11.BÖLÜM
Natuse her şeyi bana detaylı bir şekilde anlattıktan sonra bana akademiyi gezdirmek istediğini söyledi. Bende yorgun olduğumu söyleyerek onu nazikçe reddettim. Şimdi ise odamda yalnız bir şekilde pencerenin önüne geçmiş yağan karı izliyordum. Yaşadıklarımdan dolayı bir süre boyunca böyle durgun olacağımı biliyordum. Sevdiğim adam tarafından ihanete uğramış, arkadaşlarımın hepsinin ölümünü görmüştüm. Fakat bu bir pes ediş değildi. Henüz burada bitmemişti. Arkadaşlarımın intikam arzusunu üstlenmiştim ve bunu gerçekleştirmeden ölmeyecektim. Pemon, Gamal, Xaigon, Violet, Widen…
Evet, katillerin neredeyse hepsini öldürmüştüm. Ama neredeyse. Geriye sadece Danix kalmıştı. Onu yenmek kolay olmayacaktı çünkü yanında koskoca ordusu vardı. Bu yüzden güçlenmem gerekiyordu. Güçlenmek için ise bu akademiye ihtiyacım vardı. Akıllarda şu soru dolaşıyordu. O sadece bir kitap evreni niye bu kadar çok abartıyorsun?
Hayır, abartmıyorum. Ben o kitabın içine girerek bütün duyguların hepsini teker teker yaşamıştım. Bu yüzden ister kitap evreni olsun ister olmasın. Ben o ihanete uğramıştım ve birkaç kişinin ölümünü görmüştüm. Eğer benim adım Alice Clarke ise ben o intikamı almadan ölmeyecektim, buna kararlıydım. Bu kitap mutlu son ile bitmeyi hak ediyordu. Ve bende bitirecektim.
Kitabın evreni henüz kapanmamıştı. Biliyordum. Çünkü ikinci kitabı vardı. Ve ben çoktan ikinci kitaba geçmiştim bile.
Pencerenin önünden ayrılarak dolabıma yöneldim. İçerisinden mavi bir elbise seçtim. Tüm gün böyle oturmak yerine Natuse’yi bulup bana akademiyi gezdirmesini isteyecektim. Natuse’nin söylediğine göre kendisi doğanın hükümdarıydı. Bu yüzden saçında yapraklar vardı. Ayrıca duyduğumda en çok şaşırdığım şey ise yüzyıllardır kar yağmayan Kallistar diyarına benim gelişim ile kar yağmıştı. Halk biraz korksa da Bayan Arwen onlara benim gelmem ile ilgili olduğunu söylemiş. Natuse’nin söylediğine göre Kallistar diyarı kendine ait olanı aldığı için böyle olmuş.
Makyaj masasından aldığım tarak ile saçımı taradıktan sonra hançerimi de bacağıma sabitleyip kendimi odadan dışarıya attım. Koridor ağzına kadar doluydu. Fakat beni gören herkes kenara çekilerek yolu açıyor ve garip bakışlar ile beni süzüyordu. Bu yüzden Natuse’yi bulmam kolaylaşacaktı. Biraz daha ilerledikten sonra Natuse’yi gördüm yanında ki korkunç görünen birine bir şey anlatıyordu. O kişinin gri renkte bir ten rengi ve saçları vardı. Bu bir kadındı. Elbisesi ise tıpkı ten rengi gibi gri ince bir kumaştan ibaretti. Ayrıca bazı yerleri yırtıktı.
Natuse beni fark etmediği için omuzuna dokunarak beni fark etmesini sağladım. Bir anda irkilerek bana döndü. “Ay elin aşırı soğuk” dedi gülerek. Evet, sesin dediği değişimde tenimin soğukluğa da vardı. Yanında ki ürpertici kadın ise koridorda ki diğer insanlar gibi beni garip bakışlar ile süzdü. Ardından “sen o kızsın değil mi?” dedi. Sesi de tıpkı kendisi gibi ürperticiydi. Tüylerim diken diken olmuştu. Natuse hemen ona dönerek. “Evet, o kız. Ayrıca adı Alice Clarke. Çok garip değil mi?” Pardon da garip olan neydi? Tipim mi yoksa adım mı? Bence ikisi de şuan gayet normaldi. “Alice Clarke mı? Bu nasıl bir isim?” dedi kaşlarını çatarken kadın. Bence sen önce kendi tipine bak. Ruhsuz. “Bence gayet normal bir isim.” Alttan almaya çalışıyordum ama sinirlerimi aşırı bozmuştu. “Neyse benim adım Visha Kyrell. Ölü ruhların hükümdarıyım.” Lan kıza ruhsuz dedim de zaten onların hükümdarıymış. Şimdi neden böyle göründüğünü anlamıştım. Elini nazikçe bana uzattı. Bana iyi bir izlenim bırakmamıştı Uzattığı elini tuttum. Hemen irkilerek elini geri çekti. “Aşırı soğuk” dedi. Sen hissedebiliyor muydun ya? Galiba bundan sonra herkes bana temas etmekten çekinecekti.
