu. Widen gerçekten de benden daha kötü bir haldeydi. Onun aynı çatı altında yaşadığı kardeşi ihanet etmişti. Widen kekeleyerek “Topen” dedi. Topen nefret dolu gözlerini abisine çevirerek “ne var?” dedi. On beş yaşında diye üzüldüğüm o çocuk bile değişmişti. Hepsinin sesi ve bakışları daha önce duyduğumuzdan, gördüğümüzden daha farklıydı.
“Kendine gel Alice. Eğer daha fazla böyle kitlenip durursanız hepiniz öleceksiniz. Acilen diğerlerini kendine getir ve son savaşı başlat. Hadi kızım sana güveniyorum.” Sesin dediğini yapıp kendimi silkeledim. Önemli oldukları kim oldukları değil, ne yaptıklarıydı. Hepsi ölmeyi hak ediyordu. Bu yüzden hızlı davranıp Widen ile Violet’ın yanına koştum. Widen’ı omuzlarından tuttum ve hafif sarstım. “Widen kendine gel. Karşındaki kim olursa olsun onlar ile savaşmamız lazım, kendi kardeşin olsa bile. Onlar bize ihanet ederken acımadıysa bizde onlara saldırırken acımayacağız.” Widen başını sallayıp kılıcını çıkardı ve pozisyonunu aldı. Ardından Violet’a döndüm. “Kardeşin için” demem ile Violet oklarından birini yayına yerleştirdi bile. Bende hançerimi daha sıkı kavrayarak onların yanında yerimi aldım.
Bu halimizi gören katiller büyük bir kahkaha attı. “Gerçekten bizi yeneceğinizi mi düşünüyorsunuz? Cidden aptalsınız” dedi Daisy. Bir süre sonra yatakhanelerin orada beliren kişileri görünce kaşlarım çatıldı. Ronz ve Lony ellerinde silahlarla bize doğru ilerliyorlardı. Onların geleceğini hiç düşünmemiştim. İkisi de yanımıza gelip pozisyonunu aldı. “Ne güçsüz bir ekip ama işte Rose’un kurduğu ekip ancak bu kadar olur.” Danix gülerek cümlesini bitirmişti. Gül bakalım adi prens, son gülen iyi güler. “Göreceğiz” dedim. Prenses Yadon okundan birini Violet’a doğru bırakarak ilk hamleyi atmış oldu. Widen kılıcı ile okun yönünü değiştirdi. İşte başlıyorduk.
İlk hamlemi Daisy’e yaptım. Hançerimi yüzüne savurdum ama o kılıcı ile beni engelledi. Geriye doğru savruldum ama hemen kendimi toparladım. Bir anda hatırladım. Lony ile elim için odaya gittiğimizde dönüşü suikasta uğramıştım. Beni en son berbat hale getirende Daisy’di. Çünkü hamleleri tanıdıktı. Bu gerçekten işime yaramıştı. Çünkü az çok artık onun hamlelerini biliyordum.
Kılıcı ile belime yaptığı hamleyle geriye doğru birkaç adım atarak kaçtım. Eğildiği için hemen topuğum ile suratına tekme attım. Elime o tekmeyi atmayacaktın Daisy. Hemen kendini toparladı ve bacağıma doğru hamle yaptı. Kaçmama rağmen bacağımda küçük bir sıyrık oluşmuştu. Daisy doğrulup pozisyonunu yeniden almadan kılıcına tekme attım. Attığım tekme ile sadece kolu biraz savrulmuştu. Hemen geri pozisyonunu alıp güçlü bir şekilde kılıcını yüzüme indireceği sırada kıvraklığımı kullanıp kılıcının altından kaçarak koluna hançerimi sapladım.
Sadece kılıçların çarpışma sesi olan salon bir süreliğine Daisy’nin çığlığı ile dolmuştu. Herkesin gözü bize döndü. Daisy ise çok geçmeden kılıcını elinin tersine alıp bana doğru savurdu. Keşke arkasından çekilseydim. Yaptığı hamle ile belimde büyük bir yara açtı. Hançerim ile kılıcını engellemeye çalıştım fakat çok güçlüydü. Ne kadar kılıcını itsem de kımıldamıyordu. Yavaş yavaş kılıcı belimi yarıyordu.
Tam o sırada Violet okunu Daisy’nin kılıcına doğru atarak beni kurtardı. Daisy’nin kılıcının elinden düşeceğini sandım fakat o kadar güçlü tutuyordu ki sadece sendelemişti. Tekrardan pozisyonunu aldı. Belim çok acıyordu ama pes edemezdim. Hemen bende onun gibi yeniden pozisyonumu aldım.