“Memnun oldum” dedikten sonra hemen Natuse’ye döndüm. Tam bir şey söyleyecekken iki tane mor içeceklerle bize doğru gelen kızı gördüm. “İçecekler geldi!” diye haykırdı neşe ile. Kız bir anda beni görünce neşesi soldu. Galiba yaşadığım bu muamele sonucu birkaç gün boyunca odamdan çıkmayacaktım. Resmen kendimden iğrendirdiler! Ahmaklar. “Bu o kız mı?” dedi Natuse’ye eğilerek. Natuse hemen başı ile onayladı. İçecekleri Visha ve Natuse’ye verdikten sonra neşeli haline geri bürünerek elini uzattı. “Merhaba, ben Eleanora Vanya. Güneş’in hükümdarıyım.” Bende onu baştan aşağıya süzdüm. Parlak sarı saçları ile normal bir insana benziyordu. Hemen uzattığı eli tuttum. “Merhaba, bende Alice Clarke. Buzların hükümdarıyım.” Elimin soğuk olduğunu biliyordum fakat o Visha gibi elini çekmedi. Tam tersi daha sıkı tutmaya başladı. Bu kız sevmiştim. “Güzel bir ismin var.” Söylediği şey ile tebessüm ettim ama Visha’nın araya girmesi ile tebessümüm soldu. “Güzel mi? Alice Clarke ne ya?” Bu kızı bir gün fena dövecektim galiba. Eleanora ona dönerek “biliyorsun ki o başka bir yerden geldi. Onun geldiği yerde böyle isimler varsa ne olmuş yani? Ayrıca bence gayet güzel bir isim sadece Kallistar isimlerine göre garip.” Ay ben bu kızı çok sevdim. Bana dönerek “onu kafana takma. Bir içecek ister misin?” dedi. Onu başım ile reddettim. Ellerimiz birbirinden ayrıldığı anda hemen Natuse’ye döndüm. “Ben akademiyi gezmek istiyorum. Tabi sana da uyarsa.”
“Tamam, o zaman ama ilk başta Bayan Arwen Alina’nın yanına gitmemiz lazım. Kızlar sizde gelmek ister misiniz?” Eleanora küçük bir alkış tutarak hemen koluma girdi. Bu bana birini hatırlatmıştı. “Tabi ki geliyoruz!” dedi neşe ile. Tenimin bu kadar soğuk olmasına rağmen temastan asla kaçınmıyordu. Küçük bir kahkaha attıktan sonra Visha, “ben gelmiyorum” dedi. Sen gelme zaten ruhsuz. Bence bu kız ölü ruhların hükümdarı olayım derken kendisi de öyle olmuş.
Natuse’de koluma gireceği anda geri çekildi. “Çok özür dilerim ama soğuğu sevmiyorum” dedi ve Eleanora’nın koluna girdi. “Özür dilemen gerekmiyor” dedim.
Hep beraber Bayan Arwen Alina’nın odasına doğru ilerledik. Kapısının önüne geldiğimde ise birbirimizin kolundan çıktık. Buranın müdürü olduğu için saygı duyuluyordu. Kapıyı çaldıktan sonra içeriden gelen “gir” sesi ile üçümüzde içeriye girdik. “Oturun kızlar.” Diğerleri otururken ben ayakta kalmayı tercih etmiştim. “Öncelikle Alice senin kaydını yaptım. Ve şimdi ise sana yeni bir isim vereceğiz. Kallistar diyarına uygun bir ismin olması lazım. Bence Lunara Aeron gayet güzel bir isim. Senin fikrin nedir?” dedi masasında ki kâğıtları karıştırırken. “Ben bir daha Dünya’ya dönemeyecek miyim?” diye sordum hüzün ile. Şahsen evimi, yatağımı, telefonumu, kitaplarımı ve ailemi özlemiştim. “Alice senin başından beri burada doğman ve büyümen gerekiyordu. Yani senin asıl evin burası.” Yeri izlemeye başlamıştım. Bir an evvel eve dönme hayali kurarken şimdi hiç dönemeyecektim. “Peki, Lunara Aeron güzelmiş. O olsun” dedim. Bayan Arwen kâğıtlardan başını kaldırarak beni süzdü. “Eminim burada da mutlu olacaksındır.”
Lunara Aeron. Şuana kadar toplamda üç ismim vardı. Lunara Aeron, Rose Kamari ve Alice Clarke. Üçlü kombo olmuşlardı. Bayan Arwen’in odasından çıktıktan sonra akademiyi gezmeye başladık. En alttan yani yemekhaneyi gezdikten sonra yukarıya çıkarak sınıfları gezdik. Akademi sandığımdan daha büyük çıkmıştı. Son olarak dövüş eğitimi yapılan odaya geldik. İçeriye girdiğimizde iki kişinin minderler üzerinde dövüştüğünü diğer bir kişinin ise onları izlediğini gördüm. Bizde durup onları izlemeye başladık. Güçlerini kullanmak yerine yumruk ve tekme kullanıyorlardı. Bir süre sonra birbirlerini itmesi ile onları inceleme fırsatı edinmiştim. İkisi de erkekti. Biri simsiyah gözlere ve uzun saçlara sahipti. Bakışları bana kaydığında gerçekten de ürpermiştim. Fazlasıyla korkunçtu. Eleanora kulağıma eğilerek “karanlığın hükümdarı Aaron Leone. Ürkütücü birisidir” diye bana onu tanıttı. Hemen bakışlarımı ondan çekip diğerine yönlendirdim. Bu kişi biraz daha yakışıklıydı. İri bir bedeni vardı. Dağılmış siyah saçları terden ıslanmıştı. Kemikli yüz hatları onu daha fazla çekici yapıyordu. Gözlerine baktığımda kırmızı olduğunu gördüm. En azından diğeri kadar ürkütücü değildi. Eleanora, “ateşin hükümdarı. Keegon Nolan çok itici birisidir.” Onları izleyen kişiye baktığımda Visha olduğunu fark ettim. Eleanora’nın kulağına eğilip “Visha neden burada?” diye sordum. “Çünkü Aaron Leone onun sevgilisi.” İkisi de tencere kapak gibilerdi. Natuse, “hadi gidelim” dedi. Tam gideceğimiz sırada gür bir ses bizi durdurdu. “Daha yeni başlamıştık hanımlar. Lütfen, izlemeye devam edin.”
Arkamı döndüğümde bunun Aaron olduğunu fark ettim. “Oh! Hem de diyara yeni gelen birisi ile.” Eleanora hemen önüme geçerek “sağ olun biz gidelim” dedi. Kaçıyor muyduk yoksa bana mı öyle geliyordu? Bence de kaçmak en iyisiydi. Bu adam bizi her an ayaklarımızdan tutup tavana sabitleyip boks torbası olarak kullanacakmış gibi duruyordu. Karşısında hazırda bekleyen Keegon duruşunu düzeltti ve bize doğru ilerledi. Natuse tam kapıyı açacağı anda Aaron önümüzde belirdi ve kapıyı eli ile geri kapattı. Harika! Şimdi sağlam çıkamayacaktık. Keegon tam karşıma gelip durduğunda suratında berbat bir sırıtma vardı. “Adın ne?” diye sordu. “Lunara Aeron” diye yanıtladım. En ufak saldırmasında hançerimi çıkarmaya hazırdım. Visha, “değiştirmiş” diye mırıldandı. “Ne hükümdarısın?” diye soru sormaya devam etti Keegon. Bir an evvel yanıtlayıp buradan gitmek için can atıyordum. “Buzların hükümdarıyım.” Kollarını birbirine bağladı ve yüzüme yaklaşmaya başladı. Tam o anda işaret parmağım ile onu geri ittim. “Sence ateş mi daha güçlü buz mu?” Ne mal bir soruydu bu böyle. “Buz” diye yanıtladım. Kimin güçlü olduğu gram umurumda değildi. “Kanıtla” dedi iki elini açarak. Ben onun suratına boş gözlerle bakarken Aaron, Natuse’ye yumruk attı. Arkadaşlık konusunda hassas olmuştum. Bu yüzden o iğrenç herifin sonu iyi olmayacaktı. Tam Aaron’a doğru ilerleyecekken Keegon önüme çıktı.
“Nereye gidiyorsun ufaklık?” Acaba bu akademi de disiplin var mıydı? Eğer yoksa rahatlık ile dövebilirdim. Pencereden gelen ses ile herkes oraya odaklandı. Karın yağışı artmıştı. Aaron, Natuse’ye tekrardan yumruk attı. Bu kız neden engel olmuyordu! Keegon bana tekrardan odaklandı. “Kanıtla dedim sana” şimdi sesi biraz daha gür çıkmıştı. Visha, “korktu mu yoksa?” dedi. Ben dört katil ile haftalarca yaşamış insanım bundan mı korkacaktım? Güçlerimi kullanmadan kolaylık ile yenerdim, hançer yardımı ile. Hızlı davranıp hançerimi çıkardım ve Keegon’un üstüne atladım. Onun üstüne çıkıp hançerimi boğazını dayadım. Bir anda yuvarlanarak rolleri değiştirdik. Elimdeki hançeri çekip aldı ve kenara fırlattı. Lanet olsun!
“Kimseye bulaşmaman gerekiyordu!” Sesten yardım istemek en iyisiydi. Çünkü şuan ellerimi ve ayaklarımı hareket ettiremiyordum. “Kafa at. Sonra da yuvarlan ve tekrardan üstüne geç. Hareket etmesini engelle. Elinden geldiği kadar zarar verme. Yoksa akademiden atılırsın.” Sesin dediğini yaparak kafa attım. Hemen yuvarlanarak onun üstüne geçtim ve ellerini kollarını tuttum. Bu pozisyondan nefret ediyordum. Tam kazandığımı düşündüğüm anda Visha bana tekme atarak Keegon’un üstünden düşmemi sağladı. Hızlıca kendimi toparlayıp ayağa kalktım. Keegon’da hemen ayağa kalkarak karnıma tekme attı. Sırtımı duvara çarpmam ile soluğum kesildi. “Hadi dostum bitir şu ufaklığın işini!” diye bağırdı Aaron. Çok beklerdi. Tam üstüme atlayacağı sırada eğilerek kaçtım ve Keegon’un sırtına sert bir tekme attım. Duvara yapıştığı anda ellerini arkadan birleştirerek hareket etmesini engelledim. Kulağına eğilerek “bir daha arkadaşlarıma zarar vermeye kalkışmayın” dedim fısıldayarak.
Onu bırakarak uzaklaştım. Böylelikle gücümü kullanma gereğini duymadan onu etkisiz hale getirmiştim. “Bu iş burada bitmedi Luna” diye bağırdı Keegon. “Başına bela aldın.” Aaron hemen kapının önünden çekildi. Kızları da alarak ortamdan uzaklaştık.