Daisy bana hamle yaptığında hançerim ile engelliyordum, bende ona yaptığımda o da beni kılıcı ile engelliyorduk. Bir süre sonra salondan gelen acı çığlık ile ikimizde durduk ve etrafa göz gezdirdik. Lanet olsun! Widen, Danix ile cebelleşirken Topen arkadan dolanıp gölge hançerlerini abisinin boğazına saplamıştı. Bunu durdukları pozisyondan anlayabiliyordum. Widen daha fazla dayanamadan yere yığıldı. Violet’da hemen yanına koşarak onu son anda yakaladı. Çığlıklar atarak ağlamaya başladı. Gördüğüm bu sahne ile yıkılmıştım. “Özür dilerim Widen” dedim ve Daisy’nin karnına tekme attım. Daisy attığım tekme sonucu sırtını duvara çarptı. İçimdeki o güç uyanmaya başlamıştı. Bunu hissedebiliyordum.
Daisy’nin toparlanıp pozisyonunu almadan hançerimi elimin tersine aldım ve bütün gücümü kullanarak bacağına hançerimi sapladım. Hançerimi çektiğim anda Daisy yere devrildi. Nefes nefese kalmıştım. Şuan gerçekten de bir insan öldüreceğime inanamıyordum. Ama bir yandan da haklıydım çünkü buna mecbur bırakılmıştım.
Daisy yere yığıldığı anda Lony’nin attığı başka bir çığlık ile gözlerimi yeniden o tarafa yönelttim. Hayır, olamaz, olamaz, olamaz, olamaz! Yadon okunu Violet’ın sırtına saplamıştı. Violet’da çok fazla dayanamadan sevgilisinin cesedinin yanında kanlar içerisinde ölmüştü. Evet, gerçekten de Violet benim çocukluk arkadaşım falan değildi ama bu zaman boyunca bana destek çıkmış, beni kollamıştı. Bana kardeşinin intikamını almadan ölmeyeceğini söylemişti fakat bunu maalesef ki gerçekleştiremedi. Bu yüzden onun küçük kardeşinin intikamını ben üstleniyordum. Sadece Pemon’un da değil. Gamal’ın, Xaigon’un, Violet’ın, Widen’ın da intikamını ben üstleniyordum. Hepsini acı çektirerek öldürecektim ve bunu gözümü kırpmadan yapacaktım. Şimdi acımasızlık sırası bendeydi. Ölen kişiler için bu intikam alınmadan ölmeyecektim.
Dışarıda ki kar yağışı şiddetli bir şekilde artmıştı. Bunun sebebi ise bendim. İçimdeki o güç büyüdü. Bedenim karıncalanmaya, soğuk terler akıtmaya başlamıştı. İşte geliyordu.
Duvara sivri ve kalın bir buz fırlattım. Sıkı sıkı ördüğüm saçlarım bir şekilde açılmış yüzümü örtmüştü. Herkes bir duvara birde bana bakıyordu. “Sadece kendinizin bir sırrı olduğunu mu sandınız? Madem siz katilsiniz ben de buzların hükümdarıyım. Madem siz arkadaşlarımı öldürüyorsunuz bende sizi acı çektirerek sivri buzlarım ile öldüreceğim. Şimdi savaşın tadını çıkarmamın zamanı geldi” dedim. İlk hamlemi yerde hala çırpınan Daisy’e yaptım. Bu yaptığım hamle ile Danix’i delirtecektim. Yere Daisy’nin karnına saplanan bir buz fırlattım. Böylelikle o öldü.
Tahmin ettiğim gibi Danix kaskatı kesilmişti. Ardından ikinci hamlemi Topen’a yapmıştım. Ona ise boğazının içinden geçen sivri bir buz fırlattım. Böylelikle o da kanlar içinde saniyeler içinde öldü. Yadon’a ise Violet’ı öldürdüğü için küçük ama sivri buzlar fırlattım. O da kanlarının içinde boğularak öldü.
Tam zafer için sevineceğim sırada henüz erken olduğunu anladım. Bir anda camı kırarak içeriye giren ok ile yere eğildim. Başımı kaldırıp cama baktığımda ise salona giren kral Harvey ile arkasındaki küçük ama güçlü orduya baktım. Ordu benim çevremde çember oluşturdular. Neler oluyordu lan? Kal Harvey etrafa göz gezdirdikten sonra ordusundan iki kişiye emir verdi. “Yakalayın şu iblisi!” dedi bağırarak. İblis mi? Ne saçmalıyordu bu ihtiyar. Onun emrini alan muhafızlar ben daha ne olduğunu anlamadan kollarımdan beni yakaladılar. Ama buna pişman oldular. Çünkü bana dokundukları anda iki muhafızda baştan aşağıya buza dönüştü. Bunu nasıl yaptığım konusunda en ufak fikrim yoktu. “Ben boşuna mı buradayım Alice?”