“Bunu yapmana gerek yoktu.” Natuse gerçekten beni deli edecekti. Adam onu orada yumruklarken durup izlememi mi istiyordu? “Seni yumruklamasına izin veremezdim.” Koridorda dolaşırken bir sınıfın önünde gelince kızlar durdu. “Bizim derse girmemiz lazım” dedi Eleanora. “Tamam, o zaman görüşürüz.” Tam gideceğim sırada Natuse arkamdan bana seslendi. “Teşekkür ederim Lunara!” Arkamı dönüp ona gülümsedikten sonra o dersine bende odama ilerledim. Benim derslerim yarın başlayacağı için biraz uyumanın bir sakıncası yoktu.
3 saat sonra…
Balkona geçtim. Yüzüme gelen karlar ile gözlerimi yumdum. Kendimi güvende hissediyordum. Derin bir nefes aldıktan sonra içeriye girdim. Çok uyuduğum için büyük bir ihtimalle gece uyuyamayacaktım. Bu yüzden ya hançerim ile alıştırma yapacaktım ya da bütün gece boyunca kitap okuyacaktım. Uzun zamandır kitap okumadığım için ikinci seçeneği seçtim. Güneş batmak üzereydi. Kitaplıktan rastgele bir kitap seçtikten sonra koltuğa oturdum. Kitap sanırım beş yüz sayfaydı. Bitirmem zor olacaktı.
Kitabı yarıladığımda Güneş batmış, yerine Ay ortaya çıkmıştı. Işığa ihtiyacım yoktu çünkü Ay ışığı direkt bana geldiği için yazılar rahatça okunuyordu. Ayrıca karanlığı daha çok tercih ediyordum. Dikkatim dağılmadan tekrardan kitabıma döndüm.
Bir süre sonra çekmeceden bulduğum bir mumu yakmıştım. Ay ışığı giderek beni karanlıkta bıraktığı için muma ihtiyaç duymuştum. Kitap ise aşırı sarıyordu. Bu yüzden mumu yaktıktan sonra tekrardan kitaba gömüldüm.
Kitap bitmişti. Güneş yavaş yavaş doğmaya başlamıştı. Kitabı, kitaplığa koyduktan sonra dolabıma yöneldim. Erkenden hazırlanmak en iyisiydi. Üzerime beyaz güzel bir elbise giyindim. Ardından saçlarımı taç şeklinde ördüm. Makyaj masasında bulduğum bir nemlendiriciyi hafifçe dudaklarıma sürdüm. Makyaj yapmayı sevmezdim. Çünkü bana kendimi soytarı gibi hissettiriyorlardı. Bu yüzden on sekiz yaşıma kadar sadece dudak nemlendiricisi kullandım. Ayrıca dikkat çekmek bana göre değildi.
Kalan süremi pencerenin önünde yağan karı izlemek ile geçirdim. Duvarda ki saate baktığımda vaktin geldiğini anladım. Natuse bana ilk günden her şeyi anlattığı için biliyordum. Dün uyumadan önce komodinimin çekmecesine koyduğum hançerimi aldım ve bacağıma sabitledikten sonra odamı terk ettim.
Koridorda biraz ilerledikten sonra Eleanora ve Natuse’yi gördüm. “Günaydın” dedim neşe ile. “Günaydın” diye karşılık verdiler. “Hadi gidelim. Geç kalacağız.” İlk dersin ne olduğu hakkında en ufak fikrim yoktu. Eleanora koluma girdi ve ilerlemeye başladık. Umarım Keegon ve Aaron ile aynı sınıfa düşmezdim.
Sınıftan içeriye girdiğimizde sınıfa göz gezdirdim. Al işte! Keegon sınıfın köşesine oturmuş bana bakıyordu. Adi herif. Eleanore hemen kolumdan çekiştirdi. “Hadi gel buraya oturalım.” Orta sıralarda ki üçlü sırayı gördüm. Natuse orta sıraya oturdu. Eleanora ise cam kenarına oturdu. Bana da duvar kenarı kalmıştı ve oturacağım sıranın hemen arkasında Keegon ahmağı oturuyordu. Diğer sıralara göz gezdirdiğimde kızlardan çok uzakta olduğunu gördüm. Derste bazı şeylerden yardım almak için onlara yakın oturmalıydım. Mecburen geçip oturacaktım. Keegon’a baktığımda yere bakarak pis pis sırıttığını gördüm. İğrenç. Daha fazla beklemeyerek yerime geçtim ve oturdum. Bana ne ondan ya. Önemli olan dersti, değil mi?
Derse her yeri mavi kumaşlar ile kaplanmış bir kadın girdi. Tek görünen yeri yüzüydü. Ten rengi de mavi olduğu için kumaşlar ile bütünlük oluşturuyordu. Elinde ise ucunda mavi renkli parlak bir taş bulunan asası vardı. İçeriye süzülerek girdi ve sınıfa dönerek kendini tanıttı. “Merhaba arkadaşlar. Ben Erika Nasia. Evrenin hükümdarıyım. Bu dersin amacı güçleriniz ile neler yapabileceğinizi ve nasıl yapacağınızı öğrenmek. Lütfen bir defter kalem çıkarın. Bu derste not almanız işinizi kolaylaştıracaktır.” Bekle. Evrenin hükümdarı mı? Bu kadın beni kitaba geri gönderebilirdi. Böylelikle intikamımı alacaktım. Onu tanımam iyi olmuştu. Herkes defter kalem çıkarırken sap gibi ortada kalmıştım. Natuse hemen bana bir defter ile kalem uzattı. “Senin için getirdim.” Tebessüm ederek uzattıklarını aldım.
“Çıkabilirsiniz.” Bayan Erika bunu söylediğinde dersin bittiğini anladım. Ders boyunca not almıştım. Güçlenmek için bunu yapmam gerekiyordu. Bir derste hep gücümüzü nasıl yönlendirmemiz gerektiğinden bahsetmişti. Ne yalan söyleyeyim dersi biraz sıkıcıydı ama yine de anlamıştım. Daha doğrusu anlamaya çalışmıştım. Herkes ayaklanıp sınıfı terk ederken ben aldığım notları okumaya başlamıştım. Bazı anlayamadığım yerleri tekrar etmem gerekiyordu. Umarım bunun sınavı olmazdı.
“Anlamadım.” Eleanora’nın söylediğinden sonra gülmeye başladım. “Notlarını oku” dedim ona defterini işaret ederek. “Not tutmadım. Yazı yazmayı hiç sevmem. Gereksiz bir şey bence.” Bende yazı yazmayı hiç sevmiyordum ama başarmak için bunu yapmam gerekiyordu, değil mi? “o zaman benim notları al.” Söylediğim şey ile Eleanora küçük alkış tuttu. “Teşekkürler.”
Natuse’yi de yanımıza alıp sırada ki sınıfa doğru ilerlemeye başladık. “Sırada ki dersimiz ne?” diye sordum merakla. Natuse omuzlarını düşürerek sorumu yanıtladı. “Dövüş eğitimi. Of, bu dersi biz niye alıyoruz ki? Elbisemi çıkarıp tekrardan giyinmek ne kadar zor haberleri var mı?” Aslında Natuse’nin elbisesi aramızda çıkarılması en kolay elbiseydi ama ona göre zordu. Sanırım en zoru benim ki olacaktı. Keşke fazla boncuklu bir elbise seçmeseydi. “Dövüş mü yapılıyor bu derste?” Eleanora beni onayladı. “Tam olarak öyle değil. Öğretmen sana birkaç hareket öğretiyor ve sende onu tekrar ediyorsun. Sene sonunda ise herkese bir eş seçip kazanana tam puan, kaybedene ise hiçbir puan vermiyordu. Hiçbir puan almayan sınıfta kalıyordu. Yani gördüğü hareketlerin tekrarı gibi bir şey oluyordu. Bizde genelde sınıfta kalıyorduk.” Gereksiz bir dersti ama işe yarayabilirdi. Güçlerini kullanmak yerine neden dövüşmeyi öğrenesin ki?
Sınıfa girdiğimiz anda çok kalabalık olmadığımızı gördüm. Bu çocuk her yerde karşıma çıkacak mıydı? Kim mi? Keegon tabi ki! Ayrıca yanında Aaron’da vardı. Üstelik Visha’da Aaron’un yanındaydı. Bir tane de kıpkırmızı giyinmiş bir kadın gördüm. Aşırı iyi görünüyordu. Kızıl saçları da elbisesine uyum sağlıyordu. Duvara yaslanmış etrafı süzüyordu. Kızlar kendi aralarında konuşurken ben o kadının yanına gittim. Onun ile tanışmak istiyordum. “Merhaba. Ben Lunara Aeron. Buzların hükümdarıyım. Tanışmak ister misin?” elimi ona uzattım. Normalde arkadaş edinmeyi sevmezdim ama bu akademi de yeni arkadaşlar edinmek hoşuma gidiyordu. Kız nazikçe elimi tuttu. Ardından diğerleri gibi hemen çekti. Küçük bir çığlık atarak salonda ki herkesin dikkatini çekmişti. “Çok soğuksun!” dedi. Mahcup bir şekilde tebessüm ettim. “Özür dilerim” dedim sessizce. “Çok havalı. Soğuğu daima severim ama sen fazlasıyla soğuksun.” Biraz abartıyor muydu acaba? “Neyse bende Alora Novalie. Aşkın ve sevginin hükümdarıyım.” Nasıl ya? Bu kız aşka mı hükmediyordu? Aman bana ne sanki. “Memnun oldum” dedim ve hemen kızların yanına gittim. Nedense hala herkesin bana baktığını hissediyordum. Sınıfa göz gezdirdiğimde zaten öyle olduğunu gördüm. Hemen önüme dönerek Eleanora’ya bir soru sordum. “Üstümüzü nerede değiştireceğiz?” Hemen eli ile küçük bir odayı gösterdi. İçerisinin iğrenç bir durumda olduğunu tahmin edebiliyordum. “E kıyafetler?” Bu sefer Natuse yanıtladı. “İçeride bir sürü var. Sen kendi bedenine olanı giyiniyorsun.” İğrenç. Tek kelime ile iğrençti. Ben milletin giyindiği kıyafeti neden giyineyim ki? Mecburen “o zaman ben giyinmeye gidiyorum” dedim. Yavaş adımlarla küçük odaya doğru ilerledim.