Arkamı dönüp bakmam ile elips şeklinde ışıltılı lacivert bir şey duruyordu. “Bu bir geçit çok fazla bekleme ve içine atla. Bana güvenebilirsin.” Sese güvenerek onun dediğini yaptım. Evet, nereye gittiğini bilmediğim lacivert geçidinin içine atladım.
Gözlerimi açtığımda kendimi büyük ve görkemli bir odanın içerisinde yatakta buldum. Hemen ayaklanıp pencereye doğru ilerledim. Kar her yeri bembeyaz yaptığı için nerede olduğumu tam anlayamadım. Tek görebildiğim şey dışarıda koşarak kartopu oynayan çocuklardı. Onları görür görmez tebessüm etmiştim ama en son yaşadıklarımı hatırlayınca tebessümüm hemen soldu. Sevdiğim adam bana ihanet etmiş, Violet ile Widen canice öldürülmüştü ve bende üç kişiyi acımasızca öldürmüştüm. Biranda hafızamın silinip her şeyi unutmayı istedim fakat olmadı.
Arkamı dönüp odaya göz gezdirdiğimde soldaki ahşap ama görkemli kapının yanındaki büyük bir giysi dolabını gördüm. Giysi dolabının hemen yanındaki kapıyı gidip açtığımda geniş bir banyo olduğunu gördüm. Banyonun hemen yanında ise büyük bir kitaplık olduğunu gördüm. Kitaplığın karşısında ise çalışma masası vardı. Çalışma masasının yanında makyaj masası vardı. Makyaj masasının yanındaki büyük pencereden sonra da komodin ve ardından yatak geliyordu. Hepsi düzenli bir şekilde dizilmişti. Bu düzen odayı daha ferah bir hale getirmişti. Biraz ilerlediğimde yatağın yanında pencere olarak gördüğüm ama aslında balkon olduğunu gördüm. Balkonun kapısını açıp adım attığım an ayaklarım balkona yağan kar yüzünden ıslanmıştı. Çok büyük bir balkon değildi ama arada bir hava almak için muhteşemdi. Yüzüme yağan kar gülümsememe sebep olmuştu. Odayı incelemek için tekrardan odaya girdim.
Balkonu kapattığım anda kapım açıldı. İçeriye insan olduğundan şüphelendiğim biri geldi. Bu kişinin yeşil ve kıssa bir elbisesi vardı. Garip bir şekilde ayakkabı ya da çorap giyinmiyordu. Ten rengi garip bir şekilde yeşildi. Turuncu saçlarının arasında ise yapraklar vardı. Gözlerinin ise yeşilliği bana birini hatırlatıyordu…
“Bayan Arwen! Uyanmış!” dedi kız heyecanla. Odaya kahverengi ten renkli, mavi gözlü ve beyaz saçlı bir kadın girdi. Bu kadının ise anlında hilal şeklinde büyük bir Ay vardı. Sarı normal bir elbise giyinmişti. Bu biraz daha insana benziyordu. “Öncelikle Kallistar diyarına hoş geldiniz Alice Clarke.” Dedikten sonra hafifçe öne eğildi. Bunlar benim soyadımı nereden biliyordu ya? Ayrıca Kallistar diyarı da ne?
“Kafan karışmış olmalı. Burası hükümdarların diyarı. Burada toprağın, ateşin, evrenin ve daha fazlasının hükümdarı ile dolu. Sende buzların hükümdarı olduğun için buraya aitsin. Bu yüzden bu diyara geldin.” Ne yani ben adını bile iki dakika önce öğrendiğim bu diyara aittim de benim mi haberim yoktu? “Peki, ben neden buraya on sekiz yaşımda geliyorum? Madem bu diyara aitim o zaman neden çocukluğumu burada geçirmedim? Ben doğduğumdan beri Dünya’da yaşıyorum” diye sordum. Kafam karışıktı şimdi daha çok karışmıştı.
“Sen özel birisisin Alice. Normalde burada ki herkes özeldir ama sen hepsinden daha özelsin çünkü sen sonradan hükümdar oldun. Burada ki diğer hükümdarlar doğduğundan beri güçleri vardır ama sen sonradan ortaya çıkardın bu güçlerini. Bu da senin sonradan buraya gelmeni sağlıyor.” Şimdi her şey yerine oturmuştu. “Burası ise bir akademi” diyerek devam etti. “Bu akademi de herkes güçleri hakkında ders alıyor. Gücüne güç katıyor. Diğer ayrıntıları arkadaşın Natuse sana anlatacaktır. Şimdi benim halletmem gerek birkaç iş var. Ben en iyisi sizi yalnız bırakayım.”
Natuse anladığım kadarıyla şu yeşil kızdı. Bayan Arwen gittikten sonra Natuse kapıyı kapattı ve bana doğru ilerledi. “İlk nereden başlasam” dedi yatağa otururken.