Elbisemi çıkarmak biraz zor olmuştu ama sonunda başarmıştım. Kendi bedenime göre bir tane kıyafet seçtim. Hepsi siyah dar kumaştan ibaretti. Sıska bedenimi güzel göstereceğinden şüpheliydim. Ayrıca yanında kemer ve bot da vardı. Hepsini giyindikten sonra son olarak aynaya baktım. İğrenç görünüyordum ama buna mecburdum. Öğretmen gelmeden odadan dışarıya çıktım. Kızlarda kıyafetlerini giyindikten sonra herkes minderin çevresine oturdu. Az önce tanıştığım kız şimdi hiç susmuyordu. Sürekli bana bir şeyler anlatıyordu bende mecburen dinliyordum. Bir süre sonra dinlemeyi bırakmıştım. Tek yaptığım başımı sallamak olmuştu. Eleanora’nın kulağına eğilip “buza dönüştürsem bir şey olur mu?” diye fısıldadım. Bir anda gülmeye başladı. Cidden sinirlerim bozulmuştu. “Ağzına buz fırlatsan bence bir şey olmaz. Daha önce herkes onu susturmak için gücünü kullandı.” Bunu yapmayı düşündüm ama sonra ya baştan aşağı buz yaparsam diye bir düşünceye kapıldım ve vazgeçtim. Dinlemek zorundaydım galiba.
Alora hiç durmadan konuşmaya devam ederken içeriye galiba öğretmenimiz girdi. Çünkü herkes yerine kalkmıştı. Bende onlar gibi kalktım. “Oturun çocuklar. Ben Raelyn Harlow. Savaşın hükümdarıyım. Bu derste de size birkaç dövüş hareketi göstereceğim.” Bu kadın çok güzeldi. Siyah saçları kırmızı dolgun dudakları ile bir bütünlük sağlıyordu. Ayrıca kıvrımlı fiziği onun bu dar kıyafetlerde daha çekici gösteriyordu. Bir an kendimden iğrendim. Gittikçe daha fazla sıskalaşıyordum. Bu gidişle bir deri bir kemik kalacaktım.
Bayan Raelyn bize dönerek tekme atmayı öğretti. Kadın yorulduğunda ise bir köşeye geçip oturdu ve “Keegon arkadaşlarına sen yardım et. Ben biraz dinleneceğim” dedi. Evet, tahmin ettiğim gibi Keegon onun gözde öğrencisiydi. Öğretmenin yapmayı kolaylaştırmak için bize öğrettiği aşamaları teker teker yaptım. Kendimi hazır hissettiğimde ise dönerek tekme atmayı başardım. “Aferin kızım. Adın neydi?” dedi Bayan Raelyn bana. “Lunara Aeron.” Kaşlarını havaya kaldırdı. “Sen şu özel kızsın. Daha önce bir dövüş eğitimi aldın mı?” Geldiğim kitap evrenindeki uyumadan yaptığımız idmanları düşünürsek evet. “Evet” dedim. “Belli oluyor. Ne tür silahlar kullanırsın?” Bayan Raelyn bana soru sordukça istemsiz bir şekilde geriliyordum. “Hançer kullanmayı tercih ediyorum.” Başı ile beni onayladı. Keegon, Alora ile ilgilenirken bir anda yanıma geldi ve elini omzuma koyarak “yanında bile taşıyor” dedi. Umarım hançerimi elimden almazlardı. Bayan Raelyn ayağa kalktı ve bana doğru ilerledi. “Gerçekten mi? Görebilir miyim?” Sesinde bir tür şaşırma vardı. Kıyafetin kemerine sabitlediğim hançerimi çıkarıp Bayan Raelyn’e uzattım. Keegon hala yanımızda olması rahatsız ediciydi. “Bu tür bir hançer hiç görmedim. Bunu nerede buldun?” Nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum. Acaba geldiğim yerden desem olur muydu? Bence olurdu çünkü Dünya’nın nasıl bir yer olduğunu nasıl tahmin edeceklerdi ki? “Geldiğim yerden getirdim.” Bayan Raelyn kaşlarını çatarak “geldiğin yer duyduğum kadarıyla garip bir yermiş. Ayrıca bir kitabın evreninden gelmişsin. Bayan Erika söyledi. Sana geçidi o açtı” dedi. Lan bu kadın nereden biliyordu? Ama iyi ki söyledi çünkü eğer geçidi Bayan Erika açtıysa beni geri de gönderebilirdi. “Bir kitap evreni mi? Ne güzel ama çiçekler, böcekler ve pembe bulutlar. Tam Senlik ufaklık.” Koogen’in söylediği şey ile kahkaha attım. Bayan Raelyn ile beraber garip bir şekilde bakmaya başladılar. “Hiç de öyle bir yer değildi.” Bayan Raelyn bana doğru eğilerek “nasıl bir yerdi anlatır mısın? Merak ettim” dedi. “Ah, şöyle ki arkadaşımızın doğum gününü kutlamak için balosuna gidiyorduk. Toplam on iki krallığın varisi ile beraber. Fakat o gece doğum günü olan arkadaşımızın kardeşi canice öldürüldü.” Cesedi gözlerimin önüne geldiğinde sesim kısıldı. “Böylelikle aramızda dört tane katilin olduğunu öğrendik. Bende bir plan yaparak herkesi kurtaramaya çalıştım. Bunun için geceleri uyumak yerine idmanlar yaptık. Bende o sırada âşık oldum.” Yeşil gözler aklıma geldikçe midem bulanıyordu. “Ama o âşık olduğum adam katil çıktı ve bütün arkadaşlarımı öldürdü. Bende onun arkadaşlarını buza çevirdim fakat onu çeviremedim. Ayrıca şuan buradayım çünkü güçlü bir şekilde geri dönüp onu öldürmek için. İntikam almak için.” Koogen elini omzuma bastırarak “ah, çok üzücü nasıl desem. Ağlayacağım şimdi” dedi ve alayla güldü. “Salak bir kitap karakteri için intikam almak mı? Tam da senin gibilerin yapmasını beklediğim bir hareket Luna. Bu arada dikkat et adamı öldüreyim derken kendini öldürme ya da öldür. Çok komik olmaz mıydı? İntikam için geri döndüğü kitap evreninde ölen o oldu. Çok iyi bir haber bülteni bence.”
Omzumdaki elini vurarak indirmesini sağladım. Gerçekten iğrenç bir herifti. Bayan Raelyn, “işine dön Keegon” demesi ile yanımızdan ayrıldı. “Yaşadıkların için gerçekten üzüldüm. Ayrıca bunu başarabileceğini hissediyorum Lunara. Keegon’u kafana takma. Hep böyledir. Şimdi hadi bakalım işine geri dön.” Arkasına dönüp tekrardan sandalyesine oturdu. Bende önüme döndüm ve işime odaklandım.
Ders biter bitmez üstümdeki berbat kıyafetlerden kurtuldum. Kızlarında giyinmesini beklerken. Herkes sınıfı terk ediyordu. Keegon ise sınıfı terk etmeden beni küçümseyici bir ifade ile süzdü. Ona gözümü devirdim. Tam o anda kızlar yanıma geldiler. “Hadi yemekhaneye inelim. Açlıktan geberiyorum” diye bizi çekiştirdi Eleanora.
Yemekhaneye geldiğimizde aşırı kalabalık olduğunu gördüm. Yer bulmak zor olacaktı. Yemek almak için sıraya girdiğimizde dev kazanlardan iğrenç kokuların geldiğini fark ettim. Bunlar ne yiyordu? Tabağıma mecburen hepsinden biraz aldım. Midem bulanmaya başlamıştı. Ağzımdan nefes alarak bunu engellemeye çalıştım. Üstelik rengi ve görünüşü de hiç iç açıcı değildi. Hepsi lapa gibiydi. Ayrıca yeşildi! İçecek aldığımda ise onunda mor olduğunu gördüm. Bu Eleanora’nın elinde ki içeceklerden biriydi. Ayrıca aşırı sıcaktı. Neyse ki soğuk tenim onu hemen soğutmuştu. Geçip boş bir yere oturduk. Havasız yemekhane midemi daha çok bulandırıyordu. Pencere falan yok muydu ya? Göz gezdirdiğimde yerden tavana kadar uzanan bir pencere olduğunu gördüm ama açılmadığı kesindi. Önümde ki yemeğe döndüğümde kokusu ve görüntüsü başımı döndürüyordu. Kızlara baktığımda afiyet ile yediklerini gördüm. Hatta Eleanora bitirmişti bile. Yemeğimi ona uzatarak “yemek ister misin?” diye sordum. Biraz şaşırsa da sonunda hemen kabul etti. Daha fazla bu ortam da bulunmak istemediğim için kendimi dışarıya attım. Kâbus gibiydi.
Akademiden dışarıya çıktığımda karın hala yağdığını gördüm. Kara ayak basmak mide bulantımı almıştı. Tam tersi beni rahatlatmıştı. Bir ağaç buldum ve altına oturdum. Gözlerimi yumarak kendimi rahat bıraktım. Bir süre sonra bir elin beni dürtmesi ile irkildim. “Öldün sandım” dedi telaşla Natuse. “Soğuktan donan cesetlere benziyorsun.” Bu bir tür iltifat mıydı yoksa değil miydi anlamamıştım. Sanırım değildi. “Unuttun mu bu karı ben yağdırıyor sayılırım.” Başı ile onaylayarak titredi. Hemen ayağa kalkarak arkamı silkeledim ve içeriye geçtik.
İçeriye girer girmez Eleanora ile karşılaştım. “Öldün sandık” diye sarıldı. Temastan kaçınmayan tek kişi gerçekten de o’ydu. “Sen nasıl benim ile temasta bulunabiliyorsun. İnsanlar çok soğuk olduğumu söylüyor.” Yanaklarımı nazikçe tuttu ve “hani ben Güneş’in Hükümdarıyım ya. Bu yüzden çokta etkilemiyor. Yani tabi ki soğuksun ama beni kendinden kaçıracak kadar değil.” Burnumun ucuna dokundu. Gülmeye başladım. “Neden yemeğini yemedin” diye atladı Natuse. Acaba neden? Çünkü mide bulandırıcı bir şey. Ona hala nasıl yemek diyorlar çok merak ediyordum. “O bence iğrenç bir şey. Sevmedim.” Natuse gözlerini devirdi ve kollarını önünde birleştirdi. “Bizde zaten zorunlu olarak yiyoruz. Eğer açlıktan ölmek istemiyorsan yemek zorunlusun.” Bence buna zorunlu değildim. Çünkü dışarıya çıkıp taze karlardan biraz yesem doyardım zaten. Hasta da olmayacağıma göre bence gayet mantıklıydı. Bence ben sıska değildim, olmaya zorlanıyordum.
Natuse’yi öylesine onayladıktan sonra beraber koridorda dolaşmaya başladık. Bir süre sonra bir pencereye yaslanıp dinlendik. Bir tür yürüyüş gibi bir şey yapıyorduk. Onlara yaşadığım her şeyi anlatmıştım. “Adi herif. Sana neler yapmış böyle!” diye sinirle bağırdı Eleanora. Hemen elim ile ağzını kapatarak “sessiz ol” dedim. Tam o sırada bizim gibi koridorda ilerleyen lanet çeteyi gördüm. Evet, tam olarak çeteydi bunlar. Visha, Aaron birbirleri ile ilgilenirken Keegon yere bakarak ilerliyordu. Natuse’nin kulağına eğilerek “Visha ile samimi görünüyordunuz” dedim. Natuse, “ o hep böyle, bizi dövdüler mi ne korur ne de bir şey der. Sadece izler. Bizde mal gibi onun ile arkadaşlığımızı devam ettirirdik.” Harbiden de mallarmış.
Ben onları iğneleyici bir bakış ile süzerken Keegon bakışlarını yerden kaldırdı ve göz göze geldik. Beni görünce hemen sırıtmaya başladı. Tam o sırada koridorun diğer ucundan Alora geliyordu. Koştuğu için acelesi olduğunu tahmin etmiştim. Bir de yere baktığı için düşmesi ya da birine çarpması an meselesiydi. Aynen tahmin ettiğim gibi Visha’ya çarptı. Elinde bir de o mor içeceklerden olduğu için hepsi Visha’nın üstüne döküldü. En azından gri solgun elbisesi biraz renklenmişti. Bir anda Visha’nın çığlığı ile suratımı büzüştürdüm. Aynı anda Visha avucunun içi ile Alora’ya sert bir tokat attı. “Önüne baksana ahmak!” dedi gür bir ses ile. Alora hiç beklemediğim bir anda ağlayarak Visha’nın önünde eğildi. “Özür dilerim.” Ne oluyordu lan burada. Anlaşılan iş başa düşmüştü. Ama ne yapayım Visha’ya bulaşmak zevkli olacaktır. Tabi yanında ki ayı olmasaydı. Yine de müdahale edecektim.
Boğazımı temizledim ve onlara doğru ilerledim. Benim geldiğimi gören Keegon ellerini önünde birleştirdi ve sırtını duvara yasladı. Yüzünde keyifli bir sırıtış vardı. Benim kavgalarımdan zevk mi alıyordu o? Alora’yı omuzundan tuttuğum gibi ayağa kalkmasını sağladım. Elim ile gözyaşlarını sildim. Belli ki bu kız fazla kırılgan ve itaatkârdı. “Bir daha bu kıza vurduğunu görürsem iyi şeyler olmaz.” Aaron sevgilisini arkasına aldı ve gür sesi ile yüzüme tükürerek konuştu. “Sen benim sevgilimi mi tehdit ediyorsun lan sıska?” Elimi göğsüme koyarak korkmuş taklidi yaptım. “Çok korktum. Aman Tanrım.” Duygularımı dışarıya vurmama konusunda uzman olmuştum. Aslında korkudan titriyordum ama bunu Aaron’a belli etmemin bir anlamı yoktu. “Kendini fazla bir şey sanma Aaron.” Bu söylediğim ile goril gibi nefes almaya başladı. Keegon bir anda araya girdi. “Gidelim koca adam” dedi ve göğsüne hafifçe vurdu. “Bu iş burada bitmedi” dedi Aaron. Bir işi de tam bitirseniz şaşarım zaten.
Kızlar hemen yanıma koşarak geldi. “Sen delirdin mi? O koca hayvan kim bilir sana neler yapar biliyor musun?” dedi Eleanora. “İyi misin?” kızları umursamayarak Alora’ya döndüm. Kız bir anda bana sarıldı. Bu sefer ilk tanışma anımızda ki gibi geri çekilip benden kaçmamıştı. Tam tersi daha sıkı sarılmıştı. “Sen harikasın Lunara. Gerçekten de sana minnettarım.” Tebessüm ederek bende ona sarıldım. Bir anda kızın kızıl saçları daha canlı gözükmeye başladı. Şimdi anladım. Gördüğü en ufak sevgide saçları canlanıyor, gördüğü en ufak kötülükte ise saçları soluyordu. Gerçekten de güzel bir özellikti. Keşke benimde kızıl saçlarım olsaydı. “Şimdi gerçekten gitmem gerekiyor” dedi ve benden ayrılarak yoluna devam etti. Natuse beni omuzumdan tutarak kendine çevirdi. “Bir daha onlara bulaşmıyorsun. Ne olursa olsun. Tamam mı? Bunlar psikopat insanlar klasik düşmanlara falan benzemezler. Bir daha bu çeteyi karşına alma. Eğer alırsan olacaklardan biz sorumlu değiliz.” Bir insan bu kadarda ödlek olamazdı değil mi? “Natuse kız gözümüzün önünde tokat yedi. Bu çok aşağılık bir şey. Buna müdahale etmem lazımdı. Hem bak bir şey yapamadı.”
“Sen cidden ahmaksın. Eğer Keegon olmasaydı ölmüştün.” Başım ile onu onayladım. Bu saçma kavgayı daha fazla devam ettirmeyecektim. “Tamam, istediğin gibi olsun.” Natuse iç çekti ve “ben odama gidiyordum” dedi. Eleanora ile bende Natuse’nin gidişi ile odalarımıza dağıldık.
